bakimliyiz
Konu etiketleri: islamda çocuk sevgisi, islamda sevginin önemi, islamda sevgi, dinimizde sevginin önemi, hz muhammedin çocuk sevgisi, islamda cocuk sevgisi, dinimizde çocuk sevgisi, dinimizde sevgi, hz peygamberde çocuk sevgisi, sevgi ve çocuk, islam dininde sevginin önemi, dinimizin sevgiye verdiği önem, islamda insan sevgisi, kuranda çocuk sevgisi, dinimizde çocuğun önemi,
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > DİNİMİZİ TANIYALIM > Dini Bilgiler

Kadın Portalı Kayıt Ol Reklam Verin İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 22-04-2008, 09:17   #1 (permalink)
 
zehra35 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart İslamda Sevgi ve Çocuk Sevgisi


İslam sevgiye büyük önem verir. Yapılmasını istediği her şeyin
severek yerine getirilmesini öğütler. İstemeyerek sevmeyerek yapılan ibadetin de Allah katında değeri olmadığını bildirir. İslamiyet’de sevginin Allah sevgisi peygamber sevgisi insan sevgisi vatan sevgisi ve çocuk sevgisi gibi çeşitleri vardır.
Kainat sevgi üzerine kurulmuştur. Her şeyin mayasında sevgi vardır. Kainatın sevgi üzerine kurulduğunun en güzel delili Resulüllah Efendimizin varlığıdır. “kendisi güzel olan ve güzelliği seven Yüce Allah” en güzel surette yarattığı Resulü Ekrem’ini sevgi ve şefkatle donattıktan sonra onu alemlere rahmet olarak göndermiştir. Sonra da onun vasıtasıyla kullarına şu ilahi mesajını yollamıştır. “Sevgili Peygamberim! Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” Demek ki Allah tarafından sevilebilmenin şartı peygamberini sevmek ve ona uymaktır. Bilinmesi gereken birinci gerçek budur.
Bilinmesi gereken ikinci gerçek de şudur: Bütün insanlar ilahi sevgiye muhtaçtır. Bu sebeple Allah Teala kullarını sevmek ister. Zira Allah tarafından sevilmeyenler ebedi kurtuluşa eremezler. Ebedi kurtuluşa ermek isteyenler Allah’ı ve Resulünü sevmeye mecburdur. Sevmeyi bilmeyenler onu ilahi sevginin canlı örneği olan Resulü Ekrem Efendimizden öğrenmelidir.
İslamiyette sevginin önemi Peygamberimizin şu hadisi şerifinde ifade buyurulmuştur: “Siz inanmadıkça cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Ben size birbirinizi sevmenize vesile olacak şeyi tavsiye edeyim mi? Aranızda selamı yayın. Karşılaştıkça birbirinizle selamlaşın.” Bu hadisi şerif insan sevgisinin ne olduğunu dindeki yerini açık ve kesin bir dil ile ifade etmekte birbirini sevmeyen mü’minlerin gerçek anlamda inanmış olmayacaklarını bildirmektedir.
İnsana tadımlık olarak verilen ilahi sevginin en saf ve en temiz şekilde bulunduğu kaynaklardan bir çocuktur. Cenab-ı Hak annelere bu duyguyu vermemiş olsaydı anne çocuğu için bunca zahmet ve sıkıntıya katlanır mıydı? Peygamber Efendimiz bütün yaratıkların birbirine acımaları hatta kısrağın yavrusunu emzirirken dokunur korkusuyla bir ayağının tırnağını yukarıya kaldırması da Cenab-ı Hakkın rahmetinin eseri olduğunu bildirmiştir.
Hz. Ömer (ra) anlatıyor: Peygamberimizin huzuruna Havazin kabilesinden bir takım esirler getirilmişti. İçlerinde emzikli bir kadın da vardı. Ancak bu kadın çocuğunu kaybetmişti. Bu yüzden önüne gelen çocukları kucağına alıyor emziriyordu. Esirler arasında çocuğunu bulunca hemen onu alıp sinesine bastı ve derin bir şefkatle çocuğunu emzirmeye başladı. Kadını izlemekte olan Peygamberimiz kadının bu davranışlarından son derece etkilenerek Cenab-ı Hakkın kullarına olan sevgi ve rahmetini hatırlattı ve bize: “Şu kadının çocuğunu ateşe atacağını düşünür müsünüz?” buyurdu. Biz: “Hayır gücü yettiği sürece atmaz dedik.” Peygamberimiz: “İşte Allah Teala bu kadının çocuğuna olan şefkatinden daha çok kullarına merhametlidir.” Buyurdu. (Buhari ticridi sarih tercümesic.12s.125)
Annelerin çocuklarına gösterdikleri şefkat ve merhamet peygamberimiz memnun ederdi. Bir gün fakir bir kadın çocuğu ile Hz. Aişe (ra)’yi ziyarete gelir. Hz. Aişe evde olanlara ikram edecek bir hurmadan başka bir şey bulamaz. Hurmayı anneye verir. Anne hurmayı ikiye bölerek çocuklarına yedirir. Bundan son derece duygulanan Hz. Aişe olayı Peygamberimize anlatınca Peygamberimiz: “Kimin kız çocukları olur ve onları geçindirmekte sabır ve tahammül gösterirse onlar o kimse için cehenneme siper olur.” Buyurdu. (Buhari zekat.10)
Peygamberimiz çocukları sevmeyenlere hayret ederdi. On çocuğu olduğu halde hiç birini öpmediğini söyleyen Akra bin Habis adlı zata hayretle bakıp: “Merhamet etmeyene merhamet edilmez.”buyurmuştur. (Buhari edep 18 müslim fezail 56)
Peygamberimizin çocukları öptüğünü gören bir bedevi bunu pek tuhaf bularak: Hayret! Siz çocukları öpüyor musunuz? Biz çocukları hiç öpmeyiz deyince sevgi pınarı Efendimiz ona acıyarak bakmış: “Allah Teala senin kalbinden sevgiyi söküp almışsa ben ne yapabilirim!”buyurmuştur. (müslim fezail 64 edep18)
Mevlanın en güzel nimetlerinden biri olan çocuğa ilgi duymak onu ilahi bir lütuf olarak görmek ve sevmek bu ilahi bağışın farkında olduğunu göstermek demektir. Çocuğa ilgi duymamak onu ilahi bir lütuf olarak görmemek manasına gelir. Bu sebeple Efendimiz çocuğa ilgi duymayanları hep yadırgamış onların gönüllerinde merhamet bulunmadığını belirtmiştir. Oğlu İbrahim dünyaya gelince Cenab-ı Mevlanın bu lutfüna sevinmişti. Onu sık sık bağrına basarak koklayıp öpmüştü. Torunları Hasan ve Hüseyin için: “Onlar benim dünyamdan (öpüp kokladığım) iki güzel kokularımdır.”derdi. (Buhari menakıp 22) Bir buçuk yıl sonra sevgili yavrusu İbrahimi kaybedince pek üzülmüş gözyaşı dökmüş ve ona hasretini şöyle dile getirmiştir. “Göz yaş döker gönül hüzünlenir. Fakat biz Rabbımızın memnun olmayacağı şeyi söylemiyiz. Vallahi İbrahim senden ayrıldığımız için çok üzgünüz. (Buhari cenaz 44)
Peygamber Efendimize azatlı kölesi Zeyd ibni Harise hediye edildiği zaman Zeyd henüz bir çocuktu. O devir İslam güneşinin daha doğmadığı bir zamandı. Her şeyin zifiri karanlığa boğulduğu bu devirde köleler horlanır ağır işlere zorlanır insan yerine konmazlardı. O günlerde Mekkeil bir tüccar olan Peygamber Efendimiz engin gönlünü dolduran insan sevgisiyle hemen fark edildilirdi. Kölesi Zeydi de böyle bir muhabbetle sevmişti. Zeydi uzun zaman arayıp sonunda ona kavuşan babası yavrusunu satın alap yurduna yuvasına dönmek istemişti. Sevgi sağanağı Efendimiz dertli babaya Zeydi satın almasına gerek olmadığını eğer Zeyd isterse onu alıp götürebileceğini söyledi. Bu müjdeye pek sevinen baba oğlunu alıp götürmek isteyince hiç beklemediği bir hareketle karşılaştı. Zeyd efendisini çok sevdiğini onu bırakıp gitmek istemediğini söyledi. Babası bu hale şaştı kaldı. Şimdiye kadar böyle bir şey ne olmuş ne de duyulmuştu. Aradan yıllar geçti Zeyd evlendi. Bir de oğlu oldu. Peygamberimiz bir zamanlar Zeydi nasıl sevdiyse oğlu Üsameyi aynı muhabbetle bağrına bastı. Bir dizine ciğer paresi Hasan’ı öteki dizine Üsameyi oturtur onları sevgiyle kucaklar sonra da “Allahım! Bunlara rahmet et. Çünkü ben bunları pek seviyorum.”diye dua ederdi. (Buhari edep 22)
Peygamber Efendimizin Meymune validemizden dolayı bacanağı olan Şeddad ibnil Had anlatıyor: Bir öğle (veya ikindi yahut yatsı vaktiydi. Ashabı Kiram namaz kılmak için resulullah Efendimizi bekliyordu. Peygamberler sultanı yanında küçücük torunlarından ya Hasan veya Hüseyin olduğu halde mescidi mebeviye geldi. Mihraba geçti. Zaten sünnet namazları hep evinde kılma itiyadında olan Efendimiz mescide girer girmez o vaktin farzına başlanırdı. Efendimiz torununu sağ yanına bırakıp namaza durdu. Namaz devam ederken secdelerden biri pek uzadı. Bize bu hadiseyi anlatan Şeddad (ra) secde uzayınca acaba Hz. Peygambere bir şey mi oldu diye merak etti ve başını hafifce kaldırıp baktı. Bir de ne görsün! Torunu ata biner gibi Resulullah sırtında oturmuyor mu? Şeddad başını tekrar secdeye koyup bekledi. Namaz kılınıp bitince Ashap secdelerden birinin neden çok uzadığını merak edip Nebiyyi Muhtereme sordular. Başına bir şey geldiğini veya vahiy nazil olduğunu düşünmeye başladık dediler. Efendimiz gül yüzünde güller açarak güldü. Zannettiklerinizin hiç birisi olmadı. Şu sevgili oğlum sırtıma bindi. Ben de onun oyununu bozmak istemedim. İşte bütün mesele bundan ibaret dedi. (nesei tatbik 82 ahmet b. Hambel müsnet3493-494699) Secdenin uzamasının namaza herhangi bir zarar vermeyeceğini de gösteren bu olay namaz kılarken çocuklarla başının derde girdiğini düşünen büyüklere ne güzel bir ibret dersidir.
Peygamberimizin çocuklara olan sevgisi ibadet ederken bile dikkat çekerdi. Namaz kılarken çocuk ağlama sesi duysa namazı uzatmaz kısa keser ve kendisiyle birlikte namaz kılan çocuğun annesinin serbest kalmasını ve çocuğu ile ilgilenmesini isterdi. (Buhari salat65)
Önemli bir şahsiyetin çocuklarla meşgul olması hele onların oyunlarına katılması bazı toplumlarda bir nevi çocukluk sayılarak yadırganır. Bu durumun çocuğu müsbet yönde nasıl etkileyeceği onu fevkalade onurlandırıp şahsiyetini geliştireceği pek hesaba katılmaz. İşte Peygamben Efendimizin çocuklarla meşgul olmasında böyle bir incelik aranmalıdır.
Efendimizin amcazadeleriyle ve diğer çocuklarla nasıl meşgul olduğunu gösteren bir rivayet vardır. Cihan güneşinin bu fani aleme veda ettiği tarihte Amcasının oğlu Abdullah ibni Abbas 13 kardeşi Übeydullah ise 12 yaşındaydı. Resulü Ekrem onları muhtemelen daha küçük yaşlarda diğer çocuklarla birlikte yarışa sokardı. Hepsini bir sıraya dizer yarışı kim kazanırsa ona mükafat vereceğini söylerdi. Çocuklar vaad dilen hediyeyi almak arzusuyla var güçleriyle koşarlar yarışı ben kazandım diye kimi kendini Efendimizin kucağına atar kimi arkasına dolanıp sırtına sarılırdı. (ahmet ibni hanbel müsned 1214) Bir çocuğun kendisini peygambere bu kadar yakın hissetmesi onun kucağına pervasızca atılabilmesi son derece dikkat çekici ve üzerinde ibretle düşünülmesi gereken bir hadise değil midir?
Bir gün Halit b. Said peygamberimizi ziyarete gelmiş kızı Eme’yi de beraber getirmişti. O zaman Eme küçük bir kızdı. Arapcayı henüz bilmiyordu. Babası Habeşistan’dan yeni dönmüştü. Üzerinde sarı bir elbise vardı. Resulü Ekrem elbisesinin güzel olduğunu söyleyerek Emel’e iltifat etmek istedi. Ona elbisesini göstererek habeşce güzel anlamında “sene sene” buyurdu. Bu peygamber sıcaklığından cesaret alan Eme Efendimizin arkasına geçerek peygamberlik mührüyle oynamaya başladı. Babası onu azarlayınca sevgi şelalesi Efendimiz bırak çocuğu! Diyerek Eme’nin nübüvvet mührüyle oynamasına izin verdi. (buhari cihad188 menakıbul ensar 37) Bu laubali davranıştan çocuğu babası gibi azarlamak bir yana onun azarlanmasına bile razı olmadı.
Hz. Peygamber (sav)’in şefkat ve merhameti sadece kendi çocukları ve torunlarına karşı değildi. Diğer çocukları da sever onlara da engin şefkat ve merhametiyle muamele ederdi.
Ashabı kiram turfanda meyvelerini kendileri tatmadan teberrük için resulüllaha götürürlerdi. Resulullah da kendisine takdim edilen bu turfanda meyveyi alıp dua ettikten sonra kendisi tatmadan önce orada bulunan en küçük çocuğa verir tattırırdı. (tirmizi davut)
Hz. Peygamber yolda rastladığı çocuklara selam verirdi. Enes b. Malik rastladığı çocuklara selam verir ve Hz. Peygamber de böyle yapardı derdi. (Buhari istii’zan 15)
Hz. Peygamber yolda boynu bükük kalbi mahzun bir çocuk gördüğü zaman onunla ilgilenir hemen onun sıkıntısını gidermeye derdine derman olmaya çalışırdı.
Peygamberimiz bir defa yanına 8 dirhem alarak çarşıya çıkmıştı. Parasının tamamı bu kadardı başka parası yoktu. Yolu üzerinde ağlayan bir cariye gördü. Ona “niçin ağlıyorsun?” diye sordu. Cariye: “Bana efendim iki dirhem verip bir şeyler almaya gönderdi. Şimdi bu iki dirhemi kaybettim. Onun için ağlıyorum.”dedi. Peygamberimiz (sav) parasının iki dirhemini ona verdi. Geriye altı dirhemi kaldı. Efendimiz gidip bunun bir miktarıyla bir gömlek satın alarak giyindi. Sonra geri döndü. Yaşlı bir müslümanın: “Beni giydiren kimseye Allah da cennette güzel elbiselerinden giydirsin”diye dua ettiğini gördü. Peygamberimiz dayanamadı. Hemen gömleğini çıkarıp bu adama verdi. Sonra tekrar çarşıya döndü. Başka bir gömlek satın alarak giyindi ve geri geldi. Gördü ki o cariye bıraktığı yerde hala ağlıyor. “öyleyse seni ailene ben götüreyim”deyip cariyeyi takip etmeye başladı. Cariye gele gele Medineli müslümanlardan birinin evine geldi. Peygamber Efendimiz orada kadınlardan başka kimse görmedi. Onlar: “esselamu aleyküm verahmetullahi veberekatuh”diye selam verdi. Kadınlar selamı işttiler peygamberimizi tanıdılar ama cevap vermediler. Peygamberimiz selamı ikinci defa verdi. Yine selamını almadıklarını görünce üçüncü defa tekrarladı. Bunun üzerine kadınlar hep birden: “Allahın selamı ve bereketi senin üzerine olsun ey Allahın Resulü” dediler. Peygamber Efendimize “İlk selamın bereketinin üzerinize olmasını çok arzu ettik onun için sustuk”dediler. Peygamberimiz: “Bu cariyeniz geciktiği için cezalandırmanızdan korktu. Cezasını benim için bağışlayın”dedi. Kadınlar! Ey Allahın peygamberi! Cariye hakkında aracılığını kabul ettik. Cezasını sana bağışladık ve sizinle beraber geldiği için ona hürriyetini verdik. O Allah rızası için hürdür”dediler. Peygamberimiz oradan “bu sekiz dirhemden daha hayırlı bir sekiz dirhem görmedim” diyerek ayrıldı. (mısırda münteşir el-firevs mecmuası şubat1978)
Bir bayram günü Peygamber Efendimiz (sav) oynamakta olan bir grup çocuğun yanına uğradı. Orada arkadaşlarının oyununa katılmayan bir çocuk gördü. Üzüntülü olduğu halinden belliydi. Peygamberimiz ona yaklaşıp halini sordu. Çocuk yetim olduğunu babasının ölümünden sonra anasının başkasıyla evlendiğini kendisine bakacak kimsesinin olmadığını işte bu sebeple üzüntülü olduğunu bildirdi. Peygamberimiz onun üzüntüsünü hafifletmek istedi ve : “İster misin Muhammet senin baban olsun. Ayşe anan ve Fatma da kardeşin olsun?”buyurdu. Çocuk buna çok sevindi ve babaların en yücesi anaların en faziletlisi ve kardeşlerin en hayırlısı ile yaşamaya gitti. (Mısırda neşredilen el firdevs mecmuası şubat 1978)
Enes medine müslümanlarındandır. Peygamberimiz Medineye hicret ettikleri zaman annesi Ümmü Seleme Enes’i ona hizmet etmesi için getirmişti. O zaman Enes on yaşında bir çocuk idi. Peygamberimize medine hayatı boyunca on yıl hizmet etmiştir. Anlattığına göre bu müddet zarfında kendisine resulullah öf bile dememiştir. Peygamberimizin yanında uzun müddet kalması sebebiyle çok mutteki idi. Onun hakkında Ebu Hureyre (ra) şöyle der: “kıldığı namaz resulullahın namazına Enes’inki kadar benzeyen daha birini görmedim. Enes hicri 93 tarihinde yüz yaşını aşkın olduğu bir dönemde vefat etmiştir. Peygamberimizin kendisine karşı durumunu şöyle anlatıyor: Efendimiz mütevazi idi. Çocuklara karşı son derece mütevazi idi. Çocuklarla ilgilenir onlarla şakalaşır latife de bulunurdu. Kendisine yıllarca hizmet etme şerefine erişen enes’e “Ey Enescik! Ey iki kulak sahibi! Diye hitap ederdi. Bir gün beni bir iş için göndermek istedi. Ben “vallahi gitmeyeceğim!”dedim. İçimden de peygamberin gönderdiği yere gitmek istiyordum. Efendimizin yanından çıktım. Sokakta oynayan çocuklara uğradım. Onlara takılıp kaldım. Aradan epey zaman geçti. Birden peygamberimizin ensemden tuttuğunu gördüm. Hemen ona baktım. Gülümsüyordu. “Ey Enescik! Gönderdiğim yere gittin mi? Dedi. “Evet gidiyorum Ya resulellah dedim. Enes demiştir ki: “Resulullaha on yıl hizmet ettim. Her işim onun arzu ettiği şekilde olmuyordu. Yaptığım bir şey için bunu neden böyle yaptın? Demedi. Beni hiçbir zaman ayıplamadı.
Peygamber Efendimiz çocukların hal ve hatırını sorar onlarla ilgi duydukları şeyleri konuşurdu. Enes b. Malikin Zeyd isminde bir kardeşi vardı. Bunun çok sevdiği kuşu vardı. Bu kuş ölmüştü. Resulullah Zeyd’i gördükçe ona latife ederek Ey ebu Umeyr! Kuşcağız ne oldu? diye latife ederdi. (ebu umeyr umeyrin babası demektir) Peygamberimizin üç beş yaşındaki çocuğa bu şekilde hitap etmesi ve kuşunun halini sorması onun çocuklara karşı olan engin şefkat ve sonsuz merhametinin bir başka ifadesidir.
En az yüz defa Hz. Peygamberin sohbetinde bulunduğunu ve en az iki bin defa onun arkasında namaz kıldığını belirten Cabir b. Semüre’de çocukluk günlerinde peygamber Efendimiz ile ilgili pek çok hatırası vardır. Bunlardan biri şöyledir. Resulullah ile beraber bir gün öğle namazını kıldım. Sonra resulullah ailesinin yanına gitmek üzere çıktı. Ben de onunla beraber çıktım. Kendisini bir takım çocuklar karşıladılar. Resulullah teker teker onlardan her birinin iki yanağını okşadı. Bana gelince benim yanaklarımı da okşadı. Elinin serinliğini kokusunu hissettim. Sanki resulullah elini bir attarın tablasının içersinden çıkarmış gibiydi. (müslim fedail 80)
Abdullah b. Cafer peygamber Efendimizin amcası Ebu talibin torunudur. Babası Cafer ilk müslümanlardan olup hanımı ile beraber Habeşistana hicret etmiş ve abdullah orada dünyaya gelen ilk müslüman çocuğu olmuştur. Daha sonra ailesiyle birlikte medineye gelmiştir. Resulullah vefat ettiğinde on yaşında idi. İşte onun anlattığına göre; peygamber efendimiz bir sefere çıkıp geri medineye dönerken yolda çocuklar tarafından karşılanırdı. Peygamber efendimiz ilk gelen çocuğu hayvanın önüne bindirir ikinci gelen çocuğu da arkasına bindirirdi. (ebu davut cihat 54)
Sevgi karşılıklıdır. Resulullahın çocukları çok sevdiği gibi çocuklar da kendisini çok severdi. Yolda gördükleri zaman hemen koşarak yanına giderlerdi. Resulullah da onlarla ilgilenir teker teker onların hatırını sorardı.
Peygamberimizin çocuk sevgisi geneldi. Sadece kendi çocuklarını ve müslüman çocuklarını değil müslüman olmayanların çocuklarını bile severdi. Bir savaş esnasında birkaç çocuk iki taraf arasında kalarak feci bir şekilde ölmüşlerdi. Peygamberimiz olaydan haberdar olunca çok üzülmüştü. Onun üzüldüğünü gören sahabiler: Ey allahın resulu! Nicin bu kadar üzülüyorsunuz? Bunlar nihayet müşrik çocukları değil mi? Dediler. Bunun üzerine peygamberimiz: bu çocuklar müşrik çocukları da olsa günahsızdırlar. Dikkat edin de sakın çocuk öldürmeyin. Her can yaratılırken tertemiz olarak yaratılmıştır.” Buyurdu. (Müsnet ahmet ibni hanbel c.3 s. 435)
Gerçekten peygamberimiz kuran-ı kerimin bildirdiği gibi yalnız mü’minler için değil bütün insanlar hatta alemler için rahmet olarak gönderilmiştir. Bütün müslümanlar o yüce peygamberi örnek alarak çocukları sevmişler ve onlara daima şefkat göstermişlerdir. Savaş ta bile günahsız insanlara savunmasız çocuklara dokunmamışlardır.
Hz. Ömerin hilafet günleriydi. Bir zatı vilayetlerden birine vali tayin etmek üzere huzuruna çağırmış olan halife onunlar yapacağı işler hususunda konuşuyordu. Bu sırada içeriye küçük bir çocuk girdi. Herkesin heybetinden korktuğu Ömer (ra) çocuklara karşı son derece merhametli idi. Çocuğu yanağından öperek alıp yanına oturttu. Müstakbel Vali: Emirul mü’minin! Bu yavru çocuğunuz mudur?”diye sorunca Hz. Ömer: “Hayır babası gazada şehit olmuş bir öksüzdür.”dedi. Adam buna pek şaştı. “Ey Emirul mü’minin! Dedi. Zati Aliniz böyle yabancı bir çocuğu bu kadar sevip okşayıp kucağınıza alıyorsunuz. Ben ise üç çocuğumdan hiç birini bu ana kadar böyle öpüp kucağıma almadım.” Bu defa hayret sırası Hz. Ömere gelmişti. Katı kalpli babaya şunları söyledi: “Öyle ise evladına şefkatı olmayanın Allah’ın kullarına da şefkatı olmaz. Bu itibarla sen oraya vali olmayacaksın. .” (Tasviri ahlak 195. İslam ahlakı Yaşar kandemirs.164) İnsanları sevmeyen onların haklarını nasıl koruyabilir?
Bugün dünyanın bir çok yerinde günahsız çocuklara reva görülen muamel hiçbir insanın dayanamayacağı boyutlara ulaşmıştır. Onları televizyon ekranlarında gazete sayfalarında görüp de içi sızlamayan insan yoktur. Okul bahçesinde ve sokakta oynayan ekmek ve su kuyruklarında bekleyen çocuklara saldıran açlık ve ilaçsızlıktan ölümle pençeleşirken onlara ulaşacak yiyecek ve içeceklere engel olanlara insan demek mümkün müdür?
23 Nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramında dünyanın her tarafından dilleri dinleri ve milliyetleri farklı çocuklar Türkiyeye gelerek ve evlere konuk edilerek evin bir çocuğu gibi ilgi ve sevgi ile ağırlanışlarını bütün dünya görsün artık.
Peygamberimiz (sav): “Küçüklerimize acımayan büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.”buyurmuştur.
Sevgi çocuğu şimartmayacak tolerans çocuğu başıboşluğa itmeyecek cesaret kovboyculuğa sebeb olmayacak takip ve kontrol çocuğu sindirmeyecek eğitim çocuğu bunalıma itmeyecek ahlaki yönlendirme riyakarlık tarzında ortaya çıkmayacak.
Çocuklarımızı sadece sevgi ile bağrımıza basmak yetmiyor. Onlara ahlaki değerleri kazandıracak sorumluluğunu bilen insanlar olarak yetişmesine islami ve insani değerleri benimseyerek olgunlaşmasına zemin hazırlayacak imkanları da sağlamalıyız. İşte o zaman sevgi onların hayatında gerçek tezahürünü gösterecektir.



zehra35 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  




Etiketler
sevgi

Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


İslamda Sevgi ve Çocuk Sevgisi

İslamda Sevgi ve Çocuk Sevgisi konusu, DİNİMİZİ TANIYALIM / Dini Bilgiler forumunda tartışılıyor.



Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:54 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats