bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > GENEL KÜLTÜR > Eğitim ve Öğretim

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 29-07-2013, 01:03   #1 (permalink)
 
ebush - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Kutuplardaki ozon incelemesi hakkında bilgi

Kutuplardaki ozon incelemesi hakkında bilgi


1990'lü yılların sonlarına doğru danimarkalı bilim adamları kozmik ışın adı verilen yüksek-enerji parçacıklarının atmosferi iyonize ederek bulut oluşumunu etkilediği yönündeki fikri inceledi. eğer bu iddia doğru ise güneş faaliyetlerindeki küçük bir değişiklik iklimleri büyük ölçüde etkileyebilecekti. kozmik ışınların çoğu derin uzaydan gelmekle birlikte güneş faaliyetlerindeki değişiklikler dünya'ya erişen ışınların miktarını değiştirebilir. danimarka uzay merkezi'nden henrik svensmark daha az sayıda kozmik ışının daha az miktarda bulut anlamına geleceğini ve dünyanın giderek ısınacağını ortaya atmıştı. svensmark'a göre bu son ısınma için uygun bir açıklama idi.


Ozon Tabakasının incelmesi Ozon (03) üç oksijen atomundan oluşan atmosferdeki diğer temel gazlara göre çok az miktarda bulunan ama iklim ve canlıların yaşamı üzerinde büyük etkisi olan bir gazdır.

Ozon atmoserin iki ayrı katmanında (troposfer stratosfer) iki ayrı şekilde bulunur. Stratosfer katmanında 19 ile 45. kilometreler arasında ozonosfer deni*len bölümde doğal olarak bulunan ve atmosferdeki toplam ozonun %90 kadarı*nı oluşuran ozon iyi huylu ozon olarak adlandırılır.

Çünkü bunlar güneşten ge*len zararlı ultraviole radyasyonu tutmaları nedeniyle hem yeryüzündeki çalıla*rı korumakta hemde yeryüzünün fazla ısınmasına engel olmaktadır.
Troposferde yaklaşık yerden 10 kilometreye kadar görülebilen ve atmosfer*deki toplam ozonun %10'unu oluşturan insanların çeşitli etkinlikleri sonucu oluşan ozon'a ise kötü huylu ozon denilmektedir. Çünkü bunlar endüstri atık*ları eksoz gazları ve azotoksit (NOx) türevlerinin güneş radyasyonu ile tepki*meye girmesi sonucu ortaya çıktığından insan ve diğer canlılar için zararlı ol*maktadır.

Stratosferik ozon doğal mekanizmalarla oluşmaktadır. Güneşten gelen ult*raviole radyasyonunun etkisiyle atmosferdeki oksijen (02) parçalanarak iki ser*best oksijen atomu (O) haline dönüşmektedir. Daha sonra serbest halde bulu*nan bu oksijen atomlan (O) yine oksijen molekülleriyle (Oz) birleşerek ozon moleküllerini (03) oluşturmaktadır.

Bu doğal mekanizma sonucu Oksijen ozona ozon da oksijene dönüşmekte böylece doğal bir denge kurulmaktadır. Ancak son yıllarda insanların çeşitli faaliyetleri sonucu troposferik ozonda bir artış olurken stratosferik ozonda bir azalma gözlenmektedir.
Bu azalma günlük yaşamın bir parçası olan ve içerisinde ozon'u parçalayan klor brom gibi zararlı kimyasalları bulunduran buzdolapları klimalar deodo*rant ve sanayide temizleyici olarak kullanılan kimyasal çözücülerin insanlar ta*rafından kullanıldıkça atmosfere floroklorokarbon (CFCs) ve bunların türev maddeleri salıverilmesinden kaynaklanmaktadır.

Yine fabrikalardan otomobil ve ozon seviyesinde uçan süper sonik uçak eksozlarından gübre ve ilaç sana*yi tesislerinden atmosfere verilen karbondioksit metan ve azot bileşikleri gi*bi gazlar da ozonun azalmasına neden olan gazlardır. Bu zararlı gazlar ve klor bileşikleri atmosferdeki dikey faaliyetlerle ozon tabakasına kadar ulaşabilmek*tedir.

Burada ultraviole radyasyonun da katkısıyla ozon molekülü (03) kolayca parçalanarak oksijen molekülü (02) ve oksijen atomunu (O)na dönüştürmekte*dir. Bunun sonucunda ozonosfer ozon yoğunluğundaki azalma nedeniyle gü*neşin tehlikeli ışınlarına karşı olan süzgeç görevini yerine getirememektedir.
Ozonosfer içinde ozonun en yoğun olarak bulunduğu bir bölge vardır. 19 ile 23 km'ler arasında bulunan ve maksimum 10 ppm ozon yoğunluğuna sahip olan bu katmana ozon tabakası adı verilmektedir.

Bu tabakanın kalınlığı nor*mal atmosfer basıncı ve sıcaklığına göre hesap edildiğinde 0.3 cm (3 mm 300 dobson birimi) olarak bulunmuştur


Atmosferik ozonda bir azalmadan söz edildiğinde kastedilen bu tabakada*ki ozon miktarındaki azalmadır. Ancak yaygın olarak kullanılan ozon deliği (ozon hole) ifadesi yanlıştır. Burada söylenmek istenilen ozon tabakasındaki in*celme (ozon depletion)dır.


Ozon tabakasındaki incelme kutuplarda daha çok da güney kutbunda gözlenmektedir. Bunun nedeni kutuplarda daha etkili olan farklı fizikokimya-sal tepkimelerle ilgilidir. Bunlardan en bilineni ve kabul göreni kutup bölgele*rinde görülen çok düşük sıcaklıklar nedeniyle o seviyeye yükselen klor ve brom moleküllerinin ozon (03) müleküllerini daha kolayca parçalamalarıdır.


Kuzey yanm kürede 1973-1997 yılları arasında toplam stratosferik ozon miktarında %2.9'luk bir azalma gözlenmiştir. Halbuki 1926-1973 yılları arasında %0.1'lik bir azalma olmuştur. Kuzey kutbunda da ölçümlere başlandığı günden beri lokal düşüşler görülmüştür. Ancak bu düşüşler süre ve miktar yönünden Güney kutbundaki kadar büyük ve etkili olmamıştır. Düşüşlerin daha çok gö*rüldüğü dönem ise kış-ilkbahar dönemleridir.


Güney kutbu (Antarktika) üzerindeki ozon kaybı çok fazladır. Buralar dünyanın en fazla ozon bulunduran bölgesidir. Ozonun buraya tropikal bölge*lerden stratosferik rüzgarlarla taşındığı bilinmektedir. Ancak Antarktika at*mosferinde oluşan alçak basınç yapısı (vortex) nedeniyle görülen ve -80 °C'den düşük sıcaklığa sahip kutbi stratosferik bulutlan azot hidrojen clorin ve bro-min bileşiklerinin reaksiyona girmesini ve ozonun parçalanmasını kolaylaştır*maktadır. Ayrıca bu basınç yapısından dolayı da orta enlemlerden rüzgarlarla taşman ozonun bu alanlara girememesi nedeniyle ozon tabakası beslenememek-te ve incelme olmaktadır.


Buralarda ozon tabakasında görülen bu incelme Eylül ayı ortasında başla*makta ve Ekim ayının ilk haftasında ozonun en düşük seviyeye ulaşmasıyla iyi*ce belirginleşmektedir. Kasım ayından itibaren orta enlemlerden gelen ozon yö*nünden zengin havanın etkisiyle incelme yavaşlamakta yoğunluk artmakta ve Aralık ayında kalınlık normale dönmektedir.


VVMO (Dünya Meteoroloji Teşkilatı) ve NASA uydu örüntülerinden fayda*lanarak Antarktika üzerindeki incelmenin 28.3 milyon km2 genişliğindeki bir alanda tehlikeli boyutta olduğunu saptamıştır.


Ozon yeryüzündeki bütün canlılar için son derece önemli bir gazdır. Çün*kü yaşam için çok zararlı olan çok kısa dalgalı güneş ışınlarını (morötesi) süzerek büyük bir kısmını tutmakta ve yeryüzündeki canlılara optimum düzeyde göndermektedir.

Bugün özellikle Güney Kutbu üzerinde ozon tabakasında gö*rülen incelme tehlikeli boyutlara ulaşmış bunun zararlı sonuçlan dünyanın her yerinde hissedilmeye başlanmıştır. Bütün canlıların yaşamı için bir sigorta olan ozon tabakasındaki bu incelme devam ettiği takdirde bugün bile yaşanan aşa*ğıdaki sorunlar gelecektede bir afet şeklini alacak bazı hastalıklarda artış olacak büyük can kayıpları dolaylı olarak da ekonomik kayıplar yaşanabilecektir. Ozondaki incelmenin tehlikeli boyutlara ulaşması halinde neden olabileceği zararlar bugün de hissedilebilen aşağıdaki şekilde özetlenebilir.

Canlıların hücrelerinde bulunan kalıtım maddeleri (DNA) tahrip olur.

Tüm canlıların bağışıklık sistemi bozulur.

Deri kanseri ve bazı göz hastalıklarında artışlar görülür.

Bitki ve hayvan yaşamı üzerindeki olumsuz etkileri sonucu biyolojik çe*şitlilikte azalmalar denizel ve karasal ekosistemlerde bozulmalar olur.

Atmosferin sera etkisi artacağından küresel sıcaklıkta artış görülebilir.

1.yanılgı: benim yaşadığım yer çok soğuk. havaların biraz ısınması daha iyi olmaz mı?


gerçek: küresel ısınma insanları nasıl etkileyecek? bu insanların nerelerde yaşadığına ne kadar uzun yaşadığına ve yaşamını nasıl kazandığına bağlı olarak değişir. ayrıca bu sorunun yanıtı insanların çocuklarının ve genel olarak insanlığın geleceği konusunda duyduğu sorumluluğa da bağlıdır.

antarktika'nın dışında gezegenin her yeri 1970 yılından bu yana ısınıyor. buzullar eriyor bahar daha erken geliyor hayvan ve bitki sınırları giderek kutuplara doğru ilerliyor.

pek çok insan için bu çok önemli bir fark yaratmaz. yazlar daha sıcak kışlar daha ılık geçiyor olabilir. ısıtma giderleri düşerken soğutma masrafları yükselir. ısı dalgaları bazı insanların ölümüne yol açmakla birlikte soğuk algınlığından ölenler azalabilir.

zengin ülkeler ve bireyler bu kısa vadeli değişikliklere rahatlıkla uyum sağlayabilirler. genel olarak tarımsal verim ilk başta artar. ancak bazı bölgelerde sıkıntı giderek artar. afrika bundan en fazla etkilenen bölgelerin başında gelecektir; 2020 yılında bazı afrika ülkelerinde tarımsal verimin %50 oranında azalacağı tahmin ediliyor.

vahşi doğa da bu gidişattan zarar görecek. bazı bitki ve hayvanlar co2 miktarının artmasıyla birlikte daha fazla gelişecek. ancak bunun bedelini diğer bitki ve hayvanlar ödeyecek. mercan kayaları bundan en fazla zarar görecek canlıların başında geliyor.

sıcaklığın bugünkünün 3 derece üzerine çıkması felaketlerle sonuçlanacak. en kötü senaryoya göre bu sıcaklığa içinde bulunduğumuz yüzyılın sonunda erişeceğiz. türlerin yaklaşık üçte biri yok olacak. tarımsal verim dünyanın pek çok bölgesinde azalacak. milyonlar kıyılarda sular altında kalma riski ile karşı karşıya kalacak. sıcaklık dalgaları kuraklık seller ve yangınlar bu olumsuz tabloyu iyice beter hale getirecek.

ısınmanın sonuçlarını değerlendirirken iki faktörün göz önünde bulundurulması gerekiyor. önce ısınmadan doğrudan etkilenmeyen ülkeler bile diğer ülkelerdeki ekonomik ve siyasi dalgalanmalardan etkilenecek. ikinci olarak sera gazı artışı ile bu artışın iklim üzerindeki etkilerinin ortaya çıkması arasında kısa bir süre geçer. yarın co2 düzeyi sabitlense bile dünya 10'larca yıl boyunca ısınmaya devam edecek.

ayrıca küresel ısınma ile deniz seviyesinin yükselmesi arasında da bir gecikme yaşanır. ıpcc'ye* göre 2100 yılında deniz seviyesi 0.6 metre yükselecek. ancak bu yalnızca bir başlangıç olacak. 3 milyon yıl önce sıcaklık 3 derece yükseklerde seyrediyor iken deniz yüzeyi 25 metre yüksekti. bu da londra new york tokyo ve şanghay'ın sular altında kalması anlamına geliyor. benzer oranda bir sıcaklık yükselişi deniz seviyesinde benzer bir yükselmeye yol açabilir. ıpcc bunun olması için aradan yüzyılların geçmesi gerektiğini ileri sürmekle birlikte bazı bilim adamları buzul levhalarının afet halinde çökmesi sonucu bunun daha erken yaşanabileceğine dikkat çekiyor.

bu noktada kesin olan önlem almakta geciktikçe iklim değişikliği felaketlerini engellemenin giderek zorlaşacağı.


2 .yanılgı: geçmişte de sıcaklıkların arttığı dönemler yaşanmış. o zaman bugün yaşadığımız sıcaklık artışlarını niye bu kadar sorun haline getiriyoruz?


gerçek: 150 yıl ve öncesindeki dönemlere ilişkin küresel sıcaklıklar tahminlere dayanır. bu tahminler buzul çekirdeklerine ve bir takım varsayımlara dayanarak yapılır. ne kadar geriye gidersek belirsizlik de o kadar artar.

dünya'nın geçmişte bugünkünden daha sıcak dönemler geçirdiği biliniyor. bazı dönemlerde iklimsel çeşitliliğe yol açan temel etmenler daha iyi anlaşılmakla birlikte bazı dönemlerde bu etmenler o kadar iyi tanımlanamaz.

750 milyon ile 580 milyon yıl öncesinde dünya hiç olmadığı kadar şiddetli bir buzul çağı yaşadı. o dönemde gezegenin tümünün buz ve kar ile kaplı olması çok büyük bir olasılıktı . bu döneme o yüzden kartopu dünyası adı veriliyor.

bu nasıl olmuş olabilir? buz levhalarının oluşması giderek havaların soğumasına yol açar çünkü güneşin sıcaklığı uzaya geri yansıtılmaktadır. ancak karalardaki buzullar kayaların hava almasını önler. kayaların hava alması atmosferdeki co2'nin azalması anlamına gelir. kartopu dünya 'nın ortaya çıkmasının nedeni o dönemde kıtaların ekvatorda kümelenmesinden de kaynaklanıyor olabilir. bu durumda kayaların hava alması devam ediyordur ve havadan co2'yi alıyordur. çünkü buzul levhalar kutuplarda yoğunlaşmıştır. buzullar kutuplardan aşağılara inip karaları da buzul ile kaplayınca sera gazlarının yoğunluğu artmaya başlamış olabilir.

bu derin dondurucu dönemden sonra hem co2 düzeyinin hem de sıcaklıkların yükseklerde seyrettiği uzun süren bir dönem yaşandı. ne var ki bu dönemle ilgili büyük bir belirsizlik söz konusu. en sıcak dönem 55 milyon yıl önceki paleosen-eosen termal maksimum (petm) dönemdir. bu dönem sırasında kütlesel yok oluşlar yaşanmış küresel sıcaklıklar birkaç bin yıl içinde 5 ile 8 derece (santigrat) yükselmiştir. kutup denizlerinin sıcaklığı 23 dereceye ulaşmıştır.

fosil planktonlarında izotop düzeyleri ısınmanın nedeninin büyük miktarlarda metan veya co2'nin havaya salınmasından kaynaklandığını gösteriyor. en son kurama göre ısınma olağanüstü miktarlardaki lav püskürmelerinden kaynaklanıyor olabilir. başka bir deyişle bu atmosfere salınan yüksek miktarda fosil karbonun neden olduğu küresel bir ısınma felaketidir. bu sıcak dönem 200.000 yıl devam etmiştir.

son birkaç milyon yıl boyunca dünya buzul çağı ile daha sıcak dönemler arasında gidip geldi. bu dönemsel değişiklikler gezegenin yörüngesindeki osilasyonlara bağlı olarak da tetiklenmiş olabilir. yörüngesel osilasyonlar dünya'ya erişen güneş radyasyonlarının miktarını değiştirir.

buzul çağları arasında sık sık sıcaklıklar yükselmiş. bu büyük bir olasılıkla sıcaklıkların bugünkünden 1 ile 2 derece daha sıcak ve deniz seviyesinin bugünkünden 5 ile 8 metre daha yüksek olduğu 125.000 yıl önceki eemian dönemidir.

son buzul çağından sonra 6000 yıl önce sıcaklıklar yine yükselişe geçerek holosen denilen dönem yaşanmış. bu ısınma daha çok bölgesel nitelikte kalmış.

geçmişte daha sıcak dönemlerin yaşanmış olması gelecekteki sıcaklık artışlarından kaygı duymamamız gerektiği anlamına gelmemeli. son sıcak dönemlerde deniz seviyesi onlarca metre yükselmişti. bu da belli başlı pek çok kentin sular altında kalması demektir.

gerçek: antarktik yarımarası'nın ısındığı kesinleşmiş durumda. kıtanın iç kısımlarının da ısındığı düşünülüyor fakat 2002 yılında yapılan bir analiz 1966 ile 2000 yılları arasında iç kısımların soğuduğunu ortaya koydu.

3 .yanılgı: antarktika giderek soğuyor ve buzul levhaları giderek kalınlaşıyor.


ancak bu dünyanın ısınmadığı anlamına gelmiyor. iklim modellerine göre gezegen her yerde aynı şekilde ısınmayacak ve ayrıca antarktika'nın iç kısımlarından başka her yerin ısınıyor olması da bu tezi doğruluyor.

antarktika'nın soğuması kıtanın çevresindeki dairesel rüzgarların güçlendiğinin bir işareti. bu rüzgarlar daha ılık havanın iç kısımlara ulaşmasını engelliyor. şaşırtıcı bir şekilde rüzgarların artış gösteren hızı kutuplar üzerindeki ozon deliğinin üst atmosferde soğumaya yol açmasından kaynaklanıyor. ozon deliği gelecek 10-20 yıl içinde kapanırsa dairesel rüzgarlar zayıflayacak ve iç kısımlarda da hızlı bir soğuma başlayacak.

bir diğer şaşırtıcı sonuç ise ıpcc'nin raporuna göre küresel ısınma gelecek yüzyılda kar yağışı buzul erimelerinden hızlı olacağı için buzul levhalarının kalınlaşmasına yol açacak. buzullarda neler olduğunu tespit etmek kolay değil. uydu ölçümlerine dayanarak yapılan bir çalışmaya göre antarktika'nın iç kısımlarında buzullar kalınlaşırken daha fazla miktarda buzul kıyılarda eriyecek. sonuçta erime kalınlaşmadan fazla olacağı için kayıplar daha fazla olacak.

ıpcc'nin son öngörüleri ise deniz seviyesinde 2100 yılındaki artışın 20 ile 60 cm arasında olacağı yönünde. bu tahmin grönland ve antarktika buzul levhalarının bugünkü hızda eriyeceği varsayımı üzerine kurulu. bazı bilim adamları bu öngörünün gerçekleri yansıtmadığını buzul erimelerinin hızlanacağını dolayısıyla kar yağışındaki artışın etkisini ortadan kaldıracağını ve sonuçta deniz seviyesindeki yükselmenin hız kazanacağını ileri sürüyor.ne var ki kimse neler olacağı konusunda kesin bir şey söyleyemiyor.


4.yanılgı: ortaçağ bugünkünden sıcaktı. ingiltere'de üzüm bağları bile var dı.


gerçek: ingiltere'de şarapçılık yeniden güçleniyor. öyle ki ülkedeki bağların alanı ortaçağda olduğu iddia edilen bağlardan daha geniş. eğer bunu iklimlerin ısınmasını gösteren bir gösterge olarak kabul ederseniz bugünün ortaçağdan daha sıcak olduğunu söyleyebiliriz. ne var ki iklimlerle ilgili tarihi öyküleri ihtiyatla karşılamak gerekir.

ortalama küresel sıcaklığın yüzyıllar boyu nasıl bir trend izlediğini ortaya çıkartmak için iklim bilimcileri dünyanın olabildiğince farklı bölgelerinden uzun vadeli kayıtlara ihtiyaç duyar. bu nedenle daha pratik bir yöntem olan ağaç halkalarını incelemeyi tercih ederler . bugün kuzey yarıkürenin sıcaklık ölçümleriyle ilgili bir düzineye yakın çalışma 1600'lerden eskilere uzanıyor. bu kayıtlara göre ms 900-1300 yılları arasında olağanüstü bir sıcaklığın yaşanmış olduğu görülüyor. güney yarıkürede ise bu dönemlerde hem sıcak hem de soğuk dönemlerin yaşanmış olduğu ileri sürülüyor. bu da ortaçağ'daki sıcak dönemin bölgesel bir olay olduğunu gösteriyor.

iklim bilimcilerinin hazırladığı raporlar gezegenin bugün ortaçağ'a göre daha sıcak olduğunu gösteriyor. burada önemli olan şu anda havanın ne kadar sıcak olduğu değil ileride ne kadar sıcak olacağı. raporlarda ortalama sıcaklık farklılıklarının 1980'lere kadar dar bir aralık içinde yol aldığı ancak bu tarihten sonra hızla yükselen bir trend izlediği görülüyor.


5.yanılgı: küresel ısınma tehdidinin tek sorumlusu kozmik ışınlardır.


gerçek: kimse güneşin dünya'nın iklimi üzerindeki kritik etkisini göz ardı etmiyor. dünya'ya erişen toplam enerji miktarı değişir; fakat son yıllardaki değişiklikler tanık olduğumuz son ısınma olayını açıklamıyor. diğer güneş faaliyet şekillerinin iklimler üzerinde beklenilenin üzerinde bir etki yaratma riski ne kadardır?

1990'lü yılların sonlarına doğru danimarkalı bilim adamları kozmik ışın adı verilen yüksek-enerji parçacıklarının atmosferi iyonize ederek bulut oluşumunu etkilediği yönündeki fikri inceledi. eğer bu iddia doğru ise güneş faaliyetlerindeki küçük bir değişiklik iklimleri büyük ölçüde etkileyebilecekti. kozmik ışınların çoğu derin uzaydan gelmekle birlikte güneş faaliyetlerindeki değişiklikler dünya'ya erişen ışınların miktarını değiştirebilir. danimarka uzay merkezi'nden henrik svensmark daha az sayıda kozmik ışının daha az miktarda bulut anlamına geleceğini ve dünyanın giderek ısınacağını ortaya atmıştı. svensmark'a göre bu son ısınma için uygun bir açıklama idi.

kozmik ışınlarda üç kritik konu söz konusudur. ilk olarak kozmik ışınlar gerçekten bulut oluşumunu tetikliyor mu? ikincisi eğer tetikliyorsa bulut yapısındaki değişiklikler sıcaklığı nasıl etkiliyor? son olarak son yıllardaki ısınmayı kozmik ışınlar açıklayabilir mi?

cern parçacık fiziği laboratuvarı'nda yürütülen çalışmalar bu soruları bir sonuca bağlayacak.

ancak bu arada önemli bir noktayı gözden kaçırmamak gerekiyor. kozmik ışın yoğunluğundaki değişiklikler bulut oluşumunu ve sıcaklığı gerçekten etkiliyor olsa bile son yıllardaki hızlı sıcaklık artışlarını açıklayamaz. 50 yıl geriye giderek yapılan ölçümler yoğunluk açısından periyodik bir çeşitliliğin varlığını tespit etmiş olsa bile son yıllardaki sıcaklık artışlarının düşüş gösteren bir trend ile eşleşmemiş olması kafaları karıştırıyor.


6. yanılgı: insan faaliyetlerinin yol açtığı co2 emisyonları doğal kaynakların çıkarttığı emisyonlarla karşılaştırıldığında devede kulaktır.

gerçek: evet insan faaliyetlerine bağlı olarak ortaya çıkan co2 emisyonları pek çok doğal kaynaklardan salınan co2 ile mukayese edildiğinde çok azdır. yine de buzul çekirdekleri son yarım milyon yıl atmosferdeki co2 düzeyinin 180 ile 300 ppm arasında oldukça sabit bir yol izlediğini gösteriyor. sanayi çağında ise bu düzey 380 ppm'ye yükseldi.

bu nasıl olmuş olabilir? bunun yanıtı doğal kaynakların doğal çukurlarla dengelenmesidir. örneğin organik maddelerin parçalanması havaya yüksek miktarlarda co2 salar ancak bitkilerin büyümesi aynı miktarda co2'yi emer. co2 düzeyinin yükselmesinin nedeni atmosfere her yıl giren gazın miktarının doğal yollarla emilimden fazla olmasıdır.

bu ilave co2'nin sorumlusunun insan olduğundan nasıl emin olabiliriz? bunu gösteren bazı kanıtlar söz konusu. örneğin fosil yakıtları görünürde karbon-14 içermez çünkü kozmik ışınların atmosfere çarpması sonucu oluşan bu dengesiz izotopun yarı-ömrü yaklaşık 6000 yıldır. fosil yakıtlardaki hemen hemen tüm karbon-14'ler yakıt yaktığımız çağa gelinceye kadar çoktan çürüyüp gitmiştir. dolayısıyla sonuçta ortaya çıkan co2'nun karbon-14 içermesi mümkün değildir. ağaç halkalarının incelenmesi sonucu havadaki karbon-14 oranının 1850 ile 1954 arasında %2 azaldığı görülüyor. (954 yılından sonra nükleer testler yüksek miktarda karbon-14'ün salınımına yol açmıştır.)

sonuç olarak yanardağların insan faaliyetlerinden daha fazla miktarda co2 salmış olması doğru değildir. co2 düzeyinin büyük patlamalardan sonra yükselmediği görülüyor. karalardaki yanardağların çıkarttığı co2 emisyonu her yıl tahmini olarak ortalama 0.3 gigaton'dur. bu da insan faaliyetlerinin ürettiği co2'nin yüzde biridir. ayrıca yanardağ kaynaklı co2 okyanus tabanındaki dalma-batma tektonik levhalarının altındaki karbon tarafından dengelenir.



7.yanılgı: karbon dioksit düzeyleri sıcak dönemlerin başlangıcından sonra yükselir. dolayısıyla co2 küresel ısınmaya neden olmaz.

gerçek: antarktika ve grönland'ı örten buz tabakalarından kesilerek çıkartılan yüzlerce bin yıllık buz örnekleri en son buz çağının sonunda atmosferdeki co2 düzeyinin sıcaklıkların yükselmeye başlamasından bir müddet sonra yükseldiğini gösteriyor. zamanlama konusunda belirsizlikler söz konusu. bunun nedeni kısmen buz çekirdeklerinin içinde hapis olan havanın buzdan daha genç olması. kaldı ki bu gecikmenin 800 yıldan daha uzun bir süreyi kapsadığı görülüyor.

yükselen co2 düzeyinin buzul çağlarının sonundaki ilk ısınma sürecini tetiklemediğini gösteren bu gecikmeler atmosferdeki daha fazla miktardaki co2'nin gezegeni ısıttığı fikrini de çürütmüyor.

co2'in sera gazı olduğunu biliyoruz çünkü kızılötesi ışınlarını hem emiyor hem de yansıtıyor. temel fizik kurallarına göre bu tür gazlar dünya'dan yansıyan ısıyı hapseder. bu olmadığı sürece gezegenin daha soğuk olacağı iddia ediliyor.

bütün bunlar geçmişteki sıcaklıklar ile geçmişteki co2 düzeyi arasında bir korelasyon olacağı anlamına da gelmiyor. iklimi daha başka etmenler de etkiliyor. bu etmenlerde büyük değişiklikler olduğu zaman co2 ve sıcaklık arasındaki ilişki etkisini yitirebiliyor.

o zaman geçmişte milyon yıl önce dünya niçin tekrar tekrar buz çağları ve daha sıcak dönemler arasında gidip gelmiş olabilir? uzun süredir doğru olduğuna inanılan bir kurama göre bu dünya'nın görüngesindeki değişiklikten kaynaklanıyor. bu değişikliklere milankovitch döngüsü adı veriliyor. ancak dünya'nın yörüngesindeki değişikliklerin yol açtığı ısıtma veya soğutma etkisi küçüktür ve sıcaklıklardaki değişiklikleri açıklamaya yetmez.

bütün bu bilgilerin ışığı altında sıcaklıklardaki ilk değişiklikleri bir çeşit geri beslemenin tetiklediği ortaya çıkıyor. bu noktada buz kritik bir rol oynuyor. geniş buz kütleleri eriyip küçüldükçe güneş enerjisinin daha küçük bir kısmı uzaya geri yansıyor ve bunun sonucunda ısınma hızlanıyor.

co2'nin bu süreçte önemli bir rol oynadığı bir yüzyıldan beri bilinen bir gerçek. buz çekirdekleri son yarım milyon yıl boyunca co2 düzeyleri ile sıcaklık arasında kayda değer bir ilişki olduğunu gösteriyor. bir buzul çağının sona ermesi için yaklaşık 5000 yıl geçmesi gerekiyor ve sıcaklık ve atmosferdeki co2 yoğunluğu birlikte 4000 yıl boyunca artıyor.

buzul çağının sonunda ne olduğuna baktığımız zaman yörüngesel değişimlere bağlı olarak ortaya çıkan ilk ısınma daha fazla co2'nin atmosfere salınmasına yol açmış olabilir. bunun sonucunda ısınma artarken salınan co2 miktarını da artır ve bu böyle sürüp gider. buzul alanı daralmaya başlayınca sıcaklıklar daha da artar.

bu ilave co2 nereden geliyor olabilir? bilimsel kanıtlara göre kaynak okyanuslardır. sıcak sularda gaz daha az erir. dolayısıyla daha sıcak denizler co2'yi havaya geri verir. ancak bu da co2 artışını açıklamaz. diğer bir faktörün biyolojik olma olasılığı yüksek. denizlerdeki fitoplanktonlar geliştikçe havadaki co2'yi emer. fakat dünya ısındıkça rüzgarlardaki akıntılardaki ve tuzluluk oranındaki değişiklikler fitoplankton gelişimini önler.

buzul çağları bize şunları söylüyor: sıcaklıklar co2 düzeyini etkiler veya bunun tam tersi olabilir. şu anda okyanuslar insanların havaya saldığı ilave co2'nin %40'ını emiyor. denizler bunun yerine co2 çıkartmaya başlarlarsa insan eliyle üretilen co2 miktarındaki azalmanın etkisi çok az olur.


reyhan oksay

kaynak: new scientist 19 mayıs 2007
Science news and science jobs from New Scientist - New Scientist

*ıpcc: ıntergovernmental panel on climate change-iklim değişikliği üzerine hükümetlerarası panel

cumhuriyet bilim teknoloji


ebush isimli Üye şimdilik offline konumundadır  





Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Kutuplardaki ozon incelemesi hakkında bilgi

Kutuplardaki ozon incelemesi hakkında bilgi konusu, GENEL KÜLTÜR / Eğitim ve Öğretim forumunda tartışılıyor.



Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
bir metin üzerinde ses olayları incelemesi Kayıtsız Üye Soru Cevap 9 21-11-2016 05:21
Ozon Gazının Seyrelmesi Hakkında Bilgi elif Genel Kültür Paylaşımlarınız 0 04-06-2013 02:48
Kitap incelemesi örneği-Ana (Maksim Gorki) ebush Eğitim ve Öğretim 0 13-04-2013 03:11
Kutuplardaki yaşam hakkında bilgi ebush Eğitim ve Öğretim 0 08-04-2013 09:45
Ozon Tabakası Delinmesi Hakkında Bilgi elif Eğitim ve Öğretim 0 05-02-2013 04:28

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 03:05 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats