bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > GENEL KÜLTÜR > Eğitim ve Öğretim

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 31-03-2013, 09:15   #1 (permalink)
 
ebush - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Türkiyenin biyolojik sorunları nelerdir?-Türkiyenin biyolojik sorunları hakkında yazı

Türkiyenin biyolojik sorunları nelerdir?-Türkiyenin biyolojik sorunları hakkında yazı


Çeşitlilik biyolojik sistemlerin en temel özelliklerinden biridir. Fizik ve kimyada çalışılan temel parçacıkların ve elementlerin sayısı bir kaç yüz ile sınırlı kaldığı halde biyolojik bilimlerin konusu olan canlı türlerinin sayısı üzerindeki tahminler 5 ile 50 milyon arasında değişmektedir. Bununla birlikte bugüne kadar ancak 17 milyon canlı türü bilimsel olarak tanımlanıp isimlendirilebilmiştir.

Yaşama alanını giderek genişleten insanın faaliyetleri sonucunda büyük bir kısmı henüz hiç tanınmayan bilinmeyen canlı türleri hızla kaybolmaktadır. Bazı bilim adamları yeryüzünün canlı türleri bakımından hızla fakirleşmesinin doğurabileceği sonuçların nükleer bir savaşın etkilerine yakın olabileceğini öne sürerek dünya çapında tedbirler alınması gerektiğine dikkati çekmişlerdir.

Canlı türlerinin kitle halinde yok olması yeryüzünün biyolojik tarihinde çok görülmüştür. Bilimsel tahminlere göre bugün yeryüzünde yaşayan canlı türleri canlılığın tarihi boyunca var olmuş olan türlerin % 1’inden bile daha azını meydana getirmektedir. Buna göre bir canlı türü evrimsel süreç içinde % 99’dan daha büyük bir ihtimalle yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Türlerin yok olması evrimsel dinamiğin doğal bir sonucu ise “canlı türlerinin azalmasından kaygılanmaya yer yoktur” denebilir mi? Yeryüzündeki canlı türleri sayısındaki azalmanın yol açabileceği tehlikelere karşı dünyayı uyaran bilim adamlarına göre çağdaş insanın sebep olduğu tür katliamı yakın jeolojik devirlerde gözlenen tür kayıplarından 400 kat daha hızlıdır ve belki de en az son 65 milyon yıldır bu boyutta bir tür çeşitliliği kaybı görülmemiştir. Yeryüzündeki tür çeşitliliğinde bu ölçüde ve bu kadar çabuk bir azalmanın insanlığın geleceğini de olumsuz yönde etkilemesi beklenir.

Biyolojik çeşitlilik canlıların geçirdikleri milyonlarca yıllık evrim sırasında karşılaştıkları sorunlara buldukları çözümlerin kazandıkları deneyimlerin gen denilen mesajlar olarak kodlandığı büyük bir bilgi birikimine büyük bir organik kütüphaneye benzetilebilir. Biyolojik çeşitlilik bir türü meydana getiren bireyler arasındaki kalıtsal farklılıkları içeren genetik çeşitlilik ve bunun evrimsel uzantısı olan türler arası farklılıkların meydana getirdiği ekolojik çeşitlilik olarak iki ana kategoride ele alınabilir.

Genetik çeşitlilik bir türün gen havuzundaki kalıtsal bilginin çeşitliliği zenginliği olarak tanımlanabilir. Özellikle insan tarafından evcilleştirilmiş ve ekonomik bir önem taşıyan bitki ve hayvan türlerinin yerel ırkları arasında gözlenen genetik bileşim farklılıkları aynı zamanda farklı yerel koşullara uyum özelliklerini yansıttığından bu türlerin evrimsel potansiyellerinin korunması ve ıslâh çalışmaları açısından önem taşımaktadır. Her canlı türünün değişen çevre koşullarına uyum sağlayabilmesi için genetik çeşitliliğe sahip olması şarttır. Yeterli genetik çeşitliliğe sahip olmayan canlı türleri değişen çevre koşullarına ayak uyduramayarak yok olmaya mahkûmdur. Genetik çeşitlilik aynı zamanda son yıllarda hızla ilerleyen biyoteknoloji alanında üstün nitelikli bitki ve hayvan soylarının geliştirilebilmesi için gerekli hammaddeyi meydana getirmektedir.

Ekolojik çeşitlilik ise belirli bir bölgedeki farklı ekosistemler tür toplulukları ve bu toplulukların içindeki tür sayıları olarak tanımlanmaktadır. Bir tür topluluğundaki tür sayısı arttıkça topluluğun enformasyon içeriği tür çeşitliliği de artmaktadır. Aynı sayıda tür ihtiva eden iki topluluktan her türü temsil eden birey sayısı bakımından eşit olan topluluk sadece bir veya bir kaç türün çok sayıda bireyle diğerlerinin ise çok az sayıda bireyle temsil edildiği topluluğa göre enformasyon içeriği tür çeşitliliği bakımından daha zengin sayılmaktadır.

Ekolojik çeşitlilik yeryüzünde bölgeden bölgeye özellikle enlem farklılıklarına göre değişmektedir. Kutuplardan ekvatora doğru gidildikçe tür çeşitliliği belirgin bir şekilde artmaktadır. Günümüzde ekolojinin ve evrimsel biyolojinin en önemli ve ilginç sorularından biri de ekolojik çeşitlilikte gözlenen bu bölgesel farklılıkların nasıl meydana geldiğidir. Diğer ilginç bir soru da doğa korumacılar tarafından kamuoyuna maledilmiş olan tür çeşitliliği ile ekolojik denge arasındaki nedensel ilişkidir. Bu sorulara verilecek yanıtlar ekolojik çeşitliliğin ve ekolojik dengenin korunabilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Kuramsal ekolojide özellikle ekosistemlerin matematiksel modelleri ile ilgili araştırmalarda son yıllarda gözlenen son derece ilginç ve önemli gelişmelere rağmen bu soruların yanıtlarının henüz tam olarak verilebildiği söylenemez.

Bununla birlikte eldeki sınırlı bilgilerle bile biyolojik çeşitliliğin korunmasında etkili programlar geliştirmek mümkün olabilir. Özellikle adasal biyocoğrafya kuramının alan-tür çeşitliliği ilişkileri konusundaki kestirimleri koruma stratejilerinin geliştirilmesinde önemli katkılar sağlamaktadır. Bu kurama göre belirli bir alan genişliğinin kapsayacağı tür sayısı Log S = K + z log A gibi basit bir ilişkiden hesaplanabilmektedir. Bu ilişkide S tür sayısını A alan genişliğini K ve z ise coğrafî bölgelerin özelliklerine göre değişen sâbitleri göstermektedir. Koruma alanlarının meydana getirilmesinde yukarıda belirtilen ilişki sayesinde ayrılan alanın genişliğinden korunabilecek ve kaybolabilecek tür sayılarını kestirmek mümkün olabilmektedir. Tropik ormanların tarımsal ve endüstriyel amaçlarla tahribi sonucu kaybolan veya kaybolacak türlerin sayıları da bu ilişkiden hesaplanabilmektedir. Bu hesaplamalardan elde edilen tahminler ise kaygı verici boyutlardadır. En iyimser tahminlere göre bile yeryüzündeki canlı türlerinin hemen hemen 1/5’inin önümüzdeki 30-40 yıl içinde kaybolma tehlikesi ile karşı karşıya bulunduğu belirtilmektedir. Bu durumda yeryüzündeki canlı türü sayısı minimum 5 milyon olarak kabul edilse bile milyonlarca yıllık bir evrim sonucunda meydana gelen en az 1 milyon tür çok kısa bir süre içinde kaybolma tehlikesi ile karşı karşıyadır.

Bilim adamlarına göre yaşamın 500 milyon yıllık evriminde hiç bir zaman biyosfer bu ölçüde bir tahribata maruz kalmamıştır. Geçmiş paleontolojik devirlerde türlerin kitle halinde kaybına sık sık rastlanmakla birlikte bu kayıplar şimdikinden çok daha geniş bir süreye (belki de bir kaç milyon yıl) yayılmıştır. Tür çeşitliliğinin uzun bir zaman dilimi içinde yok olması ekosistemlerin kendilerini bu kayıplara göre ayarlamalarına ve kaybolan türlerin yerini alacak yeni türlerin evrimleşmesine imkân verebilir. Oysa 30-40 yıl gibi evrim açısından çok kısa bir süre içinde meydana gelen kitle halindeki tür kayıpları ekosistemlerin tamamen çökmesine sebep olabilir. İşin ilginç ve üzücü olan diğer bir yanı da tür kayıpları bu kadar büyük boyutlara ulaşabildiği halde kaybolmakta olan türlerin büyük bir kısmı hakkında insanlığın hiç bir bilgiye sahip olmamasıdır. Bu büyük bir bilgi birikiminin büyük bir kütüphanenin önemli bir kısmının daha hiç kataloglanmadan sokağa atılmasına benzemektedir.

Biyolojik çeşitliliğin azalması tropiklerdeki kadar boyutlarda olmasa bile daha sonraki bölümlerden anlaşılacağı gibi Türkiye için de geçerlidir. Özellikle çok az bilgi sahibi olunan deniz ve tatlı su faunaları omurgasızlar gibi gruplardaki kayıpların nicelikleri konusunda her hangi bir tahmin yapmak ise şimdilik mümkün görünmemektedir.

Doğadaki tür toplulukları gelişigüzel bir araya gelmiş türlerden meydana gelmemektedir. Her topluluk içindeki türler milyonlarca yıllık bir süre içinde birlikte evrimleşerek karmaşık bir ilişkiler ağı ortaya koymuşlardır. Bu sebeple varlığından dahi haberdar olunmayan ve önemsiz görünen bazı türlerin bu ilişkiler ağından birer birer çekilmeleri bir ekosistemi birdenbire çökme noktasına getirebilir. Bununla birlikte ekoloji biliminin henüz ekosistemlerin hangi koşullarda ne zaman ve nasıl çökebileceği konusunda kesin tahminlerde bulunabilecek kadar gelişmemiş olması insanlık tarihinde benzer ölçülerde bir olayın daha önce yaşanmamış olması biyolojik çeşitliliğin azalması konusundaki tahmin ve uyarıların kamuoyunda ciddiye alınmasını engellemektedir.

Biyolojik çeşitliliğin korunması için gerekçe olarak ekosistem dengesindeki önemi dışında insanlığın yararı açısından pek çok sebep sayılabilir. Kitabın diğer bölümlerinde bu sebeplerle ilgili pek çok örnek sıralanmaktadır. Biyolojik zenginlikler tıp tarım ve endüstride önemli yararlar sağlamaktadır. Gelecekte de bu yararların zenginlikler daha geniş bir biçimde araştırılarak tanındıkça artarak devam etmesi beklenir. Daha önce öngörülmeyen bir çok soruna çözüm bulmada da biyolojik zenginlikler kaynak teşkil edebilir.

Günümüzde bir çok bitki ve hayvan türü kansere karşı etkili maddeler için yoğun biçimde taranmaktadır. Kanser çok hücrelilerin her zaman karşılaştığı bir sorundur. Acaba evrim sırasında bu soruna karşı başarılı bazı çözümler bulabilmiş canlı grupları var mıdır? Meselâ deniz hayvanlarından süngerler deniz tulumları (tunikatlar) ve köpek balıklarında tümör oluşumuna hiç rastlanmamaktadır. Nitekim süngerler ve deniz tulumlarından kansere karşı etkili bazı maddeler elde edilebilmiştir. Bir deniz tulumu türü olan Tridemmum cyanophorum’dan elde edilen didemnin B adlı bileşiğin lösemiye karşı etkili olduğu gösterilmiştir. Bitkiler de anti-kanser ilâçlar bakımından önemli bir kaynaktır. Madagaskar’da bulunan bir bitkide keşfedilen etkili madde sayesinde lösemi tedavisinde önemli aşamalar kaydedildiği belirtilmektedir. Daha pek çok bitki türünde anti-kanser maddeler bulunması ihtimali olduğu halde bitki türlerinin çok küçük bir bölümü taranabilmiştir. Bilime maledilmiş canlı türlerinin bilinenlerden çok daha fazla olduğu düşünülürse biyolojik zenginliklerin gelecekte tıp ve eczacılık alanında sağlayabileceği yararların hiç de küçümsenemeyeceği görülür.

Tarımsal üretimin arttırılabilmesi için çeşitli hastalıklara ve zararlı böceklere karşı dirençli çeşitli toprak ve su koşullarına uyumlu yüksek verimli soyların geliştirilmesi gerekmektedir. Bütün bunlar için gerekli kalıtsal bilgiler yüksek verime sahip olmamakla birlikte yetiştirilmesine bazı bölgelerde devam edilen yerel ırklar ve yabanıl bazı türler de bulunabilmektedir. Biyolojik zenginlikler ileride tarımsal amaçlı biyoteknoloji uygulamalarında gerekli kaynakları meydana getirecektir. Biyolojik zenginliklerin yeterince tanınmaması ve bilinmemesi bu kaynaklardan yararlanmada biyoteknoloji uygulamalarının sınırlı kalmasına ve bu alandaki yatırımların istenilen verimi sağlayamamasına sebep olabilecektir.

Biyolojik çeşitliliğin canlıların evriminde daha önce görülmemiş bir hızla azalmaya yüz tutarak insanlığın geleceğini tehdit eder hale gelmesi konuyu biyologların ve tarımcıların özel uzmanlık alanlarından çıkararak uluslararası sosyal bir sorun haline getirmiştir. Tehlikede olan biyolojik zenginliklerin çok büyük bir kısmı gelişmekte olan ülkelerde bulunduğu halde bu ülkeler uygun koruma stratejilerinin geliştirilmesi ve yürütülmesi için gerekli teknik ve malî kaynaklar yönünden gelişmiş ülkelere göre çok fakirdirler.

Bir çok gelişmiş ülke biyolojik zenginlikler konusuna eğilirken ABD Kongresi de konuyla ilgilenmiştir. Bu noktada biyolojik çeşitliliğin ekonomik potansiyelin ve genetik zenginliğin bir göstergesi olduğu ve biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik tedbirlerin gelişme planlarında yer alması gerektiği vurgulanmaktadır. Büyük bir kısmı gelişmekte olan ülkelerde bulunan biyolojik çeşitliliğin korunması konusunda gelişmiş ülkelerin öncülük yapması gelişmekte olan ülkelerde bazı tereddütlere de yol açabilmektedir. Bu bağlamda tabiatı koruma tutkusunun gelişmiş ülkelerin faturasını gelişmekte olan ülkelere çıkararak kendilerine sundukları bir lüks olduğu şeklinde basında çıkan bazı yorumlar örnek gösterilebilir. Burada sözü edilen faturanın bedeli gelişmekte olan ülkelerde sanayileşmenin geri kalmasıdır.

Son yıllarda gelişmekte olan ülkeler ile gelişmiş ülkeler arasında bitki gen kaynaklarının kullanımı konusunda ortaya çıkan anlaşmazlık da biyolojik çeşitliliğin korunması üzerindeki tartışmaların bir diğer ilginç yanını ortaya koymaktadır. Bitki ıslâh programlarında yüksek verimli soyların elde edilmesi ve tohum üretimi için bitki gen kaynakları olarak nitelenen yerel ırklar ve evcilleştirilmiş bitkilerin yabanıl akrabalarının büyük bir kısmı gelişmekte olan ülkelerden serbestçe toplanabilmektedir. Bu gen kaynaklarından özellikle ileri teknolojiye sahip ülkeler yararlanmaktadır. FAO 1983 Yılı’ndaki bir kararıyla bitki gen kaynaklarını insanlığın ortak mirası olarak kabul etmiş ve bu materyalin ülkeler arasında hiç bir kısıtlama olmadan serbestçe alınıp verilebilmesi ilkesini koymuştur. Ayrıca bitki ıslâh programları ve biyoteknolojik uygulamalar sonucu elde edilen soyları da insanlığın ortak mirası olan gen kaynakları tanımı içine dahil etmiştir.

Buğday pirinç mısır gibi dünyayı besleyen temel ürünlerin gen merkezlerinin hemen hemen tamamı gelişmekte olan ülkelerde bulunmaktadır. Buna karşılık ileri teknolojiye sahip zengin ülkeler gen kaynakları bakımından fakirdirler. FAO kararına göre temel ürünlerin gen merkezlerinde çiftçilerin binlerce yıldır ilkel yöntemlerle ekip biçerek geliştirdikleri yerel ırklardan gelişmiş ülkeler nasıl hiç bir kısıtlama olmadan serbestçe yararlanabiliyorlarsa gelişmekte olan ülkeler de ileri teknolojik uygulamalar ile 10-20 yıl gibi kısa süreler içinde geliştirilen soylardan serbestçe yararlanabilmelidir. Fakat ileri teknolojik imkânlarla üstün vasıflı tohum üreten özel firmalara sahip olan gelişmiş ülkeler FAO’nun bu kararına firmaların özel mülkiyet haklarının ihlâl edileceği gerekçesiyle karşı çıkmışlardır. Gelişmekte olan ülkelerde bulunan gen kaynaklarının herkesin ortak malı sayılıp bunlardan elde edilen üstün vasıflı soyların özel mülkiyet sayılarak kısıtlamaya tâbi tutulması bir çok gelişmekte olan ülkeye pek âdil bir yaklaşım olarak görünmemektedir. Bu konu ile ilgili olarak son yıllarda Türkiye’de sebze tohumu üretimi alanında genellikle batılı yabancı firmaların hâkim olması ve üreticilerce tohum fiyatlarının çok yüksek bulunması da düşündürücüdür.

Yeryüzünün en önemli gen merkezlerinden birinde bulunan Türkiye’nin biyolojik çeşitliliğin korunması ve kullanımı üzerinde cereyan eden bu tartışmalardaki konumunun belirlenebilmesi için bilim adamlarının bu konuları ayrıntılı bir şekilde değerlendirmeleri yararlı olacaktır.

Bir ülkenin biyolojik zenginliklerini ülke kalkınmasında kullanabilmek bu ekonomik potansiyeli harekete geçirebilmek için öncelikle bu zenginlikler bakımından ne durumda olduğunu belirlemek gerekir. Türkiye’deki canlı türlerinin kapsamlı envanteri biyolojik zenginliklerin korunması ile ilgili tedbirler bakımından da gerekmektedir. Ortaya konan bu çalışmada Türkiye’nin biyolojik zenginlikleri bakımından genel bir durum değerlendirmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya katkıda bulunan uzmanlar ve bilim adamları farklı canlı gruplarını ele alarak genel bir değerlendirme yapmışlar ve Türkiye’de bu gruplar üzerindeki araştırma ve bulguları özetlemeye çalışmışlardır. Ayrıca ele aldıkları canlı gruplarının korunması değerlendirilmesi ve araştırılması konusunda karşılaşılan darboğazlara işaret ederek tekliflerde bulunmuşlardır. Türkiye’nin bütün biyolojik zenginliklerini kapsamayı amaçlayan ilk çalışma olması bakımından bu çalışmanın kuşkusuz bir çok eksikliği olacaktır. Bununla birlikte bu çalışmanın biyolojik zenginlikler konusunda ileride yapılacak çalışmalara yardımcı olacağı ve konuya ilgi duyanların başvurabileceği bir kaynak meydana getireceği umulur.

Sonraki bölümlerde görüleceği gibi Türkiye biyolojik çeşitlilik bakımından kıskanılacak bir zenginliğe sahiptir. Ne var ki bilim adamlarının çok değerli çalışmaları olmakla birlikte biyolojik zenginliklerin tam bir envanterini ortaya koyma bakımından Türkiye’nin hayli çalışmaya muhtaç olduğu bir gerçektir. Özellikle hayvan gruplarında omurgasızlar deniz ve tatlı su faunaları bakımından envanter çalışmaları büyük eksiklikler göstermektedir. Millî parklar konusundaki çalışmalardan övgüye değer sonuçlar alınmıştır. Biyolojik zenginliklerin korunabilmesi için daha çok ve daha geniş alanların millî park olarak tahsisi de zorunlu görülmektedir.

Biyolojik çeşitlilik konusunda gerek Türkiye’de gerekse dünyada çözüm bekleyen sayısız sorun vardır. Bu sorunların çözümlenmesinde yapılacak çalışmalara verilecek teşvik ve destek yetenekli gençlerin bu alana ilgi duymalarının sağlanması çok yararlı olacaktır.

Evrendeki yıldızların sayısı dünyaya uzaklıkları yeni keşfedilen yıldızlar büyük ilgi ve heyecan uyandırırken dünyamızdaki ya da Türkiye’deki canlı türlerinin sayıları yeni keşfedilen canlı türleri pek merak konusu olmamaktadır. Hattâ canlı türlerinin tanımlanıp isimlendirilmeleri ve sınıflandırılmaları ile ilgili sistematik çalışmalar bilim çevrelerinde bile tamamen sıradan sıkıcı ve gereksiz uğraşlar olarak değerlendirilebilmektedir. Milyonlarca ışık yılı uzaktaki yıldızlarla ilgili keşifleri hayranlıkla izlerken yanıbaşımızdaki biyolojik zenginlikleri tanımada gösterdiğimiz ilgisizlik ve bu uğraşlara karşı bilim çevrelerinde bile takınılan küçümseyici tavır kuşkusuz sistematik biyoloji ve ekoloji alanındaki çalışmaları olumsuz yönde etkilemektedir. Sistematik ve ekoloji çalışmalarında nümerik taksonomi gibi bilgisayar yöntemleri biyokimya ve moleküler biyoloji yöntemleri kullanımı arttıkça bu alana duyulan ilgi ve heyecan verici keşifler de hızla artacaktır.

Biyolojik zenginlikleri önemsememek ve kısa vâdeli bazı yararlar için yok olmalarına göz yummak gelecek kuşaklara miras olarak bırakabileceğimiz büyük bir ekonomik potansiyeli tahrip etmekle aynı anlama gelir. Konuyu bu anlayışla ele almak insanlık ve ülke çıkarları yönünden çok yararlı olacaktır.



Bu konuda alınması gereken teklifler şu şekilde gruplandırılabilir:


1. Daha önce belirtildiği gibi Türkiye’de tabiat ile ilgili araştırmalar ağırlıklı olarak üniversitelerde yapılmaktadır. Aynı konularda kendi görev alanları ile ilişkili olarak bazı devlet kuruluşları da çalışma yapmakta iseler de onların çalışmaları oldukça sınırlı kalmakta gerek birbirleri ve gerekse üniversiteler ile aralarında yeterli bir eşgüdüm sağlanamamaktadır. İlişkiler son yıllarda oldukça artmış bulunmakla birlikte henüz arzu edilen seviyeye ulaşmış değildir. Tabiatın korunması konuları ile genel olarak Millî Parklar Dairesi ilgilenmekte ise de özellikle tıbbî ve kokulu bitkilerle ilgilenen bir kuruluş bugüne kadar ortaya çıkmamıştır. Bu sebeple uzun yıllar boyunca devam eden bu olaylar halen gittikçe artan bir hızla ve kontrolsuz olarak devam etmektedir. Bu sebeple bir an önce tabiatın korunması ve kullanımı konuları ile ciddî olarak ilgilenecek bir devlet kuruluşuna adı ne olursa olsun şiddetle ihtiyaç vardır. Böyle bir kuruluşta diğer ilgili meslek elemanları ile birlikte tabiatı en yakından tanıyan biyologlara (botanikçi ve zoolog) da görev verilmelidir.

2. Tabiat ile ilgili çalışmaların çoğunu yürüten üniversite öğretim elemanları yoğun olan ve öğrenci sayıları ile doğru orantılı olarak artan öğretim ve eğitim zamanlarından kalan sürelerde bu araştırmaları yürütebilmekte ve bunların çoğu sadece bilimsel amaçlı araştırmalar olmaktadır. Daha ayrıntılı ve uzun zamana ihtiyaç gösteren tabiat tahribi ile ilgili konular bu elemanlar tarafından gerek zaman yokluğu gerekse imkânlar elvermediği için gerçekleştirilememektedir. Diğer taraftan halkın tabiî bitkileri sevmesi onlarla ilgilenmesi ve onları tanıması konularında çalışmaların yapılması gerekir. Bu da eğitim programlarının bu gözle ele alınması gerektiğini gösterir.

3. Türkiye’de bundan sonra gerçekleştirilecek büyük endüstri tesisleri ile baraj demir ve karayolları büyük köprüler gibi tabiat parçaları üzerinde değişikliklere sebep olabilecek yapıların kurulacakları yerlerde veya etki edecekleri alanların belirlenmesinde ilgili diğer meslek mensupları yanında tabiat bilimcilerin de görüşleri alınmalıdır. Bu tip tesisler yapılmadan evvel gerçekleştirilmesi gereken ÇED çalışmaları ciddî olarak yapılmalıdır. Bu olay sonucu bölgede meydana gelecek değişiklikleri belirlemede önemli bir kaynak olacak ve bu olaylardan etkilenecek özellikle dar yayılışlı nâdir endemik bitkilerin de kurtarılmasını sağlayacak bir çalışmanın gerçekleştirilmesi için üniversiteler başta olmak üzere ilgili bütün devlet kuruluşları ortak bir işbirliği içine girmelidir.

4. Daha önce de belirtildiği gibi Türkiye’de 3000’den fazla endemik bitki türü yetişmekte ise de bunlardan çoğu herbaryumlarda bulunmamaktadır. Son yıllarda bulunan yeni türler hariç bunların çoğu geçen yüzyılın ortalarında veya bu yüzyılın başlarında yabancı botanikçiler tarafından toplanmış olup örnekleri yurt dışındaki herbaryumlarda bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmı nâdir rastlanan bitkiler olup Türkiye’nin yüksek dağlarından toplanmıştır. Bu bitkilerden yurdun batı kesiminde yetişenlerin bir kısmı Türk botanikçiler tarafından toplanıp herbaryumlara kazandırılmış ise de henüz yeterince araştırılmamış olduğundan Anadolu’nun doğu yarısında yetişenler henüz toplanamamıştır. Bu sebeple Türkiye’de yetişen bütün endemik bitkilerin hem herbaryum materyali olarak toplanması hem de üreme organlarının toplanarak gen bankalarında saklanması gerekir. Bu konuda önemli bir gelişme 1992-97 yılları arasında TÜBİTAK-DPT yardımları ile gerçekleştirilen Türkiye Endemik Projesi olmuştur. Bu proje sonucunda Türkiye’deki endemik bitkilerin % 80’i toplanmış çoğunun tohumları Menemen’deki Tohum Bankası’nda muhafaza alınmış ise de o yıllarda yaşanan terör olayları başta olmak üzere daha başka sebeplerle Doğu Anadoluda’ki çalışmalar verimli olamamış ve yaklaşık 300 kadar uzun yıllar evvel toplanan ve yalnız tip örneğinden bilinen bitki taksonunun toplanması mümkün olamamıştır. Ayrıca çoğu nâdir bitkinin canlı olarak muhafazası da bir türlü sağlanamamaktadır. Uzun yıllardır kurulması teklif edilen Millî Botanik Bahçe ve Herbaryumu’nun vakit geçirilmeden kurulması lokal özellikle nâdir bitkilerin toplanması buralarda yetiştirilerek nesillerinin garanti altına alınmasını sağlayacak en önemli bir aşama olacaktır. Bu kurumlar bu örnekleri muhafaza altına alma veya yetiştirme dışında halka doğa koruma bilinci verme ve doğayı korumayı öğretme açısından da önemli merkezlerdir.

5. Türkiye’deki millî parklar daha çok ormanlık sahalarda ve doğal güzelliği ile bilinen arazi parçalarında ve eski kültür merkezleri ile tarihî bakımdan önemli yerlerde kurulmuşlardır. Ancak yukarıda sayılan yerlere göre daha fazla ve önemli bitki türlerine özellikle endemiklere sahip bozkır sahalarında kurulmuş millî park sayısı yeterli değildir. Bu sebeple yurdun özellikle endemik bitkilerce zengin bölgelerinde de millî parklar kurulmalıdır. Kurulan ve kurulacak olan millî parklarda bir yandan saha dışında ancak yakın çevrede yetişen nâdir ve dar yayılışlı endemiklerin yetiştirilmesi sağlanırken diğer yandan mevcut bitkiler en iyi şekilde korunmalı millî parklardan bilimsel amaçlı bile olsa bitki toplanması kontrol altına alınmalıdır.

6. Tabiatı sevme ve onu koruma bilincinin ilkokuldan başlayarak öğrencilere ve onları okutacak öğretmenlere hattâ o öğretmenleri yetiştirecek üniversite ve yüksekokul akademik elemanlarına bile verilmesi gerekir.

7. Ülkemiz bitkilerinden Vasküler (eğrelti ve tohumlu bitkiler) bitkilerini kapsayan Kırmızı Kitap son olarak 2000 Yılı’nda tekrar yayınlanmış olmakla birlikte özellikle tohumsuz bitkilerin koruma statüleri hakkındaki bilgileri nerelerde yetişen hangi taksonların korunması gerektiği konusundaki bilgiler bu konuda uzman olan kişiler dışında başkaları tarafından bilinmemektedir. Bu sebeple bu bitki gruplarında da vasküler bitkilerde olduğu gibi flora kitaplarının ve kırmızı listelerin hazırlanmasına hız verilmelidir.


ebush isimli Üye şimdilik offline konumundadır  





Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Türkiyenin biyolojik sorunları nelerdir?-Türkiyenin biyolojik sorunları hakkında yazı

Türkiyenin biyolojik sorunları nelerdir?-Türkiyenin biyolojik sorunları hakkında yazı konusu, GENEL KÜLTÜR / Eğitim ve Öğretim forumunda tartışılıyor.


Konu etiketleri: türkiyenin biyolojik sorunları,

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Biyolojik çeşitlilik nedir?-Biyolojik çeşitlilik hakkında bilgi ebush Eğitim ve Öğretim 5 24-05-2016 04:12
Türkiyenin En Büyük Avmleri - Türkiyenin En Büyük Alış Veriş Merkezleri elif Soru Cevap 0 09-03-2013 05:15
Biyolojik Çeşitlilik Nedir - Biyolojik Çeşitlilik Nasıl Oluşur? elif Soru Cevap 0 03-03-2013 12:10
Türkiyenin Yüzölçümü Nedir Ve Türkiyenin Sınırları elif Soru Cevap 0 18-02-2013 11:46
Tıbbi Biyolojik Bilimler Bölümü Nedir? - Tıbbi Biyolojik Bilimler Bölümü Hakkında gizem Meslekler Rehberi ve Meslek Seçimi 0 27-06-2009 01:17

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 12:43 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats