bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > GENEL KÜLTÜR > Eğitim ve Öğretim > Kimya

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 08-07-2013, 11:47   #1 (permalink)
 
ebush - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Kimyanın tarihçesi

Kimyanın tarihçesi-Kimyanın tarihsel gelişimi


Kimya çok eski bir bilimdir; ilk uygulamaları insanların ateşi keşfetmeleriyle birlikte başlamıştır. Binlerce yıl sonra insanlar bakır ve kalaydan tunç yapımında altın ve demiri cevherlerinden ayırmada kimya bilgilerinden yararlandılar. Bitki köklerinden boyar madde bitkilerden ilaç ve zehir tahıl ve meyvelerden alkol çıkardılar.

İlk kimya kuramlarını Eski Yunanlılar geliştirdiler. Yunanlılar bütün maddelerin toprak hava su ve ateşin değişik oranlarda birleşmesi sonucunda oluştuğunu ileri sürmüşlerdi. Ama kimya gerçek bir bilim haline ortaçağda gelmeye başladı. İlk deneysel kimyacılara "simyacı" denirdi ; simyacılar ana metalleri altına çevirmeye hastalıklar için evrensel bir ilaç bulmaya ve ölümsüzlüğü getirecek bir madde keşfetmeye uğraştılar. Simyacıların düşüncelerinin pek çoğu yanlıştı; ama bu arada pek çok kimyasal maddenin de niteliklerini tanımladılar bu maddeler arasındaki tepkimelere ilişkin ilk deneyleri yaptılar. Onların araştırmaları özellikle de İsviçreli simyacı Paracelsus'unkiler modern kimyaya açılan yolun temel taşlarını oluşturdu.

İngiliz bilim adamı Robert Böyle 1661'de yayımladığı The Sceptical Chymist("Kuşkucu Kimyacı") adlı kitabında bir elementi "bileşikler" oluşturmak üzere başka elementlerle birleşebilen ve kendisinden daha basit maddelere ayrıştırılamayan temel madde olarak tanımladı. Böylesi birçok elementin bulunduğunun gösterilmesi toprak su ateş ve havayı temel elementler olarak gören Eski Yunan düşüncesine son verdi.

Böyle dünyayı oluşturan farklı birçok maddenin var olduğunu ileri sürdü ve bunları ayırarak incelemeye yönelik dikkatli deneylere girişti. Ondan sonraki yüzyılda gerçekleşti
rilen kimya araştırmaları hangi maddelerin elementlere ayrıştırılabileceği hangilerinin ise ayrıştırılamayacağı konusuna bir açıklık getirmeye başladı. Henry Cavendish hidrojeni keşfetti ve hidrojenin havada yakılması durumunda suyun oluştuğunu gösterdi; demek ki su bir element olamazdı çünkü suyun kendisi bir başka maddeyi yani hidrojeni içermekteydi. İsveçli kimyacı Cari Wilhelm Scheele 1773'te ve İngiliz bilim adamı Joseph Priestley 1774'te birbirlerinden ayrı olarak oksijeni keşfettiler.

Havanın biri oksijen öbürü azot olmak üzere iki gazdan oluştuğunu ilk keşfeden Fransız kimyacı Antoine Lavoisier oldu. Lavoisier yanma sürecini de açıkladı. Daha önceleri insanlar yanabilen her şeyin yapısında"flojiston" denen bir maddenin yer aldığını sanıyorlardı. Buna göre yanma olayı sırasında flojiston açığa çıkıyordu. Lavoisier herhangi bir cisim yandığında oksijenle birleştiğini ve flojiston diye bir maddenin bulunmadığını ortaya çıkardı. Onun bu buluşu ateşi sihir ya da büyüyle birleştiren görüşlerin ortadan kalkmasına yardım etti. Lavoisier 1789'da kütlenin korunumu yasasını ortaya koydu; bu yasaya göre herhangi bir kimyasal tepkimede oluşan maddelerin toplam ağırlığı her zaman onları oluşturan maddelerin toplam ağırlığına eşittir. Buna göre eğer bir kimyacı kapalı bir kapta bulunan 100 gramlık bir karışımla tepkimeyi başlatırsa arada yapılan ya da sonuçta ortaya çıkan her ne olursa olsun tepkimenin bitiminde kapta gene 100 gramlık bir karışım vardır. Lavoisier ayrıca bugün elementleri ve onların bileşiklerini adlandırmakta kullandığımız sistemi de kurdu.

Kimyasal değişimlerin açıklanmasında bundan sonraki en büyük adımı 1803'te İngiliz Öğretmen John Dalton attı. Dalton bütün elementlerin kendilerinden daha küçük herhangi bir şeye bölünemeyen çok ufak atomlardan oluştuğunu ve elementlerin birleşmesinin atomları arasındaki birleşmeden kaynaklandığını; bu birleşmede basit sayılarla ifade edilebilecek kadar atomun bir araya gelerek bileşik atomunu oluşturduğunu ileri sürdü. Bileşiklerin atomlarına daha sonraları molekül adı verildi. Dalton'un atom kuramı dağınık birbiriyle ilintisizmiş gibi gözüken pek çok gerçeği bir araya getirip açıkladı ve böylece 19. ve 20. yüzyıllardaki büyük ilerlemenin yolunu açtı. 1811'de İtalyan kimyacı Amedeo Avogadro aynı kuramı gazlara uyguladı. Avogadro kendi adıyla anılan varsayımıyla aynı koşullar altında ölçülen eşit hacimlerdeki gazların eşit sayılarda molekül içerdiğini ortaya çıkardı.

19. yüzyılda değişik atomların bağıl ağırlıklarını ölçmek yani elementlerin "atom ağırlıklarını bulmak için çok çaba gösterildi. İsveçli Jöns Jacob Berzelius sistematik biçimde giriştiği bu çalışmada doğru sonuçlara ulaştı. Elementler için simge olarak harflerin kullanılmasını öneren de Berzelius oldu. Berzelius'un çalışmaları nicel çözümlemenin temellerini attı. Analitik kimyanın öteki dalı olan nitel çözümlemeyi ise Alman kimyacı Justus von Liebig kurdu.

19. yüzyılda keşfedilen elementler listesi uzadıkça (1860'a gelindiğinde bilinen element sayısı 80'i aşmıştı) kimyacılar bu elementleri kendi aralarında gruplandırma ve onları davranış biçimlerine göre sınıflandırma girişiminde bulundular. 1869'da Rus kimyacı Dimitriy İvanoviç Mendeleyev elementleri benzer özelliktekiler aynı sütunda görülecek biçimde atom ağırlıklarına göre sıralar halinde dizerek tam bir tablo düzenledi {bak. PERİYOTLAR CETVELİ).
Mendeleyev'in geliştirdiği periyotlar cetveli atomların yapısına ilişkin daha sonraki araştırmalarla kusursuz bir hale geldi. 1913'te İngiliz bilim adamı Henry Moseley X ışını tekniklerinden yararlanarak her elementin atomundaki proton sayısına eşit özgün bir atom numarasının olduğunu ve bu türden 92 elementin bulunması gerektiğini ortaya koydu. Moseley ayrıca her kimyasal bileşiğin yapısında bu elementlerden iki ya da daha çoğunun bulunduğunu söyledi. Gerçekten de bugünkü periyotlar cetveli 108 element içermektedir; bunlardan 92'si kararlı bir yapıya sahiptir ve bunların da ancak 39'u başka elementlerle birleşmemiş durumda serbest haldedoğada bulunur. Atom numarası 92'den büyük olan elementler başka moleküllerin yüksek enerjili temel parçacıklarla bombardıman edilmesi yoluyla elde edilir

Atomun iç yapısının incelenmesi 20. yüzyılda kimya ve fizikte köklü değişiklikler yarattı. Dalton'un atom kuramına göre atomlar daha küçük herhangi bir şeye bölünemezdi; oysa bugün artık atomların daha basit parçacıklardan oluştuğu biliniyor


ebush isimli Üye şimdilik offline konumundadır  





Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Kimyanın tarihçesi

Kimyanın tarihçesi konusu, Eğitim ve Öğretim / Kimya forumunda tartışılıyor.


Konu etiketleri: ateşi ilk keşfeden kişi, jöns jakob berzelius element tablosu,

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Kimyanın tarihi hakkında bilgi ebush Kimya 0 18-06-2013 11:46
Kimyanın tarihsel gelişimi hakkında bilgi ebush Eğitim ve Öğretim 0 01-06-2013 05:35
Eski kimyanın tarihi hakkında bilgi ebush Eğitim ve Öğretim 0 01-06-2013 05:33
Kimyanın ana bilim dalları hakkında bilgi ebush Eğitim ve Öğretim 0 31-05-2013 10:29
Organik kimyanın tarihçesi hakkında bilgi ebush Eğitim ve Öğretim 0 08-05-2013 03:29

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 08:09 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats