bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > BAYANLAR ÖZEL > Aşk, Sevgi Köşesi & Aşk Hikayeleri

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 30-08-2009, 09:42   #1 (permalink)
 
mormavi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart iyilik Guzellik....

Bir Muddet Zeytin Yiyecegiz

Kendisini karşılayan sekretere; Nazif Beyle görüşmek istediğini söyledi. Bunun üzerine sekreter birden ciddileşti: "Nazif Bey mi?"dedi.
"Evet Nazif Bey!" diye cevap alınca hüzünlü bir ses tonuyla
"Nazif Bey sizlere ömür efendim onu kaybedeli dört yıl oldu." dedi.
Hiç beklemediği bu haberle bir acı saplandı yüreğine.
"Ya öyle mi...?" diyebildi sadece. Hicranlı bir suskunlukla bir
müddet öylece kalakaldı. Gözlerine hücum eden yaşlar yanaklarından süzülüp göğsüne damladı. Kendisini Toparlayıp "Onun adına görüşebileceğim bir yakını var mı acaba?" diye sordu.

"Evet var oğlu Selim Bey....".
Titrek bir sesle "Öyleyse Selim Beyle görüşebilir miyim?"
dedi. Görevli hanım insanda saygı uyandıran bu kibar beyefendiye "Selim Bey oldukça meşgul bir insan randevusuz görüşmek pek mümkün olmuyor; ama ben yine de kendisine bir haber vereyim.
" Dedi ve telefona yöneldi.. Sonra "Kim diyelim efendim?" diye
sordu.
"Kendimi ona ben tanıtmak istiyorum kızım." cevabı üzerine
sekreter dahili telefonu çevirdi. Daha sonra mütebbessim bir çehreyle
"Selim Bey sizinle görüşmeyi kabul etti lütfen beni takip edin." dedi. Beraber merdivenden çıktılar. İnce bir zevkle döşenmiş geniş bir salondan geçip büyük bir kapının önünde durdular sekreter kapıyı açarak
'Buyurun!' dedi. O da içeri girdi. Kendisini ayakta bekleyen vakur ve mütebbessim gence doğru hızlı adımlarla yürüdüelini uzatarak
"Merhaba ben Prof. Dr. Mehmet Baydemir." dedi.
"Bendeniz de Selim Cebeci... Lütfen buyurun oturun." dedi
genç iş adamı. Mehmet Bey kendisine gösterilen yere oturur oturmaz:
"Yirmi üç yıl tam yirmi üç yıl... Vaktiyle bana burs verip
okumama vesile olan insanın elini öpmek için bu ânı bekledim." dedi ve dudakları titredi gözleri doldu. "Ama o büyük insanın elini öpmek nasip değilmiş bunun için ne kadar üzgünüm anlatamam." Yaşarmış gözlerini kuruladıktan sonra Selim Beye döndü: "Fakat en azından o büyük insanın mahdumunun elini sıkmaktan da bahtiyarım." Misafirin bu sözleri üzerine
Selim Bey yerinden fırladı kulaklarına inanamıyordu. Kelimelerinin her biri birer hayret nidâsı gibi dizildi cümlelerine: "Mehmet Baydemir demiştiniz değil mi Tosyalı Mehmet Baydemir mi?" Profesör delikanlının
bu heyecanlı haline bir anlam veremeyerek başıyla "Evet" dedi. Bunun üzerine Selim Beyin gözleri sevinçle parladı.
"Babamla sizi uzun yıllar aradık; ama bulamadık." dedi.
Profesörün yanına gelerek iki eliyle elini tuttu candan bir dost gibi sıktı ve "Sizi karşıma Allah çıkardı." dedi.
Bu sözler profesörü çok şaşırtmıştı
"Uzun yıllar beni mi aradınız? Peki ama neden?" dedi. Selim Bey gülen gözlerle profesöre bakarak
"Bizdeki emanetinizi vermek için..." deyince profesörün
şaşkınlığı iyiden iyiye arttı.
"Emanet mi?" dedi. Selim Bey cevap vermeden yerine geçip telefonu çevirdi. Karşısındakine "Gelebilir misiniz?" deyip telefonu kapattı.Mehmet Bey Şaşkın gözlerle Selim Beye bakarken kapı çalındı odaya iyi giyimli bir bey girdi. Selim Bey ona yanına gelmesini işaret etti sonra kulağına bir şeyler fısıldadı. Gelen kişi bir şey söylemeden geldiği
kapıya yöneldi. O çıkarken Selim Bey misafiriyle tatlı bir sohbete başladı. Sohbetleri koyulaştıkça çehrelerindeki şaşkınlık yerini birbirlerine Hasret kırk yıllık ahbapların yeniden buluşmalarındaki sevinç samimiyet ve güvene bırakmıştı. Mehmet Bey yurt dışındaki tahsilinden araştırmalarından ve yirmi üç yıl boyunca her yıl büyüyen
memleket hasretinden bahsetti. Sonra Nazif Beyin duvardaki portresini göstererek
"Bu günlerimi şu büyük insana borçluyum." dedi. "Bana yalnızca
maddî destek vermedi mânen de beni hiç yalnız bırakmadı. Yurt dışında tahsil görürken yanlışa her yeltendiğimde hayalen yanımda hazır oldu. 'Sana bunun için burs vermedim.' Diyerek bana istikamet verdi. Ona her namazımda dua ediyorum." dedi ve gözlerini Nazif Beyin duvardaki fotoğrafına mıhladı. Sonra gözleri portrenin altındaki ilk anda mânâ veremediği diğer tabloya kaydı. Son derece şık bir çerçevenin içinde
bazı yerleri yamalı ve tamir görmüş oldukça eski bir çift çorap duruyordu. Biraz daha dikkatli baktığında çerçevede bazı cümlelerin de sıralandığını fark etti:
"Bir müddet zeytin yiyeceğiz sonra..."
Selim Bey kendisine bir soru sorduğu için başını ona çevirdi;
fakat aklı tabloda kalmıştı. Selim Beye cevap verirken tabloya bir daha baktı. İkinci cümle de birinci cümle gibi üç nokta ile bitiyordu:
"Bir müddet sabredeceğiz sonra..." İyice meraklanmıştı. Bu ilk görüşmeleri olmasaydı yanına gidip tabloyu iyice inceleyecekti; fakat bu uygun düşmez düşüncesiyle Yalnızca sohbet arasında göz ucuyla merakını gidermeye çalışıyordu. Ancak her seferinde biraz daha artan bir merakın içinde kalıyordu. Üçüncü cümlede:
"Bir müddet yürüyeceğiz sonra..." diye yazıyor ve altta böyle
birkaç cümle daha sıralanıyordu. Artık aklı hep tablodaydı. Sonunda dayanamayıp "Selim Bey merakımı mazur görün. Şu tabloya bir mânâ veremedim." Dedi. Selim Bey kendisine has bir gülüş ile misafirine baktı derin bir nefes alarak
"Malumunuz babam varlıklı bir insandı. Oldukça iyi bir hayatımız vardı. Sonra ne olduysa her şeyimizi kaybettik. O zenginlikten geriye hiçbir şey kalmadı. Köşkümüzdeki hizmetçiler de gitti. Yemekleri artık annem yapıyordu. Hatırlıyorum da bir sabah kahvaltıya sadece zeytin
koyabilmişti. O zengin kahvaltılarımıza bedel yalnızca zeytin...
Şaşkınlık içinde 'Başka bir şey yok mu?' diye sormuştum. Bu soru karşısında annemin hüngür hüngür ağlayışı gözümün önünden hiç gitmiyor.
Annemin ağlayışına mukabil babam:
'Bir müddet zeytin yiyeceğiz sonra...' dedi ve durdu güçlü
bakışlarını üzerimizde gezdirdi 'Alışacağız.'dedi. Ve iştahla bir zeytin alıp ağzına attı. Birkaç gün sonra haciz memurları gelip köşkümüzü de elimizden aldılar. Kenar bir mahallede küçük eski bir eve taşındık.
Doğru dürüst bir eşyamız da kalmamıştı. Annem bezgin bir sesle: 'Bu evde hiçbir şey yok! Burada nasıl yaşayacağız.' Diye haykırdı. Bunun üzerine babam:
'Bir müddet sabredeceğiz sonra alışacağız.' dedi. Gittiğim özel okuldan ayrılmış bir devlet okuluna yazılmıştım. Sabahleyin okula servisle gitmeyi umarken babam elimden tuttu 'Bu ilk günün okula beraber gideceğiz.' dedi. Yürümeye başladık. Okul oldukça uzak gelmişti bana yorulup geride kaldığımı hatırlıyorum. Babam kim bilir hangi düşüncelere dalmıştı. Geride kaldığımı fark etmemişti. Biraz sonra fark
edince bana döndü. İsyan dolu bakışlarımı yüzünde gezdirdim. Bir an bana ızdırapla baktıktan sonra yanıma geldi. Bir şey söylemesine fırsat vermeden kızgın aynı zamanda nazlı bir tavırla 'Yoruldum.' dedim. Babam
oldukça sakin bir şekilde:
'Bir müddet yürüyeceğiz sonra alışacağız.' dedi. Babam her sabah erkenden çıkıyor geç saatlerde ancak dönüyordu. Döndüğünde ise küçük odaya çekiliyor bazen saatlerce orada kalıyordu. Çoğu zaman buradan gözyaşları içerisinde çıktığını görüyordum. Bir gün merakıma yenilip
babamın küçük odasına girdim. Yerde bir seccade seccadenin üzerinde de bir tespih vardı. Duvarda ise Arapça bir ibarenin altında şu yazı vardı:
'Allah borcunu ödeme niyetinde olanın kefilidir.' Babamın dediği gibi oldu zor da olsa zamanla alıştık. Bu hal birkaç yıl sürdü. Bir gün babam eve çok farklı bir yüz ifadesiyle geldi. Ağlamaklı bir yüz ifadesi vardı. Her birimize bir paket getirmişti. Köşkten ayrıldığımız günden beri ilk defa paketlerle eve geliyordu. Bizi bir araya topladı.
'Bugün benim için ne mânâya geliyor biliyor musunuz?' dedi kelimeleri boğazına düğümlendi gözlerine yaşlar hücum etti. Sözlerini kesmek zorunda kaldı. Her birimize hediyelerimizi teker teker verdi ve bizi ayrı ayrı kucaklayıp yanaklarımızdan öptü kendisi de bir koltuğa oturdu. Cebinden gazeteye sarılı bir şey çıkardı. O sırada da ağlıyordu. Hepimiz şaşkınlık içinde babama bakıyorduk. Gazeteyi açtı içinden bir çift yeni
çorap çıkardı. Bu gözyaşlarıyla bir çift çorabın alâkasını kurmaya çalışırken babam beklemediğimiz bir şey yaptı. Çorabı burnuna götürdü kokladı kokladı. Arkasından hıçkırarak ağlamaya başladı. Hepimiz şok olmuştuk tek kelime bile söylemeden bekledik. Babam nihayet kendisini topladı ve
'Bir zaman önce büyük bir borcun altına girmiştim. Borcumu ödeme niyetiyle yeniden çalışmaya başladığım zaman kendi kendime 'bütün kazancım borçlarımı ödeyinceye kadar alacaklılarımın hakkıdır. Onların hakkını vermeden ayağıma bir çorap almak bile bana haram olsun.' demiştim. Bugün ise Allah'ın yardımıyla borcumu bitirdim. Artık
kimseye tek kuruş borcum kalmadı." dedi. Sonra gözyaşları içinde ayağındaki çorapları çıkarıp yeni çoraplarını giydi. Ben de o eski çorapları hem aziz bir baba yadigârı hem de bir ibret nişanesi olarak sakladım. Bu çoraplar her gün bana: 'Paralarını ödeyinceye kadar bütün kazancım alacaklılarının hakkıdır.' diyor". Selim Beyin bakışları bilinmez âlemlere dalarken onemlenen gözlerini kuruladı sonra dönüp
duvardaki siyah-beyaz fotoğrafa hayran hayran baktı. "Babanız sandığımdan da büyükmüş Selim Bey. Ben olsaydım öyle müreffeh bir hayattan sonra anlattığınız gibi bir darlıkta herhalde çıldırırdım." Selim Beye döndü
ve "Siz ne yapardınız?" diye sordu. Selim Bey kendisine has tebessümü ile: "Bir müddet zeytin yerdim sonra..."dedi ve gülümsedi. O sırada kapı çalındı biraz önceki beyefendi elinde bir Kutuyla içeriye girdi. Kutuyu Selim Beyin masasına bırakıp çıktı. Selim Bey yerinden kalkıp kutuyu alarak Mehmet Beye uzattı. 'Buyurun yıllarca size vermek istediğimiz
emanetiniz.' dedi. Mehmet Bey bilinmez duygular içerisinde kutuyu açtı.
İçinden kadife bir kese çıktı. Keseyi açıp içini kutuya boşalttığında merakı iyiden iyiye arttı. Keseden birkaç tane cumhuriyet altını ile bir not çıkmıştı. Mehmet Bey hassasiyetle katlanmış kâğıdı açıp okumaya başladı.

Sevgili Mehmet Bey oğlum

Bazen istediğimizi yaparız çoğu zaman da mecbur olduğumuzu...
Tahsil hayatınız boyunca size burs vermeyi taahhüt etmiştim. Ancak
eğitiminizin son altı ayında size burs verme imkânını bulamadım. Bir
müddet sonra imkânlarıma yeniden kavuştum; lâkin bu sefer de size
ulaşamadım. Dolayısıyla size borçlandım ve borçlu kaldım. Eğer böyle bir
borcu gözyaşı ve ızdırapla ödemek mümkün olsaydı ben bu borcu fazlasıyla
ödemiş olurdum. Zira sevgili oğlum bu altı aylık zaman diliminde bursunu
verememenin ızdırabıyla kaç gece ağladım. Her neyse bursunuzu
tarihlerindeki değeriyle altına çevirdim. Bu altınlar sizindir. Bunlar
elinize ulaştığında borçlarımın tamamını ödemiş olacağım.

Sevgilerimle

Nazif Cebeci.

Mehmet Bey neye uğradığını şaşırmıştı. Bu büyük insanın yüceliği karşısında bir çocuk gibi yalnızca ağlıyor ağlıyordu. Selim Bey de bir hayli duygulanmıştı. Onun da yanaklarından yaşlar süzülüyordu. Bir ara yaşlı gözlerle babasının siyah-beyaz portresine baktı. Kendisine yıllarca hüzünle bakan gözleri bu sefer sevinçle bakıyor gibiydi.

alıntı

____


mormavi isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Bu konu için 2 üye, mormavi adlı üyemize teşekkür etti.
nimlahza (30-08-2009), sahranil (30-08-2009)

Alt 30-08-2009, 10:31   #2 (permalink)
 
nimlahza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

Ne kadar güzel ders alınacak bir hikaye.
Emeğine yüreğine sağlık canım.


nimlahza isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Teşekkür Edenler:
mormavi (30-08-2009)





Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


iyilik Guzellik....

iyilik Guzellik.... konusu, BAYANLAR ÖZEL / Aşk, Sevgi Köşesi & Aşk Hikayeleri forumunda tartışılıyor.



Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
iç güzellik... Jülyet Aşk, Sevgi Köşesi & Aşk Hikayeleri 3 18-08-2009 10:02
Güzellik İpuçları - Evde Güzellik daywest Güzellik Önerileri 2 28-07-2009 07:36
iyilik meleği incitanesi Fıkralar 1 09-07-2009 07:36
Güzellik Bakimli Bayan Güzellik Önerileri 0 18-03-2008 12:10

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 07:13 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats