bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > BAYANLAR ÖZEL > İlişkiler, Duygular ve Hayatın İçinden

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 18-02-2010, 01:34   #1 (permalink)
 
mormavi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Bir Yarım Opucuuk...

İlk Aşk - Yarım Öpücük
Bir Yarım Opucuuk...“Neyin var Ulaş?” diye sordu Erdoğan. Arkadaşının bu sıcak havada kızgın güneşe aldırmaksızın saatlerdir eline aldığı bir eski çiviyle yeri çizip düşüncelere dalması onu endişelendiriyordu. Antalya’ya geleli yaklaşık bir hafta olmuştu. İstanbul’da aynı üniversiteye gidiyorlardı ve üniversite yaz tatiline girdiği için de evlerine dönmüşlerdi. Erdoğan Ulaş’ın canını sıkan şeyin ne olduğunu çok merak ediyordu. Her zaman canlı davranan sıcacık güzel gülüşlü Ulaş gitmiş yerine sert mi sert biri gelmişti bir haftadır. Ona yardımcı olmayı istiyordu. Çok iyi iki arkadaştılar. İlkokul çağından beri hiç ayrılmamışlardı. Değirmenözü adında çok şirin bir Antalya köyünde toz toprağın içinde geçmişti çocuklukları. Böylesi sağlam temellere dayanan arkadaşlıklar asla yıkılmaz ve bu arkadaşlar birbirlerini asla bırakmaz. Erdoğan’ın da Ulaş’ı bırakmaya niyeti yoktu sorusunu yineledi: “Ulaş neyin var? Kaç gündür nedir bu hal?” Ulaş konuşmak ister gibi dudaklarını araladı ama ağzından tek kelime bile çıkmadı. Sanki o biliyordu neden böyle olduğunu; bilmiyordu elbette. Bilse içini dökecekti arkadaşına ama bilmiyordu işte! Sadece Nermin vardı aklında diğer ilişkileri gibi güzel ve hızlı başlayıp çabuk biten bir aşkın adıydı Nermin. Ulaş bu ilişkilerden bıkmıştı artık. O da kendisini anlayabilecek birini arıyordu anlaşılan. “Bir şeyim yok” diye geçiştirdi. Erdoğan daha fazla üstelemedi.
Antalya’da fazla kalmayacaklardı İstanbul’a dönmeleri gerekiyordu. Erdoğan Ulaş’ı İstanbul’da bir vakfın düzenlediği geziye katılmaya ikna etmişti. O gezide Ulaş’ın bu sıkıntılarını atlatmasını umuyordu. İyi arkadaş olmak mücadele gerektirir. Erdoğan şüphesiz iyi bir arkadaştı ve Ulaş ta iyi bir insan olarak bu dostluğu hak ediyordu.
Ulaş ile Erdoğan köylerindeki diğer arkadaşlarıyla vedalaştıktan sonra otobüse bindiler ve İstanbul’un yolunu tuttular. Ulaş yol boyunca hiç konuşmadı Erdoğan bu durumu anlayışla karşıladı.
Ulaş İstanbul’a indiklerinde bir iki hafta geçmiş olmasına rağmen bu şehri özlediğini fark etti. Antalya’yı da seviyordu ama İstanbul kendisine son derece yakışan karmaşık cazibesi keşmekeşi trafiği havası suyu her şeyiyle Ulaş’ın gönlünde yer etmişti. İstanbul’dan her ayrılışında onu özlüyordu ve ona kavuşacağı günü hasretle bekliyordu. Ulaş’ın duygularını şu şiir özetliyordu: Bir gece vakti İstanbul’u özlersin/ Ne kadar vefasız olsa da/ Kart bakışlarını kaldıramazsın/ Başka şehirler seni sıkar/ İstanbul dersin de/ Mühürlenir dudağın/ Işıltılı akşamları canlanır ansızın/ Bir martı olup uçmak istersin/ Ama ne yapsan da faydasız/ Değil mi ki terk edip geldin güzeller güzelini/ Girdin bu kart şehrin koynuna/ Unuttun İstanbul’u/ Ve rahat uyandın sabahında/ Anmak çaresiz artık/ Çılgın sevdalara dalmak ta…
Hava İstanbul’da da sıcaktı. Erdoğan bir şeyler içmek istedi. Birer soğuk ayran içtiler ve Maslak’taki yurtlarının yolunu tuttular. Yurdun bahçesinde yürürken Ulaş birden durdu ve Erdoğan’a sordu: “Aşk nedir dostum? Sen hiç âşık oldun mu? Biliyor musun ben kaç defa kendimi âşık zannettim? Kaç kere aldandım? “ Erdoğan bu kadar soru karşısında şaşkındı. Evet onun da kafası aşk konusunda pek net sayılmazdı ama ikisi de bu konuda net olmak için daha çok gençtiler. Belki de aşk tecrübe istiyordu. Bir kadına nasıl davranacağını bilmek belki de başlı başına bir sanattı. Erdoğan Suzan isminde bir kıza âşık olmuştu ve bu bir yıl kadar sürmüştü. Kıza karşı son derece kibar davranıyor onu incitmekten kaçınıyordu ve kız onu terk ettiğinde sebebinin ne olduğunu asla anlayamadı. Ama bunun üstüne de gitmedi. Gidebilirdi ama gitmedi. Bazı şeylerin yoluna bırakılması gerektiğine inanıyordu. Ulaş Erdoğan’ın aksine terk edilen değil genelde terk eden taraf oluyordu. Ama bu durum aşk konusunda kafasını daha da karıştırmaktan başka bir işe yaramıyordu. Kısa süreli ilişkilerinden artık bıkmıştı ve bu onu bunaltıyordu. İki arkadaş aşk üstüne konuştular epeyce dertleştiler. Aslında ikisinin kafasındaki karmaşa da durulmamıştı ama dertleşmek ikisine de iyi gelmişti. Ulaş kendisini neden sonra “no woman no cry” şarkısını mırıldanırken buldu. Yurda vardılar ve odalarına yerleştiler. Ertesi gün öğlen Taksim AKM’nin önünden vakfın aracı Assos’a kalkacaktı. Onları uzun ve yorucu bir gün bekliyordu.
Erdoğan ve Ulaş sabah sırt çantalarını hazırlayıp Taksim’e gittiler. Gezi aracı henüz dolmamıştı arka taraflarda bir yere oturdular. Bu tarz yolculuklarda otobüsün arka tarafı hep daha eğlenceli olur ve bu onların tercihlerinin ana sebebiydi. Ulaş bu güzel güneşli günde daha keyifli görünüyordu. Etrafa “patlama”-o öyle tanımlıyordu- şeklinde gülücükler saçıyordu. Erdoğan arkadaşının bu halinden hayli memnundu. Ulaş’ın yüzünün gülmesi keyifli halleri onu da neşelendirmişti. Bir müddet sonra herkes yerini aldı ve yolculuk başladı. Gidilen yerin önemi yoktu aslında. Onları ilgilendiren bunu bir toplulukla bir amaç uğruna yapmaktı. İki üniversiteli öğrenciden Ulaş başka bir vakıfta da aktif olarak çalışıyor Zeyrek’te bir okulda öğrencilere satranç dersi veriyordu. Satrançta önemli olan nokta şuydu: oyun oynanırken her taşın bir görevi vardı her taş ayrı sınıflara ayrı güçlere sahipti. Ama oyun bitince kimin ne olduğunun bir önemi kalmıyordu. Piyon da şah ile aynı deliğe ya da toprağa giriyordu. Ulaş satrancı böyle tarif ediyordu ve bu mükemmel bir tarifti.
Otobüs biraz ilerlemeye başladıktan sonra en arkadaki dörtlü koltuklarda oturanlar şarkılar ve türküler söylemeye başladılar. Yolculuk giderek şenlikli bir hal almaya başlıyordu. Ulaş ve Erdoğan da şarkılara katılıyorlardı. Ulaş daha çok türküleri seviyordu ve hemen paralelindeki koltukta oturan esmer kız kendisinin de sevdiği şu türküyü söyleyince dikkatini çekti: Niye çattın kaşlarını/ Bilmiyom yar suçlarımı/ Ben ölürsem saçlarını/ Yolma gayrı yolma leyli leyli… Ulaş bu türküyü en çok Neşet Ertaş’tan dinlemeyi seviyordu. Ulaş türkülerden hiç kopmamıştı ve bunu köyde büyümüş bir çocuk olmasına bağlıyordu. Hâlbuki türkülerdeki sıcaklığı bir kez duyan bir insan köylü olsun olmasın türkülerden kopamaz. Ulaş’ın bilmediği bir şey varsa o da buydu.
Yolculuk çok güzel geçiyordu. Az sonra mola verip bir şeyler yiyeceklerdi. Ulaş bu esmer kızla tanışmayı kafaya koymuştu. Erdoğan’a durumdan bahsetmedi. Erdoğan Ulaş’ın aklından geçenlerden bihaber söylenen şarkılara ritim tutuyordu. Otobüs mola verince iki arkadaş indiler ve hediyelik eşya satan bir dükkâna girdiler. Erdoğan Çanakkale savaşlarında kullanılan oyuncak bir top atar Ulaş ise iki tane mizah dergisi aldı. Bunlardan biri Penguen diğeri ise Uykusuz idi. Ulaş nam-ı değer Hasan Ulaş (Ulaş Hasan=) ne kadar kederli olursa olsun bu dergilerdeki tiplemelere hep patlama şeklinde gülüyordu ve bu ona çok yakışıyordu.
Şimdi Ulaş’ın bir şekilde tanışmayı kafasına koyduğu o esmer kıza Melike’ye dönelim. Melike çok hassas bir kızcağız. Altı kişilik bir ailenin en küçük çocuğu. Çocukluğu amcalar kuzenler hiç eksik olmayan misafirler yani hayli kalabalık bir ailede geçti. Kaldıkları evin bir gecelik nüfusu minimum 25 kişi olurdu. Ama onunki yine de eğlenceli bir çocukluktu. Zeytinburnu’nda bahçeli bir evde dahası bahçesinde çileklerin domateslerin yetiştiği bir evde büyümüştü. Çocukluğuna dair işte en çok bunları hatırlıyordu Melike. Kocaman bir bahçe eteğine doldurduğu domatesler oyunlar oyunlar oyunlar… Bir çocuk oyuna doyar mı hiç? Melike de doymazdı. Sonra yavaş yavaş büyümeye başladı. Hayatın sahnesine çıkınca ne kadar amatör bir oyuncu olduğunu fark etti. Onca yıl oyunlar oynamıştı ama işte gerçek hayat bu oyunlara hiç benzemiyordu.
Melike büyüklerinden aferin almayı çok seviyordu. Bu onun sonunda hayatını şekillendirdi. İlkokul çağlarından beri başarılı bir öğrenciydi. Bunun arkasında yatan en büyük etken aferin alma güdüsüydü. Melike bunu yeni yeni anlıyor. O Ulaş ve Erdoğan gibi üniversite öğrencisi değildi. Okulu bitireli 2 yıl olmuştu ve bir ihracat firmasında çalışıyordu. Melike geziye en yakın arkadaşı Özge ile katılmıştı. Yolculuk ilerledikçe hemen paralelindeki koltukta oturan Ulaş onun da dikkatini çekmişti. Aralarında geçen ilk konuşma nedense yaş farklarını ortaya çıkardı ve bu durum Melike için olmasa da Ulaş için ilerde sorun oluşturacaktı.
Gezi çok güzel gidiyordu. Bir otele yerleşmişler sabahleyin kahvaltının ardından ekip ikiye bölünmüş bir kısım sahil temizliğine diğer kısım da “uzun yürüyüş”e çıkmıştı. Assos gerçekten de muhteşem bir doğaya sahipti. Melike gezinirlerken rastladıkları bir zeytinyağı dükkânından zeytinyağlı sabun almıştı. Bu dört sabundan birini az sonra Ulaş’a verecekti ve Ulaş ona koku hafızasının ne olduğunu anlatacaktı. Koku hafızası son derece romantik bir şeydi aslında. Zaten Ulaş ta romantikti. Daha doğrusu genel olarak bakıldığında romantik komedi denilebilirdi. Koku hafızasına göre bir nesnenin ya da bir maddenin kokusu gidilen yerdeki güzel anıları canlandırabilirdi. Yani Melike sabunu her kokladığında bu güzel seyahati hatırlayacaktı.
Dönüş yoluna Ulaş artık Melike’ye yaklaşmayı planlıyor ve bunun için fırsat kolluyordu. Melike’nin arkadaki boşalan koltuklardan birine oturup yer değiştirmesi Ulaş’ın aradığı fırsattı. Hemen ayağa kalkıp su saçma ve komik bahane ile Melike’nin yanına oturdu: “Şimdi yanına oturacağım. Ayağım çok ağrıyor. Bacağımı şu çaprazdaki koltuğa uzatacağım.” Melike şaşırmıştı ama Ulaş’ın bu kendinden emin hali çok hoşuna gitmişti. Ona “hayır oturamazsın” diyecek bir durumda değildi. Madem öyle istiyordu pekâlâ oturabilirdi. Melike ve Ulaş az sonra tatlı bir sohbete daldılar ve Melike neden sonra kendisini Ulaş’ın omzunda uyurken buldu. Öylesine huzur doluydu ki! Melike o güzel saatleri hiç unutmayacaktı. Dönüş yolu keşke biraz daha uzasaydı.
İşte hikâyemizin iki kahramanı böylece birbirlerine âşık oldular ve bu çok masum bir aşktı.

İLK VE SON BULUŞMA
Ulaş ilk buluşma yerlerinin belirlenmesini Melike’ye bırakmıştı. Melike de özel bir şey olmasını istiyordu ve iyice düşündükten sonra Ulaş’a Zeytinburnu’nu gezdirmeyi teklif etti. O da kabul edince Cumartesi günü saat 11 de Zeytinburnu Beştelsiz Camisindeki musalla taşının önünde buluşmak için sözleştiler. Melike her yere erken gitmeyi sever randevuya da erken gitmişti. Randevu yerinin musalla taşının önü olması aslında kulağa biraz tuhaf geliyor olsa da o yerle ilgili Melike’nin “musalla taşında kırmızı pabuçlar” ismindeki hikâyesi bunun sebebiydi. Ulaş çektiği telefon mesajında kaybolduğunu ve gecikeceğini söylüyordu. Melike’nin tahammül edemeyeceği bir şey varsa o da geç kalma idi ve bunu artık Ulaş ta biliyordu. Az sonra şu mesaj geldi: Benim çakıl taşlarım var/ kaybolduğumda yere yayıp yol yaptığım. Tam 11 de Ulaş musalla taşının oraya gelmişti yani randevuya gecikmemiş ilk sınavı geçmişti.
Melike Ulaş’ı ilk önce Şemsettin Sami İlköğretim Okulu’na götürdü. Ailesindeki pek çok kişi gibi o da bu ilkokula gitmişti ve ilk aşkının burayı görmesini istiyordu. Onur tablosundaki öğrenciler arasında kendi isimlerinde birileri var mı diye baktılar. Soyadı Şeker olan birini buldular. Ulaş’ın soyadı da Şeker di ve Melike’nin ona “tatlım” demesinin nedeni de işte buydu. (Tatlıyım tatlısın tatlı=)Okul bahçesinde biraz oturup Uykusuz okudular. Anlaşılan o ki Ulaş Melike’nin mizah dünyasını zenginleştirmek istiyordu. Zaten Ulaş’a göre Melike de patlama şeklinde gülüyordu. Okul bahçesindeki güzel renkli çiçeklerin fotoğraflarını çektiler. Bu saltanatları fazla uzun sürmedi. Okuldaki bekçi Ulaş ve Melike’yi okul bahçesinden kovdu. İki sevgili okul bahçesinden kovulduktan sonra sahile doğru yürümeye başladılar. Melike Ulaş’ı dar sokaklardan tekstil dükkânlarının arasından yürüterek oturdukları eski evleri göstererek yüzünde gülücüklerle sahile doğru götürüyordu. İki sevgili elele çok mutlu görünüyorlardı ve çok güzel bir gün geçiriyorlardı. Öte yandan Ulaş Zeytinburnu’nu pek sevmemiş çok karışık ve düzensiz bulmuştu. Onu mutlu eden tek şey Melike ile gezinmekti.
Sahile geldiklerinde Melike Ulaş’a: “Biliyor musun bu güzel havalar bu mis gibi çiçekler ve bahar ikimiz için geldi” dedi. Bunu öylesine samimi söylemişti ki! Gözlerinin içi gülüyordu. Bu ilk aşk ve ilk buluşma ikisine de iyi gelmişti. İki sevgili sahil boyunda epeyce yürüdüler konuştular şakalaştılar. Bir ara başlarına üşüşen çingeneye gülüp geçtiler. Karınları acıkınca çarşıya indiler. Şanslarına pazar kurulmuştu. Pazardan kiraz domates limon satın aldılar.
Bundan sonrasını Melike her ayrıntısıyla hatırlıyor ama artık yazmak istemiyordu. Bir günlük bir ilişkiyi hala unutamadığı için kendisini aptal gibi hissediyordu. Ama her insanın zaafları vardır ve insan zaaflarıyla yaşar. Önemli olan kendinle barışık olmak. Bu satırları okuyan kişi bil ki dünya üstünde gerçek aşk denen şey sahiden de var ve maalesef pamuk ipliğine bağlı. Ve bu pamuklar Ulaş’ın annesinin vaktiyle çalıştığı o pamuk tarlarındakiler gibi el acıtan nasırlaştıran cinsten.

Melike Yurtsever


mormavi isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Bu konu için 2 üye, mormavi adlı üyemize teşekkür etti.
Caramiom (02-03-2010), nimlahza (18-02-2010)

Alt 18-02-2010, 01:46   #2 (permalink)
 
nimlahza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

Bir gece vakti İstanbul’u özlersin/ Ne kadar vefasız olsa da/ Kart bakışlarını kaldıramazsın/ Başka şehirler seni sıkar/ İstanbul dersin de/ Mühürlenir dudağın/ Işıltılı akşamları canlanır ansızın/ Bir martı olup uçmak istersin/ Ama ne yapsan da faydasız/ Değil mi ki terk edip geldin güzeller güzelini/ Girdin bu kart şehrin koynuna/ Unuttun İstanbul’u/ Ve rahat uyandın sabahında/ Anmak çaresiz artık/ Çılgın sevdalara dalmak ta…



nimlahza isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Teşekkür Edenler:
Caramiom (02-03-2010)





Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Bir Yarım Opucuuk...

Bir Yarım Opucuuk... konusu, BAYANLAR ÖZEL / İlişkiler, Duygular ve Hayatın İçinden forumunda tartışılıyor.


Konu etiketleri: melike çağınlı, http wwwbakimliyizcom iliskiler duygular ve hayatin icinden 51574 bir yarim opucuukhtml, melike çağınlı facebook,

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Sensiz Yarım... 1MeCZuP Şiir 0 08-10-2009 04:39
Yarım Kafiye Nedir?-Yarım Kafiye Nasıl Yapılır? elif Türkçe ve Edebiyat 0 24-06-2009 04:47
Bu da böyle yarım kalsın salon beyaz Aşk, Sevgi Köşesi & Aşk Hikayeleri 2 07-04-2009 11:47
Çok Şık Yarım Eldiven elif Örgü Atki, Eldiven ve Bere Modelleri 0 21-08-2008 12:17
Yarım Kalan Aşk Bkmlyz Aşk, Sevgi Köşesi & Aşk Hikayeleri 0 23-07-2008 01:11

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 06:59 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats