Bakimliyiz.Com

-   LakLak Bölümü (http://www.bakimliyiz.com/laklak-bolumu/)
Bakimliyiz.Com (http://www.bakimliyiz.com/)
-   -   Günün hikayesi..barış köprüsü (http://www.bakimliyiz.com/laklak-bolumu/71402-gunun-hikayesi-baris-koprusu.html)

nurküllü 11-02-2011 01:09

Günün hikayesi..barış köprüsü
 
http://profile.ak.fbcdn.net/hprofile..._1116354_n.jpg


GÜNÜN HİKAYESİ..BARIŞ KÖPRÜSÜ


Bir zamanlar bitişik çiftliklerde yaşayan iki erkek kardeş varmış ve bunlar bir gün anlaşmazlığa düşmüş. Bu, makinelerden emek gücüne ve mala kadar her şeyi aksatmadan paylaşan yan yana iki çiftliğin kırk yıldan bu yana ilk ciddi ayrılmalarıymış. Böylece, o uzun yıllar süren iş birliği de parçalanmış.
... Önceleri küçük bir yanlış anlama ile başlayan anlaşmazlık giderek büyük bir uçuruma dönüşmüş ve en sonunda da yerini, karşılıklı sarf edilen nahoş sözcüklerin ardından, haftalar süren sessizliğe bırakmış.
Bir sabah John’un kapısı çalınmış. Kapıyı açınca karşısında, elinde marangoz çantasıyla duran bir adam görmüş. “Ben birkaç günlük bir iş arıyorum” demiş adam. “Belki bana verecek bazı ufak tefek işleriniz vardır.
Acaba size yardımcı olabilir miyim?”

“Evet, sana göre bir işim var. Şu derenin karşısındaki çiftliğe bak.

Oradaki benim komşum, daha doğrusu orada oturan benim erkek kardeşim. Geçen hafta aramızda bir otlak vardı ama o buldozeriyle ırmak bendi yaptı ve şimdi aramızda bir dere var. Bunu bana acı vermek için yapmış olabilir ama şimdi ben ondan daha iyisini yapacağım. Ahırın yanında yatan şu kütükleri görüyor musun? Senden bana bir çit yapmanı istiyorum ki onun yerini bir daha görmek zorunda kalmayayım. Ne yaparsan yap, şunu hallet.”
Marangoz, “Sanırım durumu anladım. Bana çivilerin ve çukur açıcıların yerini göster ki beğenebileceğin bir iş çıkarayım” demiş.
Büyük kardeşin öteberi almak için kasabaya gitmesi gerekiyormuş; bu yüzden marangozun malzemelerini hazırlamasına yardım ettikten sonra akşam dönmek üzere ayrılmış. Marangoz, bütün gün boyunca ölçerek, keserek, çivileyerek sıkı bir şekilde çalışmış. Güneşin batmasına yakın çiftçi geri döndüğünde marangoz da işini ancak bitirebilmiş. Çiftçinin gözleri fal taşı gibi ağzı açık kalmış, ortada çit falan yokmuş.
Derenin bir yakasından bir yakasına uzanan bir köprü varmış. Korkuluklarıyla ve diğer ayrıntılarıyla tam bir usta işi köprü ve köprüye doğru, kollarını iki yanına açmış bir halde ilerleyen komşusu, yani küçük kardeşi varmış.
“Onca yaptığıma ve söylediğim sözlere karşın yine de bu köprüyü yaparak nasıl iyi bir insan olduğunu gösterdin.” demiş kardeşi.
İki kardeş köprünün karşılıklı iki ucunda duruyorlarmış ve daha sonra köprünün ortasında kucaklaşmışlar.
Geri döndüklerinde alet çantasını sırtlamakta olan marangozu görmüşler.
“Dur, bekle. Birkaç gün daha kal. Sana vermek istediğim bir sürü proje daha var” demiş büyük kardeş.
“Kalmak isterdim ama daha yapmam gereken bir sürü köprü var.”

nurküllü 12-02-2011 07:05

GÜNÜN HİKAYESİ....BİR KIŞ GÜNÜ YALIN AYAK

Rumeli’nde, Dalmaçya’da, Ermeni bir beyin yanında yamaklık eden 10-12 yaşlarında Joseph Maskoviç isminde bir çocuk, zemherinin en fırtınalı günlerinde, buzlar üzerinde yalınayak, düşe kalka eve su taşımakta iken, komşularından fakir ve dul bir kadıncağız bu hale üzülüp kocasından yadigâr bir çift... partal kundurayı çocuğun ayaklarına giydirmişti.
Aradan çok uzun yıllar geçti.
Bu arada Osmanlılar o yerleri fethetmiş; kadın da İslamiyet’te hidayet bulmuştu.
Günlerden bir gün, iyiden iyiye yaşlanmış olan kadıncağızın kapısı çalınıp önüne bir torba bırakıldı. Torbayı açan ihtiyar eller, vaktiyle kocasının olan o çift partal kunduraya dokununca birdenbire takatten kesildi, kıpırdamaz oldu. Kadıncık, neden sonra baktı ki, ayakkabılarının her ikisinin de içleri altın dolu. Yoksul hasırının üzerine dökülen altınları toplayayım derken keskin gözleri küçük bir kâğıt parçasına ilişti. Bir çeyrek kadar sonra kasaba imamının önünde tek bir cümlelilik pusulayı okutuyordu.
- Anacığım! Buzdan donmuş çıplak ayaklarına bu kunduraları giydirdiğin çocuk sana borcunu ödemeye çalışıyor…
Bu yazının koca Osmanlı devletinin kaptanıderyası Hanya Fatihi Silahtar Yusuf Paşanın divitinden döküldüğünü hiç kimsecikler anlayamayacaktı.


Ta ki Osmanlı arşivlerinde söz konusu altınların muhasebesini tutan belge ortaya çıkasıya kadar.

nurküllü 14-02-2011 12:44

ZİYARET


Bir haftadır hastanede yattığını ve bu arada ameliyat edildiğini söylemişlerdi.
Fazla umursamadan:
-Geçmiş olsun, demiştim. İyileşir inşallah.
Küçük yaşlardan beri onunla arkadaştım. Fakat her nedense fazla üzülmemiştim. Zaten ona son yıllarda sinirleniyor, yolda gördüğüm anda başımı başka tarafa çe...viriyordum. Bu konuda kesinlikle haklıydım. Çünkü farklı kitapları okuyor, farklı kişilerle sohbet ediyor, farklı bir siyasi görüşü taşıyordum.
Ondan haber aldığımda:
-Bu arada herkes hasta, diye söylendim. Hem biraz yatarsa aklı başına gelir.
Hastaneyi düşünürken, lise çağlarında geçirdiğim apandisit ameliyatını hatırlamıştım. Çektiğim acıya rağmen, ziyaretime gelenlerin çokluğundan ve bir bebek gibi ilgi görmekten nasıl da hoşlanmıştım.
Peki ya şimdi hastanede yatan arkadaşımın da beni ziyaret ettiğini ne çabuk unutmuştum?
Başucumda saatlerce bekleyen, böylelikle acılarımı hafifleten, o değil miydi? hastaneden çıkınca?
Eksik derslerim için günler boyu bana yardım etmemiş miydi?
Hatıralar gözümde canlanırken, bana çocukluğumu tekrar yaşatıyordu. Ve o günler, şimdi hastanede neden yattığını bilemediğim arkadaşımla dopdoluydum.
Yarabbi, bizlere ne olmuştu? Neden düşman kesilmiştik?
Yoksa ikimiz de, bütün Müslümanlar gibi aynı Allah’a ve peygambere inanmıyor muyduk?
Dilimiz, bayrağımız, kıblemiz ve duamız bir değil miydi?
Aynı kin ve nefreti, gerçek düşmanlarımıza karşı neden hissetmiyorduk?
Yattığım yerde kıvranıp duruyor ve bu sorulara bir cevap arıyordum. Ne yazık ki bir türlü bulamadım. Onu mutlaka görmeli ve kendimi affettirmeliydim. Üstelik bir hafta sonra bayram geleceğinden bunu iyi bir sebebe bağlayabilirdim.
Arkadaşımla barışmak için neden yıllarca beklediğimi ve sonunda neden bir hafta geciktiğimi hala bilemiyorum. Fakat kendisini o bayramdan beri her fırsatta ziyaret ediyor ve beni bağışladığını ümit ederek kabri başında Kur’an okuyorum.

nurküllü 16-02-2011 12:48

GÜNÜN HİKAYESİ..YAYDAN ÇIKAN OK GİBİ

Bir kadın komşularından birisi hakkında bir dedikoduyu yayıp duruyordu. Birkaç gün içinde bütün köy dedikoduyu duydu. Dedikodunun kurbanı derinden yaralandı ve incindi. Dedikoducu kadın daha sonra yaptığından pişman oldu, çok üzüldü. Hatasını nasıl tamir edebileceğini sormak için bilgeye gitti.
“Pazar git” dedi b...
ilge. “Bir tavuk al ve onu kestir. Eve dönerken tüylerini yol ve yol boyunca yere at.”
Nasihatin garipliğine şaşırsa da denileni yaptı kadın. Ertesi gün bu defa şu tavsiyede bulundu: “Şimdi git ve dün attığın bütün tüyleri topla ve bana getir.”
Kadın aynı yolu izledi ama umutsuzluk ve korku içinde gördü ki rüzgar bütün tüyleri uçurup götürmüştü. Saatler süren arayışın sonunda elinde sadece birkaç tüyle dönebildi. Bilge:
-Görüyorsun, onları yere atmak mümkün ama geri toplamak imkânsız. Dedikodu da böyle. Dedikodu yapman ne kadar kolaysa, dedikoduyla işlediğin hatayı telafi etmen de o kadar zordur.



nurküllü 17-02-2011 01:14

GÜNÜN HİKAYESİ..GERÇEK NEDİR?

Sonsuzluğa yöneldim, gece karanlık ve sınırsızdı. Bütün genişliklere çevrildim, uzak yıldızlara, samanyollarına ve yıldızlar ötesine kadar uzanarak sordum:
“Gerçek nedir?”
“Gerçek, sonsuzluktur!” dediler.
...Sabah aydınlık ışıdı, Güneş pırıl pırıl ışıklarla dünyayı sarmaya başlayınca Güneş’e döndüm ve sordum:
“Gerçek nedir?”
“Gerçek, aydınlıktır!” dedi.
Varlığa döndüm. Her şey yavaş yavaş canlanmaya toprakta tohumlar patlamaya, fidan büyümeye, yapraklar yeşillenmeye ve meyveler olgunlaşmaya başlamıştı. Sordum:
“Gerçek nedir?”
“Gerçek, şu üzerinde dolaştığın yeryüzüdür!” dedi.
Bir ihtiyara rastladım. Yıllar yaşamış, bir hikmete ulaşmıştı. Beni bir peygamber gülüşü ile karşıladı.
“Gerçek nedir?” diye sordum.
“Gerçek, yaşamaktır!” dedi.
Her şeyden kaçarak ıssızlığa yöneldim. Sessizlik içinde derinlik, derinlik içinde anlamlar doluydu.
“Gerçek nedir?” diye bağırdım.
“Gerçek, barış ve huzurdur!” diye yankılandı sesim.
Kalbe doğru yöneldim. Bütün aydınlıkları ve insanları kucaklamak ve sıcaklıkla ısıtmak istiyordu. Kalbime sordum:
“Gerçek nedir?”
“Gerçek, sevgidir!” dedi. “Sana bu soruları sorduran, sonra da gerçek cevabını bulduran Allah’ı sevmektir!”

(Osman NEBİOĞLU)

nurküllü 24-02-2011 03:02

GÜNÜN HİKAYESİ

Çiviler ve Tahta

Bir genç varmış. Arkadaşlarıyla sık sık tartışır, ağır sözler söyle ve onların kalplerini kırarmış. Oğlundaki bu kötü davranışı bazen duyan bazen de bizzat gören ve çok üzülen babası, bir gün ona çivilerle dolu bir torba vermiş.
- Arkadaşlarınla tartışıp kavga ettiğin her zaman, bu tahtaya bir çivi çak, demiş oğluna. B...
unun için söz de almış.
Genç ilk hafta tahtaya 37 çivi çakmış, evet, tam 37 çivi!
Genç, üzerine çiviler çakılmış tahtayı her gördüğünde, “Ne kadar da dalaşıyorum insanlarla!” demiş kendi kendine. Sonraki haftalardaysa kendini kontrol etmeye çalışmış ve geçen her gün daha az çivi çakmış tahtaya.
Nihayet bir gün gelmiş ki, tahtaya hiç çivi çakmamış. Babasına gidip bunu sevinçle söylemiş.
Babası onu yeniden tahtanın önüne götürmüş ve ona,
- Bugünden başlayarak, tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahtadan bir çivi çıkar, demiş bu defa da.
Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki, tahtaya çakılan her çivi çıkarılmış. Genç, yine babasına gidip,
- Tahtada artık hiç çivi kalmadı baba, demiş.
Babası yine oğlunu tahtanın yanına götürerek,
- Aferin, demiş, ama tahtaya dikkatlice bak. Ne kadar çok delik var! Tahta artık geçmişteki gibi hiçbir zaman düzgün olmayacak. Evet, her kötü söz, kalpte bir yara bırakır. Arkadaşın sana bin defa kendisini affettiğin söyleyebilir; ama tahtadaki bu delikler gibi, onun kalbindeki kırıklıklar aynen kalacak, kapanmayacaktır. Bir arkadaş bir mücevher gibidir; seni güldürür, yüreklendirir, ihtiyaç duyduğunda sana yardımcı olur, seni dinler ve sana yüreğini açar. Artık kalp kırmaktan, ateşten kaçar gibi kaç oğlum…

nurküllü 25-02-2011 04:03




GÜNÜN HİKAYESİ...Deniz Yıldızı

Bir gün, yazı yazmak için okyanus sahillerine giden bir yazar, sabaha karşı kumsalda dans eder gibi hareketler yapan birini görür. Biraz yaklaşınca, bu kişinin sahile vuran denizyıldızlarını okyanusa atan genç bir adam olduğunu fark eder. Genç adama yaklaşır:
-Neden denizyıldızlarını okyanusa atıyorsun?
Genç adam cevap v...
erir:
-Birazdan Güneş yükselip sular çekilecek. Onları suya atmazsam ölecekler.
Yazar sorar:
-Kilometrelerce sahil, binlerce denizyıldızı var. Ne fark eder ki?
Genç adam eğilir, yerden bir denizyıldızı daha alır ve okyanusa fırlatır:
-Onun için çok şey fark etti ama, der.

nurküllü 07-03-2011 08:04

GÜNÜN HİKAYESİ...Yolumuzdaki engeller..

Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun uzerine kocaman bir kaya koydurmus, kendisi de pencereye oturmustu.
Bakalim neler olacakti?.

Ulkenin en zengin tuccarlari, en guclu kervancilari, saray gorevlileri birer birer geldiler, sabahtan oglene kadar. Hepsi kayanin etrafindan dolasip saraya girdi...ler. Pek cogu krali yuksek sesle elestirdi. Halkindan bu kadar vergi aliyor, ama yollari temiz tutamiyordu.
Sonunda bir koylu cikageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sirtindaki kufeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarildi ve ikina sikina itmeye basladi. Sonunda kan ter icinde kaldi ama, kayayi da yolun kenarina cekti.
Tam kufesini yeniden sirtina almak uzereydi ki, kayanin eski yerinde bir kesenin durdugunu gordu. Acti.. Kese altin doluydu. Bir de kralin notu vardi icinde.. "Bu altinlar kayayi yoldan ceken kisiye aittir" diyordu kral. Koylu, bugun dahi pek cogumuzun farkinda olmadigi bir ders almisti.

"Her engel, yasam kosullarinizi daha iyilestirecek bir firsattir.."

nurküllü 09-03-2011 02:35


GÜNÜN HİKAYESİ....Sen Hangisisin?


Bir zamanlar, her şeyden sürekli şikâyet eden, her gün hayatının ne kadar berbat olduğundan yakınan bir kız vardı. Hayat ona göre çok kötüydü ve sürekli sıkıntı etmekten yorulmuştu. Bir problemi çözer çözmez, bir yenisi çıkıyordu karşısına.

Genç kızın bu yakınmaları karşısında, mesleği aşçılık olan babası ona bir hayat ...
dersi vermek istedi. Bir gün onu mutfağa götürdü. Üç ayrı cezveyi suyla doldurdu ve ateşin üzerine koydu. Cezvelerdeki sular kaynamaya başlayınca, bir cezveye bir patates, diğerine bir yumurta, sonuncusuna da kahve çekirdeklerini koydu. Daha sonra kızına tek kelime etmeden beklemeye başladı. Kızı da hiçbir şey anlamadığı hâlde babasını seyrediyor ve sonunda karşılaşacağı şeyi görmeyi bekliyordu. Ama o kadar sabırsızdı ki, sızlanmaya ve daha ne kadar bekleyeceklerini sormaya başladı. Babası onun bu ısrarlı sorularına cevap vermedi.

Yirmi dakika sonra adam, cezvelerin altındaki ateşi kapattı. Birinci cezveden patatesi çıkardı ve bir tabağa koydu. İkincisinden yumurtayı çıkardı, onu da bir tabağa koydu. Daha sonra son cezvedeki kahveyi bir fincana boşalttı. Kızına dönerek sordu:


- Ne görüyorsun?

- Patates, yumurta ve kahve, diye alaylı bir cevap verdi kızı.

- Daha yakından bak bir de, dedi baba, patatese dokun.

Kız, denileni yaptı ve patatesin yumuşamış olduğunu söyledi.

- Aynı şekilde, yumurtayı da incele.
Kız, kabuğunu soyduğu yumurtanın katılaştığını gördü. En sonunda, kızının kahveden bir yudum almasını söyledi babası. Söylenileni yapan kızın yüzüne, kahvenin nefis tadıyla bir gülümseme yayıldı. Ama yine de bütün bunlardan bir şey anlamamıştı:

- Bütün bunlar ne anlama geliyor baba, dedi.

Babası, patatesin de, yumurtanın da, kahve çekirdeklerinin de aynı sıkıntıyı yaşadıklarını, yani kaynar suyun içinde kaldıklarını anlattı. Ama her biri bu sıkıntı karşısında farklı tepkiler vermişlerdi.

Patates daha önce sert, güçlü ve tavizsiz görünürken, kaynar suyun içine girince yumuşamış ve güçten düşmüştü. Yumurta ise çok kırılgandı; dışındaki ince kabuğun içindeki sıvıyı koruyordu. Ama kaynar suda kalınca, yumurtanın içi sertleşmiş katılaşmıştı. Ancak kahve çekirdekleri bambaşkaydı. Kaynar suyun içinde kalınca, kendileri değiştiği gibi suyu da değiştirmişlerdi ve ortaya tamamen yeni bir şey çıkmıştı. Baba,

- Sen hangisisin, diye sordu kızına. Bir sıkıntı kapını çaldığında nasıl tepki vereceksin? Patates gibi yumuşayıp ezilecek misin? Yumurta gibi, kalbini mi katılaştıracaksın? Yoksa kahve çekirdekleri gibi, başına gelen her sıkıntının seni olgunlaştırmasına ve hayatına ayrı bir tat katmasına mı izin vereceksin?







nurküllü 10-03-2011 12:50

GÜNÜN HİKAYESİ....DERS ALINACAK BİR EŞEK HİKAYESİ


Günlerden bir gün, köylerden birinde, bir adamın eşeği kör kuyulardan birinin içine düşmüş. Niye düşer, nasıl düşer diye sormayın. Eşek bu, düşmüş işte.
Hayvancık saatlerce acı içinde kıvranmış, anırmış, sesini duyurmaya çalışmış. Derken eşeğin sahibi gelmiş kuyunun başına.
Bakmış zavallı eşek kuyunun dibinde melül mahzun bakınıyor. Üstelik de yaralı. Bir hal çaresi düşünürken bir koşu gidip köylüleri yardıma çağırmak gelmiş aklına.
Ne yapsak, ne etsek de şu eşeği kuyudan çıkarsak derken, bakmışlar ki hayvan zaten yaralı, belki de kırık çıkığı da var, çok acı çektiği de belli, artık kurtarılsa da işe yaramaz düşüncesiyle çıkarmaktan vazgeçmişler ve üzerini toprakla doldurmaya karar vermişler. Herkes eline geçirebildiği ne varsa başlamışlar kuyuyu toprakla doldurmaya.
Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları her seferinde silkinerek üzerinden atmış. Onlar yukarıdan atmış, eşek silkelenerek her defasında toprağı altına almış.
Derken, ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her defasında biraz daha yükselmiş ve giderek yukarıya çıkmaya başlamış eşek. Köylüler de şaşırmışlar hayvanın giderek yükselmesine. Onlar atmış eşek yükselmiş derken neticede hayvan yukarıya çıkmayı başarmış.

Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır. Üstümüzü toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur. Bunlarla baş etmenin tek yolu sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmaktır. Aydınlığa bir adım daha yaklaşmaktır. Kör kuyuda olsak bile!"


Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 02:03 .

Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2022, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.