Tekil Mesaj gösterimi

Alt 01-05-2008, 12:18   #2 (permalink)
CooLKadin
 
CooLKadin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

Hukuk Devleti Anlayışı
Yönetimin Hukuka Bağlılığı

Demokratik düzenin egemen olduğu ülkelerde yönetimin hukuka bağlılığı ilkesi benimsenmiştir. Günümüzde yönetim ülkede egemen olan hukuk düzeni içinde hukuka uygun olarak görevlerini yürütme zorundadır.
Öğretide yönetimin hukuka bağlılığına “hukuk devleti” yönetimi hukuka bağlı olmayan devletler için de “polis devleti” deyimi kullanılır. Hukuk devleti tarihsel süreç içinde polis devleti anlayışından sonra ortaya çıkmıştır. Kara Avrupa’sında Polis Devleti anlayışından önce “Mülk devleti” anlayışı eğmen olmuştur.
Mülk Devleti Anlayışı

Mülk devleti anlayışı ortaçağın derebeylik sistemine dayanır. Derebeylik rejimi esas olarak belli olarak verilmesinden doğmuştur. Bunun yanında bazı kentler çeşitli yollarla özerklik elde etmişlerdir. Böylece kamu gücü en büyük derebeyi olan hükümdar derebeyleri kilise ve ayrıcalıklı kentler arasında bölünmüştür. Hükümdarın hak ve yetkileri derebeylerinin kilise ve ayrıcalıklı kentlerin hak ve yetkileri ile sınırlandırılmıştır.
Kamu hukuk ve özel hukuk ayrımının yer almadığı bu dönemde parçalanmış bir durumda olan kamu gücü mülkiyete dayalı haklardan sayılıyordu. Kamu gücünü elinde bulunduranlar yetkilerini sözleşme ile devredebiliyorlardı. Bunların hak ve yetkileri miras yolu ile başkalarına geçebiliyordu. Bu dönemde kamu gücü alanında görülen parçalanma yargı alanında da görülür. Hükümdarların derebeylerinin ayrıcalıklı sınıfların yargı yetkileri ve mahkemeleri vardı. Hükümdarların güçlenmeleri ile derebeylikler ortadan kalkmıştır. Böylece salt hükümdarlık döneminin başlamasıyla Mülk Devleti anlayışı yerine Polis Devleti anlayışına bırakmıştır.
Polis Devleti Anlayışı

Özellikle XVII. Ve XVIII. Yüzyıllarda Kara Avrupa’sında egemen olan “Polis Devleti” deyimi ilk kez Almanya’da ortaya çıkmıştır. Polis devleti ile yönetimi hukuka bağlı olmayan ve toplum için her türlü önlemi alma yetkisi olan devletler anlatılmak istenir. Polis devleti deyimindeki “polis” sözcüğü “kolluk” anlamında değil devlet düzeni ve bu düzen içindeki kamu gücü anlamındadır. Polis devletinin özelliği yönetimin tarımsal ve kendi koyduğu kurallar dışında hiçbir hukuk kuralı ile bağlı olmaması güç ve yetkilerinin takdire dayanması yargısal denetimin uygulanmamasıdır.
Böyle olmakla birlikte polis devleti düzensiz hiçbir kurala bağlı olmayan devlet anlamına gelmez. Yönetim içinde bir düzen yöneticilerin uyması gereken kurallar vardır. Bu kurallar yöneticileri yönetilenlere karşı bağlamaz. Bu darım sınırsız yetkilerle donatılmış devlet gücünün zamanla “keyfiliğe” kaymasına neden olmuştur.
Polis devleti döneminde yönetilenlerin yönetime karşı korunmasının sağlamak için “hazine” kuramına dayanılmıştır. Almanya’da ortaya atılan bu kuramın kökeni Doma Hukukuna dayanır. Roma hukukunda hazineye imparatorun yanında aynı bir kişilik tanınmıştır. Böylece hiçbir hukuk karalı ile bağlı olmayan kamu gücü ile özel hukuk kuralları uygulanan hazine birbirinden ayrılmıştır. Yönetimin kamu gücüne dayanarak yaptığı işlemlerden dolayı yargı yerlerine başvuramayanlar özel hukuk kurallarına dayanarak hazineye karşı dava açabiliyorlar hazineden tazminat alabiliyorlardı.
Hukuk Devleti Kavramı

Kara Avrupa’sında Fransız Devriminden bu yana “polis devleti” anlayışı yerini “hukuk devleti” anlayışına bırakmıştır. Kamu yönetiminin hukuka bağlılığına Kara Avrupası ülkelerinde “hukuk devleti” Ango-Amerikan ülkelerinde “hukukun egemenliği” yahut “hukukun üstünlüğü” denilir. Hukuk devleti deyimi yönetilenlere hukuk güvenliği sağlayan devlet düzenini anlatır. Hukuk devletini polis devletinden ayıran başlıca özellik devlet görevlerinin belli hukuk kuralları içinde yürütülmesidir. Hukuk devletinde devlet yalnız hukuku koyan bir varlık değil koyduğu hukukla da bağlı olan bir varlıktır.
Hukuk devleti anlayışı bir ülkede yerleşmiş hukuk düzenine yalnız bireylerin değil yönetimin de uymasını gerektiren bir ilkedir. Hukuk devleti ilkesinin bir anlam kazanabilmesi için ülkede egemen olan hukukun devlete karşı da yönetilenlere hukuk güvenliği sağlaması gerekir. Bunun için de yasama ve yürütme güçlerine bazı sınırlamalar getirilmesi hukukun herhangi bir sınıf egemenliğinin aracı olmaması demokratik toplumun gereklerine cevap vermesi gerekir. Bunda da en büyük sorumluluk hukukun ne olduğunu söyleme yetkisine sahip olan yargıçlara düşer.
Anayasa Mahkemesinin bir kararında da belirttiği gibi hukuk “devleti insan haklarına saygı gösteren ve bu hakları koruyucu adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeğe kendini zorunlu sayan ve bütün faaliyetlerinde hukuka ve Anayasaya uyan bir devlet olmak gerekir.”
Hukuk devleti kavramı ülkemizde önce öğretide sonra yargı kararlarında ve 1961 ve 1982 Anayasalarında yer almıştır. Her iki Anayasa da Türkiye Cumhuriyetinin “sosyo bir hukuk devleti” olduğunu açıkça belirtmiştir.
Hukuk Devleti İlkesinin Gerekleri

Hukuk devleti ilkesinin gerekleri konusunda değişik görüşler ileri sürülmüştür. Bunda da devleti ilkesinden söz edilirken genellikle yönetimin yasallığı yönetimin yargısal denetimi yargıçların bağımsızlığı yasaların Anayasaya uygunluğunun yargı yoluyla denetimi gibi konular üzerinde durulmuştur. Kara Avrupası ülkelerinde hukuk devletinin gerekleri arasında temel haklar güvenliğine erklerin ayrılması ilkesine de yer verilmektedir. Hukuk devleti ilkesinin içeriğini belirtme yönünden hukuk devleti ilkesinin gereklerine ülkemiz açısından kısaca değinmekte yarar vardır.

Hukuk Devletinin Gerekleri

Hukuk devletinin birinci koşulu temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasıdır. Zira hukuk devleti anlayışı ile insan haklarının gelişimi aynı paralelde gerçekleşmiştir. Temel hak ve hürriyetlerin güvence altına alınması hukuk devletinin ilk koşuludur. Hukuk devletinin diğer gerekleri de hep bu güvencesi sağlama yolundaki kural ve ilkeleri içerir. Temel hak ve hürriyetleri güvence altına almanın yolu ise onları katı bir Anayasada saymak ve kısıtlamalarını da genel ve evrensel kurallara dayandırmaktır.
Temel hak ve özgürlüklere yönetim tarafından gelebilecek herhangi bir olumsuz müdahalenin önlenmesi için ikinci koşul yönetimin yasallığıdır. Yönetimi uygulamaları öncelikle hukuka anayasaya ve hukukun evrensel ilkelerine uygun olmalıdır. Bununla birlikte yönetimin bu kuraldan sapması durumunda yargısal denetiminin de yapılması gerekir. Başka bir deyişle yönetimin hukuka aykırı davranışlarına karşı kişilerin yargı denetimi ile korunması gerekir.
Hiç kuşkusuz yaza devleti anlamına gelmeyen hukuk devletinde yapılan yasal düzenlemelerin ondan üstün olan Anayasaya uygunluğu şarttır. Çünkü temel hak ve hürriyetler Anayasa ile güvence altına alınmıştır ve onlar hakkındaki tasarrufların kuralları da Anayasada kayıt altına alınmıştır. Bununla birlikte temel hak ve hürriyetleri Anayasa güvencesi altına almanın ve ancak Anayasanın öngördüğü ilkeler ve zorunluluklar nedeniyle çıkarılan kanunlarla korumanın yanında diğer önemli bir koruma yolu da devlet yapısının ve bu yapının çalışma mekanizmasını belli kurallara bağlamak devlet içindeki güçlerin bir elde toplanmasını önlemektir. Bunun yolu da kuvvetler ayrılığının sağlanmasından geçmektedir.
Hukuk devletinde etkili bir koruma yolunun sağlanabilmesi için yargı bağımsızlığının ve yargıçlık güvencesi kurumlarının tam olarak yerleşmesi gerekmektedir. Zira yasama ve yürütmeyi hukuka hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti ilkelerine bağlayan yargıdır.
Hukuk devleti için gerekli olan diğer iki koşul ise tam olarak siyasal katılımcı bir demokrasinin sağlanmış olması ve hukukun evrensel ilkelerine saygı gösterilmesidir.
Temel Haklar Güvenliği
Hukuk devletinin önemli gereklerinden biri temel hakların güvenlik altına alınmasındır. Temel haklara insan hakları da denilir. Anayasamız her iki kavramı da kullanır.
a) Koruyucu haklar:
Kişileri topluma ve Devlete karşı koruyan hak ve özgürlüklere “koruyucu haklar” denir. Bunlar Anayasada “kişinin hakları ödevleri” başlığı altında toplanmıştır. Bu bölümde kişi dokunulmazlığı; özel hayatın korunması konut dokunulmazlığı yerleşme ve seyahat düşünce ve inanç bilim ve sanat basın toplantı hak ve özgürlükleri gibi koruyucu haklar yer almıştır. Bu bölümde hakların korunması ile ilgili kurallara da yer verilmiştir: hak arama özgürlüğü doğal yargıç önüne çıkmak hakkı gibi.
b) İsteme hakları:
Kişilerin topumdan ve devletten isteyebilecekleri haklara “isteme hakları” denir. Bu tür haklar Anayasanın “sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler” başlığı altında yer almıştır: Bunlar ailenin korunması eğitim ve öğretim hakkı çalışma hakkı sağlık hakkı konut hakkı gibi haklarıdır.
c) Katılma hakları:
Kişinin siyasal gücün kullanılmasına katılmasını sağlayan haklara “katılma hakları” denir. Bu haklara Anayasada “siyasal haklar ve ödevler” başlığı altında düzenlenmiştir. Burada vatandaşlık seçme ve seçilme hakkı gibi haklar yer almıştır.
Temel hakların güvence altına alınması bir yandan temel haklar alanındaki sınırlama ve düzenlemelerin ancak “yasa” ile yapılmasını diğer yandan da yasa koyucunun temel hakların “özüne” dokunmamasını sağlamakla olabilir. Bunun gerçekleştirilmesinde “sert” bir anayasa ve yasaların anayasaya uygunluğunun “yargı yolu” ile denetimi yararlı olur. 1961 Anayasası hem sert bir anayasadır hem de yasaların Anayasaya uygunluğunun denetimini getiren ilk Anayasadır. 1982 Anayasası da bu iki esası korumuştur.
Temel hak ve özgürlükler ancak Anayasada açıklık olan durumlarda ve Anayasanın öngördüğü ölçüde sınırlanabilir. Anayasa 113. Maddesi ile genel bir sınırlamaya gitmiştir. Buna göre “Temel hak ve hürriyetler Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün milli egemenliğin Cumhuriyetin milli güvenliğin kamu düzeninin genel asayişin kamu yararının genel ahlâkın ve genel sağlığın korunması amacı ile sınırlanabilir.” Anayasa ayrıca temel hak ve özgürlükleri düzenleyen maddelerinde de düzenlediği hak ve özgürlüklere iliştin “özel kısıtlamalar”da getirmiştir. Anayasa genel kısıtlamaların tüm hak ve özgürlük için geçerli olduğunu belirtmiştir.
Anayasada böyle bir kuralın yer almasına karşın genel sınırlama nedenlerinin tümünü tüm hak ve özgürlüklere uygulama olanağı yoktur. Yine Anayasa her türlü sınırlamanın “Anayasanın sözüne ve ruhuna” ve “demokratik toplum düzeninin gereklerine” uygun olarak yasa ile yapılabileceğini öngörmektedir. 1961 Anayasasında yer almamıştır. Bunun yerine 1982 Anayasasında “Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve öngörüldükleri amaç dışında kullanılamaz” kuralı yer almıştır. Benzer bir kural Türkiye’nin taraf olduğu ve iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa insan Hakları Sözleşmesinde de yer almıştır.

Yasal Yönetim
Hukuk devletinin gereklerinden biri de “yasal yönetim” ilkesidir. Bu ilke gereğince kamu yönetimini oluşturan kuruluşların bunlara ilişkin görev ve yetkilerin yasal dayanağının bulunması gerekir. Anayasa 8. Maddesinde yürütme görevinin Anayasa ve yasalar çerçevesinde yerine getirileceği 123. Maddesinde de kamu yönetiminin yasa ile düzenleneceği kuralını öngörmüştür. Anayasamıza göre hiçbir kamu kuruluşu kendiliğinden ortay çıkamaz veya bazı kamu görevlerini yürütemez; bunlar için yasal bir dayanak zorunludur.
Kamu kuruluşlarının özellikle temel hak ve özellikleri ilgilendiren kişileri sorumluluk altına sokan davranışlarda bulunabilmeleri ancak yasaların öngördüğü durumlarda olabilir. Bunlar açıkça yasal yetki isteyen konulardır.
Düzenlenmesi yasalara bırakılan veya yasalarla düzenlenmesi zorunlu olan konuların ayrıntılı bir biçimde yasalarla düzenlenmesi gerekmez. Yasalar ancak ana kuralları belirtmekle yetinmelidir; gerisi kamu yönetiminin düzenleme yetkisi içinde ele alınmalıdır. Aksi yönde bir uygulama kamu yönetiminin işleyişini olumsuz yönde etkiler.
Kamu yönetimine ilişkin yetkilerin yasalara dayandırılması yeterli değildir. Yönetimin her hangi bir davranışta bulunurken yürürlükte bulunan yasalara gerçek anlamda uyması yasalara “saygı” duyması da gerekir. Yasaları biçimsel olarak uygular görünmek hukuka aykırı yönetimin bir örneğidir.

Yönetimin Yargısal Denetimi
Toplumda kişinin hak ve özgürlüklerinin yalnız kişiler arasında birbirlerine karşı korunması yeterli değildir; kamu yönetiminin hukuka aykırı davranışlarına karşı da korunması gerekir. Anayasa bunu sağlamak için 125. Maddesinde şu kurala yer vermiştir:
“İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.”
Yargısal denetim ile yönetimin işlem ve eylemlerinden haksızlığa uğrayan kişi yetkili yargı yerine baş vurarak yönetsel işlemin bozulmasını kendisine yapılan haksızlığın giderilmesini isteyebilir. Ülkemizde bu denetim genel olarak idare ve vergi mahkemeleri Bölge İdare Mahkemeleri Danıştay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesince yapılmaktadır. Sınırlı olarak da yönetim işlem ve eylemlerinden doğan davalara adli yargıda da bakılmaktadır.
Hemen her ülke kendi hukuk yapısına uygun bir yargısal denetim biçimi uygulamaktadır. Bazı ülkeler kamu yönetiminin yargısal denetimini yönetsel yargıya bazıları da adalet mahkemelerine ağırlık vererek düzenlemişlerdir. Kamu yönetimin yargısal denetimi yapılırken önemli olan noktalardan biri de yargı yerlerinin ve yargıçların bağımsızlığının sağlanmasıdır. Eğer yargıçların bağımsızlığı sağlanmamış ise yargı yerlerinin yönetim üzerinde yapacakları denetim biçimsel olmaktan öteye gidemez.

Mahkemelerin Bağımsızlığı ve Yargıç Güvencesi

Anayasa Mahkemesinin belirttiği gibi Mahkemelerin bağımsızlığına ve hakim güvencesine ilişkin Anayasa kuralları hukuk devleti ilkesinin vazgeçilmez öğelerindedir. (anayasa Mahkemesinin 11.12.1990 gün ve E. 89/17 K.90/33 sayılı kararı; RG. 15.6.1991-20902).
Mahkemelerin bağımsızlığı yargıçlara sağlanan güvenceler 1961 Anayasasınca ayrıntılı bir biçimde düzenlenmiştir. 1982 Anayasası 1961 Anayasasının ulaşmış olduğu düzeyi koruyamamıştır.
Hemen belirtelim ki bir yandan yargıç ve savcıların tüm özlük işleri hakkında karar vermekle görevli olan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun oluşumu; diğer yandan Anayasa ile Hakimler ve Savcılar Kanununun Adalet Bakanına tanıdığı yetkiler mahkemelerini bağımsızlığını ve yargıç güvencesini büyük ölçüde zedelemiştir.
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun başkanı Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun doğal üyesidir. Kurulun üç asıl ve üç yedek üyesi Yargıtay Genel Kurulunun iki asıl ve iki yedek üyesi de Danıştay Genel Kurulunun kendi üyeleri arasından her üyelik için gösterecekleri üçer aday içinden Cumhurbaşkanınca dört yıl için seçilir. Kurulda Yargıtay ve Danıştay üyeleri arasından seçilen üyelerin çoğunlukta olmasına karşın bu üyelerin asıl görevleri de devam ettiğinden ve kurulun kendisine ait bir sekreteryası da bulunmadığından kurul bir karar organı olmaktan çık Adalet Bakanlığınca hazırlanan karar taslaklarını onaylayan bir organ olmaktan öteye gidememektedir. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun kararlarına karşı yargı yolunun kapatılmış olması da yargıçların bağımsızlığını olumsuz yönde etkileyen sakıncalı bir düzenlemedir.

Yasaların Anayasal Denetimi

Yönetimin hukuka uygunluğunun sağlanması için yargısal denetim yeterli değildir. Bunun yanında yasama organın da anayasaya uygun hareket etmesini sağlamak gerekir. Yasama organı anayasaya aykırı yasalar çıkarabilir. Bu da yönetimin hukuka uygun hareketini olumsuz yönde etkiler. 1961 Anayasası ile öngörülen Anayasa Mahkemesi 1982 Anayasasında da yer almıştır.
Anayasa Mahkemesi aldığı kararlarla yasama organının Anayasaya uygun hareket etmesini sağlamakta ve hukuk devletinin yerleşmesinde etkili olmaktadır.
CooLKadin isimli Üye şimdilik offline konumundadır