bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > GENEL KÜLTÜR > Eğitim ve Öğretim > Felsefe Bilimi

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 31-03-2009, 09:36   #1 (permalink)
 
ada44 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart HEGEL, Georg Wilhelm Friedrich

HEGEL Georg Wilhelm Friedrich:


Büyük bir sistem kurarak Kant'ın imkansız olduğunu söylediği şeyi gerçekleştirmiş yani rasyonel bir metafizik kurmuş olan ünlü Alman filozofu. 1770-1831 yılları arasında yaşamış olan Hegel'in temel eserleri: Phanomenologie des Geistes (Tinin Fenomenolojisi) Wissenschaft der Logik (Mantık Bilimi) Enzyklopadie der Philosophischen Wissenschaften im Grundrisse (Felsefi Bilimler Ansiklopedisi) Grundlinien der Philosophie des Rechts (Hukuk Felsefesinin İlkeleri).

Metafiziği: Alman idealizminin kurucusu olan Kant aklın kendisinin a priori kategorileri ve bilginin formlarını kalıplarını sağladığı için bilginin mümkün olduğunu söylemişti. O bilginin bu a priori kalıplarının insandan içeriğinin ise dış dünyadan insanın dışındaki gerçeklikten geldiğini savunmuştu. Buna göre insan zihni bilgiye a priori deneyden bağımsız olan formları kategorileri sağlar bu formların malzemesi içeriği ise insandan bağımsızdır dışarıdan gelir. Hegel HEGEL, Georg Wilhelm Friedrich noktada bilginin formları kadar içeriğinin de zihnin eseri ürünü olması gerektiğini savunur. Demek ki bilginin tüm ögeleri zihnin eseridir. Hegel'e göre insan bilgide kendisinin dışında olan kendisinin yaratmadığı ve insandan bağımsız olan bir dünyayı tecrübe etmektedir. Bu doğal dünya bütünüyle zihnin eseridir fakat biz insanların zihinlerinin eseri değildir; bilgimizin nesneleri bizim zihinlerimiz tarafından yaratılmamıştır. Bundan Hegel'e göre şu sonuç çikar: Bu dünya bu dünyayı meydana getiren ve bilgimizin konusu olan nesneler sonlu bireyin insanın zihninden başka bir zihnin eseri olmalıdır. Bilginin nesneleri ve dolayısıyla bütün bir evren mutlak bir öznenin mutlak bir Zihin Akıl ya da Tinin ürünüdür. Hegel'in Tin Geist İde Mutlak Mutlak Zihin adını verdiği bu tinsel varlık tüm bireysel sonlu insan ruhlarının dışındaki nesnel bir varlık olup Tanrı'dan başka bir şey değildir. Hegel Mutlak Zihnin Geist'in özüne insan aklı tarafından nüfuz edildiğine inanır çünkü Mutlak Zihin insan aklının işleyişinde olduğu kadar doğada da açığa çikar.

Yani Geist kendisini Hegel'e göre doğada ve insan aklında ifade eder. Ona göre gerçekliğin tümü yalnızca bir İde Mutlak ya da Nesnel Akıl bir Mutlak Tin aracılığıyla anlaşilabilir. Bu Mutlak Akıl dünya tarihi boyunca bir evrim süreci içinde olmuştur. Mutlak Akıl aşkın kendi kendisine yeten kendi kendisinin mutlak olarak bilincinde olan tam olarak bağımsız bir varlık olmaya çalismaktadir. Söz konusu evrim süreci mutlak Aklın tam olarak rasyonel ve anlaşilır bir varlık haline gelme çabasidir. Düşünce ile varlığın mantık ile metafiziğin bir ve aynı gerçekliğin iki farklı yüzü olduğunu söyleyen Hegel'de Mutlak Zihin statik bir varlık değil fakat dinamik bir süreçtir. Bu Mutlak Zihin dünyadan ayrı bir varlık değil fakat özel bir bakış açısından görüldüğünde dünyadır. Hegel'in dinamik bir süreç olarak betimlediği bu mutlak varlık onun diyalektik adını verdiği üçlü adımlardan oluşan hareketlerle değişir ve gelişir. İşte dünya varlık kültür ve uygarlık dediğimiz herşey Mutlak Zihnin üçlü adımlarından oluşan diyalektik hareketlerinden meydana gelir. Evren kendisinde mutlak Aklın amaçları ya da hedeflerinin gerçekleştiği bir evrim sürecidir. Hegel'in bu anlayışı teleolojik ya da organik bir anlayıştır. Evrimde en önemli şey başlangıçta varolandan ziyade sonuçta ortaya çikandir. Hakikat bütündedir ama bütün yalnızca evrim süreci tamamlandığında gerçekleşir. Mutlak olan özü itibariyle bir sonuç bir tamamlanmadır. Felsefe buna göre sonuçlarla ilgilenir; o bir evrenin başka bir evreden nasıl zorunlu olarak çiktigini göstermek durumundadır. Bu hareket doğada ve hatta tarihte bilinçsiz olarak gerçekleşir. Hegel'e göre düşünür bu sürecin bilincinde olabilir; o bu süreci betimleyebilir. Düşünür evrenin anlamını bildiği evrensel dinamik aklın kategorilerini işlemlerini yakaladığı zaman en yüksek bilgi düzeyine yükselir. Filozofun zihnindeki kavramların diyalektik evrimi dünyanın nesnel evrimiyle çakisi; öznel düşüncenin evrimi ve kategorileri evrenin kategorileriyle bir ve aynıdır. Düşünce ve varlık özdestir.
Yöntem: Mutlak varlığın bilgi ya da düşünce süreciyle doğal süreci kapsayan gelişme süreci Hegel'e göre diyalektik yoluyla gerçekleşir. Diyalektik hem düşünmenin hem de bütün varlığın gelişme biçimidir. Düşünme de varlık da hep karşitların içinden geçerek karşitları uzlaştırarak gelişir. Felsefenin görevi şeylerin doğasını anlamak şeylerin doğasının varoluşunun özünün ve amacının ne olduğunu bildirmek ise eğer felsefenin yöntemi bu amaca uygun bir yöntem olmak durumundadır. Yöntem evrendeki rasyonel süreci yeniden yaratıp ifade etmelidir. Bu amaca ise Hegel'e göre gizemli bir biçimde dahinin sezgileriyle veya daha özel bir yolla ulaşilamaz. Hegel felsefenin Kant'ın da belirtmiş olduğu gibi kavramsal bilgi olduğunu öne sürer. Fakat biz gerçekliği soyut kavramlarla tüketemeyiz; zira gerçeklik soyut kavramların gereği gibi yansıtamayacağı hareket halindeki dinamik bir süreçtir. Çünkü gerçeklik olumsuzlamalarla çeliskilerle ve karşitlıklarla doludur. Bir şeyi gerçekte olduğu şekliyle anlatabilmek için Hegel'e göre onun hakkındaki tüm doğruları ifade etmemiz onun tüm çeliskilerini belirtmemiz ve bu çeliskilerin nasıl uzlaştırıldığını göstermemiz gerekir. Bu ise diyalektik yöntemle olur. Buna göre düşünce diyalektik olarak ilerlediğinde en basit en soyut ve içerik bakımından en boş olan kavramlardan daha kompleks daha somut ve daha zengin kavramlara doğru ilerler. Hegel'in diyalektik yöntem adını verdiği bu yönteme göre biz işe soyut ve tümel bir kavramla başlarız (tez); bu kavram bir çeliskiye yol açar (antitez); birbirlerine çelisik olan bu iki fikir ilk iki kavramın bir birliğini ifade eden üçüncü bir kavramda uzlaştırılır (sentez). Yeni kavram da yeni birtakım problem ve çeliskilere yol açar öyle ki bunların da başka kavramlarda çözümlenmesi gerekir. Diyalektik süreç bundan dolayı kendisinde tüm karşitlıkların hem barındığı ve hem de çözüldügü nihai ve en yüksek kavrama ulaşilıncaya kadar sürer. Bununla birlikte tek bir kavram en yüksek kavram bile olsa bütün bir gerçekliği göstermez. Tüm kavramlar yalnızca kısmi doğrulardır. Bilgi bütün bir kavramlar sisteminden meydana gelir. Doğruluk ve bilgi tıpkı rasyonel gerçekliğin kendisi gibi canlı bir mantıksal süreçtir. Buna göre bir düşünce zorunlu olarak başka bir düşünceden çikar; bir düşünce başka bir düşünce meydana getirmek üzere kendisiyle birleşeceği düşüncede bir çeliskiye yol açar. Diyalektik hareket düşüncenin mantıksal olarak kendi kendisini açmasıdır. Hegel'e göre filozofun yapması gereken şey düşüncenin tanımlanan şekilde kendi mantıksal akışını izlemesine izin vermektir. Bu süreç tam olarak ve gereği gibi gerçekleştirildiğinde dünyadaki süreçle bir ve aynı olan bir süreçtir. Hegel'e göre Mutlak'ın Geist'in diyalektik hareketinin birinci adımında O kendisindedir. Burada Geist henüz bir imkanlar ülkesidir. O kuvve halinde olan gücünün henüz gerçekleştirmemiştir (Tez). Bununla birlikte onun kendisini bilmesi tanıması için Geist'in kendisine bir gerçeklik kazandırması gerekir. Geist Mutlak Zihin bu amaçla kendisini ilk olarak doğada gerçekleştirir (Antitez). Doğa dünya dediğimiz şey Hegel'e göre karşitlaşmış farklılaşmış hale gelen mutlak varlıktır. Soyut ve farklılaşmamış halde bulunan İde'nin tek tek varlıklar haline gelerek kendi dışında bir varlık haline dönüşmesidir. O şimdi kendisinden başka bir şey olmuş özüne aykırı düşmüştür. Geist Mutlak Zihin doğada kendisine yabancılaşmış kendi özü ile çelisik bir duruma düşmüştür. Bu çeliski diyalektik sürecin üçüncü basamağında kültür dünyasında ortadan kalkar (Sentez). Bununla da Geist yeniden kendini bulur kendine döner ancak o bu kez bilincine tam olarak varmış özgürlüge kavuşmuş durumdadır. Çünkü Geist'in yasası doğal dünyada zorunluluk buna karşin kültür dünyasında özgürlüktür.
Kültür felsefesi: Geist kendisini kültür dünyasında diyalektiğin üçlü hareketi gereğince Sübjektif Geist (Öznel Ruh) Objektif Geist (Nesnel Ruh) ve Mutlak Geist (Mutlak Ruh) olarak açar. Buna göre subjektif Geist en alt düzeyinden en üst düzeyine kadar insan ruhunu meydana getirir. Geist kendisine yönelmiş özgür bir varlık kendisini bilip tanıyan bağımsız bir gerçeklik haline gelmek için doğadan yavaş yavaş sıyrılır. O henüz gelişmemiş bir ruh halindedir ve bu haliyle antropoloji biliminin araştırma ve inceleme konusu olur. Ruhun henüz doğadan tümüyle sıyrılamadığı bu aşamada ona karşilık gelen kavrayış biçimi duyumdur. Ruh daha sonraki aşamada 'duygu' ya da hissetmeye geçer. Hissetmenin en gelişmiş ve tamamlanmış şekli 'kendini hissetme'dir ve bu bilince giden bir ara basamaktır. Bilinç böylelikle duyum algı ve anlayış aşamalarından geçerek kendini özgür bir Ben (Ruh Zihin) olarak tanır. O bundan sonra başka benleri de tanır ve kabul eder. Böylelikle Geist kendisini Nesnel Ruh olarak gerçekleştirir ve ortaya ahlaklılık ve Devlet çikar. Bu durum benin kendi içinde kalmaktan kurtularak genel kurallara ve öznellikten nesnelliğe yükselmesi demektir. Böylece herkes için geçerli olan herkesi kavrayan nesnel Ruh ortaya çikmis olur. Tarih dediğimiz şey Hegel'e göre halklarda beliren Ruhun gelişmesinden başka bir şey değildir. Tarihin belli bir anında belli bir halk Ruhun gelişmesini üzerine alır. Ruhun hukuk devlet ahlak ve tarih alanındaki bu nesnelleşmesi boyunca kendine dönmesi kendini tanıması mutlak Ruhun bilincine varması söz konusudur. Özel isteklerin tutkuların ve eğilimlerin alanında herkes işçin geçerli nesnel ilkeleri ortaya ko***** onları hukuk ahlak devlet şeklinde kabul eden Ruh bütün koşullardan sıyrılarak kendini tanımaya kendi özünü farketmeye başlar. Böylelikle Mutlak Ruh haline gelir. Mutlak Ruh da üç adımlı bir hareketle gerçekleşir. Onun birinci aşaması sanat (tez) ikinci aşaması ise dindir (antitez). Buna karşin onun üçüncü aşaması felsefedir (sentez). Felsefe Hegel'e göre hem sanatın hem de dinin aşilması ve onların içlerinde taşidıkları hakikatin daha üst bir düzeyde kavranmasıdır. Felsefe Geist'ı mutlak varlık olarak kavrar ve onu hem maddi olmayan bir düşünce hem de elle tutulup gözle görülebilen bütün varlıkların birliği olarak kavrar. Bu yazıda Hegel’in dizgesini oluşturan yapının hangi yönteme dayandığı açıklanmaktadır. Forum- Filozoflar-Hegel bölümünde “Varlık” tan başla***** Mantık-Doğa- Tin üçlüsünün nasıl açındığı görülebilir.

W.T.Stace

DİYALEKTİK YÖNTEM: Şimdiki sorumuz öteki kategorileri varlıktan nasıl çıkarsayacağımızdır. Hangi yöntemi kullanacağız? İlk kategoriye şans veya kaprisle karar veremeyeceğimiz gibi çıkarsama yöntemimiz de rasgele aklımıza gelen bir yöntem olamaz. Burada da çıkarsamayı biz yapmıyoruz. Biz kendi aklımızla kategoriler arasında bağlantılar yaratmıyoruz: Çıkarsama aklın bizden bağımsız olarak yer alan nesnel bir sürecidir - şüphesiz zaman içinde bir süreç değil mantıkî bir süreçtir bu . Bizim görevimiz kategorileri çıkarsayacağımız yöntemi icad etmek değil kategorilerin kendilerini çıkarsama yöntemlerini keşfetmektir. Yukarıda daha genel ve soyut kavramın her zaman daha az genel ve soyut olana öncel olacağını görmüştük. Bu ilke yalnız vârlığın ilk kategori olduğunu göstermiyor daha sonraki kategorilerin sırasını da belirliyor. Düşüncede nesnel akılda' daha soyut kavram her zaman daha az soyut kavrama öncel olacaktır. Dolayısıyla Mantık summum genus'dan yani varlıktan başla***** ard arda özgülleşmelerden geçerek en az soyut kavrama kadar gelecektir. Yöntemimiz cinsten türe geçmek türü yeni bir cins alarak ele aldıktan sonra buradan yeni ve daha aşağı bir türe geçerek devam etmektir. Ama cinsten türe geçebilmemiz için cinse bir ayırt katmamız gerekir. Dolayısıyla ilerleme sıramız cins ayırt tür (şeklinde olacaktır. Sonra türü yeni bir cins olarak ele alırken yeni bir türe çevirmek için yeni bir ayırt bulmalıyız. Yöntemimiz baş- tan sona kadar bu cins ayıı~t tür üçlüsünün ritmi için- de ilerleyecektir. * Burada ayırt kelimesini “differentia” karşılığı kullanıyoruz. Türkçe felsefe dilinde buna “ ayrım” da deniyor. Ancak “ayırım”ı başka yerlerde “distinction” karşılığında kul1andığımız için bu kavramı “ayırt” kelime'siyle karşılamayı tercih ettik. Bu son paragrafta anlatılan “cinsayırt-tür” üçlüsü Hegel' diyalektiğinin ünlü “tez-antitez-sentez” üçlüsü ile özdeştir Ama varlık gibi bir soyutlamadan başlarsak bundan ayırt ve türü nasıl çıkarsayabiliriz. Bütün mantıkî çıkarsamalarda ereğin sebepte ya da öncelde içerilmiş olması zorunludur. Biçimsel mantığın bu ilkesinin bozulması meşru olmayan süreç yanıltısını getirir: Öncülde olmayan bir şey sonuçta da olamaz. Bu aslında eski er nihilo nihil fit ilkesidir. Hiçten bir şey çıkmaz ve bir şeyden içinde olmayanı alamazsınız. Basit betimsel mantık için ne kadar geçerliyse Hegelci Mantık için de o kadar geçerlidir bu. Bir kategoriden A'dan bir başka kategoriyi B'yi çıkarsayacaksak bunu ancak A; B'yi içeriyorsa yapabiliriz. Ama A kategorisinin B kategorisini içerdiğini gösterebilirsek bu zaten A'dan B'yi çıkarsamak demektir. Çıkarsamanın biçimsel mantıkta anlamı budur; buradaki anlamı da gene budur. Şimdi türü cinsten nasıl çıkarsayabiliriz? Cinsin türü içerdiğini nasıl göstereceğiz? Cinsten türe varmak için ayırtını da eklemeliyiz. Dolayısıyla cinsin âyırtı içerdiğini de göstermeliyiz. Oysa cins özellikle ayırtı dışarıda kalmak üzere tanımlanmıştır. Bundan ayırtlarını çıkarsamak meşru olmayan bir akıl yürütme süreci gibi görülebilir.
Platon'un idealarının soyut evrenseller olduğuna işaret ettiğimizde bunu görmüştük. Kırmızı yeşil mavi idealar'ı renk ideasından çıkarsananaz çünkü renk ideası bu aşağı ideaları içermez. Sadece kırmızı yeşil ve mavide ortak olanı içerir. Kırmızının kırmızılığı yeşil ve mavinin özelliği değildir dolayısıyla da renk ideasının içinde değildir. Aşağı idealara özgü olan ayırtları yüksek ideanın özellikle dışında bırakılmıştır: 'Aynı şekilde varlık kategorisi de her şeyde ortak olanı içerir ama bütün özgül ayrım ve belirlemeleri dışarıda bırakır dolayısıyla da herhangi bir ayrım veya belirlemenin varlıktan çıkarsanması îmkânsız görünür. Örneğin neden etki töz nicelik varlığın özgül çeşitleridir ve bunların fikri varlık kavramının dışındadır dolayısıyla da ondan çıkarsanamaz. O 'halde herhangi bir çıkarsama nasıl mümkün olabilir? Bu sorunun çözümü Hegelci felsefenin temel ilkesini ünlü diyalektik yöntemi meydana getirir. O zamana kadar sanıldığı gibi bir evrenselin mutlak olarak ayırtlarını dışarıda bırakmayacağının keşfine dayanır. Hegel bir kavramın kendi karşıtını gizli şekilde kendi içinde bulundurabileceğini bu karşıtın oradan çıkarılarak ya da çıkarsanarak ayırt görevini yapacağını yani cinsi türe dönüştüreceğini buldu. Diyalektik yöntemi açıklamanın en basit yolu somut bir örneğini vermek sonra da içerdiği genel mantık ilkelerini ortaya .koymak olacaktır. Örnek olarak Hegelci Mantığın ilk kategoriler üçlüsünü ele alıyoruz - varlık yokluk oluş. Varlık kategorisiyle başlıyoruz. Katıksız kategoriyi düşünmemiz gerekiyor bu kalem şu kitap bu masa şu sandalye gibi herhangi bir tikel varlık aidini değil. Bütün özgül belirlemelerden soyutlamalıyız onu. Bu soyut fikre; istersek somut bir nesneden sözgelişi şu masadan varabiliriz. Bütün niteliklerinden dört köşeliğinden kahverengiliğinden katılığından hattâ masalığından soyutlamalıyız onu. Sadece =olduğunu~ varlığını evrendeki başka bütün nesnelerle ortak yanını düşünmeliyiz. Böyle bir varlıkta hiçbir belirleme kalmaz çünkü bütün belirlemelerinden soyutlanmıştır. Dolayısıyla mutlak olarak belirlenmemiş ve özelliksizdir tamamen boştur katıksız bir boşluktur vacuum. Hiçbir içeriği yoktur çünkü ne çeşitten olursa olsun içerik özgül bir belirleme olur. Bu mutlak boşluk hiç- bir şey değildir; her şeyin bütün belirlemelerin niteliğin özelliğin yokluğudur. Ama bu her şeyin yokluğu açıkça hiçliktir. Boşluk yoklukla aynı şeydir. Böylece katıksız varlık kavramının yokluk kavramını içerdiği görülür. Ama bir kategorinin ötekini içerdiğini göstermek bir kategoriyi bir kategoriden çıkarsamak demektir .Böylece yokluk kategorisini varlık kâtegorisinden çıkarsamış oluyoruz.
Varlığın yokluk olduğu ya da varlıkla yokluğun özdeş olduğu önermesi belli bir çeşit varlığın örneğin bu masanın yoklukla aynı şey olduğu ya da yemek yemenin yemek yememekle aynı şey olduğu gibi saçma bir anlamda anlaşılmamalıdır. varlık kategorisi bir soyutlamadır oysa masa ve yemek somut nesnelerdir ve varlığın yanı sıra türlü özgül belirlenmeyle donanmışlardır. Masanın dört köşeliği kahverengiliği katılığı gibi bütün özgül ~belirlemelerden soyutladıktan sonra kalan katıksız soyut varlık fikrin- den söz ediyoruz. Yokluk düşüncesiyle aynı alan bu tamamen boş varlık fikridir. Aynı şeyi başka bir biçimde de anlatabiliriz. Bir şeyin «olduğunu" ama bu “olma”sı dışında hiç bir nitelik ya da karakteristiği olmadığını söylemek - bu şeyin hiçbir şey olmadığını söylemekle birdir. Masa dört köşe kahverengi katıdır. şimdi biçimini yok edelim katılığını rengini bütün niteliklerini alalım geriye hiçbir şey kalmaz. Masanın “olduğunu” ama “olma” dışında hiçbir nitelik ya da özelliği olmadığını Söylemek masanın «olmadığını> söylemekle aynı şeydir. Demek ki katıksızca “almak” başka herhangi bir belirlemeye uğramaksızın «olmak» olmamakla eştir. Varlık yok - varlıkla ya da yokluklar özdeşir. Özdeş olduklarına göre birbirlerine dönerler. Varlık yokluğa döner. Ve tersine yokluk da gene varlığa döner; çünkü yokluk fikri boşluk fikridir ve bu boşluk katıksız varlıktır. Her kategorinin böylece öbür kategori içinde kaybolması sonucu üçüncü bu fikir ortaya çıkar ki bu da varlık ile yokluğun birbirlerine geçişleri. fikrıdir. Bu oluş kategorisidir. Parmenides oluşu incelemiş ve yalnız iki biçimi yokluğun varlığa ve varlığın yokluğa geçişi biçimlerinin olduğunu söylemişti. Birinci biçim başlangıç doğuş varlık durumu- geliştir; ikincisi sona ermek bitmek yok almaktır. Böylece şimdi üç kategorimiz oldu. Varlıkla başlamış- tık. Bundan yakluğu çıkarsadık. Bu ikisi arasındaki ilişkilerden de oluş çıkarsadık. Bunlar Hegelci Mantığın ilk üç kategorisidir. Şimdi burada sözkonusu olan genel.yöntem ilkelerini ele alalım. Bir kere bu üç kategori sırayla cins ayırt tür 'dür. Varlık ci. dıran bir varlıktır yok - varlık bulaşmış bir varlıktır. Yok - varlıkla varlık fikirlerini birleştirdiğimizde oluş fikrine geliriz. Yok - varlık ya da yokluk yani ikinci kategori dolayısıyla ayırt'tır. Varlık yokluk oluş ilk Hegelci üçlüdür. Bütün sistem boyunca bu üçlü ritm görülür. Her üçlünün birinci kategorisi burada olduğu gibi olumlayıcı bir kategorisi bura.da olduğu gibi olumlayıcı bir kategoridir. Buradaki gibi olumlu bir öne sürüm örneğin varlık olmak şeklinde ortaya çıkar. İkinci kategori her zaman birincinin olumsuzu ya da karşıtıdır. Birincinin olumladığını yoksar yani yok - varlık olmamak v.b. olur. Bu ikinci kategoriyi Hegel hiçbir dışsal kaynaktan getirmez. İkinci kategori birinciden çıkarsanır demek ki birinci ikinciyi içerir ve onu kendi içinden çıkarır. Kategorileri bizim; Hegel 'in çıkarsamadığını söylerken kastedilen budur; onlar kendi kendilerini çıkarsar. Böylece ilk kategori kendi karşıtını içerir ve bununla özdeşir. Bu noktada iki kategori karşı karşıya ve birbirleriyle çelişerek dururla.r. Ama bu çelişki içinde böyle durmak imkânsızdır çünkü bu aynı şeye aynı anda karşıt kategorilerin uygulanabileceği anlamına gelir. Sözkonusu üçlü örneğinde herhangi bir şeyin “olduğunu” söylediğimizde aynı zamanda “olmadığını” kabul etmemiz gerektiği anlamına gelir: Çünkü varlık zorunlukla yokvarlığı içerir ve dolayısıyla bir şeyin varlığı olması yani şeyin olması için aynı zamanda zorunlukla yok - varlığı alması yani o şeyin olmaması gerekir. Bir şey nasıl aynı anda hem olup hem olmayabilir? Bunun cevabı oluş sürecindeyken yani olurken hem olduğu hem olmadığıdır. Başka bir söyleyişle birinci ve ikinci kategorileri arasındaki çelişki her zaman önceki ıki kategorinin birliği olan üçüncü kategoride uzlaşır. üçüncü kategori kendi içinde önceki 'ikinin karşıtlığını içerir ama aynı zamanda temelde yatan uyumlarını ve birliklerini de içerir. dolayısıyla oluş yak - varlık olan bir varlık ya da varlık olan bir yok - varlıktır. Çelişik varlık ve yokluk fikirlerini uyumlu bir birlik içinde bileştiren tek bir düşüncedir. Bir üçlünün üç üyesine bazen sırasıyla tez antitez sentez de denir. Varılan sentez şimdî yeni bir olumlama olarak kendini koyar ve yeni bir. üçlünün tezi olan olumlu bir kategori olur .Bu yeni çelişki de yeni bir sentezin daha yüksek birliği içinde çözülmelidir. O zaman bu da yeni bir üçlünün tezi olur ve bu böylece sürüp gider. Bütün bu kategoriler sürecinin aklın zorlayıcı zorunluğu ile ilerlemek zorunda bırakılan bir süreç olduğu görülmektedir. Akılcı zorunluğa u***** karşıtını yaratmakta ve onunla çelişmektedir. Akıl kendisiyle - çelişende duramayacağı için ilerlemeyi zorunlu kılmakta ve böylece senteze varılmaktadır. Baştan sona kadar bu böyledir. Bu süreç duramaz. Artık çelişki yaratmayan bir kategoriye varıncaya kadar devam etmelidir. Bu Mantığın nihaî kategorisi olacaktır. O zaman dünyanın ilk sebebinden dünyaya geçebilecektir doğa ve ruh alanlarına. Doğa v e ruhun ayrıntılarını geliştirirken de Hegel Mantıkta . kullandığı üçlülere aynı diyalektik yöntemi kullanır. Diyalektik yöntem görünüşte her kategoriden içinde olmayanı çıkarma mucizesini başarır. Sorun cins kendi ayırtını dışarıda bırakırken cinsten türe nasıl geçileceğiydi. Hegel 'in buluşu aranan ayırtın(karşısav’ın) her zaman olumsuz olduğunu ve bu durum iyice kavrandığında cinsin ayırtını dışarıda bıraktığı yolundaki eski görüşün çok doğru olmadığıdır. Hegel'in “anlama” dediği eski cins görüşü ile akıl (sebepl görüşü olan doğru görüşü karşılaştırdığımızda bu ikinci noktayı daha iyi anlayacağız. Anlama yokluk ve varlık gibi iki karşıtın her zaman birbirlerini dışarıda bıraktıklarını kabul eder. Ama bu dışarıda bırakma mutlak değildir. İki karşıtın özdeş olmasını önlemez. Dolayısıyla cinsin ayırtı tamamen dışarıda bıraktığını ileri süren eski görüş bütünüyle doğru değildir. Başlangıçta imkânsız bir mucize gibi görünen şeyi Hegel 'in başarmasına yol açan da bu buluştur. aranan ayırtın olumsuz olduğu konusu olumsuzlamanın belirleme olduğu ilkesine dayanır. Cinsten türe varmak için gerekli olan özgül bir belirlemedir. Cins belirlenmemiştir tür belirlenmiştir. Gene bir belirleme eklersek türü elde ederiz. belirlemenin olumsuzlama olduğu ilkesini Spinoza getirmişti Hegel şimdi bu ilkeyi tersine çevirerek olumsuzlamanın belirleme ' olduğu şeklinde kullanıyor Gene olumsuzunu karşıtını ekleyerek onu sınırlar dolayısıyla belirleriz ve belirleyince de onu türe indirgemiş oluruz. Her kategorinin kendi karşıtını içerdiği ve hatta kendi karşıtı olduğu ilkesi bazen Hegel'in çelişme yasasını yoksaması olarak yorumlanmıştır. Varlık ve yok - varlığın özdeş olması gerçekten o yasayı bozar gibidir. Ama Hegel 'in çelişki yasasını yok- sadığını söylemenin doğru olmadığı her üçlünün ikinci kategorisinden üçüncü kategorisine bu yasa yoluyla geçmek zorunda olduğumuzu söylemesinden bellidir. Akıl bir çelişkide duramayacağı için tezle anti- tez arasındaki çelişkinin bir sentezde çözülmesi gerekir. Gene de Hegelci karşıtların özdeşliği ilkesinin düşünce tarihinde en çarpıcı kurgusal cüretlilik örneklerinden biri olduğunu kabul etmeliyiz. Ama bu cüret haklıydı ve felsefenin eski sorunlarının çözülmesi için zorunluydu. Ayrıca incelendiğinde Hegel'in bu ilkesinin sanıldığı gibi yepyeni bir şey olmadığı görülecektir. Daha önceki yazarların yazılarındaki belirtik imalar dışında aslında bütün önceki felsefe de bu ilkeyi içerir Hegel 'de yeni olan sadece bunu mantıki bir ilke olarak önermesi ve formüllendirmesidir; daha önceki düşünürler aslında buna yaslanırken açıkça söylemekten çekinmişlerdi. Çünkü dünyanın çeşitliliğini bir birliğe indirgeyen felsefelerin hepsi Eleacıların Vedantacıların Platinus ya da Spinoza 'nın öğretileri karşıtları birliğine inanmak zorundadır. Bütün bu felsefelerde gerçekliğin tek olduğu çokun bu birden oluştuğu ya da başka. bir söyleyişle çok'un aslında~ bir olduğu ve bu iki karşıtın çak ile bir'in özdeş olduğu söylenir. Vedantizm “her şey birdir” ilkesine dayanır'. “Her şey” ile anlatılan belli ki çok'tur dünyanın çokluğudur. Ve dolayısıyla bu ilke çok'un karşıtı ile bir ile özdeş olduğu anlamına gelir. Bütün panteıst sistemlere özgü olan çok'un bir'den çıktığı iddiası Hegel'in yok - varlığın varlıktan çıktığını söylemesine paraleldir (ama bu Hegel'in panteist olduğu anlamına gelmez . Gene bütün bu felsefelerde bir bitimsiz çok ise bitimlidir. Bitimsiz bitimliyi kendinden çıkarır bitimli olur dolayısıyla bitimlidir. Bitimsiz karşıtı olan bitimli ile özdeştir. Ama bu' felsefelerin hiçbiri bu ilkeyi açıkça koyamadılar kavrayamadılar ve bu nedenle felsefenin kadim ikiliğini çözemediler. Çok bir'den çıkar bir'dir dediler. Ama çok ile bir karşıtken çok bir değil'ken bu nasıl olabilirdi? Demek ki çok bir'den çıkmıyor ve çıkamaz. Ve bu çelişki tahtirevallisinin ötesine bir türlü geçemedi eski filozoflar. Bazı düşünürler çokluğu vurguladı ama oradan bir'e giden köprüyü bulamadı. Bunlar çoğulcular ve maddecilerdi. Başka düşünürler birliği vurguladı ama burada;dan çok'luğa giden köprüyü bulamadı. Bunlar panteistler mistikler soyut idealistlerdi. Felsefe tarihi bu iki eğilim arasında devamlı bir gidip gelme süreci oldu. Her iki eğilim de zorunlulukla ikicilikte son buluyordu. Hegel 'in cüreti ve özgünlüğü iki karşıtın karşıtlıklarını muhafaza ederken özdeş olmalarının mantıken nasıl mümkün olabildiğini açıklaması ve ayrıntılarıyla göstermesidir. Bir ile çok'un özdeş olduğu düşüncesi eski filozofları o kadar korkutuyor ki bunu incelemeye bile girişemediler. Oysa Mantık'da HEGEL, Georg Wilhelm Friedrich sorunun çözüldüğünü görürüz. Hegel birlik düşüncesinin (kategorisinin) çokluk düşüncesiyle nasıl hem özdeş hem de ayrı olduğunu kusursuz bir kesinlik ve açıklıkla anlatır. Varlığın karşıtı olan yoklukla nasıl özdeş olduğunu tamamen mantıki ve akılcı bir şekilde nasıl anlattığını gördük. ' Şu halde Hegel 'deki yenilik daha önceki sistemlerde örtük olarak ima edileni belirtik bir mantıki ilke olarak formüllendirmesidir. O zamana kadar mantıkta olumlu ile olumsuzun birbirlerini dışarıda bıraktıkları aralarında aşılmaz bir uçurum olduğu kabul edilmişti. Her zaman A A'dır diyebileceğimiz amâ hiçbir durumda A; A - değil'dir diyemeyeceğimiz kabul edilmişti. Örneğin Spinoza bitimli ile bitimsizi karşılıklı olarak birbirini dışarıda bırakan karşıtlar olarak görmüştü. Dolayısıyla Spinoza bitimlinin bitimsizden nasıl çıktığı sorununu çözmeyi mümkün göremedi. Sadece A A'dır diyebiliyorsak bitimsiz bitimsizdir diyebiliyorsak A' her zaman A olarak kalmalı bitimsiz her zaman bitimsiz alarak kalmalıdır dolayısıyla kendi içinde kısırdır ve bitimli dünya hiçbir zaman ondan çıkamaz. Ancak bitimsiz bitimliyi var- lığın yok - varlığı içerdiği g'ıbi içerirse~ bitimsiz bitimli ise A A - değil ise bu sorunu çözebiliriz. Karşıtların özdeşliğinin bu karşıtların karşıtlığını dışarıda bırakmadığına dikkat etmek gerekir. A ve A - değil özdeştirler. Ama aynı zamanda ayrıdırlar. Sadece bir karşıtların özdeşliği yoktur; aynı zamanda karşıtların özdeşliği vardır. Karşıtlık da özdeşlik kadar gerçektir. Bunu unutur ve özdeşliğin karşıtlık hayalidir anlamına geldiğini sanırsak ilkemiz alt üst olur çünkü . a zaman karşıtların değil özdeşlerin özdeşliği ile karşı karşıyayız ve bunun mantıkî formülü de eski A = A'dır. Böylece varlık ve yokluk ikisi de aynı tam boşluk olduğu için özdeştirler. Ama aynı zamanda ayrı ve karşıttırlar çünkü varlık varlık yokluk da yokluktur. Ama bu koyuş kendi içinde çelişir. Önce iki terimin ayrı olduğunu söylüyoruz. Sonra da özdeş olduklarını ileri sürüyoruz. Bizi üçüncü kategoriye getiren de bu çelişkidir. Üçüncü kategori olan “oluş”da ise özdeşliğin doğrunun tamamı olmadığını ayrılığın da doğrunun tamamı olmadığını doğrunun tamamının ayrılık içinde özdeşlik olduğunu görürüz.

* Burada ayırt kelimesini differentian karşılığı kullanıyoruz. Türkçe felsefe dilinde buna ayrım da deniyor. Ancak I “ayırım”başka yerlerde “distinction”~ karşılığında kul1andığımız için bu kavramı “ayırt” kelime'siyle karşılamayı tercih ettik. Bu son paragrafta anlatılan “cinsayırt-tür” üçlüsü Hegel' diyalektiğinin ünlü “tez-antitez-sentez” üçlüsü ile özdeştir


ada44 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  





Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


HEGEL, Georg Wilhelm Friedrich

HEGEL, Georg Wilhelm Friedrich konusu, Eğitim ve Öğretim / Felsefe Bilimi forumunda tartışılıyor.



Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Hans Georg GADAMER ada44 Felsefe Bilimi 0 31-03-2009 09:30
Friedrich Ludwig Gottlob Frege ada44 Felsefe Bilimi 0 31-03-2009 09:26

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 05:59 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats