bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > GENEL KÜLTÜR > Eğitim ve Öğretim

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et

 

LinkBack Seçenekler Stil
Alt 16-05-2013, 08:20   #1 (permalink)
 
ebush - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Kısa deneme yazıları

Kısa deneme yazıları-Deneme örnekleri



DOĞRU İLE YALAN

Her doğruyu söylemeye gelmezmiş birtakım doğruları yaymamak çokluktan kamudan gizlemek gerekmiş... Peki ama bir doğruyu söylemek gizlemek yayılmasını önlemeğe çalışmak o doğrunun yerinde duran yalanı sürdürmek demektir. Yalanın yalan olduğunu bilerek sürmesine bırakmaya hakkınız var mıdır?... Bu yalanlar kutsalmış onlara dokunmaya gelmezmiş... Bir şeyin yalan olduğunu anladık mı kutsallığına inanmıyoruz demektir; bunun için "kutsal yalan" sözü bir şeyin hem köşeli hem de yuvarlak hem katı hem de biçimsiz olduğunu söylemek gibi bir saçmadır. Ama duygularını birer düşünce saymaktan çekinmeyenler böyle saçmalarla kolayca bağdaşabiliyor.

Birtakım doğruların gizlenmesi gerektiğini ileri sürmek eski kibarlık asillik (aristocratie) -aristokrat- düşüncenin bir kalıntısıdır. Bir yanda büyükler kibarlar damarlarında mavi kan akanlar var onlar doğruları bilirler onların bilmesinden bir kötülük gelmez; ama küçüklere kibar olmayanlara kölelere sakın açmayın!... Öyledir kişioğlu: kendisi için ille birtakım ayrıcalıklar ister. Eski acunun kibarlığı aristokratlığı yıkıldı ama onun yerine aydınlar türedi...

Bir kişi olarak ilk ödevimiz yalan olduğunu anladığımız düşüncelerden benzerlerimizi yani bütün kişileri kurtarmaya çalışmaktır. "Ben bunun yalan olduğunu biliyorum ben buna inanmıyorum ama kamunun bu bağlar altında kalması onun anlamaması daha iyi olur." diyen kimse öğrendiği anladığı doğrulara layık olmayan kimsedir. İnandığı bir şey yoktur onun: Bir şeyin ne doğru olduğunu düşünür ne de yalan olduğunu. Ancak kendisini düşünür büyük görmek için bir yol arar.

Her doğru söylenebilir her doğru söylenmelidir yoksa çevremizi aldatıyoruz çevremize yalan yayıyoruz demektir.


Nurullah ATAÇ



İÇİMİZDEKİ GÜZELLİKLER

Gönlümüzün güzelliği sevgi ise beynimizin güzelliği de düşünebilme yeteneğimizdir. O yeteneği her an her dakika kullanalım. Unutmayalım ki düşünen insan özgür insandır.

Kişi düşünebiliyorsa pek çok sorununu çözümleyecek pek çok şeyi bilecektir. Herkesi dinleyin. Annenizi babanızı arkadaşlarınızı dinleyin. Sonra da düşünün ve sorular sorun... Neden? Nasıl? Nerede?

Sonra da oturup kararlarınızı kendiniz alın. Kararları yalnız aldığınız zaman eziyetler de güçlükler de sonuçta bütünüyle size aittir artık. Karar alırken sorumluluk almayı da bilin. İşte bu büyümek ve olgunlaşmaktır; özgür insan olma yolunda atılan ilk adımdır.

Büyüklerinizle yaşıtlarınızla kendinizden küçüklerle konuşun tartışın. Konuşarak pek çok şey öğrenildiği gibi pek çok sorun da çözümlenebilir. Toplumumuzda bu tür konuşma pek yaygın değil ne yazık ki! Ya susuyor ya bağırıyoruz. Konuşmayı bilmiyoruz. Sizler bunu değiştirin.

İçimizin bir başka güzelliği de iyimserliktir. Yüreğinizin ibresi hep iyimserlikten yana olsun.

Asırlardır kötümserler köşelerinden dünyanın kötüye gittiğinin doksan dokuz nedenini sayarlarken iyimserler epey yol almış; pek çok iş başarmışlardır. En azından denemişlerdir.

Zaten yapılan araştırmalar başarılı olanların üstün zekalılardan çok sıradan ama olumlu ve iyimser kişiler olduğunu ortaya koyuyor.

İçimizdeki güzellikler arasında neşenin yeri bambaşkadır. Hele gençliğinizin getirdiği neşe ve kahkahaları sakın kısıtlamayın. Bazı kişilerin "Sırıtıp durma!" gibi bilgece (!) uyarılarına aldırmayın. Tam tersine daha çok gülün. Bol bol kahkaha atın. Sorunlarınıza bile gülerek bakabilirseniz yükünüz anında hafifleyecektir.

Güldürü dergileri neden bu kadar çok okunuyor sanıyorsunuz?

Onca sorunun çevre kirliliğinin savaşların ölümlerin çıkarcılığın cahilliğin yer aldığı dünyamızda sevgi iyimserlik ve neşeye her zamankinden fazla gereksinmemiz var. Bu nedenle hayatınızı daha güzel yaşamak istiyorsanız önce içinizdeki güzellikleri geliştirin ortaya çıkarın.

Sevinin düşünün konuşun iyimser olun ve doyasıya gülün!


İpek ONGUN



KİTAPLIK VE OKUMA

Evde bulunduğum zaman hayatım daha çok kitaplığımda geçer; oradan ev işlerini yönetmek imkanını da bulurum. Giriş kapısının hemen üstündeyim; hem bahçeyi kümesi avluyu görürüm hem de evimin öteki bölümleri içinde sayılırım. Hiçbir düzene uymadan hiçbir amaç gütmeden bir bu kitabı bir şu kitabı karıştırırım; zaman olur hayal kurarım zaman olur kurduğum hayalleri ya kendim yazarım ya da bir aşağı bir yukarı dolaşarak başkasına yazdırırım.

Kitaplığım bir kulenin üçüncü katındadır; birinci katta tapınak ikinci katta da yalnız kalayım diye sık sık yattığım bir oda ile eklentileri kitaplığın üstünde ise büyük bir sandık odası vardır. Eskiden kitaplık evimin lüzumsuz yeriymiş. Bense hayatımın çoğu günlerini günlerimin de çoğu saatlerini burada geçiriyorum.

Kitaplığım yusyuvarlak bir oda; masamla sandalyemi alacak kadar yer var; bir bakışta kitaplarımın tümünü birden görebileceğim şekilde düzenlenmiş beş raflı dolaplar çember halinde duvarları kaplar. Odanın on altı adım çapında boşluğa bakan çok geniş ve çok güzel manzaralı üç penceresi var. Kışın daha az bulunurum bu odada; çünkü adından da anlaşılacağı gibi evim bir tepenin üstündedir; hiçbir odası da bu oda kadar yer almaz; bir gayret sarfetmemi gerektirdiği ıssız bir yerde olduğu için hoşuma gider; böylece hem çalışmamın verimli olmasını sağlar hem de topluluktan beni uzak tutar. Oturduğum yer böyle bir yer işte; orada tam bir egemenlik kurmaya yalnız orasını karımdan da çocuklarımdan da toplum hayatının geleneklerinden de uzak tutmaya çalışırım. Başka nerde olursa olsun egemenliğim sözde kalır: aslında zaten şüpheli bir egemenliktir bu. Evinde kendi kendisiyle başbaşa kalacak kendi kendine övgüler söyleyecek şundan bundan kaçıp gizlenecek bir yeri olmayan kişi benim gözümde zavallının biridir. Gösterişe düştün olanların bu huyları çok pahalıya oturur onlara; Pazar yerlerindeki heykellere benzerler de ondan: "Büyük başın derdi büyük olur".

Gençken gösteriş olsun diye okurdum; sonradan biraz da kendimi yetiştirmek için okumaya incelemeye başladım; şimdi ise vakit geçirmek oyalanmak için yapıyorum bu işi; çıkarımı sağlamak aklımdan bile geçmedi. Kitaba karşı içimde beni paradan çıkartan aşırı bir sevgi vardı; yalnız kendi ihtiyacımı karşılamak için değil üç adım uzaktaki çevremi doldurmak süslemek içindi bu sevgi; bir hayli oluyor onu da bıraktım.

Seçmesini bilen için kitabın çok hoş meziyetleri vardır; ama her nimet bir zahmet karşılığıdır; bu zevk de ötekiler gibi belli ve arık değildir; kendisine öz çok ağır yükleri vardır; okudukça ruh gelişir ama kalıp benim hiçbir zaman yüzüstü bırakmadığım kalıp hareketsiz kalır yıkılır ezilir büzülür. İhtiyarlığa yöneldiğim şu anda fazla okumak kadar zararlı kaçınılması bunun kadar gerekli bir şey bilmiyorum ben.


Montaigne


ALACAKARANLIK

Edebiyata ilgi duyma ediminin bir etkenlikten ziyade bir tür edilginliğin kompleksi olduğu öteden beri bilinir.Böylece kabul edilmesi gereken noktanın da bir tür alacakaranlık kuşağının özneyi etkisi altına almış olacağıdır.Edebiyatçıya bu gözle bakılmadığı sürece o gerek yaşamı itibariyle gerekse yazdıkları itibariyle
suçlu veya aykırı görülecektir;diğer bir tabirle aykırılığı yüzeysellerce tespit edilmemişleri edebiyatçı saymak yanlış olmaktadır.
Sanatçının ontolojik konumu hayata duyduğu mesafelilikle paraleldir;sanatçıyanız herkes gibi duymayaşamadüşünme hakiki bir alçalma olur.Bununla birlikte sanatçının seçkinliği aristokrasi ile de örtüşmez;sanatçı alacakaranlık kuşağının öznesi olarak bu flu dünyadan uzak olan her olgunun bir "ölüm" olduğunun farkındadır;oerotizmdenbahsed erken de(Sade gibi) dinden bahsederken de(tolstoy) ölümden bahsetmektedir.Kuşkusuz bu ölüm dünyanın eksikliğini duyumsamaktır;öyleyse üslup olarak sanatçıbir ideolog olamaziktidara
destek veremezinsani olmayan söylemlere ya ilgi duymaz ya da başkaldırır;tabir
yerindeyse alacakaranlıkdan başka bir yerden emir almaz.
Elbette bütün bu niteliklere ulaşmak gayretle olmaz; zaten sansualizmin baskısı altında yaşayan özne anlamlı tesadüflerle de karşı karşıya gelir;sanatçıiktidara kafa tutarken de bir karıncayı severken de "bu durum karşısında yapacak başka şey bilmiyorum" diyen kişi olabilir.Öyleyse sanatçı alacakaranlık kuşağının gizemine güvenmek zorundadır;bir de bakarsınız ki bütün tehlikeleri bertaraf etmişsiteminizi etkin bir hoşgörüye çevirmişsiniz; sitem dünyalıktutkusudur; Tanpınar'ın dediği gibi duygusallık gülünçtür.

Şeyh Galibbenim yerime noktayı koysun:
Aşıkda keder neyler
gam halk-ı cihanındır
Koyma kadehi elden
söz pir-i muganındır*
*alacakaranlığın efendisi

Necatigil





DİLİMİZ ÜZERİNE
Dilimiz konuşma dilimizden çok yazı dilimiz yıllardan beri yüzyılı aşkın bir zamandan beri durmadan değişiyor. Değişmesini bir dileyen oldu bir buyuran oldu diye değil değişmesi gerektiği için değiştirmek zorunda olduğumuzdan içimizden duyduğumuz için değişiyor. Elimizdeki dille dünden kalan dille istediğimizi söyleyemediğimiz istediğimiz gibi söyleyemediğimiz için değişiyor. Bu değişme bir bakıyorsunuz hızlanıyor çok kimseleri şaşırtacak başlarını döndürecek kadar hızlanıyor; bir bakıyorsunuz ağırlaşıyor artık duracak sanıyorsunuz. Ama durmuyor. Durdurmak kimsenin elinde değil; durdurabilsek çoktan durduracaktık. Yazarlarımızın çoğu ta başlangıçtan beri bu değişmeye sinirleniyor bu değişmeyi istemiyor. Kimi öfkelenip bağırıyor. Sonra öfkeleneni de eğlenip alay edeni de değişmeye uyuyor dilini değiştiriyor bir gün önce istemediği yeni dille yazıyor.


Türkçe'de yazı dilimizden Arap dilinin Fars dilinin kurallarına göre kurulmuş isim sıfat takımlarının nasıl kaldırıldığını bir düşünün. Yazarlarımız en ünlü yazarlarımız karşı koymak için neler yapmadılar! "Terkipler kalkarsa Türkçe yazı yazılamaz... Dilimiz çirkinleşir..." dediler:

Genç Kalemciler'e ters baktılar saldırdılar. Genç Kalemciler'e yenildi bozuldu ezildi sandık. Bir de baktık ki onların dediği oluvermiş terkipler ortadan kalkıvermiş. Dilimize bir güzellik verdikleri söylenen o terkipler bize bir çirkin görünüverdi!

O kelimeleri atacak olursak birbirimizle anlaşamayacakmışız; yeni kelimeler uydurma imiş kimse bilmiyormuş. Doğrusu biz eski kelimeleri bilmiyoruz da asıl yeni kelimeleri biliyor asıl onları anlıyoruz. Bunu görmek istemiyorlar.

Yazarlarımızın çoğunun yeni dile karşı koymaya kalkmalarının dil için de o yazarlar için de büyük bir kötülüğü oluyor. Dil için de kötülüğü oluyor çünkü yeni dil yazarların yani kendisini asıl kullanacak kimselerin payı olmadan kuruluyor; bu yüzden birtakım zevksizliklerin önüne geçilemiyor. Yazarlarımız için kötü oluyor çünkü yarın onlar küçük düşecekler. Bu dili ister istemez kullanacaklar daha doğrusu isteyerek ötedenberi istediklerini sanarak kullanacaklar.

Bunun böyle olacağına hiç şüphemiz yok. Çünkü bu iş şunun bunun istemesiyle buyurmasıyla olmuyor; bu iş yüz yıldan beri bütün ulusun buyurmasıyla oluyor. Türk topluluğu yeni bir dil arıyor istediğini istediği gibi söyleyecek kafa dili olabilecek bir dil arıyor. Yazarların buna karşı koymaları değil bunu anlayıp o dilin kurulmasına çalışmaları gerekir.


ebush isimli Üye şimdilik offline konumundadır  

Alt 16-12-2013, 08:43   #2 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

cok kısa ya


 

Alt 19-12-2013, 07:49   #3 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

çok uzun kısa die ne kandırıonuz


 
Alt 23-12-2013, 08:36   #4 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Face22

kısa değil çok uzun bu deneme yazıları yaa


 
Alt 07-01-2014, 05:54   #5 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

bu kısaysa uzununu düşünün arkadaşlarr.
kısa olsun lütfen...


 
Alt 11-02-2014, 03:43   #6 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

Güzel


 
Alt 20-02-2014, 10:59   #7 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

çok kısa değil


 
Alt 23-02-2014, 06:58   #8 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

bunlar çok kısa biraz daha uzun yazsaydınız


 
Alt 08-03-2014, 10:54   #9 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

çok kısaymış gerçekten


 
Alt 09-03-2014, 10:39   #10 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

bu kısaysa uzununu düşünün arkadaşlarr.
kısa olsun lütfen...


 




Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Kısa deneme yazıları

Kısa deneme yazıları konusu, GENEL KÜLTÜR / Eğitim ve Öğretim forumunda tartışılıyor.


Konu etiketleri: kısa deneme yazıları, deneme örnekleri, kısa deneme örnekleri, deneme yazıları örnekleri, deneme yazısı örnekleri, deneme yazısı örnekleri kısa, deneme örnekleri kısa, kısa deneme yazısı, örnek deneme yazıları, kisa deneme yazilari, kısa deneme yazısı örnekleri, kısa deneme yazıları örnekleri, deneme yazısı örneği, deneme yazıları kısa, deneme yazıları örnekleri kısa,

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Olay Yazıları Nelerdir?-Olay Yazıları Hakkında elif Türkçe ve Edebiyat 25 04-02-2016 05:55
Michel Eyquem de Montaigne'nin deneme yazıları listesi ebush Eğitim ve Öğretim 0 16-05-2013 08:16
Duvar Yazıları Mesajları ( Duvar Yazıları / Hazır SMS Mesajlar ) Bkmlyz Hazır Mesajlar 1 14-12-2011 09:22
Araştırma ve İnceleme Yazıları Nelerdir?-Araştırma ve İncelem Yazıları Hakkında elif Türkçe ve Edebiyat 0 25-06-2009 02:09
Deneme Nedir?-Deneme Hakkında elif Türkçe ve Edebiyat 0 24-06-2009 04:13

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 01:09 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats