bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > GENEL KÜLTÜR > Genel Kültür Paylaşımlarınız

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 26-08-2012, 10:47   #1 (permalink)
 
nimlahza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart İnsanlığın Belirsiz Tarihi

Bugünkü kabule göre dünya beş milyar yıl önce sıcak ve yoğun bir gaz kümesi idi. Dört milyar yıl önce ise koyu bir ateş topu halinde bulunuyordu. Hayat ise tek hücrelilerin ortaya çıktığı bir milyar yıl öncesine dayanıyor. Bu tahmin çağlar boyunca zamanın hep aynı aktığı ve sabit kaldığı düşünülerek yapılıyor. Halbuki zamanın değişken bir boyut olduğu ve onun atomda ışınlarda olayların başında ve sonunda farklı bir seyir takip ettiği anlaşıldı. Bu durum bir ırmağın yeryüzü şartlarına göre aynı hızlarda seyretmemesine benziyordu. Zaman mesela ilk çağlarda genişleme gösterip durgun akabildiği gibi asrımızdaki şekliyle de daha hızlı bir seyir takip edebiliyor. İlk çağlardaki iri hayvan ve bitkilerin şimdikilere oranla on kat daha fazla yaşadıklarına bakılacak olursa o çağlarda zamanın on kat daha yavaş aktığı söylenebilir. Bu durumda yaş hesaplamalarını şimdiki zaman akışına göre yaklaşık (1/10) onda bir ölçüsünde küçültmek mantıklı olur. Buna göre Güneş Sisteminin dört milyar değil 400.000.000 hayat başlangıcının bir milyar yıl değil 100.000.000 yıl önce ortaya çıktığı ve 100.000 yıl olduğu farz edilen insanlık tarihinin 10.000 yıl olduğu sonucu ortaya çıkar.
Cisimler hızlandığında ve ışık hızına yaklaştığında mutlak sandığımız değerlerin bir bir değiştiğini gözleriz. Mesela ışık hızına çok yaklaşan birinin zamandaki seyri bize göre on dört defa daha yavaştır. Yani o kişi bir yıl yaşadığında biz on dört yaş almış oluruz. Bu hızda seyreden birinin sadece zamanı değil boyu da değişikliğe uğrayarak yarıya iner. Ağırlığı ise üç misli artar. Diğer bir ifadeyle ağırlığı 70 kg’dan 210 kg’a yükselen o kişinin elindeki metre yarı yarıya kısalmış kolundaki saat ise yerdeki bir insana göre on dört defa daha yavaşlamıştır. O kişinin böyle bir saatle kainatın geçmişini ve insanlığın tarihini ölçmesi halinde ulaştığı sonuçlar doğru olabilir mi? Aynı şekilde yerdeki biri de enerji dünyasını normal saat ve cetvelle ölçmeye teşebbüs ederse başarı elde edebilir mi? Maddi alemin çapını kütle hesabını ve zamanını bu ölçülerle incelersek doğru sonuçlara ulaşamayız. Aynı hesaplamayı enerji dünyasında yaşayan enerji-varlık cinlerden biri yapmaya kalkışsa enerjinin ölçüleriyle maddi dünyayı ölçmeye çalışsa doğru sonuçlar elde edemeyecektir.
Radyoaktif elementler yarı ömür denen sırlı bir olayla belli bir zaman sonra esrarını bilemediğimiz bir şekilde enerji denen mahiyete çevrilir. Mesela 1 kg. Uranyum 1620 sene sonra yarım kiloya iner. Bu süre “Uranyumun yarı ömrü”dür. Maddenin bir şekli ve boyutu varken onun hamuru ve aslı olan enerjinin boyutsuz ve zamansız dünyasının sırlarına henüz vakıf değiliz. Bildiğimiz bir şey enerjinin ışık hızında olduğu ve maddeden tamamen farklı özellikler sergilediğidir. Radyoaktif elementlerin belli bir zaman sonra yarıya inmesi canlıların özellikle yakın geçmişleri ile ilgili ipuçları vermektedir. Ne var ki biz hesaplamaları hep madde konusuyla ele alıyoruz. Bu hesabı enerjinin ölçülerine göre yaparsak: Yani neredeyse ışık hızı dediğimiz ışık hızının %99 küsuru ile ele alırsak (Elektron gibi birçok atomaltı ve kozmik parçacıklar bu hızda seyrederler. Tabii ki bu hızda parçacık değil ışın halindedirler) hesaplarımızda düzeltme yapmak zorunda kalır ve kainatın yaşının 16-20 milyar yıl değil bunun on dörtte biri olduğu sonucuyla karşılaşırız. Dünyanın yaşı ise dört milyar yıl yerine 300.000.000 yıl bulunur. 100.000 yıl önce ortaya çıktığına inandığımız insanlık tarihi ise aniden 7.000 yıla iniverir.
Bu anlatılanları destekleyen meselenin bir başka yönü de ivmeli bir artış gösteren dünyanın şu andaki nüfus miktarıdır. Eğer insanlık tarihinin 15.000 yıldan bu yana devam ettiği ve bu tarih boyunca ortalama ömrün hep 70 yıl olduğu kabul edilirse dünya nüfusu yapılan hesaplamalara göre şimdi bir trilyon civarında olmalıydı. Şu andaki teorik anlayışa göre yüz binler yıl olduğu ileri sürülen insanlık tarihinin 15.000 yıldan daha kısa olması gerekiyor. Bu da kafi gelmemekte atalarımızın ilk zamanlar 600-1000 yıl gibi daha uzun ömürlü olduklarını kabul etmek durumundayız. Yüz sene sonra dünya nüfusunun ne kadar olacağını tahmin edebileceğimiz gibi aynı tahmini geriye doğru gittiğimizde Hz. İsa (as) döneminde dünya nüfusunun 250.000.000 kadar olduğu hesaplanıyor. (Miller C.Tyler 1975) Dünya nüfusuna tesir eden veba gibi salgınlar ve savaşlarda ölenlerin ancak nüfusun yüzde bir buçuğuna tekabül ettiği kabul ediliyor. Bu durumda insanlığın ömrünün yüz binler yıl olduğu iddiası da geçerliliğini kaybediyor. Sadece nüfus artış hızı bile insanlığın ömrünün 10.000 yılı geçemeyeceğini gösteriyor.
Bugünkü tarih hesaplamalarında kullanılan metot termodinamik soğuma gibi kaba bir metottur. Radyoaktif yarılanmaya dayanan hesaplama metodu ise uzak zamanlar için doğru sonuçlar vermemektedir. Bu durumda en güvenilir ve doğru kaynak Kur’an ve hadislerin haberleri olmalıdır. Zaten ilmin doğru sonuçları ile Kur’an’a ait gerçekler birbiriyle her zaman mutabık kalmış birbirini çürütmemiştir. Çünkü kainat ve Kur’an Allah’ın iki ayrı kitabıdır. Yeter ki her iki kitabı da doğru anlayalım ve yorumlamayı bilelim. Bazen görülen yanlışlıklar yorumlayanların yetersizliğinden ileri gelmektedir.
Peygamberimiz (asm)Ben insanlığın ikindi vaktinde geldim.” buyuruyor. Diğer bir hadisinde iseBenim ümmetimin ömrü 1.500 seneyi pek geçmeyecek.” buyurmuş. Günün dörtte ya da beşte biri olan ikindiden akşama kadarki vakti 1.500 yıl kabul ettiğimizde insanlığın ömrünün 6.000 – 7.500 yıl arasında olduğu ortaya çıkar. Diğer bir meşhur hadis rivayetinde ise bu açıkça ortaya konmuştur: “Adem’den kıyamete kadar insanlığın ömrü yedi bin senedir.” Görüldüğü gibi bu üç hadis birbirini teyit etmekte ve tamamlamaktadır. Muhbir-i Sadık olan Peygamberimizin (asm) ahir zamanla ilgili verdiği haberler bir bir çıkmaktadır.
***
Kur’an-ı Kerim‘de insanlığın geçmişi ve kâinatın teşekkül zamanı ile alâkalı çeşitli âyet ve hadisler mevcuttur. Ancak bunlarda mesele ya işaret nev’inden nazara verilmiş ya da teşbihlerle belirtilmiştir. Bu sebepledir ki gerek Hz. Âdem’in ne kadar zaman önce yaratıldığı ve gerekse kâinatın yaşının ne olduğu hususunda değişik rivayetler söz konusudur. Kur’an-ı Kerim’de göklerin ve yerin altı günde arzın iki günde bitki ve hayvanların ise dört günde yaratıldığı nazara verilir. Bir hadiste de Allah’ın toprağı Cumartesi dağları Pazar günü ağaçlan Pazartesi madenleri Salı Nur’u Çarşamba günü hayvanları Perşembe günü Hz. Âdem’i de Cuma günü ikindi vakti sonunda yarattığı belirtilir. Cenâbı Hak bir âyet-i kerime’de bir günün bizim saydığımız günlerle bin yıl bir başka âyette ise elli bin yıl olduğunu nazara verir. Dolayısıyla burada gün tabirinden neyin anlaşılması gerektiği hususunda tam bir açıklık olmadığı için İslâm âlimleri arasında konuya farklı yaklaşımlar olmuştur.
Risale-i Nur‘da göklerin ve yerin altı günde yaratıldığından bahisle insan dünyası ve hayvan âleminin altı gün yaşayacağına kâinatın ömrünün de bu paralelde olabileceğine işaret edilir. Kur’an’da bildirilen bin ve elli bin Kur’an gününü ise asır ve seneleri temsil eden devir manasında ele alır. Kur’an hakikatlerinin hüküm ferma olacağı süre Risale-i Nur’da Hz. Muhammed’in (sav) kâinatın hem çekirdeği hem de meyvesi olduğu dolayısıyla Kur’an hakikatlerinin de Hz. Âdem (as)’dan şimdiye kadar silsile halinde peygamberlerin suhuf ve kitaplarında neşredilerek nihayette Kur’an suretinde tezahür ettiği belirtilir. Kur’an-ı Kerim’deki âyet sayısının 6666 olmasının bir bakıma Kur’an-ı Kerim’in ne kadar süre hüküm ferma olacağının işareti kabul edilir. Bediüzzaman Hz. Âdem (as)’dan kıyamete kadar insanlık tarihinin Kur’an günü ile yedi bin sene olduğunu belirten bir rivayete atfen mutlak fetret devrinin bundan çıkarılmasıyla 6666 senenin elde edildiğini bunun da Kur’an âyetlerinin sayısına eşit bulunduğunu dolayısıyla Kur’an hakikatlerinin de bu kadar süre hakim olacağını nazara verir.
Fen bilimlerinin geçmişe bakışı fen ve felsefenin insanlık tarihi ile arz ve kâinatın geçmişi hakkında ileriye sürdüğü değerler yukarıda sözü edilenlerden oldukça farklıdır. İlk insandan günümüze kadar geçen süre milyonlarca yıl olarak ele alınır. Bitki ve hayvanları içine alan ilk canlılığın iki milyar yıl önce teşekkül ettiği arzın geçmişinin ise dört milyar yıl olduğu kabul edilir. Bu yaş tayinleri günümüzde paleontolojik radyoaktif veya karbon on dört metotlarıyla ya da ışık tayflarından faydalanarak yapılır. Hepsinin de sıhhat derecesi tartışmalıdır. Geçmişle alâkalı bu yaş tayinlerinin gerçek değerleri değil nispi bir değeri verdiği kabul edilmektedir. Dolayısıyla gerek insanın geçmişi gerekse diğer canlıların ya da kâinatın yaşı hakkında ileri sürülen değerlerin hakiki yaşı göstermediği bilinmektedir. Nitekim son on-on beş yıla gelinceye kadar kâinatın yaşı beş milyar yıl kabul ediliyordu. Şimdilerde bazı araştırmacılar uzaydaki galaksilerin yaşını on beş milyar olarak bildirirken bazıları bunu otuz milyar yıla kadar çıkarmaktadır.
Bediüzzaman tarih coğrafya jeoloji ve antropolojik açıdan insanlık tarihinin yedi bin sene değil yüz binler sene olarak ifade edildiği kabul edilse bile bunun Hz. Âdem (as)’dan kıyamete kadar insanlık ömrünün yedi bin sene olduğunu belirten rivayete ve Kur’ani hakikatlerin 6666 sene hüküm ferma olduğuna ters düşmediğini belirtir. O Kur’ani günlerin dört saatten elli bin seneye kadar şümulünün olduğunu nazara verir. Arzın insanlık tarihinin ve kâinatın ömrü Risale-i Nurlarda; arzın güneş sisteminin ve galaksinin ayrı ayrı hareketlerine dikkat çekilerek Kur’an-ı Kerim’de bunların her birisine işaret edildiği belirtilir. Kur’an’da “Rabb-üş-şi’ra” tâbir edilen ve güneşten büyük “Şi’ra” namındaki bir güneşin bin seneden ibaret gününe Şems-üş-Şümus‘un elli bin seneden ibaret bir Kur’an gününün olabileceğine dikkat çekilir.
Bediüzzaman’a göre; kâinatın bir ömrü arzın ondan daha kısa bir ömrü ve küre-i arzda yaşayan insanın da ondan daha kısa bir ömrü vardır. Bu birbiri içindeki mahlûkatın ömürleri saatin dakika saniye ve saatleri sayan çarklarının birbiriyle olan münasebetine benzetilir. İnsanlık ömrünün arzın kendi ekseni etrafındaki hareketiyle hasıl olan gün ile olduğu gibi yeryüzünde canlıların ilk teşekkül ettiği andan kıyamete kadarki canlılık ömrünün ise güneşin kendi ekseni etrafındaki hareketi ile kâinatın ömrünün de Şems-üş-Şümus’un kendi ekseni etrafındaki hareketi ile meydana gelen gün ile olması gerektiği belirtilir.
Bir başka ifade ile insanlık ömrü yedi bin sene olduğu gibi canlılık tarihinin ömrü de yedi bin sene kâinatın ömrü de yedi bin senedir. Ancak insanlığın ömrü arz günü bitki ve hayvan ömrü ise güneş günü kâinatın ömrü de galaksi günü esas alınarak ölçülmelidir. Bilindiği gibi arz kendi ekseni etrafında dönüşünü yirmi dört saatte yani bir günde tamamlar. Güneş ise bütün sistemiyle birlikte Herkül takım yıldızına saatte 7200 km. süratte gitmekte ve aynı zamanda kendi ekseni etrafında da dönüş yapmaktadır. Güneş sistemini de içinde barındıran Samanyolu galaksisi ise bir bütün olarak kendi ekseni etrafında saatte doksan bin km. hızla dönmekte ve bir defa dönüşünü iki yüz milyon yılda tamamlamaktadır.
Risale-i Nur‘da sözü edilen “Şi’ra” güneşinin Herkül takım yıldızı Şems-üş-Şumus’un da Samanyolu galaksisi olması muhtemeldir. Bediüzzaman insan nev’i ömrünün arz günü ile yedi bin sene olması durumunda arzda hayatın başlamasından yani bitki ve hayvanların teşekkülünden kıyamete kadar güneş günü ile iki yüz bin sene yaklaşık iki buçuk milyar arz günü olduğunu belirtir. Kâinatın yaşının da Şems-üş-Şumus’un Kur’an’ın işaretiyle bir gününün elli bin sene olduğu dikkate alınarak yedi bin senelik sürenin bir yıl 360 gün hesabiyle yüz yirmi altı milyar yıla tekabül ettiğine işaret eder. Bediüzzaman ahir zamana işaret eden; “La tezâlu tâifetün min ümmeti zâhirine alel hakkı hatta ye’tiyallahu bi emrihi = Ümmetimden bir taife Allah’ın emri gelinceye kadar (yani kıyâmetin kopmasına kadar) hak üzerinde galip olacaktır.” hadisi ile Fatiha suresinden hareketle Allahuâlem 1545‘te beşeriyet tarihinin sona ereceğini sözü edilen hadis ve âyetten böyle anladığını belirtir. Bu durumda insanlık tarihinin Milattan sonra yaklaşık 2150 yıl Milattan önce ise 4850 yıla kadar uzandığı söylenebilir. Demek ki Hz. Âdem’in Milattan yaklaşık 4850 yıl önce yeryüzünde göründüğü anlaşılıyor. Bir hadiste Hz. Âdem’in dokuz yüz kırk sene yaşadığı belirtilir. Yazının icadı Milattan önce 4000 seneye kadar geriye götürülebildiğine göre Hz. Âdem’le yani ilk insanla yazı başlamış olmalıdır.
Gerçeği ve doğruyu ancak Allah bilir.


Kaynak: Arastiralim.com


nimlahza isimli Üye şimdilik offline konumundadır  





Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


İnsanlığın Belirsiz Tarihi

İnsanlığın Belirsiz Tarihi konusu, GENEL KÜLTÜR / Genel Kültür Paylaşımlarınız forumunda tartışılıyor.



Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
İnsanlığın Kayıp Dili elif Genel Kültür Paylaşımlarınız 0 11-12-2011 04:49
İnsanlığın Yok Olduğu An `»HicЯet GeLini«´ Haberler 1 11-02-2011 10:42
Sanat Tarihi Bölümü Nedir? - Sanat Tarihi Bölümü Hakkında gizem Meslekler Rehberi ve Meslek Seçimi 0 26-06-2009 07:24
Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü Nedir? - Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü Hakkında gizem Meslekler Rehberi ve Meslek Seçimi 0 24-06-2009 01:54
İnsanlığın gelişimi nimlahza Karikatürler 0 07-10-2008 03:13

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 03:57 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats