bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > BAYANLAR ÖZEL > Aile, Evlilik ve Çocuklar

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 31-10-2008, 12:55   #1 (permalink)
 
zehra35 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Doğan Cüceloğlu'ndan

Kaliforniya'da Long Beach şehrindeki Eyalet Üniversitesi'nde öğretim üyesi
olarak ders verirken aynı sömestrde benim iki dersimi
alan bir kız öğrencim dikkatimi çekmeye başlamıştı. Bu genç bayanın şu
özelliklerinin farkına varmıştım: Her şeyden önce çok güzel
bir kızdı; gözüm gayri ihtiyari ona gidiyordu. İkinci olarak çok iyi bir
öğrenciydi; bütün sınav ve ödevlerde en yüksek notu o
alıyordu. Ayrıca çok hanımefendi çok nezih bir kişiliği vardı. Bölümün
bir pikniğinde kız öğrencimin nişanlısıyla tanıştım ve
itiraf edeyim ilk aklımdan geçen 'Armudun iyisini ayılar yer' düşüncesi oldu. Yukarıda özelliklerini saydığım o güzel kızın bana tanıştırdığı erkek yirmi yedi-yirmi sekiz yaşlarında saçı biraz dökülmüş şişman denecek kadar toplu çirkin kısa boylu biriydi.
Bu kişiye parası için yüz vermiş olabileceğini düşündüm. Daha sonra
öğrendim ki bu genç adamın parasal gücü yok; başka bir
üniversitenin psikolojik danışmanlık bölümünde doktora öğrencisi olarak
okula devam ediyor ve ileride akademisyen olarak kariyer
yapıp profesör olmak istiyor.
Acaba benim güzel öğrencim bu adamda ne bulmuştu? Bir hafta sonra ders
çıkışı koridorda öğrencimin yanına yaklaştım ve Sally
adıyla anacağım öğrencimle aramızda şöyle bir konuşma geçti:
'Sally nişanlınla nasıl tanıştığınızı merak ediyorum?
'Bir kilise faaliyetinde aynı komitede çalıştık; o zaman tanıdım kendisini
'
'Nesi seni etkiledi; hangi özelliklerini sevdin?
Sally bir Amerikalı olarak bu soruyu hiç beklemiyordu. Amerikan
kültüründe bu tür sorular kişinin mahremiyetine tecavüz olarak
kabul edildiğinden pek sorulmaz. Amerikan kültürüne göre ben o anda
Sally'nin mahremiyetine 'burnumu sokuyordum.'
Şaşkınlığı geçince çok içten gözlerinin içi gülerek 'O şahane bir insan;
o benim kahramanım! Ben ondan çok şeyler öğrendim' dedi.
O anda ilk hissettiğim şey kıskançlık duygusu oldu. Güzel bir kadının
erkeğine 'Sen benim kahramanımsın' duygusu içindebakmasının erkeğe verilmiş en büyük hediye olduğunu hissettim ve anladım.
Bu hediyeyi hayatım boyunca hiç almadığımı biliyordum
ve o kişiyi kıskandım.
'Nasıl yani?' dedim.
'Frank bir yetimhanede büyümüş. Yetim olmanın ne demek olduğunu bildiği
için üniversite öğrencisi olunca yetimhaneden iki çocuğa
ağabeylik yapma kararı almış. Haftada on saatini onlara ayırıyor; onlarla
buluşup oynuyor kitap okuyor onları müzeye götürüyor.
Onların iyi gelişmesi için elinden geleni yapıyor. Biri ameliyat oldu
hastanede yatıyor ve Frank şimdi akşamları hastanede
kalıyor geceleri ona bakıyor.'
Yüzüme tokat yemiş gibi oldum. Utandım. Kendime kızdım. Ben güya en yüksek
eğitim düzeyine gelmiş biriydim ve karşımdakini hala
dış görünüşe göre yargılıyor ve onu 'ayı' olarak görüyordum. İçimdeki
pislikten utandım. Bir süre sonra Sally'nin içinde yetiştiği
aile ortamını merak etmeye başladım. Şöyle bir mantık yürüttüm: o adama
baktığım zaman ben neden 'Armudun iyisini ayılar yer'
diye düşündüm? Çünkü ben içinde yetiştiğim ortamda sık sık bu benzetmeyi
duyarak büyümüştüm. İçinde yetiştiğim ortam beni nasıl etkilemişse Sally'nin içinde yetiştiği ortam da onu öyle etkilemiş olmalıydı.
Birkaç hafta sonra Sally'e ailesinin nerede oturduğunu sordum. Los
Angeles'in üç yüz elli km kuzeyindeki bir kasabada
oturuyorlarmış. Onun ailesiyle tanışmak istediğimi bunu mümkün olupolamayacağını sordum. 'Kendilerine bir sorayım eminim
sizinle tanışmak isteyeceklerdir' dedi ve iki gün sonra 'Ailemlekonuştum; sizinle tanışmaktan mutlu olacaklarını söylediler'
dedi. Dört-beş hafta sonra San Francisco'ya gidecektim Sally'nin ailesinin
yaşadığı kasaba yolumun üstündeydi onlara
uğrayabilir onlarla tanıştıktan sonra yoluma devam edebilirdim.
Bu planımı Sally'e söylediğimde Sally 'O gün ben de aileme gidecektim;
isterseniz beraber gidebiliriz' dedi. Ailesine haber
verdi. Onlar da sabah kahvaltısına gelmemizi söylemişler. Long Beach'tensabahın altısında yola çıktık ve dokuz buçuk civarındaSally'nin ağabeyi Brian'ın evine vardık. Sally'nin babası George orada
buluşmamızı uygun görmüş. Çok güleryüzlü bir aileydi.
Brian'ın en ufağı dört yaş civarında dört çocuğu vardı.Ziyaret ettiğim bu güler yüzlü sıcak ailede iki olay gerçekten dikkatimiçekti. Bunlardan ilki Sally'nin babası George'untorunlarıyla konuşurken onların göz hizalarına inmesiydi. Bunu o kadar
doğal yapıyordu ki artık farkına varılmadan yapılan bir
davranış olduğu belliydi. Sally'ye babasının torunlarıyla hep böyle mi
konuştuğunu sordum. 'Evet' yanıtını alınca kendisiçocukken de babasının onunla göz hizasına inerek mi konuştuğunu sordum.
'Evet biz böyle biliyoruz. Ağabeyim Brian da
çocuklarıyla böyle konuşur; ben de kendi çocuklarımla böyle konuşacağım.
Biz böyle biliyoruz' dedi. Tüylerim diken diken oldu.
Ben üniversite öğretim üyesiydim ve insan psikolojisi benim uzmanlık
alanımdı ama üç çocuğumdan hiçbiriyle göz hizasına inerek
konuştuğumu hatırlamıyordum. Kendime kızdım; sonra kendime kızmaktan da
vazgeçtim beni yetiştirenlere kızdım. Sonra onlara
kızmaktan da vazgeçtim ve bütün nesilleri yetiştiren kültür ortamına
kızdım. Daha sonra kimseye kızmayacağımı anlayarak oradaki
öğrenme fırsatından yararlanmaya karar verdim. Torunlarının önünde diz
çökerek konuşan dede George'a 'Beyefendi çocukların gözhizasına inerek konuşuyorsunuz!' dedim. Bana biraz şaşkınlıkla
gülümseyerek 'Tabii onlar küçük insanlar!' yanıtını verdi. Öylebir bakışı vardı ki bu bakış sanki 'Bu kadar doğal bir şey ki herhalde
bunu herkes yapıyordur; sen yapmıyor musun?' diyordu.
O bakışa karşı bütün yaptığım mahcup bir gülümseme oldu.
Bu güler yüzlü sıcak ailede dikkatimi çeken ikinci olay Sally'nin ağabeyi
Brian'ın davranışı oldu. Brian Pasifik ülkeleriyle
ticaret yapan oldukça varlıklı biriydi. Evlerinin büyüklüğünden yüzme
havuzundan çiftliklerinden arabalarının türünden ailenin
zenginliği belli oluyordu. Kahvaltıdan sonra saat on bir dolaylarında
telefon çaldı ve Brian bir süre telefonla konuştu. Ofisten
arıyorlarmış Koreli bir işadamı Los Anegeles'ta imiş kendisiyle görüşmek
için helikopterle saat 14'te gelmek istiyormuş. Başka bir randevusu olduğunu söyleyerek bu teklifi reddetmiş olan Brian bize durumu şöyle açıkladı: 'Dört çocuğum var ve her hafta
biriyle dört saat baş başa geçiririm. Bugün dört yaşındaki kızım Mary'le
randevum var. Çocuklar çok çabuk büyüyorlar eğer dikkat
etmezsen bir bakıyorsun büyümüşler ve onlarla beraber zaman geçirme
olanağı kaybolmuş.
Brian'ın yaşam vizyonunu sormadım ama davranışından nelere öncelik verdiği
belli oluyordu. Brian için çocukları şüphesiz en az
işi kadar önemliydi. Brian'ın yaşamında bununla ilgili bir pişmanlık duygusu bir 'keşke' olmayacak.
Sally'e sordum: 'Baban seninle randevulaşır mıydı?'
'Evet' dedi 'yalnız benimle değil her çocuğuyla sırasıyla baş başa zaman
geçirirdi. Ve ilave etti 'Biz böyle gördük böyle
biliyoruz. Benim çocuğumun da babası böyle yapacak!'. Gülümseyerek
'Nereden biliyorsun?' diye sordum.
'Biz Frank'le konuştuk' diye cevap verdi. Yine içim cız etti. Daha doğmadançocuğun gelişme ortamıyla ilgili bir bilinç oluşmuştu.
Kendi çocuklarıma içim yandı. Evlenmeden önceki bilincimi kafamın
karmaşıklığını evlendiğim kıza ettiğim eziyetleri ve ondan da
acısı kendi yavrularıma çektirdiğim acıları düşündüm. Biraz daha düşününce
kendimin de acı çektiğini anladım ve bu sefer kendi
çocukluğuma içim yandı. Daha sonra babamın anamın çocukluğuna içim yandı.
Ve son durak olarak ülkemin tüm çocuklarına içim yandı.
Yine kimseye kızamayacağımı anlayınca 'bundan sonra ne yapabilirimle
ilgili düşünmeye karar verdim. İşte değerli okurum; yazdığım
kitaplar verdiğim seminerler hazırladığım televizyon programları 'Ne
yapabilirim?' sorusuna verdiğim yanıtların öğeleridir.
Sally'nin içinde yetiştiği ortamı görmüş ve anlamış biri olarak onun
davranışlarına şimdi daha iyi anlam verebiliyorum. Sally
içinde yetiştiği ailede var oluşun beş boyutunu da doya doya
yaşayabilmişti. Çocuğun hizasına inerek onunla göz göze
konuştuğunuz zaman çocuk 'Sen varsın sen doğalsın sen değerlisin sen
güçlüsün ve sen sevilmeye layıksın' mesajı alır ve
çocuğun CAN'ı beslenir.
Çocuğuyla randevusuna sadık kalan baba 'Seninle zaman geçirmek istiyorum
seni özledim' mesajını güçlü olarak verir. Çocuk bu
mesajı zihinsel olarak değil sezgisel olarak alır ve aldığı bu sezgisel
mesajlar sayesinde çocuğun hamuru 'Ben sevilmeye layıkbiriyim!' diye yoğrulur.
Bir ana babanın çocuklarına verebileceği en büyük miras var oluşun beş
boyutunda beslenmiş ve buna inanmış güçlü bir CAN'dır


zehra35 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Teşekkür Edenler:
Bkmlyz (31-10-2008)





Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Doğan Cüceloğlu'ndan

Doğan Cüceloğlu'ndan konusu, BAYANLAR ÖZEL / Aile, Evlilik ve Çocuklar forumunda tartışılıyor.


Konu etiketleri: aynur doğan kiminle evli, doğan cüceloğlu kiminle evli, aynur doğan kimle evli, aynur doğan evlendi, aynur dogan kiminle evli, aynur doğan evlimi, aynur doğan evli mi, aynur dogan evlimi, aynur dogan evli mi, doğan cüceloğlu evlilikleri, doğan cüceloğlu evli mi, latif doğan kimle evli, doğan cüceloğlu evlilik, latif doganin oglu kiminle evlendi, aynur dogan evli,

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Latif Doğan Biyografi-Latif Doğan Kimdir? elif Türkiye'den Biyografiler 0 08-07-2008 06:18
Aynur Doğan Biyografi-Aynur Doğan Kimdir? elif Türkiye'den Biyografiler 0 03-07-2008 12:51
Ender Doğan Biyografi-Ender Doğan Kimdir? elif Türkiye'den Biyografiler 0 03-07-2008 12:22
Doğan Canku Biyografi-Doğan Canku Kimdir? elif Türkiye'den Biyografiler 0 03-07-2008 12:15
Doğan Aksan Biyografi-Doğan Aksan Kimdir? elif Türkiye'den Biyografiler 0 30-06-2008 11:03

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 04:06 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats