bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > GENEL KÜLTÜR > Eğitim ve Öğretim > Felsefe Bilimi

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 27-02-2009, 10:45   #1 (permalink)
 
CooLKadin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Felsefe Tarihi

1. İlkçağ Felsefesi
2. Hellenistik Felsefe
3. Ortaçağ Felsefesi
4. Rönesans Felsefesi
5. 17. Yüzyıl Felsefesi
6. Aydınlanma Felsefesi
7. 19. Yüzyıl Felsefesi
8. 20. Yüzyıl Felsefesi

İlkçağ Felsefesi
M.Ö. 7. yüzyılın sonundan başlayıp M. S. 2. yüzyıla dek süren dönemin felsefesidir.
İlkçağ felsefesi mitolojiden ya da çoktanrılı dinden kopuş ve doğal olayların yine doğal nedenlerle açıklanması gerektiği inancıyla başlamıştır.
En seçkin temsilcileri arasında Sokrates Platon ve Aristoteles gibi büyük filozofların bulunduğu ilkçağ felsefesinde bilimle felsefe hep bir arada olmuş başlangıçta doğa felsefesi ön plandayken sonlara doğru pratik felsefe ağırlık kazanmıştır.
Özellikleri
İlk döneminde Yunan felsefesi hemen hemen bütünüyle dış doğaya cisimlerin dünyasına yönelmiş olan bir doğa felsefesidir.
Bundan sonra insana karşı uyanan ilgi klasik dönemin geniş sistemlerine yol açmıştır. Bu sistemlerde Tanrı insan ve doğa bir düşünce bağlantısı içinde kavranmak istenmiştir.
Sistemli bağımsız ve kişiseldir
İnanca ve sezgiye değil akla dayalıdır.
Mitolojiye çoktanrıcılığa tepkiyi dile getirir
Görünüşünçokluğunilişkilerinoluşların ardındaki değişmez olanı arar.Buna da birlik adını verirler.
Aristoteles�in kendi felsefesiyle okulunda gelişen ve biriken çok zengin bilgi kadrosu tek tek bilimlerin bağımsızlığına her bilgi kolu üzerinde ayrıca çalışmalara yol açmıştır. Bundan sonra her şeyi bütün konuları içine almak isteyen bir sistem yerine: aralarında gittikçe ayrımlaşan bilimlerin bir karmaşası geçmiştir. Felsefe kendini bu bağlantıdan ayırmış onun payına dünya ve hayat görüşleriyle ilgili genel sorunlarla uğraşmak düşmüştür.
İlkçağ Filozofları

* Thales
* Anaximandros
* Aneximenes
* Pyhtagoras
* Herakleitos
* Parmenides
* Zenon
* Empedokles
* Anaxsagoras
* Demokritos
* Sofistler
* Sokrates
* Platon
* Aristoteles

Hellenistik Felsefe
Kent devletinin sona erdiği M.Ö. 323 yılıyla Hellenistik çağın son büyük imparatorluğunun Roma�nın bir parçası olduğu M.Ö. 30 yılı arasındaki dönemin felsefesine verilen ad.
Bu dönemde yer alan dört büyük felsefe okulu sırasıyla Akademi Peripatetik okul Epikürosçu ve Stoacı okuldur. Bu dört okuldan hazcı ahlâkı ve Tanrı�nın evrene müdahalesini reddeden varlık görüşüyle Epiküros felsefesi daha ağır basan ve döne­me çok büyük ölçüde damgasını vuran felsefe olmuştur. Amaçlı bir evren anlayışıyla en yüksek insani iyi olarak aklın doğru ve yerinde faaliyetine duyulan inanç ise en güçlü ifadesini Stoacılarda bulmuştur. Stoacıların görüşlerinde somutlaşan bu amaçlı evren görüşü son çözümlemede Sokrates�ten miras alınan bir görüş olarak Epiküros�un varlık görüşüyle karşıtlık içindedir.
Bu dönemde ortaya çıkan başka bir felsefe okulu da dogmatik oldukları gerekçesiyle tüm felsefelere ve özellikle de Stoacı felse­feye gösterilen tepkiyle seçkinleşen kuşkuculuk olmuştur. Nihayet dönemin sonlarına doğru Poseidoinos Panaetios ve Antiokhos Stoa felsefesini Platon ve Aristotelesçi öğretilerle birleştirmeye çalışmıştır.
Özellikleri
Hellenistik felsefenin en önemli özelliği bu felsefenin konularını mantık fizik ve etik şeklinde düzenlemesidir. Mantık Aristoteles�ten miras alınan bir tavırla bilgi teorisini de kapsayacak şekilde doğru bilgiye ulaşmanın yöntemi ve felsefenin vazgeçilmez aracı olarak görülmüştür. Nitekim bu anlayışın bir sonucu olarak özellikle Stoacılar mantık alanına çok önemli katkılar yapmışlardır. Aynı şekilde fizik de arka planda kalıp yalnızca etik için bir temel ve hazırlık olma fonksiyonunu yerine getirmiştir. Bundan dolayı bu dönemde filozoflar fizik ya da varlık alanında yeni teoriler geliştirmek yerine Sokrates öncesi doğa filozoflarının görüşlerini aynen benimsemişlerdir. Bu bağlamda Stoalıların Herakleitos�un fiziği­ni Epiküros�un ise Demokritosun atomcu görüşünü pek büyük bir değişiklik yapmadan benimsediğini söylemekte yarar vardır.
Hellenistik felsefede ön plana çıkan çalışma alanı ya da disiplin etik olmuştur. Bunun nedeni bireyin amacına ulaştığı iyi bir yaşam sürdüğü kendisini her bakımdan evinde gibi hissettiği kent devletinin yıkılması kent devletinin yerini alan imparatorlukla birlikte bilinen dünyanın sınırlarının genişlemesi ve bireylerin kaçınılmaz bir biçimde dünyaya topluma ve kendilerine yabancılaşması yalnız ve başıboş kalmasıdır.
Böylesi bir toplum düzeninde felsefeden beklenebilecek tek şey ilgisini birey üzerinde yoğunlaştırması bireyin felsefeden bek­lediği yol göstericilik görevini yerine getirmesidir. Bu dönemde felsefenin herkesçe kabul görmüş amacı insanı mutlu bir yaşama ulaştırmak bireye güven ve bilgelik kazandırarak onun yaşadığı yabancılaşma ve yolunu kaybetmişlik duygusunu aşmasını sağlamaktır. İşte bundan dolayı Hellenistik dönemin en. büyük ve en önemli iki sistemi olan Epikürosçulukla Stoacılık kişisel bir ahlâk üzerinde yoğunlaşmışlar siyasi ya da toplumsal düzenle ilgili problemlere pek az önem vermişlerdir. Bir tinsel bağımsızlık ve kendi kendine yetme idealini ön plana çıkartan iki akımın da ahlâkı fiziklerinin katkısız materyalizmini yansıtacak şekilde doğalcı ve �bu dünyacı� yani içinde yaşadı­ğımız dünyayla bu dünyadaki yaşam ve değeri temele alan bir ahlâk anlayışıdır.
Hellenistik Dönem Filozofları

* Stoacılar
* Epiküros
* Akademi
* Septikler
* Philon
* Plotinos


CooLKadin isimli Üye şimdilik offline konumundadır  

Alt 27-02-2009, 10:56   #2 (permalink)
 
CooLKadin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

Klasik çağ ile modern çağ arasında kalan tarihsel dönemde söz konusu olan felsefe faaliyeti; düşünce tarihinde M.S. 1. ya da II. yüzyılla XV. yüzyıl arasında kalan tarihsel kesitin felsefesi.

Ortaçağ Felsefesi kendi içinde dört ayrı geleneği ihtiva eder:
1- Batı ya da Avrupa'da gelişip Latince ifade edilmiş olan Hıristiyan felsefesi
2- Doğuda İslam dünyasında zuhur etmiş ve Arap dilinde ifade edilmiş olan İslam felsefesi
3- Sadece Hıristiyan ülkelerinde değil fakat İslam dünyasının çok çeşitli bölgelerinde Musevi düşünürler tarafından İbranice ifade edilmiş olan Yahudi felsefesi
4- Hıristiyan Bizans İmparatorluğu içinde Grek diliyle ortaya konmuş olan Bizans felsefesi.
Dört farklı geleneğine ve söz konusu geleneklerin kendi aralarında sergilediği temel birtakım farklılıklara rağmen Ortaçağ felsefesi bir bütün meydana getirir.
Bunun üç temel nedeni vardır. Her şeyden önce gerek Hıristiyan felsefesi gerek İslam felsefesi ve gerekse Musevi ve Bizans felsefesi ortak bir felsefi mirası paylaşır: Antik Yunan felsefesi. Buna göre Grek düşüncesi geç Antikçağda özellikle Yeni-Platonculuk eliyle Ortaçağ felsefesine önemli bir etki yapmıştır. Ortaçağ felsefesinin kendi içinde bir bütün oluşturmasının ikinci büyük nedeni sözünü ettiğimiz dört ayrı felsefe geleneğinin birbirleriyle yakın bir ilişki içinde olmasıdır. Nitekim Ortaçağda Musevi düşünürler okudukları İslam düşünürlerden özellikle de Farabi ve İbni Sina'dan yoğun bir biçimde etkilenmiş aynı İslam felsefesi 12. yüzyıl Rönesans'ı yoluyla Batı'ya kaynaklık ya da en azından antik Yunan felsefesinin aktarılmasına aracılık etmiştir. Nihayet dört ayrı gelenek de vahye dayalı tek Tanrılı dinlerin hakim olduğu kültürlerin bir parçası olmak durumundadır. Dini öğretiyle felsefi spekülasyon veya teoloji ile felsefe arasındaki ilişki bu geleneklerin her birinde farklılık gösterse de ele alınan felsefi problemler hepsinde üç aşağı beş yukarı aynıdır.
Özellikleri
1- İlkçağ Yunan felsefesinin belli bir halkın antik Yunan ya da Atina halkının modern felsefenin ise farklı uluslara mensup ayrı bireylerin felsefesi olduğu yerde Ortaçağ felsefesi bireylerin ve halkların karakteristik özelliklerinin üstünde olan dini bir topluluğun bir ümmetin Hıristiyan ya da İslam toplumunun veya Yahudi cemaatinin felsefesidir.
2- Antik Yunan felsefesinin bütünüyle dünyevi bir felsefe olduğu klasik aklın en temel özelliğinin sekülarizm olduğu yerde Ortaçağ felsefesi kendisine öte dünyasal bir ilginin hakim olduğu bir felsefedir. Başka bir deyişle Yunan'da insanın temel probleminin bu dünyada mutluluğa erişmek olduğu kabul edilmiştir; Yunan'da insanın bu problemi çözebilecek güce sahip bulunduğuna ve kendi çabasıyla iyi ve mutlu bir hayata ulaşabileceğine inanılmışken Ortaçağda problemler bu dünyadaki hayattan ziyade ahiret hayatıyla ilgili olan problemlerdir. Aranan mutluluk bu dünyadaki mutluluk değil fakat ebedi bir saadettir. Bundan dolayı antik Yunan'da bağımsız bir felsefe disiplini olan etik ve estetik yerini çok büyük ölçüde teolojiye bırakır.
3- Başka bir deyişle Ortaçağ düşünürleri önemli olan biricik şeyin insanın doğaüstü varlık alanıyla aşkın ve mutlak olarak yetişkin varlıkla olan ilişkisi olduğunu öne sürmüşlerdir. Bu da doğal olarak Ortaçağda felsefenin mahiyetini ve konu alanını baştan sona değiştirmiştir. Buna göre antik Yunanda doğa bilimiyle sosyal bilimler hem kendi başlarına ve hem de iyi ve mutlu bir yaşam amacı için sağlam araçlar olarak değer taşımaktaydılar. Oysa özellikle Hıristiyanlar için bunlar sadece yararsız değil fakat bazen de zararlı ve hatta tehlikeli disiplinler olup çıkmışlardır. Yine Yunanlı ahlâklılığı bir top­lumsal etik içinde ve mutluluk amacını gözeterek ele alırken Ortaçağda ahlâklılık dinin bir parçası haline gelmiştir. Dolayısıyla Yunan'da etik zaman zaman kozmolojik olarak zaman zaman da toplumsal bir zemin üzerinde temellendirilirken Ortaçağda etik teolojik bir düzlemde temellenir. Nitekim bu dönemde davranış ya da insani eylem amacına göre değil fakat Tanrı'nın emirlerine uygun düşmekliğine veya düşmemekliliğine göre değerlendirilir. Tanrı insan için yüce ve yüksek bir ideal getirdiğinden Ortaçağ insanı eksikliliğini başarısızlığını. ve hatta günahkarlığını her daim duyumsamak durumunda olan biridir. İşte bu durumun bir sonucu olarak Yunan düşüncesinin özü itibariyle iyimser bir felsefe olduğu yerde özellikle Hıristiyan Ortaçağ felsefesi kötümserlik üzerine yükselen bir felsefedir.
4- Yine Yunanlının temelde bir olan birlik içinde bulunan bir evrende yani bir mikrokosmos olarak kendisinin bir parçası olduğu özde anlaşılabilir olan makrokosmosta yaşadığı yerde yaratıcısından ayrı düşmüş bir varlık olarak Ortaçağ insanı kendisine yabancı bir evrende yaşamak durumunda olmuştur. Bu insan için bir tarafta aşkın yaratıcı Tanrı diğer tarafta ise kendisini Tanrı'dan her geçen gün biraz daha uzaklaştıracak özüne yabancı bir varlık alanı bulunmaktadır. Bundan dolayı Ortaçağ felsefesi için problem teorik ya da bilimsel bir problem olmayıp tümüyle pratik bir problemdir: Yaratıcısına bozulmamış maddenin kiriyle pislenmemiş olarak nasıl dönülebileceği problemi.
5- Ortaçağ felsefesi İlkçağ felsefesinden öncelikle bir kopuşu gözler önüne serer. Bununla birlikte iki felsefe arasında her şeye rağmen bir sürekliliği ve çok önemli bir noktada da ortaklık vardır. Kopuş temelde İlkçağ felsefesinin dini açıklama ya da mitolojiyi reddedip kendisini öne sürmek suretiyle oluşan ve gelişen özerk bir felsefe olduğu yerde Ortaçağ felsefesinin özerkliğini yitirip tümüyle dine dini dogmaya tabi olan bir felsefe olmasından kaynaklanmaktadır. Süreklilik ise Ortaçağ felsefesinin hem Doğuda ve hem de batıda kültürel ya da felsefi bir miras olarak doğrudan doğruya İlkçağ felsefesine dayanmasından meydana gelir. Nitekim Ortaçağ felsefesi dine dayalı din temelli bir felsefe olsa bile kavram ve kategorilerini terminoloji sini kendi başına yaratmış bir felsefe değildir. Ortaçağ felsefesi ihtiyaç duyduğu kavram ve kategoriler için doğrudan doğruya Yunan felsefesine yönelmiştir. Ortaçağ felsefesinin temelinde bulunan felsefe geleneği Platon ve Plotinos'un ve bu arada Aristoteles'in felsefelerinden oluşur. Fakat iki felsefe arasındaki onları birlikte modern felsefeden bütünüyle farklılaştıran sürekliliğin temel unsuru gerek İlkçağ ve gerekse Ortaçağ düşüncesine damgasını vuran modern çağın mekanik dünya görüşünün kendisinin ye­rini alacağı teleolojik dünya görüşüdür.
6- Ortaçağ felsefesi teleolojik bir anlayışla doğayı Tanrı tarafından bir amaca göre yaratılmış ve düzenlenmiş statik bir sistem olarak görmüştür. Açıklamadan niteliksel bir açıklamayı anlayan ve nedensellikten büyük ölçüde ereksel nedenselliği anlayan Ortaçağ düşünürlerine göre maddi dünya tanrısal gerçekliğin çok soluk bir gölgesinden başka hiçbir şey değildir.
7- Ortaçağ felsefesi hemen her felsefe gibi birtakım kabulleri olan bir felsefe olmak durumundadır. Bu kabullerin en önemlisi ise Ortaçağ düşüncesine Platon felsefesinden intikal eden en yüksek veya en yüksekte olanın en üstte bulunanın ontolojik olarak en gerçek aksiyolojik olarak da en değerli varlık olduğu kabulüdür.
8- Ortaçağ felsefesi dini anlamlandırma ve temellendirme çabasında ana düşüncelerinde problemlerinde ve bu problemlere getirdiği çözümlerde hemen her zaman Yunan felsefesine bağlı kalmıştır. Bu felsefede yapılan iş daha çok Antik Yunan'ın düşünce dünyasını benimsemek ve Yunan felsefesinin temel kavramlarını işleyerek inancı temellendirmek olmuştur. Ama Ortaçağ felsefesi benimsediği ve kendisine göre biçimlendirdiği felsefeyi genellikle olmuş bitmiş yetkin bir sistem olarak görmüştür. Buna göre antik Yunan felsefesinin dinamik bir yapı sergilediği yerde Ortaçağ felsefesi mutlak hakikatleri bulmuş olduğuna inanan statik bir felsefedir.
9- Yine Ortaçağ felsefesinin merkezinde Tanrı vardır. Başka bir deyişle Ortaçağ felsefesi teosantrik ya da Tanrı merkezli bir felsefedir. Nitekim bu felsefenin temel konuları Tanrı ve Tanrı'nın varoluşu problemi iman ya da otorite ve akıl ilişkisi Tanrı-evren ilişkisi kötülük problemi ve tümeller problemiyle belirlenir. İlk bakışta Tanrı konusunun dışında kaldığı düşünülen temeller konusu bile tümellerin en azından XIV. yüz­yıla kadar Tanrının zihninde bulundukları veya Tanrı yaratısı ebedi ve bağımsız gerçeklikler oldukları öne sürüldüğü için Tanrı konusuyla yakından ilişkili olmak durumundadır.
10- Ortaçağ felsefesinde felsefe inanca inançta vahye tabi olmak durumundadır. Bundan dolayı Ortaçağ kültüründe çok önemli bir rol oynayan din felsefe ve rasyonel bir hayat görüşü üzerinde de çok temelli bir etki yapmıştır. Örneğin Skolastik felsefede vahyin temel ya da en azından aklın vazgeçilmez bir yardımcısı olduğuna inanılmıştır. Skolastik dönemin filozofları akıl ile iman arasında bir ayırım yapmış ve zaman zaman da felsefenin göreli bağımsızlık ya da özerkliğini vurgulamış olmakla birlikte Ortaçağın dünya görüşünde bilimde ve felsefede bir çözüme kavuşturulacak problemlerin çözümü de dahil olmak üzere hemen her şey teoloji tarafından belirlenmiştir.
11- Yine Ortaçağ felsefesi söz konusu olduğunda belli bir gelenek ve vahye dayanan bir din çerçevesinde oluşan otoriteye duyulan saygı esastır. Bu dönemde felsefenin mahiyeti kapsamı ve sınırları dini çerçeve ve ruhani otorite tarafından belirlenir ve hiçbir şekilde değiştirilemez. Ortaçağ felsefesi otoriteye duyulan inancı temele aldığı için de doğal olarak eleştiriye ve şüpheciliğe kesinlikle kapalı olan bir felsefedir.
12- Ortaçağ felsefesi bütünüyle realist bir çizgi boyunca gelişmiştir. Yani Ortaçağ düşünürleri Skolastiğin gerileme döneminde çok etkili olan Ockhamlı William bir kıyıya bırakılacak olursa tümeller konusunda benimsedikleri realist tavırdan başka zihinden bağımsız bir gerçekliğin var olduğundan hiçbir zaman kuşku duymamışlardır. Başka bir deyişle Ortaçağ düşünürleri ontolojik realizm bağlamında gerçekliğin zihinden bağımsız olduğunu öne sürmüşlerdir. Bununla birlikte Ortaçağ düşüncesinde zihinden bağımsız bu gerçeklik gerçekten ve mutlak olarak var olanın ezeli ebet ve değişmez Tanrı olması anlamında tinsel bir yapıdadır. Buna göre realizmi tamamlayan yaklaşım aynen Platon ve Plotinosta olduğu gibi spiritüalizmdir.
13- Ortaçağ felsefesi varlığın bilgi konusundan ya da ontolojinin epistemolojiden önce geldiği bir felsefedir. Buna göre Ortaçağ felsefesi özneden hareket eden bilimin gelişimine koşut olarak önce bilgi konusunu ele alan ve varlığı bilimin taleplerine göre sınıflayan ya da yorumlayan modern felsefenin tersine önce zihinden bağımsız bir gerçekliğin varoluşunu teslim edip bu gerçekliğin bilgisine nasıl ulaşılabileceği konusunu daha sonra ele alır.
14- Yine aynı ontolojik bağlamda Ortaçağ felsefesi özellikle varlığı bilinen maddi varlık alanı ve bilen özne madde ve zihin olarak ikiyi ayıran modern felsefenin düalizminin tersine baştan sona birci olan bir felsefedir. Bu hem ezeli-ebedi mutlak değişmez ve yetkin bir varlık olarak Tanrının gelip geçici maddi varlık alanıyla kıyaslandığında biricik gerçek varlık olması; hem modern dönemde ikiye bölünen insanın her ne kadar madde-form beden-ruh analizine tabi tutulabilse de birlikli bütünlüklü ve ahenkli bir töz olması; ve hem de geliştirilen öğretiler bağlamında resmi görüşe uygun olmayan hiçbir öğretiye izin verilmemesi anlamında böyledir.
15- Ortaçağın metafizik anlayışı varolan her şeyin nedeni ya da kaynağı olan aşkın bir gerçekliğe ilişkin araştırma varolanları varlık kaynağı olan Tanrıyla ilişkisi içinde ele alma anlamında teoloji olarak metafizikten meydana gelir. Ortaçağda gelişen metafizik ayrı değişmez ve ezeli-ebedi bir varlığa ilişkin araştırmadır. İstisnasız tüm Ortaçağ filozofları sistemlerinde Tanrıdan yola çıkar ve önce Tanrının varoluşunu kanıtlayarak varlığı yaratan-yaratılmış olan ilişkisi çerçevesinde ele alır. Buna en iyi örnek ünlü beş yoluyla Aquinalı Aziz Thomastır. O Tanrının varoluşunu beş ayrı kanıtla ispat ettikten sonra yaratıcı ve doğa­üstü bir Tanrı dışındaki varlıkları ya da yaratılanları Aristotelesçi bir kavramsal çerçeveyle açıklama çabası vermiştir. Aynı şey İslam dünyası filozofları için de geçerlidir şu farkla ki Farabi İbn Sina ve İbni Rüşdde Aristotelesçi bir kavramsal çerçeve Plotinostan gelen bir südür ya da türüm öğretisiyle tamamlanmıştır. Ortaçağ düşüncesinin teoloji olarak metafizik anlayışının temelinde ise varlığın ancak ve ancak varlığın kaynağı olan yaratıcı Tanrı aracılığıyla açıklanabileceğini ve Tanrının varlığının akıl yoluyla kavranabileceğini dile getiren iki kabul bulunur.
16- Ortaçağ felsefesindeki söz konusu teoloji olarak metafizik anlayışı doğal olarak hemen her Ortaçağ düşünüründe bir örneğine rastladığımız değere dayalı bir varlık hiyerarşisine yol açmıştır. Böyle bir varlık hiyerarşisi varlıkları hiyerarşideki yerlerine göre sınıflar ve onlara varlık ve belli bir değer yükler.
17- Ortaçağ felsefesinin en belirleyici yönlerinden biri de hiç kuşku yok ki onun yöntemidir. Buna göre Ortaçağ düşünürleri Tanrı sözü olan kutsal kitaba dayanan imanı sistematik bir biçimde ifade etmek savunmak ve geliştirmek için daha çok şerhe kutsal metinleri yorumlama metoduna ve mantıksal/dilsel analize yönelmişlerdir. Ortaçağ düşünürleri bu bağlamda öncelikle Yunanlıların bilimsel ve felsefi terminolojilerini kullanmışlar ve daha sonra da Yunan mantığını bir bütün olarak almışlardır. Şu halde Ortaçağ filozofları imanı sistemleştirme ve temellendirme çabalarında aklı ve mantığın tümdengelimsel tekniklerini kullanmışlardır.
Ortaçağ Filozofları

* Gnostikler
* Augustinus
* Anselmus
* Roscelinus
* Albertus Magnus
* Aquinolu Thomas
* Duns Scotus
* Ockhamlı William
* Tümeller Tartışması




CooLKadin isimli Üye şimdilik offline konumundadır  

Alt 27-02-2009, 10:57   #3 (permalink)
 
CooLKadin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

Avrupada XV ve XVI. Yüzyılda yaşanan rönesans hareketinin düşüncesine bu dönemin felsefe anlayışı.
Rönesans felsefesine damgasını vuran akım hiç kuşku yok ki hümanizm olmuştur. Bu dönem felsefesi insan merkezli bir felsefedir.
Rönesansın insanüstü olana ya da yalnızca doğal olana karşı insani boyutu ön plana çıkartan felsefesi doğal olarak insan bilgisiyle ilgili problemleri göz ardı ettiği ve mutlak bir gerçekliğin mutlak bir bilgisine sahip olma varsayımının insanın aktüel bilgisine hiçbir katkı sağlamadığı düşünülen mutlakçılığa; insanın bilişsel faaliyetlerdeki etkinliğini gözden kaçırdığına ve bütün bir doğayı doğanın daha aşağı parçaları aracılığıyla tanımladığına inanılan doğalcılığa kısacası geçmişin metafiziğiyle doğa bilimlerini belirleyen insansızlaştırma ve kişiliksizleştirme sürecine karşı tavır almıştır.
Rönesans felsefesi epistemoloji ve mantık alanında ise bilmenin psikolojik yönlerini ve arzu istek duygu amaç ve yönelimlerle kişiliğin düşünce süreçleri üzerindeki etkisini dikkate almayan rasyonalist bir bilgi anlayışına ve klasik mantığa karşı çıkmış ve pozitif empirist bir bilgi anlayışı ve yeni bir mantık geliştirmiştir. Bu dönemde a priori felsefelerin zorunlu düşünce doğruları insanın bilgiye ulaşma sürecindeki somut başarılarıyla doğrulanan postülalara dönmüştür. Zorunlu doğru düşüncesi ortadan kalkarken doğruluk insan düşüncesinin bilgilenme sürecindeki başarısına işaret eden arzu edilir bir değer olup çıkmıştır.
Rönesans felsefesinde teori ve pratik arasındaki mutlak antitez yok olup giderken doğruluk ve yanlışlık mutlak olmayıp bilginin sonu gelmeyen ilerlemesine bağlı ve göreli olan değerler olarak anlaşılmıştır.
Bilgi teorisi bakımından empirist bir bakış açısı sergileyen Rönesans felsefesinde insan zihni yalnızca dış dünyadan gelen izlenimlerin pasif bir alıcısı olarak görülmemiş zihnin etkinliğini vurgulayan aktivizm iradecilik personalizm ve bireycilikle birleşmiştir.
Kısca; bireyselliğin yaşanan dünyaya önem vermenin demokrasinin bilimin din yerine aklı öne almanın yeniden canlandırılmasıdır
Ayrıca Ortaçağ'ın dindarlığına metafiziğine bireyselliği yok etmeyi amaçlayan hristiyan ahlakına ve felsefesine tepkidir.
Rönesans Filozofları

* Machiavelli
* Bodin
* Kopernik
* Francis Bacon


CooLKadin isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 27-02-2009, 10:58   #4 (permalink)
 
CooLKadin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

17. Yüzyıl Felsefesi

Rönesansın birikimlerini değerlendiren ve sistemler kuran bir yüzyıldır.
Rönesansta kuşku öne çıkarken 17.yy.da akıl öne çıkar.Kesin ve güvenilir bilgi türü olarak matematik seçilmiştir.ancak fizikten kopmak metafiziğe yönelmek anlamına gelmez.
Özellikleri
Bu dönemde felsefeya rasyonalizm yani gerçeğe akılla ulaşılabileceği inancı hakimdir.
Doğa ölçülebilir sayılabilir cinsen birşey olarak kabul edilir. Doğa hakkındaki hakkındaki güvenilir bilgiye ölçme ve saynalarla ulaşılabilir.Yani fiziğin bilhgisine matematik metod uygulanır.
Tanrı doğa ile akla aynı ilkeleri vermiştir.Bu nedenle doğa ile akıl nesneyle zihin arasında uygunluk vardır.
Güvenilir ve kesin bilgnin mükemmel örneği olarak matematik görünür.
Kesin bilgiye ulaşmada duyulara güvenilmez.
17. Yüzyıl Filozofları

* René Descartes
* Blaise Pascal
* Thomas Hobbes
* Geulincx
* Malebranche
* Baruch Spinoza
* Gottfried Wilhelm Leibniz


CooLKadin isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 27-02-2009, 10:59   #5 (permalink)
 
CooLKadin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

Aydınlanma Felsefesi

Avrupa�da 17. yüzyılın ikinci yarısıyla 19. yüzyılın ilk çeyreğini kapsayan ve önde gelen birtakım filozofların aklı insan yaşamındaki mutlak yönetici ve yol gösterici yapma ve insan zihniyle bireyin bilincini bilginin ışığıyla aydınlatma yönündeki çabalarıyla seçkinleşen kültürel dönem bilimsel keşif ve felsefi eleştiri çağı felsefi ve toplumsal hareket.
Aydınlanma hareketi içinde yer alan düşünürler düşünce ve ifade özgürlüğü dini eleştiri akıl ve bilimin değerine duyulan inanç sosyal ilerlemeyle bireyciliğe önem verme başta olmak üzere bir dizi ilerici fikrin gelişimine katkıda bulunmuşlardır. Öyle ki söz konusu temel ve laik fikirlerin modern toplumların ortaya çıkışında büyük bir rolü olmuştur.
Genel olarak değerlendirildiğinde Aydınlanmayı belirleyen birtakım tavır ya da eğilimden söz edilebilir. Bunlar sırasıyla hümanizm deizm veya ateizm akılcılık ilerlemecilik iyimserlik ve evrenselciliktir. Bunlardan hümanizm Aydınlanmada her şeyden önce dünyanın sınırları doğa tarafından değil de ulusal sınırlar tarafından çizilen insan! bir dünya olduğu anlamına gelir. Dünya Tanrı tarafından yaratılmıştır fakat o artık insanların elindedir. Buna göre dünya insanın değerleri tutkuları umut ve korkularıyla belirlenen insani bir evrede bulunmaktadır. Bu evrede insanın evrensel olan doğasına büyük bir inanç beslenmiştir. Temel duyguların fikirlerin her yerde aynı olup ulusal kültürel ve ırk bakımından olan farklılıkların yapay olduğu savunulur. Aydınlanma boyunca bir yandan farklılıklara hoşgörüyle bakılırken bir yandan da insanın doğası ve gerçek anlamı gün ışığına çıkartılmaya çalışılır. İnsani olan hiçbir şey bana yabancı değildir sözü Aydınlanmanın en önde gelen sloganlarından biridir.
Aydınlanmada hümanizmi tamamlayan tavır ise ateizm veya deizmdir. Başka bir deyişle Aydınlanmanın hemen tüm düşünürleri çoğunluk ateist ya da deist idiler. Hıristiyanlıktan nefret eden bu düşünürler batıl inançlarla bağnazlık ve dini insanlığın ilerlemesi önündeki en büyük engel olarak görmüşlerdir. İnanç ve dine karşı çıkarken akıl ve bilime sarılan Aydınlanma düşüncesi Tanrı�nın evrene müdahalesine kesinlikle karşı çıkmış ve bilimin gerektirdiği kendi içinde kapalı ve düzenli bir sistem olarak evren görüşünü benimserken Tanrıyı en iyi durumda bir seyirci durumuna indirgemiştir.
Akılcılık ise Aydınlanmada insanın rasyonelliğine doğuştan getirdiği aklına inançla belirlenir. Buna göre akıl insana matematiğin en soyut en karmaşık doğrularını anlama ve öğrendiği bu doğruları evrene uygulama olanağı vermiştir. Aklı yine insana iyi planlanmış gözlem ve deneylere dayanarak doğayla ilgili sorular sorup yanıtlama imkanı sağlamıştır. Bununla birlikte akla ve insanın rasyonelliğine duyulan inanç doğa bilimleri ve matematik alanındaki başarılarla sınırlanmış değildir. Bu çerçeve içinde bütün bir toplumun insan doğasına ve hümanizmin değerlerine göre aklın ışığında yeniden düzenlenmesi gerektiği inancı Aydınlanmanın en önemli inançlarından bir başkasıdır. Bu dönemde din bile aklın süzgecinden geçirilir ve dinin kendisinden çok akıl yoluyla temellendirilemeyen batıl inançlara saldırılır.
Aydınlanmanın akılcılığını tamamlayan şey sınırsız iyimserlik olmuştur. Bu iyimserliğin temelinde ise evrenin tüm yönleri ve her ayrıntısıyla rasyonel olduğu inancı bulunmaktadır. Fiziki evren rasyonel olduğuna göre onda bir düzen vardır ve bu düzeni belirleyen şey de belli sayıdaki rasyonel ilkelerdir. İnsan varlığı akıllı bir varlık olduğundan ya da insan zihninin kendisi de rasyonel olduğundan o bu ilkeleri keşfetme ve evrendeki düzeni anlayabilme kapasitesine sahip bir varlıktır. Öte yandan insan iradesini belirleyen öğe de akıl olduğu için insan evrenin yapısına ve düzenine ilişkin bilgisine dayanarak eylemek durumundadır. Bundan dolayı insan varlığı yalnızca kendisini değil içinde yaşadığı toplumsal düzeni de geliştirip yetkinleştirebilir.
Bu bağlamda Aydınlanmaya damgasını vuran bir diğer özellik insan doğasının evrenselliğine duyulan inançtan başka bir şey değildir. Buna göre herkes aynı akla sahip olduğundan herkes aynı rasyonelliği sergilediğinden uygun bir eğitim sürecinden geçmiş olan herkes aynı doğru sonuçlara ulaşmak durumundadır.
Aydınlanmanın sonuncu ve en belirleyici yönü ilerlemeciliktir. Aydınlanma hareketi içinde yer alan düşünürlere göre Avrupa bütün bir Ortaçağ boyunca süren bir batıl itikatlar ve bağnazlık dönemini geride bırakmıştır. Bu bağnazlığın yıkılışında din karşısında kesin bir zafer kazanan bilimin etkisi büyük olmuştur. Modern bilim evrenin tüm farklı görünüşlere rağmen temelde çok büyük fakat oldukça basit ve düzenli bir mekanizma olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu düzenli evrenin bir parçası olan insanın olup insanla içinde yaşadığı toplum bu bilgi ışığında sonsuzca geliştirebilir. İnsanın refahı açısından büyük bir ilerleme kaydedilmiş olduğuna göre sınırsız ve sürekli bir ilerlemeyi engelleyecek hiçbir şey yoktur.
Özellikleri
Akla duyulan güven nedeniyle sadece dinsel değil siyasi otoritelerede başkaldırılmıştır.
Laik bir dünya düzeni benimsenmiştir.
Düşünce özgürlüğü ve hoşgörü fikri ortaya çıkmıştır.
Sistemci felsefelerin yerini; dil kültür toplum sosyal düzen konusundaki düşünceler almıştır.
Filozofun yerini aydın düşünür yazar almıştır.
Aydınlanma Dönemi Filozofları

* John Locke
* George Berkeley
* David Hume
* La Mettrie
* Immanuel Kant
* Johann Gottlieb Fichte
* Schelling
* Jean Jacques Rousseau
* François Voltaire
* Montesquieu
* Adam Smith
* Marquis de Condorcet
* Georg Wilhelm Friedrich Hegel


CooLKadin isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 27-02-2009, 11:02   #6 (permalink)
 
CooLKadin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

19. Yüzyıl Felsefesi

19. yüzyılın en tipik özelliği siyasi ideolojiler çağı olmasıdır.
18.yy.da aydınlanma sadece dine ve geleneğe değil siyasi otoriteyede başkaldırarak devletin gücünü azaltıp bireyin gücünü arttırmayı amaçlamıştır. O yüzden de siyasette ve ekonomide liberalizmin yıldızı parlamıştır. Ancak arzu edilen eşitlik güvenlik yine sağlanamamıştır. Buna tepki olarak 19.yy.da sosyalizm ortaya çıkmış ve eşitlik kavramına önem vermiştir.
19.yy liberalizm ile sosyalizmin çekiştiği bir ideolojiler çağı olmuştur.
Özellikleri

* Sosyal ve siyasal sorunlara yönelme
* İdeolojilerin öne çıkması
* Olgulara dayalı biim anlayışı
* Din ve geleneğe karşı olma
* Yeni kültür ve insan tipi arayışlarına yönelmedir

19. Yüzyıl Filozofları

* Saint-Simon
* Aguste Comte
* Karl Marx
* Soren Kierkegaard
* Friedrich Nietzsche
* Henri Bergson
* Jeremy Bentham
* William James
* John Dewey
* Charles Darwin
* Herbert Spencer

20. Yüzyıl Felsefesi

On dokuzuncu yüzyılın sonlarından başlayıp günümüze dek uzanan felsefe.
Felsefe hiçbir zaman boşlukta gelişmeyip kültürün bir parçası olarak daima çağın siyasi ve toplumsal koşullarıyla ilişki içinde ortaya çıktığına göre çağdaş felsefenin de yirminci yüzyılın koşullarından etkilenen yirminci yüzyıla özgü bir bakış açısı vardır. Çağdaş felsefe içinde yer alan tüm filozoflar aralarındaki farklılıklara karşın işte bu bağlamda bir parçası oldukları modern toplumun ilgi ve problemlerine yanıt vermek durumunda olmuşlardır. Şu halde çağdaş felsefeyi karakterize eden birinci özellik onun yirminci yüzyılda ortaya çıkan kimi temel durum ve oluşumlardan örneğin modern toplumun bilim karşısındaki ikircikli tavrından dile yönelik ilgiden dünya savaşlarının yarattığı umutsuzluktan toplumsal koşulların yarattığı güven bunalı­mı ve yabancılaşmadan vb yoğun bir biçimde etkilenmiş olmasıdır.
Çağdaş felsefeyi karakterize eden ikinci özellik yirminci yüzyılda filozofların Batı felsefesine Kanttan beri damgasını bulan kurmacılık veya konstrüktivizm ve görecilikten kaçınma çabası içine girmiş olmalarıdır. Buna göre Batı felsefesinde Descartesla başlayıp Kantla doruk noktasına ulaşan özne çıkışlı bir felsefe anlayışının ardından yirminci yüzyıl felsefesi insandan ve insanın inançlarından bağımsız olarak varolan bir nesnel dünyanın varoluşunu kabul eden bir felsefedir. Nesnelliği yeni­den yakalamaya çalışan çağdaş felsefe aynı zamanda nesnel olarak varolan bir evrenin bilgisinin mümkün Olduğunu savunan bir felsefe olarak ortaya çıkar.
Kabaca ve genel olarak değerlendirildiğinde çağdaş felsefede tarihsel bir sıra içinde ortaya çıkan 3 ayrı gelenekten söz edilebilir:

* Analitik gelenek

* Fenomenolojik gelenek

* Eleştirel ya da yıkıcı gelenek

Çağdaş felsefenin önemli ve büyük geleneği ise Hobbes ve Humea mal edilebilecek olan kimi felsefi kabulleri benimseyen düşünürlerin oluşturduğu analitik gelenektir. Dünyanın çok büyük sayıda basit öğeden meydana geldiğini kompleks nesnelerin bu öğelere ayrıştırılabileceğini ve bu basit varlıklarla karşılaşıldığı zaman onların kolaylıkla tanınıp anlaşılabileceğini öne süren bu gelenek mensupları felsefenin görevinin sentez değil de dilsel ya da bilimsel veya mantıksal analiz olduğunu öne sürer. En önemli temsilcileri arasında George Edward Moore Bertrand Russell Gattlob Frege Ludwig Wittgenstein ve Viyana Çevresi düşünürlerini verebileceğimiz bu gelenek realist bir tavır alıp sağduyuya yaklaşırken bir yandan da bilimden tarafa saf tutup metafiziğe şiddetle karşı çıkar.
Çağdaş felsefenin ikinci geleneği ise Alman filozofu Edmund Husserl tarafından kurulmuş olan fenomenolojik gelenektir. Bilginin olanağına büyük bir güçle inanırken Kantın eseri olan konstrüktivizme şiddetle karşı çıkan fenomenolojik gelenek kendinde şeylerin bilince göründüklerini öne sürmüştür. Bu çerçeve içinde bilince dönen ve bilincin yönelimselliğini bilinç üzerinde yoğunlaşmanın nedeni ve haklı kılınışı olarak değerlendiren fenomenolojik gelenek aynı zamanda realist bir tavırla şeylerin karşılıklı bağımlılığı ve ilişkisi üzerinde durmuştur. Analitik geleneğin Hume�a yakın olduğu yerde daha çok Hegel�e yaklaşan fenomenolojik geleneğin en önemli temsilcileri arasında Martin Heideggerle Jean Paul Sartre bulunmaktadır.
Çağdaş felsefenin üçüncü geleneği Fransız düşünürleri Michel Foucault ve Jacques Derrida tarafından temsil edilen eleştirel ya da yıkıcı gelenektir. Örneğin özcülüğe ikiciliğe Descartesçı felsefeye akıl ya da lojisizme Aydınlanma felsefesiyle pozitivizme ve dolayısıyla bütün bir moderniteye ilişkin olarak çok ciddi ve keskin bir eleştiri yönelten Derridanın son çözümlemede özcülüğe ikiciliğe ve akılmerkezciliğe yönelik olan eleştirisi gerçekte metafiziğe Batının bütün bir metafiziksel düşüncesine yönelik bir kritik olmak durumundadır. Başka bir deyişle Batı düşüncesinin yüzyıllardan beri termelinde yer kavram ve karşıtlıkları yeni baştan eleştirel bir bakışla değerlendiren bu gelenek Barı felsefesinin temellerini sarmıştır.
20. Yüzyıl Filozofları

* Edmund Husserl
* Karl Raimund Popper
* Ludwig Wittgenstein
* Antonio Gramsci
* Luc Irigaray
* Martin Heidegger
* Jean Paul Sartre
* Albert Camus
* Albert Einstein
* Simone De Beauvoir
* Jean François Lyotard
* Friedrich August Von Hayek

20. Yüzyılın Temel Akımları

* Varoluşçuluk
* Postmodernizm


CooLKadin isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 27-02-2009, 11:03   #7 (permalink)
 
CooLKadin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

Ahura Mazda
FELSEFE TARİHİNİN KÖKENİ
Indra
Thales ’in dünyanın sudan yapılmış olduğu varsayımından çok önceleri Homeros
“Okeanos (Yunanca deniz demektir.) tanrıların babası ve anasıdır”demiştir. Mezopotamyalıların yaratılış şarkısı da şöyledir‘Ne göğün ne de yerin adı bunların babasıApsu’yla anası Tiamat’tan çıkan sular tek olarak varkenkarmakarışık bulunuyordu.’ Görülüyor ki ilk Yunan düşünürlerinin geliştirdikleri kavramlar çok eski toplumlardan gelen
halk düşünceleridir. Felsefe tarihinin kökeni İ.Ö. 15 YY’a kadar iner.
İ.Ö 15 YY.’da Baltık kıyılarından ve Güney Rusya'dan gelen kendilerine Arya (Soylu ya da ezoterizmde eski Atlantislilerin öğretmenleri olarak kabul edilen Naakeller) adını veren insan toplulukları önce İran’a sonra Hindistan’a yerleştiler.O çağda şimdiki İran topraklarının güneyinde Persler kuzeyinde de Medyayılar vardı. Kimi kaynaklar gerek Hint ve gerek İran’a Tanrı düşüncesinin bu gruplarca getirildiğini ileri sürmekteler.Nitekim bu grupların Indra Mitra ve Varuna adlı koruyucu tanrılarına eski Hint metinlerinde olduğu gibi eski İran metinlerinde de rastlanmaktadır. Bu sava göre aryaların Varuna ’sı İran’da Ahura olmuştur. İlkçağ İran felsefesi de çağdaşları gibi totemcilik ve canlıcılıktan dönüşen bir felsefedir.



İ.Ö 6-10 YY. arasında yaşadığı sanılan büyük İranlı düşünür Zerdüşt’ün kurduğu Mazdeizm 'den önce de ilkel bir Mazdeizm bulunduğu ve bu dinin daha sonra Parsilik adını aldığı bir gerçektir. Zerdüşt ekonomik yapıya çok önem veren gerçekçi bir düşünürdü. Ona göre “gerçek dindarlık oruçla tapınmayla değil tarım çalışmalarıyla elde edilir. Ahura Mazda ’nın bakışı her zaman çalışkan çiftçinin üstündedir.”
Mazdeizm bir evrim diniydi. Zerdüşt’e göre Dünya evrim yasalarına bağlıdır ve insanlar bu evrimi gerçekleştirmek zorundadırlar. Mazdeizmle birlikte İran topraklarına egemen olan Mitraizm hemen her ruhsal öğretinin karşısında bir de gizemciliğin (mistisizmin) yer aldığını belirtir. Mitraizm adı verilen İran gizemciliği aryaların (Hintli Avrupalılar ya da Beyazlar olarak anılanların) Tanrı’sı Mitra’ya dayanmaktadır. Birçok dereceleri gerektiren ve dine girmek bir inisiyasyon törenini zorunlu kılan Mitraizmin ana düşüncesi evrensel kurtuluştur ve amacı insanları fizikötesi gizlere egemen kılarak ölümden önce mutlu etmektir.


CooLKadin isimli Üye şimdilik offline konumundadır  




Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Felsefe Tarihi

Felsefe Tarihi konusu, Eğitim ve Öğretim / Felsefe Bilimi forumunda tartışılıyor.


Konu etiketleri: martın heidegger in dusuncelerı, plotinostan etkilenen hristiyanlar, rönesans felsefesine damgasini vuran filozoflar ve katkilari,

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Felsefe Nedir? CooLKadin Felsefe Bilimi 0 27-02-2009 10:41
Çelik'in tarihi elif Genel Kültür Paylaşımlarınız 0 19-10-2008 04:06
Konservenin Tarihi Bkmlyz Genel Kültür Paylaşımlarınız 0 19-10-2008 03:48
Felsefe yapanlar nimlahza Komik Yazılar 0 01-10-2008 02:05

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 08:35 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats