bakimliyiz
Konu etiketleri: mersinin tarihi yerleri ve isimleri, mersinin tarihi yerleri, mersinin tarihi yerlerinin isimleri, mersinin tarihi yerleri isimleri, mersinin tarihi yerleri nelerdir, mersinin tarihi, mersinin tarihi eserleri nelerdir, mersinin tarihi yerleri nerelerdir, mersin tarihi yerlerin isimleri, mersindeki müzelerin ve tarihi yerlerin adları, mersinin tarihi yerlerinin adları, mersin tarihi yerleri, mersin in tarihi yerlerinin isimleri, mersin tarihi yerlerinin isimleri, mersin ve ilçelerinin turistik yerleri nelerdir,
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > GEZELİM, GÖRELİM, ÖĞRENELİM > Adım adım Türkiye > Akdeniz Bölgesi

Kadın Portalı Kayıt Ol Reklam Verin İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 17-02-2012, 06:33   #1 (permalink)
 
gizem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Mersinin Tarihi Yerleri Nerelerdir?

Mersinin Tarihi Yerleri Nerelerdir? - Mersinin Tarihi Eserleri - Mersinin Turistik Gezilecek Yerleri


St. Paul Kilisesi

Tarsus ilçe merkezinde Çarşıbaşı mevkiindeki St. Paul Kilisesi'nin 1102 yılında St. Paul Katedrali olarak yapıldığı söylenmektedir. Kilise bahçesine batı yönde bulunan ve cephesi oldukça süslü bir kapıdan girilir. Yapı bu bahçe içerisinde yaklaşık 460 m2.lik bir alanı kapsamaktadır. Kesme taşlarla inşa edilen yapının dış uzun cephelerinde kör kemerler bulunmaktadır. Batıdaki ana kapıdan girilen salonun genişliği 19.30 m. uzunluğu 17.50 m.dir. Girişin sağında ve solunda birer yarım plaster sütun ve bu sütunların hizasında salonu üç sahına (nef) ayıran ikişerli iki sıra halinde dört serbest sütun yer alır. Kuzey ve güney duvarlarda da yine yarım sütunlar bulunmaktadır. Aslında bu sütunlar gri renkli granit olup antik çağ yapılarına ait olmaları muhtemeldir. Orta salonun genişliği 12.60 m. olup üzeri tonozludur. Tavanın merkezine rastlayan bölümde ortada Hz. İsa olmak üzere doğuda Yohannes ve Mattaios batıda Marcos ve Lucas'ın freskleri bulunmaktadır. Yapının kuzey-batı köşesinde İse bir çan kulesi yer almaktadır. Yapı ve çevresi yıl içerisinde oldukça büyük bir yenileme görmüş çevresi çevre düzenlemesi ve İstimlâk ile düzenlenmiştir.

St. Paul Kuyusu

Tarsus ilçe merkezinde Kızılmurat Mahallesinde Cumhuriyet Alanının yaklaşık 300 m. kadar kuzeyinde eski Tarsus evlerinin yoğun olduğu bölgede öteden beri St.Paulus'un evinin yeri olarak kabul edilen bir avluda bulunan kuyu St.Paul us Kuyusu olarak bilinir. Bu evin bahçesinde yakın zamana kadar yapılan küçük bir kazı çalışmasında bazı duvarlar ortaya çıkarılmıştır. St. Paul us’un Hıristiyanlık için önemine bağlı olarak bu kalıntıların ve kuyunun çok eskiden beri kutsal sayılması kentte yakın zamana kadar yaşayan Hıristiyan cemaatinin inancının izleri olarak yorumlanmaktadır.

Halen çevre düzenlemesi ve çevre istimlâkları yapılmış olan kuyunun çapı 1.15 m.dir. Ağız taşının silindir biçiminde olmasına karşın asıl kuyu gövdesi kare biçimlidir ve dörtgen kesme taşlarla yapılmıştır. Derinliği 38 m. olan kuyunun suyu yaz-kış hiç eksilmez. Kudüs'e hacı olmak için yöreden geçen Hıristiyanlarca kutsal sayılan bu kuyu suyundan içilir. Bunun yanı sıra yapılan kazı çalışmalarında St. Paul us’un doğduğu ev olarak tahmin edilen evin taş duvarları St. Paul Kuyusu'nun hemen yanında gün ışığına çıkarılmıştır.


Makam-ı Şerif Camii Ve Danyal Peygamber Kabri

Makam-ı Şerif Camii şehir merkezinde 1857 yılında yapılmıştır. Camiye yeni bir bölüm eklenmiştir. Yeni yapıdan eski kısma üç kapı açılmakta ve üç basamakla ana makama inilmektedir. Burası basık bir kubbe ile örtülüdür. Mihrabı düz ve sadedir. Doğusunda Danyal Peygamberin kabri yer almaktadır. Bu nedenle camiye Makam Camii adı verilmiştir. Danyal Peygamber 2. Babil Kralı Nebukadnesar (M.Ö 605-562) zamanında yaşamış Yahudileri Babil esaretinden ilmi ve kehanetleriyle kurtarmıştır. Rivayete göre Babil Kralı rüyasında İsrailoğullarından gelecek bir erkek çocuğun kendi tahtını sarsacağını bildirilmesi üzerine İsrailoğullarından doğacak erkek çocukların öldürülmesini emretmiştir. Bu nedenle Danyal Peygamber doğunca ailesi onu dağ başında bir mağaraya bırakmıştır. Mağarada bir erkek ve bir dişi aslan himayesinde büyüyen Danyal delikanlı olunca kavmi arasına karışmıştır.

Bir kıtlık senesinde Tarsus'a davet edilen Danyal Peygamber'in Tarsus'a gelmesiyle birlikte bolluk olmuştur. Bu nedenle Danyal Peygamber Babil'e geri gönderilmemiş ölünce Tarsus'da şimdiki Makam Camiinin bulunduğu yere gömülmüştür. “İS 630-640 yıllarında Hz. Ömer zamanında Tarsus İSlam Kuvvetleri tarafından fethedilir. Şehrin imarı sırasında İslam Kuvvetleri komutanı Ebul Musa Eş Arı tarafından kapısı mühürlü bir odanın içerisinde bir sanduka bulunur. Ebul Musa tarafından açılan sandukada kefeni altın işlemeli olan ve parmağında bir yüzük bulunan devasal büyüklükte bir cenaze görülür. Yüzükte iki aslanın ortasında bir çocuk figürü tasvir edilmişti. Yüzük komutan Ebul Musa tarafından Hz. Ömer’ e gönderilir. Hz. Ömer yüzüğü Hz. Ali’ye gösterir. Hz. Ali; yüzüğün Danyal Peygambere ait olduğunu zira bu yüzük üzerindeki tasvirlerin de Danyal Peygamberin başından geçen olayın bir sembolü olarak betimlendiğini söyler. Bunun üzerine Hz. Ömer cenazenin çalınmaması için mezarı daha derinlere gömülmesini emreder. Komutan Ebul Musa da nehrin akıntısını keser ve mezarı derine gömer üzerini de harç tabakasıyla kapatır ve kimsenin mezarı çalmaması için de nehrin mezarın üzerinden akmasını sağlar. Tarsus Müze Müdürlüğü tarafından 2006 yılında yapılan Arkeolojik kazılar sonucu Danyal Peygamberin türbesine ulaşılmıştır.

Ulu Camii

Tarsus ilçesinde bulunan camii 1579 yılında Ramazanoğullarından Piri Paşanın oğlu İbrahim Bey tarafından yaptırılmıştır. Selçuklu-Osmanlı üslubunda tek şerefeli minaresi olan camii yapımında tamamen kesme taş kullanılmıştır. 47x13 m. boyutlarında dikdörtgen camiye kuzey yönünden abidevi portalla girilmektedir. Bu portal Memlük mimari özelliklerini taşıyan siyah-beyaz mermerlerle süslüdür. Son cemaat yeri doğu-batı doğrultusunda 14 adet baklava dilimli sütunların taşıdığı orijinal kiremitlerle örtülü 16 kubbeden revaklı ve 5 kapılı avlu yer alır. Camiinin içi doğu-batı doğrultusunda üç nefe ayrılır. Mihrabı klasik üslupla yapılmıştır. Camiinin iç mekân sütunları "İran Kemeri" adı verilen yarı sivri kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Camiinin doğu kısmına bitişik türbede Şit Aleyhisselam Lokman Hekim ve Halife Memun gömülüdür.

Camiinin kuzey doğusunda 1895 yılında Tarsus Kaymakamı Ziya Bey tarafından yaptırılmış sekizgen kaideli kesme taşlı Saat Kulesi yer almaktadır.


Bilal-İ Habeş Makamı Ve Mescidi (Tarsus)

Bilal-i Habeşi Makamı ve Mescidi Ulu Caminin güneybatı tarafında bulunmaktadır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)' in müezzini olan Bilal-i Habeşi'nin Hz. Ömer zamanında fetih edilen yerleri ziyareti esnasında Tarsus'a geldiği Kırkkaşık denilen yerde yani şimdiki makamı ve mescidi bulunan yerde ezan okuyup namaz kıldırdığı için 7. Yüzyılda makamı 16.yüzyılda da mescidi inşa edilmiştir. Mescit kara planlı olup üstü büyük bir kubbeyle örtülüdür. Üç bölümlü üç kubbeli son cemaat mahalli mevcuttur. İçeride Bilal-i Habeşi'ye ait makam kısmı vardır. Ayrıca mescidin yanına bir de kuyu inşa ettirilmiştir. Osmanlı arşiv belgelerinde 1519 tarihinde Bilal-i Habeşi makamı adına bir vakfın kurulduğu anlaşılmaktadır.

Aya Thekla (Meryemlik - Hagıa Thekla)

Silifke ilçesinin Taşucu Beldesi yolu üzerinde 4.km.den sağa dönülen 1 km.lik bir yolla ulaşılan bölge Hıristiyanlığın en eski ve en önemli merkezlerinde olan Meryemlik'e ulaşılır. Meryemlik'in tarihi Azize Thekla'nın buraya gelişi ile başlar. Yaklaşık İ550 yılında kurulmuştur.

İsa Peygamber'in havarilerinden olan St. Paul’un vaazları dinleyerek etkilenen 17 yaşındaki Thekla kendini Hıristiyanlık dinine adar. St. Paul’un öğrencisi olan Azize Thekla yörede(Konya Yalvaç Kapadokya) Hıristiyanlığı yaymak için çalışma yaparken paganların(Romalılar) baskılarına maruz kalıp öldürüleceğini anlayınca kaçarak Silifke'ye gelir. Babası tarafından ateşe atılarak yakılmak istenen Theckla yağmurun yağması sonucu bu ölümden de kurtulur. Yer altında bulunan bu mağarada saklanır ve dinini yaymaya devam eder. Bunun yanı sıra hastalara da şifa dağıtmaktadır. Yine öldürüleceği bir sırada bu mağarada kaybolduğuna inanılır.

Aya Thekla'nın içinde yaşadığı mağara onun kayboluşundan sonra Hıristiyanlarca kutsal yerlerden sayılmış İS312 yılında din serbest bırakılıncaya kadar gizli bir ibadet yeri olarak kullanılmıştır. Bu mağara bölümü daha sonra IV. yy.da kiliseye (yeraltı Kilisesi) dönüştürülmüştür. Üzerinde bugün sadece apsisinin bir bulunan Azize Thekla Kilisesi Üç Nefli Thekla Bazilikası Büyük Sarnıç Nekropol Alanı ve Kutsal Yol görülecek yerlerdendir.

Ayathekla Hakkındaki Öykü

Hıristiyanlık âleminin Anadolu'daki en önemli hac merkezlerinden biri olan Aya Tekla'nın öyküsü çok ilginçtir.

Konyalı Ohepsiphoros'un evinde vaaz veren İsa’nın en önemli havarilerinden St. Paul’u dinleyen komşu kızı Theckla ondan çok etkilenmiş. Hıristiyanlığı yaydığı için Seleukeia(Silifke)'nin Romalı valisine ihbar edilen St. Paul değneklerle dövülmüş. Theckla'nın babası İse kızının yakılmasını istemiş. Theckla alevlerin üzerine atıldığı zaman birden yağmur başlamış ve Theckla yanmaktan kurtulmuş. St. Paul’u takip edip Antiokheia'ya giden Theckla burada da vahşi hayvanlara atılmış ama yine bir mucize eseri kurtulmuş. Seleuikeia'ya dönen Theckla sığındığı mağarada Hıristiyanlığı yaydıktan sonra ölmüş.

Hıristiyanlığın ilk kadın dindarlarından olan Azize Theckla'nın yaşadığı mağara yörenin ilk Hıristiyan bazilikasına çevrildikten sonra burası Hac Merkezi olmuş. Daha sonra mağaranın üzerine Theckla anısına bir bazilika daha yapılmıştır.

Alahan Manastırı

Mut ilçesinin 20 km. kuzeyinde Orman Ürünleri deposunun yanından sağa sapılan 4-5 km.lik bir yolla ulaşılan Geçimli (Malya) köyü civarındadır.1000-1200 m. yükseklikte Göksu Vadisine bakan dik bir yamaç üzerindedir.

Hıristiyanlığın Kapadokya ve Konya'da yayılması sırasında bu yeni dini kabul edenlerin takibe uğraması inanmayanlar tarafından öldürülme korkusu Hz. İsa’ya inananları dağlık bölgelerde mağaralarda kaya oyuklarında ibadete zorlamıştır. İsa’nın havarilerinden olan St. Paul ve yine Tarsus'ta yaşamış Hıristiyan öncülerinden Barnabas İS441 yılında Hıristiyanlığı yaymak için Konya ve Kapadokya'yı dolaşmışlardır.

Alahan Manastırının Barnabas'ın ziyareti anısına yapıldığı söylenmektedir.

İS440-442 yıllarında yapılmış olduğu tahmin edilen Alahan Manastır Külliyesi Batı Kilisesi Manastır Doğu Kilisesi Kayalara oyulmuş Keşiş Odacıkları ve çevredeki mezarlardan oluşmaktadır. Kilise binaları Ayasofya Müzesi ile ortak özellikler göstermektedir. Süslemelerinde usta bir taş oymacılığı göze çarpmaktadır. İlk Kilise Korint başlıklı iki dizi sütunla üç nef'e ayrılmıştır. Narteksten ana mekâna geçilen kapının atkı ve yan dikmeleri üzerinde St. Paul St. Pierce figürlerinden başka bir çelengi taşıyan altışar kanatlı Cebrail Mikail’in simgesel yaratıkları ezişi kükreyen aslan kartal ve öküz sembolleri İncil yazarlarının tasvirleri üzüm salkımları asma yaprakları ve balık motiflerini gösteren kabartmalar yer almaktadır.



Kanlıdivane (Kanytelleıs)

Erdemliye 17 km uzaklıktaki Yemişkumu mahallesinden kuzeye sapan 3 km.lik yolla ulaşılmaktadır. Bu yolun sağ tarafında mezar anıtları vardır. Sol tarafında devrilmiş halde silindir formlu büyük bir kitabe görülmektedir. Şehir büyük bir obruğun etrafında ve kuzeyinde kurulmuştur. Toroslarda çok rastlanan karst olayıyla meydana gelen doğal çukurların en büyüklerinden olan bu obruğun İlk Çağlardan beri kutsal görüldüğü anlaşılmaktadır. Bu kutsallığın Hıristiyanlık döneminde de sürdüğü Bizans dönemine ait kenarındaki dört kiliseden anlaşılmaktadır. Obruğun içi yeşilliklerle ve bitkilerle kaplıdır. Bazı kalıntılar yukarıdan düşmüştür. Güney kenarındaki yolun sonunda yarısı yıkık kare biçimli poligonal duvar örgü tekniğinde yapılmış Helenistik döneme tarihlenen bir kule vardır. Obruğun kuzey dibinden tırmanan kayadan oyulmuş iki merdivenin varlığı görülmektedir. Bu merdivenlerden batıdaki mağaraya çıkmakta ve orada bitmekte öteki İse kısmen açıktan kısmen tünel içinden ilerleyerek yerleşmenin en önemli yapısı olan IV numaralı kiliseye doğru uzanmaktadır. Obruğun batı tarafında I ve II numaralı kiliselerin kalıntıları uzanmaktadır. I numaralı kilise tam olarak obruğun güney batısındadır. Doğu cephesi ayakta kalmıştır. Sütun başlıkları korinth üslubundadır. II numaralı kilise birinci kilisenin kuzeyindedir ve üst tarafında bir sarnıç vardır. Obruğun kuzeybatı köşesindeki III numaralı kilisenin güney duvarları yıkılmıştır. Üç kemerli nartheks önündeki mahzenin kemeri ve ağzı görülmektedir. Batısı avluya iki sütunlu üç kemerle açılmaktadır. Etrafında atrium vardır. Nartheksin üzerinde ahşap bir kat olduğu kilisenin batı duvarında sıralanan bir sıra taş konsoldan anlaşılmaktadır. Papylas adındaki bir kişinin bu kiliseyi bir adak borcunu ödemek için yaptırdığı lentonun üzerindeki kitabede yazılıdır. Burada bulunduğu belirtilen V numaralı kiliseden günümüze hiçbir iz kalmamıştır.


Yedi Uyurlar(Eshab-I Kehf) Mağarası

Tarsus ilçesinin kuzey-batısında14 km. uzaklıkta yer alan Dedeler Köyündedir. Eshabı Kehf mağarası Hıristiyan ve Müslümanlarca kutsal bir ziyaret yeri olarak kabul edilir. Mağara dört köşe olarak kayadan oyulmuştur ve 1520 basamakla girilir. Mağaranın üstünde 1873 yılında Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılan camiye sonradan üç şerefeli bir de minare eklenmiştir. Kuran-ı Kerim'de Kehf Suresinde sözü edilen mağara Müslüman ve Hıristiyanlarca kutsal sayılmaktadır.

Tarsus Romalılar döneminde önemli bir hadiseye sahne olmuştur. Kuran-ı Kerim'de Eshab-ı Kehf olarak bilinen yani yaşadıkları dönemde Rum Hükümdarlarından Dakyanus'un zulmüne maruz kalan ve Allaha olan inançlarının gereğini yapabilmek için Tarsus şehrinden kaçıp Bencülüs Dağındaki mağarada 309 yıl uyuyan ancak bir takip sonucu yine o mağarada sır olan 7 arkadaşın ve köpeklerinin hikâyesidir.

Kuran-ı Kerimde geçen fakat kesin tarihi bilinmemekle birlikte rivayetlerden ve tarihi olaylardan elde edilen bilgilere göre m.s. 250 yıllarında olduğu kabul edilen hadisenin olay yeri olan o zamanki Tarsus şehrinin Rum Hükümdarlarından Dakyanus halkına zulüm yapmakla birlikte putlara tapınmaları için baskı yapıyordu. Tek tanrıya tapmayı kabul eden bir gurup gence süre veren hükümdar putlara tapmazsanız kafalarınızı keserim diye tehditte bulunmuştu. Yemliha Mekseline Mislina Mernuş Sazenuş Tebernuş ve Kefeştetayuş adındaki yedi genç hükümdarın öldürme korkusundan Bencülüs Dağındaki bu mağaraya kaçıp saklanmışlardır. Ancak ayetlerde de belirtildiği gibi gençler bu mağarada 309 yıl boyunca uyuyakalmışlardır. Daha sonra uyanan gençlerden biri şehre yiyecek almaya gitmiş ancak elindeki zamanı geçmiş para yüzünden şehirden kaçarak tekrar mağaraya sığınmıştır. Peşinden yakalamak için gelenler mağaraya girdiklerinde içeride kimseyi görememişlerdir. Bugün Yedi Uyurlar Mağarası diye de anılan mağara duvarlarında yedi genci ve köpekleri Kıtmir'i temsil eden şekiller bulunmaktadır. Mağara ve çevresinde çevre düzenlemesi yapılmış ve ibadete açık olarak bir camii inşa edilmiş olup yoğun ziyaretçi akınına uğramaktadır.

Toroslar Ören Yerleri

Yumuktepe

Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden biridir. Sistemli arkeolojik kazılar İngiliz John Garstang başkanlığında 1936-1937 yıllarında yapılmıştır. II. Dünya Savaşı'nın başlaması nedeniyle ara verilen kazılar 1946'da yeniden başlanıp 1947'de sonuçlanmıştır. 1992 yılında İstanbul Üniversitesi ve Roma Üniversitesi işbirliği ile hazırlanan "Yumuktepe Arkeolojik Kazısı" 1993 yılında uygulanmaya başlanmıştır. Yaklaşık 15 yıl sürecek kazı çalışmaları yaz aylarında sürdürülmektedir.

Yumuktepe'de ilk yerleşme Neolitik dönemde başlamış ve kesintisiz olarak kalkolitik Tunç Hitit Bizans ve İslami devirlerde de devam etmiştir. 33-25 katmanlar Neolitik döneme aittir. Bu dönemde taş temelli evler yün eğirmeye yarayan kirmenler bakır oltalar obsidyen ve akmak taşından yapılmış araçlar taş mühür ok uçları dokumacılıkta kullanılan ağırsak çanak çömlekler bulunmuştur. 29-13 katmanlar İse Kalkolitik dönemi kapsar. Yapı tipleri taş temelli evler ile yuvarlak temelli silolardır. Son Kalkolitik dönemde savunma duvarlarıyla çevrili köy tipi yerleşime geçilmiştir. Askerlerin oturduğu sura bitişik evlerde fırın yerel kaplar temellerin altında seramik ve özel eşyalı mezarlar vardır. Orta Tunç çağı İse 12-9. katmanları kapsar ve M.Ö 2000-1500'e tarihlenir. Bıçak mızrak mühür kadın heykelciği ayaklı kadeh ve gaga ağızlı testicikler bulunmuştur. Hitit dönemi İse 7-5. Katmanlar arasında ve M.Ö 1500-1200'e tarihlenir. Sur duvarları testere biçimindedir. Evler Sokaklar vardır. En üst katlar Grik Bizans ve İslami dönemi kapsar. Grek katmanında Kıbrıs tipi seramik Bizans ve İslami katmanda İse sırlı seramik bulunmuştur.

Höyüğün 25 m. derinliğinde bulunan bir kale harabesi Boğazköy'de bulunan kale harabesinin küçük bir örneği olup Poligonal tarzda inşa edilmiştir.

2003 kazı sezonunda ortayla çıkarılan buluntular arasında Neolitik Kalkolitik ve Ortaçağ dönemlerine tarihlenen kandiller boncuk dizileri kemik süs iğneleri taş ağırşaklar kemik aletler yer almaktadır. Yumuktepe’den çıkarılan yüzlerce eser Mersin Müzesinde sergilenmektedir.


Mezitli Ören Yerleri

Solı - Viranşehir( Soloi- Pompeıpolıs )

Mersin'in 14 km batısında deniz kenarında bulunan Soloi antik kenti MÖ 7. Yüzyılda Rodoslu koloniciler tarafından kurulmuş kente güneş anlamına gelen Soloi adı verilmiştir. Darius( MÖ 521-485) zamanında Klikyayı ele geçiren persler için Soloi önemli bir liman kenti olmuş ve adına sikke darp edilmiştir. Pers- Yunan savaşları sırasında MÖ 449 yılında Klikyayı bir süre işgal eden Atinalılar Soloi'yi yönetim merkezi yapmışlarsa da bir yıl sonra yapılan Kilyos Barışı ile burayı Perslere geri vermişlerdir. MÖ 333 de Asya seferine çıkan Aleksander Soloi yi Pers işgalinden kurtarmıştır. Filozof Chrysippoz ile takımyıldızları ve Fenomenler hakkında öğretici şiirler yazan matematikçi ve astronom Aratos MÖ 3. Yüzyılda Soloi'de yaşamışlardır.

Soloi antik çağlarda Kıbrıs Adası ve Mısır'a yapılan ticaretle zenginleşti. Kent Seleukos

Krallığı'nın son yıllarında Klikya korsanlarının denetiminde kaldı. Roma yönetimi Akdeniz'deki korsan faaliyetlerine son vermek amacıyla MÖ 64 yılında Pompeius'u görevlendirdi İtalya'dan başlayarak Yunanistan ve Kilikya'ya kadar olan bölgelerde korsan faaliyetlerine son vererek Soloi'ye geldi. Burayı da korsanlardan temizledi. Yürüttüğü büyük operasyonun zaferi anısına kenti yeniden imar ederek adını Pompeipolis olarak değiştirdi.

Bizans döneminde Hıristiyanlığın resmi din olarak kabul edilmesinin ardından Soloi Piskoposluk merkezi yapıldı. Kent 527 yılında meydana gelen büyük yer sarsıntısı ile tamamen harap oldu. Yeniden inşa edilmeye çalışılsa da bu yüzyıldan sonra yoğunlaşan Sasani ve Müslüman Arap akınları nedeniyle yeniden eskisi gibi imar edilemedi ve terk edildi. Bu nedenle ören yerine Viranşehir de denilmektedir.

Pompeipolis kentinde liman sütunlu cadde tiyatro Roma hamamı kent duvarları nekropol su kemeri gibi yapılar bulunmaktaydı. Günümüzde dağ kapısından deniz kapısına kadar uzanan korint başlıklı 200 sütunlu yoldan 41 adet sütun ayakta kalmıştır. Bunlardan 33 tanesi başlıklı olup insan aslan ve kartal kabartmaları ile süslenmiştir. Ayrıca liman hamam kalıntıları su kemeri bugüne kadar ulaşabilmiş kalıntılar arasındadır. Mersin Müzesinde kente ait eserler sergilenmektedir. Petersburg Hermitage Müzesinde Bizans dönemine ait bir kiliseden götürüldüğü anlaşılan altın ve gümüş objeler bulunmaktadır.

2003 yılı kazı sezonunda ortaya çıkarılan mermer Dionyzos pan(satyr) ve leopar üçlü kompozisyon grup heykeli ve bir başka ikili heykel grubu ve bir başı olmayan bayan mermer heykeli bulunarak Mersin Müzesine nakledilmiştir.


Akdeniz Ören Yerleri

Zephyrium

Mersin'in antik yerleşimi olarak kabul edilen Zephrium kentine ait bilgiler çok azdır. Eski Halkevi(Günümüzdeki Kültür Merkezi) civarında yapılan temel kazılarında ve Çavuşlu Mahallesinde elde edilen bazı buluntular eski Vilayet Konağı'nın ( Günümüzde Sağlık Müdürlüğü) yapımı sırasında ortaya çıkan horasan duvarlar mermerden yapılmış sütun ve sütun başlıkları Mersin Müzesi'nde bulunan mermer Aslan başı ile devşirilmiş bazı mimari yapı elemanları antik Zephyrium kentine ait arkeolojik belgeleri oluştururlar. Öte yandan 19. Yüzyılda Mersin'e gelen C.Texier W.M.Leake gibi gezginler yayınlarında burada gördükleri Zephyrium kentine ait kalıntılardan söz ederler. Örneğin V.LangloİS Pompeipolis’ten Mersin'e geldiğinde: "Deniz kenarında evler vardır ve bu evlerin olduğu yerde eski bir kent harabesi bulunmaktadır ki burası eski Zephyrium kentidir.

Anchıale( Karaduvar)

Kalıntıları Mersin kentinin doğusunda olan bu antik yerleşim yeri için Strabon Aristobulos'u kaynak göstererek Asur Kralı Sardanapal'ın Tarsus ile birlikte Anchiale'yi bir gün içinde inşa ettiğini yazar. Gezgin Coğrafyacı bu abartılı bilgi nakline devamla:" Sardanapal'ın mezarının burada olduğunu ve sağ elinin parmaktlarını şaklatır durumda bir taş heykelinin bulunduğunu ve Asur dilinde yazılmış bir kitabede" Anakyndarakes oğlu Sardanapal Anchiale’yi ve Tarsos'u bir günde kurdu. Ye neşelen çünkü diğer şeyler bundan daha değerli değildir." Şeklindeki metnin parmakların anlamını açıkladığını söyler.

Anchiale M.Ö.333 tarihinde Pers Kralı 3.Darıus ile yapmış olduğu İssos savaşından hemen önce Alexander tarafından alınmıştı. Burada su kemerleri yapı kalıntıları bir höyük Romalılardan kalma Mozaikli bir hamam kalıntısı vardır.

Dikilitaş

Bekirde Köyünün güneyinde yüksekliği 15 metre genişliği 4 metre kalınlığı 2 metre olan bir dikilitaş vardır. Üzeri işlenmiş bulunan bu taşın MO. 7. Yüzyılda Yunanlıları yenen Asurluların bir zafer anıtı olduğu bilinmektedir.

Aydıncık Ören Yerleri

Tiyatro

Günümüzde toprakla kaplı olan tiyatronun varlığı yapının moloz taşlarla örülen sırt duvarının oluşturduğu yarım daire biçimindeki kavisten anlaşılmaktadır.

Anıt Mezar (Dört Ayak)

Kent merkezinde büyük kesme kireç taşlarıyla yapılmış ve halk arasında "Dört Ayak" olarak bilinen anıt mezar İlçenin en ilgi çeken antik yapısıdır. Kare planlı ayak üzerine baldahinli olarak oluşturulmuş piramidal çatılı anıt mezar M.S. geç 2 veya 3 y.y.başlarına tarihlenmektedir.

Piramidal mimari yapısıyla mausoleum mezar geleneğinin devam ettiğini göstermekte olup oldukça iyi korunmuş durumdadır.

Kentin yakın çevresinde görülebilen diğer yapılar Aydıncık-Gülnar yolu üzerinde 15.km.de orman içindeki kaynaktan kente su getiren kemerler ve kanallar günümüze kadar ulaşan yapılardır.

Buluntular

Bilimsel kazı ve araştırmaların başlatılmasından önceki 1960’ lı ve 1970’ li yıllarda özellikle antik kent mezarlığında yapılan kaçak kazılarla veya rastlantı olarak elde edilmiş çok sayıda eser bulunmaktadır. Yurtdışına götürülen sayısı ve nerede olduğu belirlenemeyenlerin dışındakiler Adana Mersin Silifke Anamur Müzelerinde bulunmaktadır. Bunların büyük bir bölümü pişirilmiş kil vazolar ile küçük boyutlu taş altın gümüş cam eşyalar ve sikkelerdir. M.Ö.3.y.y.da darp edilen II. Ptolemaios’a ait altın sikkeler ile M.Ö. 6. Ve 5.y.y.a ait drahmiler Kelenderis'e ait önemli nümizmatik buluntulardır.

Arkeolog Levent Zoroğlu’na göre Doğu Akdeniz Bölgesinde ele geçen ilk eserler olması bakımından Attik atölyelerinden gelmiş "Leythos" denilen seramik vazolar Kelenderis”in en ilginç buluntularını oluştururlar. Bunlar beyaz zeminli " siyah figürlü "Haimon" grubu Figürsüz siyah gövdeliler " grubu "Bezekli Lekythoslar" gibi gruplara ayrılır.

gizem isimli Üye şimdilik offline konumundadır  





Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Mersinin Tarihi Yerleri Nerelerdir?

Mersinin Tarihi Yerleri Nerelerdir? konusu, Adım adım Türkiye / Akdeniz Bölgesi forumunda tartışılıyor.



Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ispartanın Tarihi Yerleri Nerelerdir? gizem Akdeniz Bölgesi 0 15-02-2012 11:53
Hatayın Tarihi Yerleri Nerelerdir? gizem Akdeniz Bölgesi 0 15-02-2012 02:01
Burdurun Tarihi Yerleri Nerelerdir? gizem Akdeniz Bölgesi 0 15-02-2012 01:00
Antalyanın Tarihi Yerleri Nerelerdir? gizem Akdeniz Bölgesi 0 12-02-2012 01:19
Adananın Tarihi Yerleri Nerelerdir? gizem Akdeniz Bölgesi 0 11-02-2012 03:23

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:28 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats