bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > BAYANLAR ÖZEL > Aşk, Sevgi Köşesi & Aşk Hikayeleri

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 11-03-2008, 07:37   #1 (permalink)
 
Bakimliyiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Tanımlanması Güç Bir Duygu Aşk

Aşk biz insanların yaşadığı en karmaşık açıklaması en güç deneyimlerden biri. Aşkın tanımı kültürden kültüre kişiden kişiye farklılık gösterse de bilim adamları aşkın onu insanlara özgü bir deneyim haline getiren yönlerini ortaya çıkarmaya çalışıyorlar. İnsanları birbirine yakınlaştıran bireysel ve toplumsal özelliklerden evrimsel geçmişimize ve kimyasallarla iletişime kadar aşkı farklı açılardan inceleyen araştırmalar insanoğlunun kendi kendini keşfetme çabasının birer parçası aslında... Tanımlaması güç bir Duygu...
“Aşk” sözü farklı insanlar için farklı anlamlara gelebiliyor olsa da çoğumuzun en iyi ve en kötü anıları hep aşkla ilgilidir. İnsanların kişisel dünyasında önemli bir yer tuttuğu için olsa gerek çağlar boyunca insanların ortak eserlerinde de aşkın yeri büyük olmuş; sanatçılar düşünürler aşkı tanımlamaya anlamlandırmaya başkalarına anlatmaya çalışmışlar.
Geçtiğimiz yüzyılda bilim adamları da aşkı anlamaya çalışanlar kervanına katıldılar. Nasıl ve neden aşık oluruz kimlere aşık oluruz sorularının yanıtını bulmak elbette kolay değil. Kimi yazarlar insanların yalnızlık duygusunu yenmek için aşık olduğunu söylemişler. Örneğin psikanalist Erich Fromm başka bir insanla birleşme duygusunun insanoğlunun en önemli gereksinimlerinden biri olduğunu söyler. Kimilerine göreyse aşkı yalnızlık hastalığının çaresi olarak görmek yerine insanların toplumsal ilişkilerinin tamamlayıcı bir öğesi olarak görmek daha doğru. İnsanoğlunun en karmaşık deneyimlerinden biri karmaşık bir duygu düşünce ve davranışlar bütünü olan aşk günümüzde çeşitli yönleriyle bir çok araştırmaya konu oluyor. Aşk üzerinde en çok araştırma yapanlarsa elbette psikologlar. Psikologların araştırma alanlarından biri insanların eş seçiminde rol oynayan etmenler: Kim kime niçin aşık oluyor? Neden herhangi birine değil de özellikle "A" kişisine aşık olunuyor? Kimlere ve neden aşık olunduğunun eksiksiz bir açıklaması yapılamasa da psikologlar bir insanın bir başkasına yakınlaşmasında önemli sayılan bazı etkenleri ortaya çıkarmışlar.

Aşkın Abece’si
Yaşamımız boyunca yeryüzünde yaşayan milyarlarca insanın ancak çok küçük bir bölümüyle tanışma şansımız var. Siz de gerçek aşkı henüz bulamadım diyenlerdenseniz ve rüyalarınızdaki eşin gezegenin uzak bir köşesinde yaşadığına inanıyorsanız bu düşünceyi bir yana bırakıp çevrenize daha dikkatli bakmanızı öneririz. Çünkü araştırmalar iki insanın birbirine yakınlaşmalarının en önemli koşullarından birinin fiziksel yakınlık olduğunu insanların genellikle okulda işte ya da çeşitli toplantılarda sık sık gördükleri en çok karşılaştıkları insanlara aşık olduklarını gösteriyor.
Araştırmaların eş bulmada önemli olduğunu vurguladığı bir başka etkense benzerlik. Buna göre zıt kutuplar birbirini çeker söyleminin tersine insanlar genellikle ortak ilgi alanlarına değer yargılarına ve kendilerine benzer zekâ düzeyine sahip insanlara aşık oluyorlar. İlgi alanları ve görüşleri bizimkilere benzeyen insanlarla paylaşacak daha çok şeyimiz oluyor ve bu insanlarla daha kolay iletişim kuruyoruz. Psikologlar bu durumu bize benzeyen insanlarla birlikte olmanın kişiye güven sağlamasına bağlıyorlar. Bize benzeyen insanlarla bir araya gelmek görüşlerimiz inançlarımız ve özelliklerimiz konusunda bir tür doğrulanma sağlıyor. İnsanları birbirine çeken bir başka etkense karşılarındaki insanın da kendilerinden hoşlandığını düşünmek. İnsanın karşısındaki kişinin kendisinden hoşlandığını ya da onu sevdiğini farketmesi ona karşı başkalarına olduğundan daha olumlu davranmasına neden oluyor. Diyelim ki iş yerinde beğendiğiniz biri var ve onun sizi fark etmesini istiyorsunuz. Güzin Abla herhalde size şöyle bir öneride bulunurdu: “Yemek salonunda ve toplantılarda ona yakın oturmaya çalışın. İlgi alanlarını öğrenin; ona ortak ilgi alanlarınızdan söz edin. Ve bu arada ona ondan hoşlandığınızı belli etmeyi de unutmayın”... Ancak bütün bunlara rağmen ya “kimyanız uyuşmazsa”?

Aşkın Kimyası
Bilim adamları birçok konuda olduğu gibi aşkı anlamak için de hayvanlar dünyasına bakmayı ihmal etmiyorlar. Hayvanların aşk yaşamında feromonlar büyük önem taşır. Bunlar özel bezlerce salgılanan ya da idrar gibi beden sıvılarında bulunan kimyasal maddelerdir. Hayvanlar kendi türlerinin öteki bireyleriyle feromonlar sayesinde haberleşir: Yiyecek bireyin topluluktaki konumu kendisine ait bölge cinsiyet ve çiftleşmeye hazır olma gibi bilgileri birbirlerine feromonlarla bildirirler. Bu sinyaller burunda VNO adı verilen farklı bir bölge tarafından alınır. Feromonlarla kokuların birçok ortak yönü vardır. Her ikisi de havayla yolculuk yapan kimyasallardır. Ancak feromonlar koku duyusunun keşfedemeyeceği kadar düşük konsantrasyonlarda işe yarayabilirler.
Günümüzde insanların kimyasal sinyallerle bilinç dışı iletişim kurduklarına ilişkin merak uyandırıcı bulgular var. Yakın geçmişte insanların da feromon ürettikleri ve feromonlar yoluyla haberleştikleri haberi bilim adamlarının ve kamuoyunun büyük ilgisini çekmişti. Ancak bu tür mesajların insanlar üzerindeki etkileri henüz açıklığa kavuşmuş değil.
İnsanlarda feromonların bulunup bulunmadığı konusunda araştırmalar yapan Martha McClintock bundan 30 yıl kadar önce üniversitede oda arkadaşı olan kızların adet dönemlerinin bir süre sonra birbirlerine yaklaştığını göstermişti. Bu araştırma birbirine yakın olmanın ve ilişkinin beyinde yumurtlama döngüsünün belirlemesinden sorumlu biyolojik saatin ayarını değiştirebileceğini gözler önüne sermişti. Bu ayarlamanın nedeni tam olarak bilinmese de bazı araştırmacılar bu durumun insanlarda feromonların varlığına işaret ettiğini düşünüyorlar. McClintock 1998 yılında yaptığı yeni bir araştırmada da yumurtlama sürecinin farklı dönemlerinde koltukaltlarından alınmış kokusuz kimyasalların bunlara maruz kalan kadınların yumurtlama döngülerinin zamanlamasını değiştirebileceğini ve bunun bilinçli bir biçimde yapılmadığını gösterdi.
Havayla yolculuk yapan kimyasalların insanların eş seçme davranışları üzerinde etkili olduğunu gösteren araştırmalar da var. Bu araştırmaların en ilginçlerinden biri İsveç’li bilim adamı Klaus Wedekind’e ait. Wedekind 44 erkeğe birer tişört vererek bunları iki gece boyunca giymelerini istemiş. Erkekler bu süre boyunca kokusuz sabunlarla yıkanıp kokusuz kozmetik ürünleri kullanmışlar. Wedekind bu araştırmada farelerle yapılmış bir araştırmanın sonuçlarının insanlarda da geçerli olup olmayacağını görmek istiyormuş. Daha önceki deneylerde farelerin kendilerininkilerden farklı bağışıklık sistemi genlerine sahip bireylerle çiftleşmeyi tercih ettikleri görülmüş. Kısaca MHC (major histocompability complex) adı verilen bu genler bedenin yabancı hücreleri tespit edip yok etmesine yarayan kimyasalların üretilmesinde rol oynar. Genellikle anne babanın MHC genleri birbirinden ne kadar farklıysa çocuklarının bağışıklık sisteminin de o kadar iyi olacağı düşünülür. Wedekind giyilmiş tişörtleri kutulara koyarak araştırmaya katılan 49 kadına bunları koklatmış ve tişörtlerin sahiplerinin kendileri için ne kadar çekici olduğunu değerlendirmelerini istemiş. Kadınların herbirine 7’şer kutu koklatılmış. Kutuların üçünde bağışıklık sistemi genleri kadınlarınkine çok benzer olan erkeklerin giydiği tişörtler varmış; kutuların üçündeyse MHC genleri kendilerininkilerden farklı erkeklerin giydiği tişörtler. Yedinci kutuyaysa kontrol koşulu yaratmak için daha önceden hiç giyilmemiş bir tişört koyulmuş. Kadınlar araştırmacıların önceden tahmin ettikleri gibi davranmışlar ve bağışıklık sistemi genleri kendilerininkilere benzemeyen erkeklerin kokusunu tercih etmişler. Birçoğu da MHC genleri kendilerininkilere benzeyen erkeklerin tişörtlerinin babalarını ya da erkek kardeşlerini anımsattığını; MHC genleri kendilerininkilerden farklı erkeklerin tişörtlerininse eski ya da şimdiki erkek arkadaşları gibi koktuğunu söylemişler.
Wedekind’in araştırmalarını yönlendiren çalışmalardan biri dişi farelerin hamile kaldıklarında MHC’yle ilgili tercihlerinin değiştiğinin gözlenmesi olmuş. Hamile farelerin MHC genleri kendilerininkilere benzeyen büyük olasılıkla kendileriyle yakın akraba olan fareleri tercih ettikleri görülmüş. Wedekind’in araştırmasına katılan kadınların da küçük bir bölümünün bağışıklık sistemi genleri kendilerininkilere benzer erkeklerin tişörtlerini tercih ettikleri görülmüş. Bu kadınların doğum kontrol hapı kullandıklarını göz önüne alan Wedekind hapların östrojen düzeyini yükselterek hamileliğe benzer bir etki yaptığını düşünüyor. Bu doğruysa doğum kontrol hapı kullanan kadınlar kimyasal nedenlerle yanılgıya düşme riskinde olabilirler. Ancak Wedekind’in bulgularının feromonların etkisini mi yoksa kokuların etkisini mi gösterdiği kesin değil. Kesin olan şeyse kadınlarla erkekler arasında kimyasal açıdan "birşeylerin" geçtiği. Wedekind’in araştırması akla başka sorular da getiriyor. Örneğin erkekler de bağışıklık sistemi genleri kendilerininkilerden farklı kadınları mı tercih ediyorlar? Feromonlar gelecekteki en heyecan verici araştırmaların konusunu oluşturacağa benziyor.

Cazibe Dedikleri...
Güzelliğin bakanın gözünde olduğu söylenir. Acaba gerçekten öyle mi yoksa güzellik konusunda insanların kullandığı ortak bazı ölçütler var mı? Birçok bilim adamı feromonların yanı sıra beden biçiminin özellikle de simetrinin sağlık konusunda bilinç dışı bir mesaj vererek bir kadınla bir erkek arasındaki ilk çekimi oluşturduğunu düşünüyor. Bu kurama göre asimetrik bedensel özellikler altında yatan kalıtımsal sorunlara ilişkin ipucu olarak kullanılıyor. Özellikle erkeklerin simetrik özelliklere sahip kadınları daha çekici bulduğunu gösteren birçok araştırma var.

Çocukluk yıllarından başlayarak resimli kitaplardaki filmlerdeki reklamlardaki iri gözlü minik burunlu atletik bedenli güzelleri izleyen biz Dünyalıların güzelliğe dair ortak değer yargılarının olması şaşırtıcı olmamalı. 1986 yılında Michael Cunningham adlı araştırmacı bir okul yıllığından ve uluslarası bir güzellik yarışmasından alınmış 50 kadının fotoğraflarını insanlara göstererek bu fotoğrafları çekiciliklerine bakarak notlandırmalarını istemiş. Daha sonra bu fotoğraflardaki organların birbirlerine olan görece boylarını ölçmüş. Bu yolla insanların yüksek not verdikleri fotoğrafların ortak özelliklerini belirlemiş: İri gözler küçük çene küçük burun büyük gözbebekleri ve büyük bir gülümseme... Daha sonra Cunnigham ve arkadaşları aynı yöntemle kadınların erkeklerde "güzel" bulduğu özellikleri ortaya çıkarmışlar.

Erkeklerin yüzlerinde kadınların çok çekici bulduğu özelliklerin iri gözler geniş bir çene çıkık elmacık kemikleri ve yine büyük bir gülümseme olduğu görülmüş. Kadınlarla erkeklerin seçimleri arasında benzerlikler olduğu ortada. Örneğin hem erkekler hem kadınlar karşı cinste yeni doğanlar büyük gözlü olduğu için "bebek yüz" özelliği olarak adlandırılan iri gözleri çok çekici buluyorlar. Araştırmacılar bebek yüzü özelliklerinin insanlarda sıcaklık ve şefkat duygusunu uyandırdıkları için çekici bulunduklarını söylüyorlar.

Dış Görünüşe Verilen Önem
Çeşitli araştırmalar dış görünüşleri açısından çekici olan insanların arkadaş ve sevgili bulma açısından diğer insanlara göre çok daha şanslı olduklarını gösteriyor.
Dış güzelliğe verilen önem açısından kadınlarla erkekler arasında bir farklılık var mı dersiniz? ABD’de yapılan araştırmalarda erkeklerin fiziksel çekiciliğe kadınlardan çok daha fazla önem verdikleri görülmüş. Bu farklılığın başka kültürler için de geçerli olup olmadığına gelince Texas Üniversitesi’nden evrimsel psikolog David Buss’un bir araştırmasına göz atmakta yarar var. Bu araştırmada dünyanın farklı bölgelerinden 37 ülkeden insanlardan eş olarak seçecekleri kişide bulunmasını istedikleri ve önemli gördükleri özellikleri sıralamaları istenmiş. Katılımcılara bağlılık iyi görünüm yaş iyi bir kazanç zekâ toplumsallık ve bekaret gibi özelliklerin kendilerince ne kadar önemli olduğu sorulmuş. Araştırmaya katılan erkeklerin hepsinin de eş seçiminde gençliğe ve dış görünüşün çekiciliğine kadınlardan daha çok önem verdikleri ortaya çıkmış. Bu tercihin bu ülkelerdeki evlenme yaşına da yansıdığı erkeklerin kadınlara göre ortalama olarak 2-5 yıl daha yaşlı olduğu görülmüş. Erkeklerin gençlik ve güzelliğe verdikleri öneme karşın araştırmadaki kadınların eşlerinde aradıkları en önemli özelliklerse yaşça kendilerinden biraz daha büyük olması gelirinin yüksek olması ve bağlılık. Tabii bu fiziksel çekiciliğin araştırmaya katılan kadınlar açısından önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Kadınlar bu özellikleri de önemli buluyorlar; ancak iyi bir kazanç ve bağlılık kadar değil.
Buss kadınların ve erkeklerin eşlerinde aradıkları özelliklerin kültürler arasında bu denli benzerlik göstermesini insan türünün evrimsel gereksinimleri açısından açıklıyor. Evrim tıpkı başka hayvanlarda olduğu gibi insanlarda da eş seçimine bazı ölçütler getiriyor. Örneğin erkekler genç ve güzel görünümlü kadınları daha çekici buluyorlar çünkü bu özellikler kadının sağlıklı olduğu ve üreyebileceği konusunda birer ipucu aslında. Parlak saçlar yumuşak bir ten gibi özellikler aslında güzel göründüğü kadar sağlığın da habercisi olabilir. Buss’a göre kadınların kendilerinden yaşça daha büyük ve kariyer sahibi erkekleri çekici bulmasının nedeni de bu erkeklerin çocuklarına iyi bir yaşam ve güvence sağlayabilecek olması. Gençlik ve çekicilik gibi özelliklerin kadınlar için daha az önem taşımasını da erkeklerin üreme yıllarının kadınlarınkinden çok daha ileri yaşlara kadar uzanabilmesi olarak açıklıyor.
Başka araştırmalarda da bu konuda kültürler arasında küçük farklılıklar olsa da insanların genelde çekicilik konusunda bazı ortak kriterlere sahip oldukları görülmüş. Bu benzerliklerden yola çıkan iki araştırmacı Judith Langois ve Lori Roggman da evrimsel geçmişimize bağlı olarak insan türünün bireylerine çekici gelen bazı evrensel özelliklerin geliştiği varsayımından yola çıkmışlar. Bu varsayımı sınamak için ilginç bir araştırma düzenlemişler. Çoğu Avrupa kökenli bazıları da İspanyol asıllı ve Asyalı olmak üzere bazı öğrencilerin fotoğraflarını çekerek bunları bilgisayar ortamına aktarmışlar. Bu fotoğraflardan ikisini alarak bilgisayar yardımıyla birleştirmişler. Bu yöntemle ortaya iki fotoğrafın özelliklerinin matematiksel ortalaması olan yeni bir yüz çıkmış. Araştırmacılar fotoğrafları aynı yöntemle birleştirmeyi sürdürüp 16 fotoğrafın ortalama özelliklerini taşıyan tek bir fotoğraf elde etmişler. Bir sonraki aşamada insanlara hem bunu hem de başlangıçtaki 16 fotoğrafı göstererek bunları çekicilikleri açısından sıralamalarını istemişler. Araştırmacıların beklentisi elbette ki araştırmaya katılanların karma fotoğrafı diğerlerine göre daha çekici bulmalarıymış. Gerçekten de araştırmaya katılan erkekler de kadınlar da 16 fotoğraftaki özelliklerin matematiksel ortalaması alınarak ortaya çıkarılmış fotoğrafları diğerlerine göre daha çekici bulmuşlar. Araştırmacılar bu durumu karma fotoğrafta bireysel farklılıkların törpülenerek ortaya bize bildik gelen bu nedenle de çekici bir insan yüzünün çıkmasına bağlıyorlar.
Kimi araştırmacılara göre de aşina yüzlerin bizlere çekici gelmesinin nedeni tanımadığımız şeylerin tehlikeli olabileceği düşüncesiyle tercihlerimizi genellikle tanıdık bildik şeylerden yana kullanmamız. Aslında aşinalık daha önce sözettiğimiz sık karşılaşmak benzerlik ve karşılıklı hoşlanma gibi kavramların da altında yatıyor.
Özetle evrimsel psikologlar insanlarda eş seçimine ilişkin davranışların üreme başarısını artıracak bir biçimde evrimleşmiş olduğu görüşünü savunuyorlar. Buna göre çocuk sahibi olma konusunda farklı rollere sahip oldukları için erkeklerle kadınların eş seçimindeki tercihleri ve stratejileri de birbirlerinden farklı. Dişiler için üremek hem zaman hem de enerji ve çaba açısından "masraflı"dır; bu nedenle de ne zaman ve kimi eş olarak seçecekleri konusunda erkeklere göre daha çok dikkat ederler. Bu açıdan bakılınca eş bulma ve üreme erkekler için daha az şeye malolur. “Aşkın bununla ilgisi ne?” diyeceksiniz. David Buss ve arkadaşları evrimsel bakış açısının romantik ilişkilerde kadınlarla erkeklerin birbirinden farklı stratejilere sahip olmalarını açıkladığı görüşündeler. Buss bu görüşü şöyle açıklıyor: Bir eş bulmak ve onu elinde tutmak bireyin karşısındakine çekici gelecek özelliklerini gözler önüne sermesini gerektirir. Bu yolda insanlar binlerce yıllık evrim sürecinde karşı cinsin dış görünüşüyle ilgili belli ipuçlarına tepki vermeyi geliştirmişlerdir. Üreme için erkeklere göre daha büyük bir bedel ödeyen dişiler bir çocuk dünyaya getirme ve büyütme sürecinde kendilerine destek olacak erkekleri eş olarak tercih ederler. Erkeklerse başarılı bir biçimde çoğalabilecek dişileri seçerler. Bundan şu çıkarsamayı yapabiliriz: erkekler için eş seçiminde dişilerin sağlıklı olduğuna işaret eden yaş gibi etkenler ön plana çıkarken kadınlar öncelikle kendilerinin ve çocuklarının gereksinimlerinin karşılanabileceğine işaret eden ekonomik başarı ve kariyer sahibi olma gibi özelliklere dikkat ediyorlar. Son zamanlarda yapılan birçok araştırmada da bu savı destekler nitelikte bulgular çıkmış ortaya. Evrimsel bakış açısının oldukça ilginç ve heyecan verici bir bakış açısı sunduğu bir gerçek. Ancak gelecekteki araştırmalar insanlarda aşkın biyolojik “emirleri” ne ölçüde izlediğini ortaya çıkaracak.
Öte yandan bütün bu bulgular bir başka bakış açısıyla da açıklanabilir: Dünyanın hemen her yerinde kadınların daha az güç zenginlik ve toplumda daha düşük bir konuma sahip olduklarını göz önüne alalım. Eğer kadınlar ekonomik güvence için erkeklere bağımlı durumda kalıyorlarsa eş seçiminde bu özellikleri de göz önünde bulundurmaları şaşırtıcı olmamalı aslında. Buna karşılık erkeklerin eşlerini daha "hafif" sayılabilecek dış görünüş gibi bir kritere göre seçme özgürlükleri bulunuyor. Yani eşitlik ilkesi çerçevesinde kadınların güzelliği ve gençliği erkeklerin kariyer ve ekonomik başarı gibi özellikleriyle dengeleniyor. Bazı araştırmacılar bu varsayımı sınamak için farklı kültürlerde yaşayan kadınların ekonomik rahatlıklarıyla eş seçiminde dış görünüşe ne kadar önem verdikleri arasında bir bağıntı olup olmadığını araştırmışlar. Araştırma sonucunda bu bağıntının varlığı saptanmış. Buna göre kadınların ekonomik rahatlıklarıyla eş seçiminde dış görünüşe verdikleri önem arasında doğru orantı var.

“İçinin Güzelliği Yüzüne Vurmuş”
Genelde güzel bireylerin daha toplumsal dışa dönük daha popüler ve daha mutlu insanlar olduğu düşünülüyor. Psikologlara göre güzel insanların "iyi" de oldukları konusundaki önyargı insanların bu görüşün doğrulanmasını sağlayacak biçimde davranmalarına neden oluyor. Maruz kaldıkları davranış biçimi insanların davranışlarını ve kendileri hakkındaki görüşlerini kendilerine bakışlarını da etkiliyor. Dış görünüş bakımından çekici insanlar küçüklüklerinden itibaren çevrelerinden olumlu ve sıcak mesajlar alıyorlar ve bu da toplumsal becerilerinin gelişmesine neden oluyor. Bu duruma açıklık getirmek için düzenlenmiş bir araştırmada katılımcılara başka bir katılımcı olduğu söylenen bir kadının fotoğrafı gösterilerek onun hakkında bazı bilgiler verilmiş. Katılımcıların bir bölümüne dış görünüş açısından çekici bir kadının fotoğrafı başka bir gruba da çekici olmayan bir kadına ait bir fotoğraf gösterilmiş. Katılımcıların hepsine bu kadınla birer telefon konuşması yapacakları bildirilmiş. Aslında gösterilen fotoğrafların ikisinin de katılımcıların telefonda konuştukları kadına ait olmadığını belirtelim. Telefonda çekici bir kadınla konuştuklarını düşünen erkeklerin hepsinin çekici olmayan bir kadınla konuştuğunu düşünen erkeklerden çok daha sıcak ve kibar konuştukları görülmüş. Dahası telefondaki kadınların konuşma biçimlerinin de konuştukları erkeğin tarzına göre değiştiği görülmüş.
Daha sonra bu olaylardan haberi olmayan başka katılımcılara da kayıtlardan yalnızca kadınların konuştuğu bölümler dinletilmiş. Bu aşamada da erkeklerin çekici olduğunu sandığı için sıcak bir tavırla konuştuğu kadınları dinleyen katılımcılar bu kadınların daha çekici daha canlı ve kendilerinden emin olduğunu düşünmüşler. Aynı araştırma kadınlarla erkeklerin rolleri değiştirilerek düzenlendiğinde kadınların da çekici olduğunu düşündükleri erkeklerle telefonda konuşurken daha sıcak ve kibar konuştukları ve kadınların kendileri hakkındaki düşüncelerinden haberdar olmayan erkeklerin de onların bu davranışlarına uygun biçimde yanıt verdikleri görülmüş. Ancak yine de güzelliğin bakanın gözünde olduğu özdeyişini anımsamakta yarar var.
Öte yandan 1998 yılında Massachusetts Üniversitesi’nden araştırmacılar yalnızca güzelliğin değil “sağlığın da” bakanın gözünde olduğunu ortaya çıkaran ilginç bir araştırma yapmışlar. Araştırmaya katılanlara fotoğraflar gösterilerek fotoğraftaki insanların sağlık durumları konusunda düşünceleri sorulmuş. Katılımcılar genellikle çekici yüzleri olan insanların başkalarına göre daha sağlıklı olduğu varsayımında bulunmuşlar. Bu insanların gerçek sağlık durumlarına bakıldığındaysa çekicilikle sağlık durumu arasında neredeyse hiç ilişki olmadığı çekici insanların sağlık durumunun öteki fotoğraflardaki insanlardan ne daha iyi ne de daha kötü olduğu bulunmuş.
Ancak güzellikle ilgili bu çıkarsamaların bütün kültürlere genellenemeyeceğini düşünenler de var. 1997 yılında yapılan bir başka çalışmada araştırmacılar güzel insanların iyi de olduğu yargısının evrensel açıdan geçerli olup olmadığını ortaya çıkarmak için kolları sıvamışlar. Güney Kore’nin başkenti Seul’de yapılan araştırmada hem erkeklerin hem de kadınların kendilerine gösterilen fotoğraflardan yola çıkarak dış görünüşleri bakımından çekici olan insanların toplumsal açıdan daha becerikli daha arkadaş canlısı ve uyumlu olduklarını düşündükleri görülmüş. Ancak Güney Kore’deki katılımcılarla Kuzey Amerikalı katılımcılar arasında belirgin bir farklılık ortaya çıkmış. Kişisel bağımsızlığın bireyselliğin ve kendine güvenin vurgulandığı "bireyci" kültüre sahip ABD’li ve Kanadalı katılımcıların “güzel” tanımlamalarına kişisel güç de girerken Korelilerin güzellik tanımlarında kollektif kültürlerde değer verilen özellikler olan dürüstlük başkalarını düşünme de yer alıyormuş.

Aşkı Tanımlamada Kültürün Rolü
Aşkın kendisinin evrensel bir duygu olup olmadığı da tartışmalı konulardan biri. Aslında bütün kültürlerde insanların karşı cinsten bireylere duygusal bağlılık duyduğunu anlamak için edebiyat ürünlerine efsanelere ve günlük yaşamlarına bakmak yeterli. Ancak farklı kültürlerden insanların aynı duyguları yaşadıklarını söyleyebilmek bundan çok daha farklı bir durum; çünkü duygular insanlara ya da olaylara verdiğimiz basit tepkiler değil düşüncelerimizin ve bilişsel sistemimizin karmaşık türevleri. Dolayısıyla belli bir toplumsal ve tarihsel yapı içerisinde farklı anlamlar kazanabilirler. İster kibir ister açlık isterse aşk olsun duyguların evrensel bir niteliği vardır. Ancak farklı kültürlerde farklı biçimlerde ifade edilir ve deneyime dönüşürler; deneyimlerin yorumu da kültürden kültüre farklılık gösterir.
Bu konudaki birçok araştırma ABD’de yaşayan araştırmacılarca kendi kültürlerinde yaşayan insanların aşka bakışlarını temel alınarak yapılmış. Ancak kültürün insanların deneyimlerini nasıl adlandıracakları ve yakın ilişkilerden beklentileri konusunda önemli rol oynadığını da kabul etmek gerekiyor. Örneğin Japon kültüründe çok güçlü ve olumlu duyguları tanımlamada kullanılan "amae" sözcüğüne Batı dillerinde karşılık gelen bir sözcük bulmak zor; buna en yakın sözcüğün "bağımlılık" olduğu söylenebilir. Oysa yetişkinlerin ilişkilerinde görülen bağımlılığa Batı kültürlerinde sağlıksız bir ilişki biçimi gözüyle bakılır. Çinlilerin aşk ilişkilerine ilişkin en önemli kavramlardan biri gan qing. Gan qing öteki insanın gereksinimlerini karşılamak için çalışarak ve ona yardım ederek ulaşılan durumu betimleyen bir kavramdır. Örneğin birinin bisikletini tamir etmek ya da onun yeni bir şeyler öğrenmesine yardım etmek gibi. Aşk kavramının bir başka değişik örneği de Kore’den. "Jung" kavramı Koreliler için aşktan da fazlasıdır insanları birbirlerine bağlayan şeydir jung. Bir ilişkinin başında çiftler birbirlerine aşık olabilirler. Ancak jung henüz gelişmemiştir. Gelişmesi karşılıklı yaşanan deneyimlere ve zamana bağlıdır.
Araştırmalar Batı kültürleriyle Doğu kültürleri arasında bireylerin ve toplumun gereksinimlerinin tanımları arasında da büyük farklılıklar olduğunu gösteriyor. Bireylerin bağımsızlığının kendi başının çaresine bakabilecek güçte olmasının vurgulandığı insanların kişisel özelliklerine bakılarak değerlendirildiği Batı kültürlerinde bütün ilişkiler gibi aşk ilişkileri de bu çerçevede değerlendiriliyor ve kavramsallaşıyor. Öte yandan kişileri öncelikle bir topluluğun bireyleri olarak gören kollektivist Doğu toplumlarında aşk da bireylerin toplumla bağları çerçevesinde ele alınıyor.

Bireyci toplumlarda romantik aşkın evliliğin önemli önkoşullarından biri olarak görüldüğünü biliyoruz. Araştırmacılar kollektivist kültürlerde aşkın evlilik için önemli bir önkoşul olmadığı varsayımında bulunmuşlar. Bireyci kültürlerdeyse aşk oldukça kişisel ve arkadaşlarla aileyi bile bir süreliğine unutturan her şeyin üstünde bir deneyimdir. Kişinin eş olarak kimi seçeceği ve kiminle evleneceği de büyük ölçüde kişisel bir deneyimdir. Buna karşılık kollektivist kültürlerde aşık olan bir insan ailesinin ve öteki topluluk üyelerinin dileklerini de hesaba katmak zorundadır. Evlilikler çoğu zaman “düzenleme” yoluyla olur; aileler anlaşarak gelinle damadı biraraya getirirler. Bu konuyu ele alan araştırmalarda da bu varsayımı destekleyen sonuçlar bulunmuş. Bu araştırmalara bakarak romantik aşk kavramının bir yere kadar kültüre bağlı bir kavram olduğunu söyleyebiliriz.

Herkes aşık oluyor. Ancak herkes aynı biçimde aşık olmuyor. En azından herkes aşkı aynı biçimde tanımlamıyor. Örneğin antropolog William Jankowiak’ın yaptığı bir araştırmada örneklem alınan 166 kültürün 148’inde romantik aşka dair kavramların bulunduğu görülmüş. Buna bakarak romantik aşkın insan türü için evrensel bir durum olduğu söylenebilir. Ancak kültürel kurallar bu duygusal durumun nasıl yaşanacağını nasıl dışa vurulacağını ve nasıl anımsanacağını etkiliyor.

Aşkı “Sürdürebilmek”
Aşk denince ilk akla gelenler güzellik çekicilik karşılıklı çekim gibi kavramlar olsa da araştırmaların ortaya çıkardığı başka bir bulgu da bütün bunların ilişkilerin yalnızca ilk aşamalarında önemli rol oynadığı. Yani ilişkiler ilerledikçe bunların önemi azalıyor. Fiziksel çekim zamanla etkisini yitirdiğine göre ilişkinin ilerleyen aşamalarında hangi özellikler önem kazanıyor olabilir? Psikologlar elbette bunu da araştırmışlar ve ortaya ilginç bulgular çıkmış. Yakın ilişkiler zaman içinde geliştikçe ortak bazı aşamalardan geçiyorlar. Ancak öncelikle başka bir insanla tatminkar bir ilişki kurmak açısından önemli kabul edilen bir etkenden söz edelim: Kişinin kendisine duyduğu sevgi. Araştırmacılar bir ilişkide iki insanın birbirlerine yakınlık duymalarının ilk koşulunun kişinin kendi kendisini sevmesi olduğunu söylüyorlar. Bununla anlatılmak istenen benmerkezcilik değil elbette; kişinin kendi gereksinimlerinin farkında olması ve kendi kendisine saygı duyması. İnsanlar kendi değerleri ve kimlikleri konusunda kendilerini güvende hissettikleri ölçüde aşk ilişkilerinde mutlu oluyorlar.
İlişkileri anlamanın yollarından bir başka yolu geçirilen aşamaları anlamak olduğu için psikologlar bu aşamaları ortaya çıkarmaya çalışmışlar. Psikologlar uzun süreli beraberliklerin içeriğini kendi kendini kabul etme eşlerin birbirlerini takdir etmeleri bağlılık iyi iletişim gerçekçi beklentiler ortak ilgi alanları ve çatışmalarla verimli bir biçimde yüzleşebilmek olarak özetliyorlar. Bu özelliklerin hiçbiri durağan değildir; zamanla değişir evrimleşerek birbirlerini etkilerler. Belki de aşk yakalamak için peşinde koşulacak pembe düşlerden oluşan bir şey değil kişinin kendisini ve karşısındakini tanımasıyla zamanla olgunlaşan bir yaşama bakış biçimidir.

Kaynak: Bilim ve Teknik Dergisi


Bakimliyiz isimli Üye şimdilik offline konumundadır  




Etiketler
ask, duygu, bir, guc, tanimlanmasi

Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Tanımlanması Güç Bir Duygu Aşk

Tanımlanması Güç Bir Duygu Aşk konusu, BAYANLAR ÖZEL / Aşk, Sevgi Köşesi & Aşk Hikayeleri forumunda tartışılıyor.



Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 10:13 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats