bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > DİNİMİZİ TANIYALIM > Dini Bilgiler

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 16-07-2008, 01:58   #1 (permalink)
 
elif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Dini Hayatı Kemiren Tehlike: DÜNYEVİLEŞME

Dünyevileşme kendini dünyanın çekiciliğine kaptırma onun esir ve zebunu haline gelme anlamına gelir Bu kavram hayat tarzı eşya ve hadiselere bakış şekli ehl-i dünyanın arzu ettiği biçimde olan insanın halini anlatır Bu itibarla dünyevileşme dinin örgülediği hayat biçimine varlığa ve hâdiselere bakış açısına ters olmayı ifade eder Hayatın merkezine dini koyarak yaşamanın ve düşünmenin zıttı olması sebebiyle dünyevileşme yine ona ters orantılı olarak artan eksilen bir yapıya sahiptir Yani ondaki artış bunda eksilme bundaki artış da onda eksilme meydana getirir Ayrıca bu terim bir oldu-bitti hâdiseyi değil yaşanan bir süreci haber verir Dünyevileşmenin değişik buutları vardır ve bu olguyu herkes farklı oranlarda yaşar
Dünyevileşme Serüvenimiz
Dünya üzerinde hayat bulduğumuz hayatımızı devam ettirmek için kendisinden istifade ettiğimiz yerdir Bu yönden kendisiyle tabii bir ilişkimiz vardır Hayatımız ona bağlandığı için ondan faydalanma noktasında alakamızı kesmemiz mümkün değildir Bir de dünyanın statüler makamlar mevkiler değerler üreterek kurduğumuz ve adına içtimai hayat dediğimiz bir tarafı daha bulunmaktadır Hayatımız bir yönüyle bunlarla da kayıtlı olduğundan bu tarafıyla da ilişkimizi kesemiyoruz
Allah (cc) dünyamızı tabiatı itibariyle güzel ve cazibedar yaratmış mevki ve makamlara bir tatlılık vermiştir Fakat dünyanın sadece güzel ve tatlı olması insanı kendine çekmeye yetmemektedir Allah aynı zamanda insan fıtratında ona karşı bir meyil de koymuştur Dolayısıyla dünya insanın hem sahip olma haz alma duygularına hem de başkalarına hâkim olma yönetme arzularına hitap etmektedir “Kadınlar oğullar yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüş güzel cins atlar davarlar ve ekinlere olan istekler/arzular insanlar için süslendirilmiştir” (Âli İmran 3: 14) ayeti ile “Dünya çekicidir tatlıdır” (Müslim Zikir 99) hadis-i şerifi onun cazibedarlığını; “İnsanoğlunun bir vadi dolusu malı olsa ikincisini ister” (Müslim Zekât 117) hadisi de insanın meylini ve doymak bilmez arzularını ifade ediyor
Her iki yönüyle dünyamızdaki o cazibedarlıkla insandaki bu meyil karşılaştığında ister istemez bir cezbe ve incizap durumu bir çekme ve çekilme ortamı meydana geliyor Sonuçta böyle bir ortamda insan kendini dünyaya kaptırıyor ve dünyevileşme başlıyor Dünyanın tabii yönüyle ilişkisi faydalanma boyutundan çıkıp gaye edinme boyutuna geçtiğinde insan bir dünyevileşme sürecine giriyor Dünya metaını kendi ihtiyaçlarını tatminde kullanması gereken insanoğlu maalesef bir süre sonra maddenin esiri haline geliyor dünya malı adeta bir kölenin boynuna takılmış bukağı gibi insanın boynuna takılıyor İnsandaki hâkimiyet duygusunu yönetme arzusunu tatmin eden makam mansıp ve şöhretler cazip olduğundan dünyanın bu yönü de insanı kendine çekiyor ve dünyevileştiriyor Yani sadece mala paraya yönelen dünyevileşmiyor aynı zamanda makama mansıba yönelen de dünyevileşiyor Hatta bazen sosyal dünyanın makamları tabii dünyanın imkânlarından daha cazip görünüyor insana daha tatmin edici geliyor ve ihtiraslarını kamçılıyor Ama insanın en çok hoşuna gidense ikisinin bir arada olmasıdır Tabii ki ikisi bir arada olduğunda dünyevileşme de katmerleşiyor Kısacası dünyanın güzellikleri ve çekiciliği kendini kaptıran insanın dini hayatını sürekli tüketip duruyor onu Allah’tan uzaklaştırıyor
Dünyaya Bakışımız
Din ile dünya arasında aslında çıkış kaynağı itibariyle bir zıtlık yoktur Her ikisi de Allah’ın irade ve emriyle var olmuştur Bunlardan biri Allah’ın kelam sıfatından diğeri de kudret sıfatından gelen iki olgudur Bunlar çelişme şöyle dursun tam aksine birbirini destekleyen şeylerdir Dünyayı Allah’ın isim ve sıfatlarının tecelligâhı sanat eserlerinin teşhirgâhı olarak görmek dinî hayatımızın bir parçası olan tefekkür ve tezekkür için kaynak olur Diğer taraftan ahiretin tarlası olarak baktığımızda da din ile dünya arasında bir zıtlık göremeyiz Allah’ın rızasına erme ve ahiret yurdunu kazanma ancak dünyada yaptıklarımıza bağlıdır Bunun için yapmamız gerekenlerden bir kısmı da kazançlarımızdan Allah’ın emri ve rızası dairesinde sarfetmektir Bu yönüyle de dünya dinî hayatımızı destekleyen bir unsur olur Ama bütün bunlara rağmen dünyanın dini hayatımızla zıtlaşan bir tarafı var ki bu da onun çekiciliğine metaının tatlılığına kendini kaptıran insanı nefsin ve malın esiri etmesi onu Allah’tan uzaklaştırmasıdır
Geldiğimiz bu noktada Bediüzzaman Hazretlerinin dünyaya farklı yönlerden bakmak gerektiğini ifade eden şu tespiti gerçekten harikadır: “Dünyanın üç yüzü vardır Birinci yüzü Cenab-ı Hakk’ın esmasına bakar; onların nukûşunu gösterir mana-i harfiyle onlara ayinedarlık eder Dünyanın şu yüzü hadsiz mektubat-ı Samedaniyedir Bu yüzü gayet güzeldir nefrete değil aşka layıktır İkinci yüzü ahirete bakar; ahiretin tarlasıdır Cennetin mezrasıdır rahmetin mezheresidir Şu yüzü dahi evvelki yüzü gibi güzeldir; tahkire değil muhabbete layıktır Üçüncü yüzü insanın hevesatına bakan ve gaflet perdesi olan ve ehl-i dünyanın mel’abe-i hevesatı olan yüzüdür Şu yüz çirkindir Çünkü fanidir zaildir elemlidir aldatır İşte hadiste varid olan tahkir ve ehl-i hakikatin ettiği nefret bu yüzdedir” (Sözler s 862-863 Şahdamar yay) Bu bakış açısından baktığımızda dünya zikredilen ilk iki yüzüyle dinî hayatımızı takviye eden bir menba bir tefekkür ve tezekkür alanı ahirete yönelik amellerimiz için bir tarla iken; bizleri yaşama zevkine gark eden heveslerimize hitap eden yüzüyle Yüce Yaratıcı’yla alakamızı kesen bir perdedir
Burada problem dünya malına sahip olma değil sahip olduklarımızın kölesi olmaktır İslâm açısından insanın meşru olan şeyleri sevmesi ve elde etmesinde mahzur yoktur Nitekim “İnsanlardan kimileri vardır ki Allah’tan başka şeyleri Allah’a denk tutarlar da onları Allah’ı sever gibi severler İman edenler ise en çok Allah’ı severler…” (Bakara 2: 165) ayetinin penceresinden baktığımızda da sevmesi makul ve meşru şeyleri sevmekte mahzur olmadığı gözüküyor Kur’ân bunları sevmeyin diyerek fıtrata muhalefet etmiyor İnsan fıtratına dünyaya karşı konulmuş olan sevgi ve ilginin hayatın devam etmesi açısından temel bir görev icra ettiği de malumdur Ancak mü’minlerin onları Allah için sevmesi elbette ki daha iyidir O zaman sevaplı bir amel etmiş olur Kur’ân onların sevgisinin Allah sevgisinin önüne geçmemesini yerini almamasını istiyor Çünkü sevgide malı makamı kısacası dünyayı önceleyen insan onun emrine girer nefsinin ve tutkularının esiri olur Kur’ân’ın istemediği işte budur Mevlana Hazretleri’nin deyimiyle mal insan için gemiyi yüzdüren su gibi olmalıdır ama içine girmemelidir Çünkü içine girdiğinde gemiyi batıran da aynı sudur Dünya sevgisi de insanın manevi hayatını batırır
Yine “Allah’ın sana verdikleriyle ahiret yurdunu kazanmaya bak bu arada dünyadan da nasibini unutma Allah sana ihsan ettiği gibi sen de ihsanda bulun” (Kasas 28/77) ayeti çerçevesinden baktığımızda Rabbimizin (cc) bizlere bahşettiği dünyalıkları ahireti kazanma istikametinde sarf etmemizi Kendi yolunda harcamamızı istediğini görüyoruz Şu hadis-i şerif de bize bu konudaki ölçüyü veriyor Efendiler Efendisi (sas) “Salih adam için salih mal ne güzeldir” (Ahmed b Hanbel Müsned IV 194) buyurmaktadır Bu hadis salih adamın dünya malıyla ancak iyilik yapacağını bildiriyor Şüphesiz ki Kur’ân ve hadisin konuyla ilgili söyledikleri Müslümanlar için zihin inşasının temel taşlarıdır Mü’minlerin hayatı bu inşa üzerine kuruluyor Kur’ân’ın maksadı zihinlerdeki değer yargılarını doğru bir zemine oturtmak insanı gelip geçici ve aldatıcı bir geçimlik olan dünya hayatının fevkine çıkarmak onu dünyanın çekim alanının ötesine geçirmektir Zihni böyle inşa etmeden mü’mince bir hayat yaşamalarını sağlamak mümkün değildir
Dünyevileşme Tehlikesi
Her toplumsal harekette her içtimai oluşumda başlangıçlar daima heyecanlı olur O hareketin mensupları o topluluğun tâbileri önceleri heyecan ve aksiyonlarıyla işin içinde bulunurken ilerleyen zamanlarda bu heyecan yavaş yavaş yitirilir aksiyon kaybolur Önceleri sıkıntılar çekilir sonra yavaş yavaş dünyanın kapıları kendilerine açılmaya başlar Sıkıntılı dönemlerde kardeşlik ve samimiyet üzerine kurulan ilişkiler yerlerini menfaat paylaşımına göre tanzim edilen ilişkilere bırakır Bağlılıkta zayıflama değerlerde sapma meydana gelir Nitekim Müslümanlık içinde ömür geçirmiş ya da kendini dine imana hizmet etmeye adamış nice insanların veya toplulukların ilerleyen zamanlarda hiç de ilk başladıkları gündeki duygularını yaşatamadıklarını o dönemde kazandıkları safiyane hayat tarzlarını koruyamadıklarını müşahede etmekteyiz Bunlar aslında baş aşağı gidişin göstergeleridir
İslâm’dan önceki din mensupları bu süreci yaşamışlardır Bunun bir örneğine Kitab-ı Mukaddes’te rastlıyoruz Yahudilerin Büyük İskender’in sultası altında yaşadığı dönemden bahsedilirken o devirde yönetimi elinde bulunduran bir başkâhinin eğlence yerleri oyun alanları yaptırarak dindarları nasıl süfli arzularını tatmine alıştırdığı din adamlarının bile ibadet ü taatı bırakıp oralara oyunları seyretmek için nasıl koşuşturdukları ve böylece dinî hayatı nasıl yozlaştırdığı anlatılmaktadır (II Makkabeler 4/10-14)
Kur’ân-ı Kerim’in de geçmiş peygamberleri ve onların Allah’a karşı kulluklarını hakkıyla yerine getiren ümmetlerini anlattıktan sonra “Onların peşinden namazı zayi eden şehvetlerine tâbi olan bir nesil gelir ki onlar azgınlıklarının cezasını göreceklerdir” (Meryem 19/59) ayetiyle onlardan sonra gelen nesillerin dünyevileşme serüvenine temas ettiğini görüyoruz Bu ayet dünyevileşmenin ilk iki basamağına işaret ediyor Birincisi başta namaz olmak üzere ibadetleri terk etmek ikincisi ise süfli arzulara tabi olmaktır Kuran’ın bu söylediği sadece geçmişler için söz konusu olan bir durumu haber vermekten ibaret değildir Bu aynı zamanda gelecek nesiller için de aynı tehlikenin var olduğuna dair bir uyarıdır Yani bu tehlike Hz Muhammed (sas) ümmeti için de söz konusudur
Allah Resulü (sas) ümmeti için bu mevzudaki endişesini şu hadisleriyle dile getirmektedir: “Korktuğum şeylerden birisi de benden sonra size dünya nimet ve zinetlerinin açılması (sizin de onlara gönlünüzü kaptırmanızdır)” (Buhari Zekat 47; Müslim Zekat 121-122) Hz Ebu Bekr’in (ra) anlattığı şu hâdise de Müslümanların dünyevileşme illetine maruz kalacaklarını haber vermektedir Bir defasında Hz Ebu Bekr (ra) içecek bir şey istemiş ve kendisine su ile bal ikram edilmişti Bunları görünce o kadar çok ağladı ki yanındakileri de ağlattı Neden ağladığı sorulunca da şunları anlattı: “Ben bir gün Resul-i Ekrem Efendimizi (sas) elleriyle sanki görmediğim birini itiyormuş gibi yaparken gördüm ‘Yâ Resulallah ne yapıyorsunuz diye sordum’ O da buyurdu ki ‘Ey Ebu Bekir dünya temessül etti ve bana kendini kabul ettirmek istedi ama ben kabul etmedim ellerimle ittim git’ dedim Döndü dedi ki sen kendini benden kurtardın ama senden sonra gelenler kurtaramayacak” (Hakim Müstedrek IV 344) İşte Hz Ebu Bekir’in korkusu da dünyanın kendisini kabul ettirdiği kimselerden olmaktı ve bu sebeple ağlamıştı
Bu konuda zikretmemiz gereken başka bir hadise de şudur: Cizye tahsili için gittiği Bahreyn’den Ebu Ubeyde b Cerrah’ın mühim mallarla döndüğünü haber alan Ensar’ın sabah namazını Efendimizle birlikte kılmak için geldiklerinde onlara söylediği sözler de yine Efendimiz’in ümmeti için en çok korktuğu şeyin dünyevileşme olduğunu göstermektedir Namazdan sonra onlar huzuruna çıktıklarında şöyle demişti: “Öyle zannediyorum ki Ebu Ubeyde’nin bir şeyler getirdiğini haber aldınız Sevinin ve ileride sizi sevindirecek şeyler bekleyin Vallahi ben bundan sonra sizin hakkınızda fakirlikten korkmuyorum Aksine sizden evvelki ümmetlerin önüne dünyalıklar serilip birbiriyle yarıştıkları ve onları helak ettiği gibi sizin önünüze de serilip çekişmenizden ve sizi de helak etmesinden korkuyorum” (Buhari Cenaiz 72; Menakıb 25; Müslim Fezail 30-31) Efendimiz bu tehlikeye şu rivayette aktarılan sözüyle de dikkat çekmektedir Hz Peygamber (sas) “Yakında milletler yemek yiyenlerin (başkalarını) çanaklarına (sofralarına) davet ettikleri gibi size karşı (savaşmak için) birbirlerini davet edecekler” buyurunca bir sahabî “Bu o gün bizim azlığımızdan dolayı mı olacak?” diye sorar Rasûlüllah (sas) “Hayır aksine siz o gün kalabalık fakat selin önündeki çerçöp gibi zayıf olacaksınız Allah düşmanlarınızın gönlünden sizden korkma hissini soyup alacak sizin gönlünüze de vehn atacak” cevabında bulunurlar Bir başka sahabî “Vehn nedir ya Rasûlellah?” diye sorunca da “Vehn dünyayı sevmek ve ölümü kötü görmektir” buyururlar (Ebu Davud Melahim 5)
İşte zikrettiğimiz ayet ve naklettiğimiz hadisler dinî hayatta zirveye ulaşan tabakalardan sonra peşlerinden gelen nesillerden bir kısmının manevi değerleri yitirip şehvetlerinin esiri olacaklarını haber vermektedir Ancak bu ifadeler sadece bir haber vermeden ibaret olmayıp aynı zamanda bu tehlikeye dikkat çekme anlamına da geliyor Kur’ân’ın meseleye dikkat çekmesi ve Hz Peygamber’in bu kadar tahşidatta bulunmasının sebebi girilen bu yolun sonunun küfre kadar uzanmasıdır Nitekim Kur’ân bazı kimselerde dünya sevgisinin ahirete nazaran ağır basması sebebiyle küfre düştüklerinden bahseder (bkz İbrahim 14/3; Nahl 16/105-107) Mü’minler böyle bir duruma düşmemek için tedbir almalıdır Tedbir almanın en iyi yolu da Kur’ân’ın ve Hz Peygamber’in sözlerine kulak vermek bu mevzuda yazılıp çizilenlerle zihnimizde oluşan fikrî urları kalbimizde meydana gelen kötü meyilleri bu meyillerden meydana gelen manevi kirleri temizlemektir
Dünyanın Hakikati
Dünyanın güzellikleri başını döndürse ve insan bir yanılgı eseri kendini dünyaya kaptırsa esir ve zebunu olsa da onun hakikatini görmemizde bize yardımcı olacak önümüze ışık tutacak Kur’ân ve Hz Muhammed (sas) gibi iki nurlu rehberimiz ve bunların arkasından giden ulemamız var Bu rehberler bize hak ve hakikati göstermekte gerçeği görmemize yardımcı olmaktadır Şimdi dünyanın hakikatte ne olduğuna dair Kur’ân’ın ve Hz Peygamber’in (sas) söylediklerine bakacağız
Kur’ân-ı Kerim şu ayetleriyle dünya hayatını bir oyun olarak nitelemekte gerçek hayatın ise ahiret hayatı olduğunu bildirmektedir: “Düşünseler şunu da anlarlardı ki: bu dünya hayatı geçici bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir ve ebedî âhiret diyarı ise hayatın ta kendisidir Keşke bunu bir bilselerdi!” (Ankebut 29:64) “İyi bilin ki dünya hayatı bir oyundur bir oyalanmadır bir süstür Kendi aranızda karşılıklı övünme mal ve nesli çoğaltma yarışıdır” (Hadid 57/20) Kur’ân’ın dünya hayatı hakkında yaptığı oyun ve oyuncak benzetmesi çok anlamlıdır Bu çocukların oyuncaklarıyla oynamalarını ya da kendi aralarında kurup oynadıkları oyunları hatıra getirmektedir Nasıl ki çocuklar oyun kurduklarında veya oyuncakları olduğunda sevinirler oyunları bozulduğunda veya oyuncakları kırıldığında üzülürlerse büyükler de dünyalıklarıyla oyalanıp haz alır bunlara bir zarar geldiğinde veya ellerinden çıktığında ise üzülüp mahvolurlar
Kur’ân-ı Kerim yine şu ayetleriyle dünya hayatının bir süsten ibaret olduğunu anlatmakta geçiciliğini dile getirmektedir: “Nefsani arzulara (özellikle) kadınlara oğullara yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe salma atlara sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı Bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir Halbuki varılacak güzel yer Allah’ın katındadır (Resulüm!) De ki: Size bunlardan daha iyisini bildireyim mi? Takva sahipleri için Rableri yanında içinden ırmaklar akan ebediyen kalacakları cennetler tertemiz eşler ve (hepsinin üstünde) Allah’ın hoşnutluğu vardır Allah kullarını çok iyi görür” (Âl-i İmran 3: 14-15; bkz Kehf 18: 46)
Bu ayetler dünyevi zinetlerin sonsuzluk terazisindeki ağırlıklarını ve hak ettikleri değeri gösteriyor daha fazlasını değil Terazinin bir kefesinde dünya nimetleri ile onların kıymetsizliği diğer kefesinde ahiret hayatı onun ciddiyeti ve ağırlığı Dolayısıyla dünyevi şeyler gerçek değer yargısı olamaz ve insanlar bunlara göre değerlendirilemez Ahiret için kalıcı olan ve Allah katında değeri olan şeyler iyi sözler güzel davranışlar ve salih amellerdir (S Kutup Fî Zılâl VI 3491) Günlük hayatta insanlar gönüllerini mala makama bağlıyorlarsa bilmelidirler ki bunlar yeşilliklerin sararıp solması kuruyup çerçöp olması gibi zail olmaya mahkûmdur Ama ne yazık ki insanoğlu bu geçici güzelliklere kolayca kanıyor çabucak aldanıyor ve bunlarla kendini güçlü hissediyor
Kur’ân-ı Kerim bir başka benzetmeyle dünya hayatını yağmurlarla yeşeren sonra da kuruyup çerçöp haline gelen yeryüzüne benzetmektedir: “İyi bilin ki dünya hayatı bir oyundur bir oyalanmadır bir süstür Kendi aranızda karşılıklı övünme mal ve nesli çoğaltma yarışıdır Tıpkı o yağmura benzer ki bitirdiği ürün çiftçilerin hoşuna gider Ama sonra kurur sen onu sapsarı kurumuş görürsün Sonra da çerçöp haline gelir İşte dünya hayatı da böyledir Âhirette ise kâfirler için şiddetli bir ceza mü’minler için ise Rab’leri tarafından bir mağfiret ve rıza! Evet dünya hayatı bir aldanma metaından başka bir şey değildir” (Hadid 57/20; benzeri anlatımlar için bkz Yunus 10/24 Kehf 18/45) Dolayısıyla Kur’ân mahiyeti zail olmak kuruyup gitmek olan dünya hakkında insanlara “Dünya hayatı sizi aldatmasın” (Fatır 35/5) ikazı yapmaktadır
Bu ayette ince bir anlatımla aslında kâfirlerin dünya hayatına düşkün oldukları anlatılmaktadır Ayette geçen “Bu bir yağmurdur ki bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider” ifadesinde “çiftçiler” anlamında “küffar” lafzı kullanılmıştır Küffar kâfir kelimesinin çoğuludur Kâfir örten demektir Çiftçiye kâfir denmesi de toprağı kazıp tohumu atıp üstünü toprakla örtmesinden dolayıdır Burada kâfir kelimesinin kullanılmasında tevriye sanatı vardır (Kutup Fî Zılâl VI 3491) Burada âdeta ektiği ekinin gür çıkması çiftçileri sevindirdiği gibi dünyalıklarının bol olması da kâfirleri sevindirir denmek istenmiştir Bu anlatım yoluyla onların dünya hayatına düşkünlükleri kınanmış sanki dünya metaıyla sevinme kâfir sıfatı olarak anlatılmış olmaktadır
Allah Resulü’nün (sas) de dünya hayatına meyletmeyi kötülediğini sık sık dünyaya bel bağlamamak gerektiğini vurguladığını görmekteyiz: “Altına gümüşe kumaşa elbiseye kul olanlar helak olsunlar Zira onlara verildiğinde razı olurlar verilmezse olmazlar” (Buhari Cihad 70); “Hidayete erip Müslüman olana ve yeterince bir miktar ile hayatını sürdürene müjdeler olsun” (Tirmizi Zühd 35) buyururlar Hakikat yolcusu için bunlar yolu aydınlatan ne güzel tavsiyelerdir!
Bediüzzaman Hazretleri dünya metaına bağlanmanın insan üzerinde meydana getirdiği olumsuz etkiyi vak’a-yı hayaliye olarak nitelediği fikrî bir seyahatinde müşahede ettiği şu çarpıcı misalle anlatmaktadır: Dünya malına gönül bağlamak bir trene binmiş seyahat eden adamın durumuna benzer Tren yolunun etrafında güller çiçekler bulunmaktadır Adam tren yolu etrafında bulunan güllere pencereden el uzatıyor ve koparıp kendine almaya çalışıyor ama güllerin dikenleri de adamın eline batıyor yırtıp kanatıyor ona acı veriyor İşte dünya metaına gönül bağlamak buna benzer (Sözler s 424-425) Bu temsilde de anlatıldığı gibi her ne kadar dünyanın güzellikleri insanı kendine çekip dünyevileştirse de bu lezzetler peşinden bir takım elemleri de beraberinde getiriyor İnsan ona tamah edip sahip oluyor ama ondan ayrılmak onları kaybetmek ya da onlara gelen hasar ve zararlar insanın içini kanatıyor acı veriyor İnsan bir taraftan dünyaya meylederken diğer taraftan onun kendisini tam olarak tatmin etmediğini görüyor ve kendini âdeta deniz suyu içmiş gibi hissediyor Bir de menfaat paylaşımında makam mansıp işgal etmede insana çok acılar çektiren bir kavga ortaya çıkıyor Zira herkes bir şeyler elde etmek sosyal statü kazanmak bunları korumak derdine düşüyor ve hiç kimse bu paylaşımda en küçük pay benim olsun istemiyor Herkes büyük paylara göz diktiğinden insanlar birbirlerine düşüyor
Zikrettiğimiz ayet ve hadislerde dünyanın kötülendiğini ondan uzak durulması gerektiğini öğütlediklerini görüyoruz Bunun sebebi şüphesiz ki dünyanın insanda meydana getirdiği olumsuz etkidir Bu olumsuz etki insanın fıtratındaki doyumsuzlukla birlikte sosyal hayatın ürettiği bakış açıları ve düşünce kalıplarıyla dünya ile irtibat kurduğunda ortaya çıkıyor Zira insan bu yolla onu Allah’a kullukta ve ahireti kazanmada vasıta olmaktan çıkarıp gaye haline getiriyor bütün mesaisini ona sarf ediyor Böylelikle baş aşağı gitmeye başlıyor
İslâm’ın altın çağı diyebileceğimiz sahabe asrından sonra Müslüman toplumlarının nasıl bir dünyevileşme süreci yaşadığını ve kurulan devletlerin bu yüzden sukut ettiğini tarih kitaplarından okumaktayız Günümüzde de hayata perestiş etmenin yaşama zevki içine düşmenin Müslümanların başına nasıl bir balyoz gibi indiğini boyunlarına bir kement gibi geçtiğini insanı yücelten duygular üzerine oturmuş bir dev haline geldiğini ve onları içten içe çürüten bir maraza dönüştüğünü (F Gülen “Hayat Tutkusu” Sızıntı Aralık 1981) her gün esefle seyretmekteyiz Bu girdabın içine düşenlerin nasıl yaşadıkları gibi inanmaya başladıklarını kendi durumlarını meşrulaştırmak için nasıl çırpındıklarını çırpındıkça nasıl battıklarını görüp durmaktayız
Sonuç
Kur’ân ve Hadis nazarında dünyanın cazibedarlığıyla insanı aldatan Allah’tan alıkoyan bir yanı olduğu ve bundan dolayı da kötülendiği görülmektedir Bu mutlak değil sadece alaka kurma biçiminden kaynaklanan itibarî bir kötülüktür İnananların işine yarar Mü’min bir tarafta kendisini davet eden dünya metaı diğer tarafta ise bu metaın faniliğini ve çirkinliğini telkin eden dinî öğütler arasında sürekli bir gerilim yaşar Ama yaşadığı gerilim insanın aleyhine değildir Zira bu insanın nefsiyle mücadele edeceği bir alan ve imtihan edildiği pozisyonlardan biridir Dünyanın çekiciliği ve tatlılığını bildiren hadislerinde Peygamber Efendimiz (sas) bu durumun insan için bir imtihan vesilesi olduğunu da beyan etmektedir (Müslim Zikir 99) Dolayısıyla inanan kimseler dünyanın çekiciliğine karşı mücadele vererek Allah katındaki makamlarını yükseltme noktasında bu gerilimden istifade ve dünyevileşmemek için çaba sarf etmeleri gerekir
Bu söylediğimiz Müslümanların dünyadan tamamen alakasını keseceği anlamına gelmemelidir İnsanın dünyayı bütün bütün terk etmesi mümkün değildir Elbette ki ondan faydalanacak ve hayatını sürdürecektir Zaten Allah (cc) ve Peygamber Efendimiz (sas) bizden bunu istemiyor Biz de onu kesben terk edemeyeceğimizin şuurundayız o zaman bize bir şık kalıyor; kalben terk etmek Bu en azından dünyevileşmemize giden yolu tıkayacak kazançlarımızı Yüce Yaratıcı’nın yolunda dinî millî değerler uğrunda harcama imkânı verecektir Zira kalben terk etmeyen kimsenin Allah yolunda infak etmesi imkânsızdır Kalbimizde ona yer verdiğimizde kendimizi ona kaptırıp dünyevileşme riskimiz yükselmektedir Dünyevileşme Müslümanlar için mühim bir âfettir Hem öyle bir âfet ki tıpkı ateşin odunu için için yakıp kül etmesi pasın demiri yiyip tüketmesi gibi onları içten içe çürüten bir âfet Müslümanlar bu felaketin farkında olmalı Kur’ân ve Hadisin ikazlarına ulemanın uyarılarına kulak vermeli paçalarını dünyaya kaptırmamalıdır


elif isimli Üye şimdilik offline konumundadır  





Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Dini Hayatı Kemiren Tehlike: DÜNYEVİLEŞME

Dini Hayatı Kemiren Tehlike: DÜNYEVİLEŞME konusu, DİNİMİZİ TANIYALIM / Dini Bilgiler forumunda tartışılıyor.



Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Meme kanserinde gizli tehlike Hürriyet Sağlık Hürriyet / E - Kolay / Sabah Sağlık 0 13-06-2008 01:11
Doping kullananlarda cinsel tehlike... Bakimliyiz Hürriyet / E - Kolay / Sabah Sağlık 0 16-05-2008 06:10

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 11:07 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats