bakimliyiz
Konu etiketleri: kayserinin gelenek ve görenekleri, kayseri gelenek ve görenekleri, kayserinin gelenekleri ve görenekleri, kayseri gelenekleri, kayserinin gelenek görenekleri, kayserinin gelenekleri, kayseri nin gelenek ve görenekleri, kayseri gelenek görenekleri, kayseri yöresinin gelenek ve görenekleri, kayseri görenekleri, kayserideki gelenek ve görenekler, kayserinin görenekleri, kayseri ilinin gelenek ve görenekleri, kayseri gelenek ve göreneklerimiz, kayserinin bilinmeyen gelenek görenekleri,
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > GEZELİM, GÖRELİM, ÖĞRENELİM > Örf ve Adetlerimiz

Kadın Portalı Kayıt Ol Reklam Verin İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 30-04-2008, 08:24   #1 (permalink)
 
Bkmlyz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Kayseri gelenek ve görenekleri

ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ
DÜĞÜN
Görücü
Evlenme çağına gelmiş genç erkeğin ebeveyni aralarında anlaşıp oğullarını evlendirmeye karar verirler. Bir erkeğin evlenebilmesi için askerliğini yapmış olması ilk şarttır. Çünkü askere gidip de dönmemek var. Şimdi bile askerliğini yapmış olanlar daha kolay kız bulabilirler. Kızı olan bir aile kızlarının şehirden ayrılmaması için damat adaylarından talebeliğini bitirmiş olmalarını ve daimi mukim iş güç sahibi olmalarını isterler. Bu şartlarda olmayıp ta evlenmek isteyen gençler ailelerine olgun ve ağırbaşlı görünmek istemelerine rağmen yine de bu dileklerini ebeveynlerine ima ederler. ''Başımı alıp gideceğim'' ''bıktım bu yalnızlıktan'' gibi...
Kayserili 30 - 40 yıl önce modern şehircilik başlamadan kaldırımlı dar sokakları olan mahallelerde ''hayat'' tabir edilen uzun avlulu genellikle tek katlı evlerde otururlardı Evlenebilecek yaşta kızı olan her kız evi sabah erkenden hayatı süpürür dış kapının önünü kaldırımları yıkar O evde kız olduğu hemen anlaşılırdı şimdi ise büyük apartman dairelerinde böyle belirtiler bulundurmak mümkün değil. Zaten gerek de kalmadı. Çünkü kadınlar artık eskisi kadar dışarıya kapalı ve erkeklerle ilişkisiz değil. Kız evi gelecek görücülere iyi ve temiz görünmeye çalışır Oğlan evi görücüleri ki bunlar: anne anneanne babaanne abla olur sabahın sekizinden itibaren dünür gezmeye başlarlar Önünü temiz buldukları kapıyı çalarlar. Kapıyı kız anası açar. Hiç bir şey sormadan misafirleri buyur eder. Ya da görücüler ''misafir alır mısınız?'' diye sorarlar Görücüler döşenmiş temiz odaya alınır. Biraz sonra görücülerin en yaşlısı 'hanım kızımızı görelim'' der Kız temiz giyimiyle gelir hiç bir şey söylemeden misafirlerin elini öpüp çıkar. Daha sonra yine en yaşlı misafir su ister. Suyu kız getirir. Misafir suyu ağır ağır içerken bir kenarda başı önünde ayakta duran kız baştan ayağa süzülür. Su içildikten hemen sonra başka bir şey ikram edilmeden misafirler gider. Giderken mahalledeki diğer kızların evlerini sorarlar ev sahibi de tek tek tarif eder. Görücüler gördükleri kızlardan beğendikleri birini almaya karar verirler. Diğer yakın akrabalar da gidip kızı görürler. Hepsi de beğendikten sonra kız ve ailesi hakkında araştırma yapılır. Bu araştırmada namus iffet. mali durum ve irsi bir hastalık olup olmaması ilk planda gelir. Kızı almak için bir engel görülmezse nadiren kız oğlana bir fırsat kollanarak gösterilir Oğlan şiddetle karşı çıkmadığı sürece bu işten pek vazgeçilmez Zaten erkeklerin çoğu da annelerinin buldukları kıza razıdırlar. Kızı beğendikten sonar kız evine giderek Görücü; ''kızınızı beğendik Allah'ın emri Peygamber in kavli ile kızınızı oğlumuza istiyoruz Bizim lakabımız adımız soyadımız şudur. Oğlumuz şu işi yapar işyeri şurdadır evimiz şurdadır'' der. Eğer varsa oğlanın Kartviziti ile fotoğrafını da bırakır Kızın annesi "bize on-on beş gün müsaade edin bakalım'' der Bundan sonra araştırma sır kız evine gelir. Kızın çok yakınları damat adayını araştırmaya başlarlar. Yine araştırılanların başında namusluluk mali durum ve irsi hastalık gelir. Her iki taraf da mali durumlarının birbirine çok yakın olmasına dikkat ederler.
Her şey mükemmel bile olsa bir taraf bir taraftan biraz fazlaca zengin ya da fakir ise ''uyuşamayız dengimiz değil'' denilip vazgeçilir. Araştırma sırasında oğlanın kızı nadiren görebilmesine mukabil kızın oğlanı görmesi hemen hemen hiç mümkün değildir. Kızın erkek akrabalarının çoğu oğlanı belli etmeden görürler. Hatta kızlarının ilerde rahat etmesi dayak yememesi için oğlanı herhangi bir konuda kızdırıp sinirlilik halini kontrol ederler. Gece hayatına içkiye namaza olan alışkanlıklar da önemle göz önüne alınır. Bu araştırmalardan dolayı evlenecek erkekler bu devrelerde temkinli olurlar. Sinirli olmamaya giyime ve bilhassa cemaatle namaza özen gösterirler.
Kız evi alınan müddetin son günü yakın akrabalarıyla genel bir istişare yaparlar. Müspet ayda menfi cevap kız anasına tembih edilir. Ertesi gün oğlan evi kadınları kız evine gelerek ''nasıl oldu dünürümüzü gönderelim mi?'' diye sorarlar. Kız evinin cevabı müspetse kız anası ''Allah yazmış ne diyelim'' beyanında cevaplar verir. Cevap menfi ise ''kızımız küçük kusura bakmayın'' der.
Kız yaşlı ve evde kalmış bile olsa bu cevap reddetme klişesidir. Görücülerin bu gelişinde de kız görünmez. Hatta şerbete kadar oğlan evinden kimseye görünmemeye çalışır. Kız oğlan evi mensuplarınca görülürse oğlan evi bunu uğursuzluk addeder.
Söz Kesmek Kahve Almak
Kadınlar kendi aralarında anlaştıktan sonra işe kesinlik kazandırmak için oğlanın babası amcası ve bir - iki yakın akrabası hemen ertesi gün kızın babasının işyerine işyeri yoksa ya da müsait değilse akşam evine giderler. Kız babası misafirlere oldukça rağbet gösterir ikramda bulunmak için birçok şey teklif eder. Fakat misafirler ille de kahve içmek isterler. Kızın babasının babası yoksa annesinin babası hayatta iseler bu bulunmazlar. Kız babası kahveyi dedenin (varsa önce baba tarafı yoksa anne tarafı dedenin) vermesi için misafirlere çay meyve gibi ikramlarda bulunur. Misafirler de dedenin varlığını bildikleri için kahve içmekte fazla ısrar etmezler. Fakat her iki dede de hayatta yoksa kız babasından kahveyi almadan yani kahve içmeden gitmezler. Dede varsa hemen ertesi gün yine oğlanın babası amcası dayısı dedeye giderler. Çok önceleri yanlarına bir de imam ve her iki tarafın tanıdığı saygınlığı olan birini daha alırlarmış. Dededen yine kahveyi isterler dede de ısrar etmelerini bekler böylece güya kızı ağıra satmış olur Misafirler kahveyi içmeye muvaffak olunca kızı resmen kendilerine bağlamış söz kesmiş olurlar. Kahveler içildikten hemen sonra varsa imam yoksa bulunanların en yaşlısı Kuran okur dua eder. Diğer ikramlardan sonra büyük kahvenin günü tespit edilir. Bugün; genellikle en yakın cumartesi günü olur. Türkiye'nin hemen her tarafında kız isteyene ''verdim'' demek ayıp sayılır. Örneğin Baraklar ''verdim'' demez ''he'' der(1 ). Birçok bölgede olduğu gibi Kayseri'de de ''kahve'' verilir. Böylece muhatap olumlu cevap almış olur.
Kahve
Bu toplantı kız evinde olur. Toplantıya kız ve oğlan evinin uzak-yakın bütün akrabalarıyla oğlanın arkadaşları katılır. çok kalabalık olur. Kız ve oğlan evi birkaç gün önce akrabalarına haber göndererek ''cumartesi akşamı kahveye buyuracaksınız'' dedirtir. Bu davet yalnız erkekler içindir ve bu davete damat adayı Katılmaz. Oğlan evi cuma veya cumartesi günü öğleden önce gereğinden fazlaca toz şeker ve pastayı ailenin diğer erkek çocuğuyla yoksa yakın akrabalardan birinin oğluyla kız evine gönderir. Önceleri kız evi toz şekeri eriterek serbest yapardı. Sonraları toz şekerin yerini hazır meyve suyu yaş pasta veya rulo pasta aldı Bu gönderilenlerin arasında kahve yoktur fakat nişanda dağıtılacak olan nişan şekeri vardır Kız evi hediyeleri getiren çocuğa ya mendil ya kravat ya da para verir. Akşam namazından sonra bütün davetliler gelmeye başlarlar. ilk önce yaşlılardan başlanarak fincan fincan kahve taşınır. Bundan sonra büyük ve geniş şerbet tepsisi odanın ortasındaki bir sehpanın üzerine konur. Tepsinin içi bardak doludur üstü bir tülle kapalı tülün üstünde de bir ipek mendil vardır. Tepsi ortaya gelince bir hafız Kuran okur çiftlerin mutluluğu için dua eder. Duanın akabinde damat adayının en yakın bekar akrabasından biri tepsiye doğru ilerler hemen mendili cebine koyar tülü açıp birine verir. (Bu tül daha sonra sürahiye sarılacaktır). Tepsiyi alıp bir-iki misafire ikram ettikten sonra kız evine mensup bir gence devreder. Şerbetin ya da meyve suyunun yanında kurabiye yaş pasta yada rulo pastalarda ikram edilir. Oğlan evi gençleri kız evi mensuplarına farkettirmeden evden bazı eşyaları geri verilmek üzere çalıp damat adayına götürerek bahşiş alırlar. Bunlar; basit bardak bardak altı kül tablası olduğu gibi sedir yastığı vazo saksı sandalye çerçeve gibi hacimli eşyalar çalmaya muvaffak olanlar da görülebilir. Misafirlere en son şeker ve çikolata ikram edilir. Bu sırada bir sürahi şerbet veya meyve suyuyla doldurularak tüle sarılır kurdeleye bağlanır. Bu sürahiyi damat adayına veren genç damat adayı tarafından mükafatlandırılacağı için sürahi kız evindeyken damat adayının arkadaşları tarafından kapışılır. Misafirler giderken oğlanın babası ve amcası kız evine verilmek üzere kapıda yolcu edenlerden birine ''kahve parası'' verirler. Verilecek para konusunda daha önce anlaşırlar. Örneğin baba bin Iira vermişse amca daha az diyelim beş yüz lira verir.(yıl 1981 )
Dini Nikah
Dini nikah önceleri düğün haftası içinde yapılırdı. Bu yüzden nikahları kıyılmamış gençler de islam dinince birbirlerine haram ve ne mahrem oldukları için genellikle gerdeğe kadar görüşemezlermiş. Fakat bu anlayış gittikçe kaybolarak günümüzde hiç kalmamıştır. Şimdi dini nikah söz kesimi ve kahveden sonra yapılıyor. Böylece birbirlerinin helallileri sayıldıklarından aylarca nişanlılık devresi yaşayabiliyorlar Dini nikah genellikle kız ve oğlan olmadan onların vekilleriyle yapılır. Vekiller genellikle ikişer erkek olur Vekiller kadınsa bir erkeğe ilk kadın olması lazımdır. Vekillerin aklı başında ve kötülük yapmak istemeyecek güvenilir insanlar olması gerekir. Nikahın kıyılması esnasında daha çok oğlanın düşmanları (kızın da olabilir) gerdek gecesinde oğlanı iktidarsız kılmak için sihir ve büyü yaparak oğlanı bağlarlar. Bu bağlanmalar çeşitli yollardan yapılabilir. Duvara veya tavana çivi çakmak bir ipi düğümlemek ağzı açık bir i çakı bıçağını kapamak gibi... Bu gibi büyüsel hareketler hep nikah sırasında olacağı için nikah kıyan hoca herkesin elini dizinin üstünde görmek ister. Nikahın kıyılacağı zaman ve mekan hoca ve vekillerden başka hiç kimseye bildirilmez. Bu gelenek hala devam eder ve nikahlar gizli kıyılır.

Düzen

1930-35 yıllarına kadar düzeni kız evi düzermiş daha doğrusu şerbetlik alırlarmış. Zamanla bu iş oğlan evine kaymış. Düzen düzmek demek kızın nişan günü ve daha sonra giyeceği elbiselerle. diğer aksesuarı (makyaj malzemesi. ayakkabı. terlik çanta) almak demektir. Önceleri kıza alınan elbiseler 2-3 katı geçmezken şimdi 10 15 kat elbise alınıyor. O zamanlar bu alışverişe damat adayı iştirak etmezdi ve makyaj malzemesinin yerine de 1-2 kemik tarak alınırdı. Düzene: gelin kız pek yaşlı olmayan 2 - 3 yakın akrabası kaynana kaynata bir evli bir bekar kadın ve bazen damat adayı da katılarak öğleden önce gidilir. Akşama kadar çarşıda kalınır. Alınan eşyalar normal olarak şöyledir. Siyah ve bordo kadife elbise jorjet elbise altı ipek üstü sırmalı elbise ''dört etek" elbise çeşitli desenlerde mevsimlik kumaşlar. Son zamanlarda gündüz ve gece tuvaletleri de alınıyor. Yılan derisinden mamül 2 - 3 çift ayakkabı ve çanta yazlık ve kışlık terlikler iç çamaşır sabahlık takım kombinezon pijama 5 - 1 0 çift çorap ve makyaj malzemesi. Bu eşyalar o gün oğlan evine gelir. Oğlan evi yakınları ertesi gün düzene bakmaya gelirler. Bir iki gün sonra da münasip bir genç eşyaları kız evine götürür. Önceden dikilip hazırlanan mantoyu da beraberinde götüren genç kız evinden para mendil veya kravat alır. Baraklarda bu alışveriş kızla beraber bütün akrabalarına çok külfetli bir şekilde olurdu.
Resmi Nikah
Resmi nikah genellikle belediye nikah salonunda değil kız evinde yapılır. iki tarafın yakın akrabaları toplanırlar. Nikah memurları bilinen seyir içinde nikahı kıyarlar. Nikah kıyılırken gelin ve güvey birbirlerinin ayaklarına basmaya çalışırlar. Burada erkek daha müsamahakardır. Nikah memurlarına kutu içinde şeker ikram edilerek uğurlanır. Nikah dan sonra birbirlerine bir kurdele ile bağlanmış olan nişan yüzüklerini iki tarafın sevip saydığı bir erkek genç çiftlere takar alkışlarla beraber kurdelayı keser. Daha sonra misafirlerin çoğu gider. Kalanlar gelin ve güveyle fotoğraf çektirirler. Son yıllarda gelin ve güvey nikahtan sonra taksilerle gezdirilmeye başlandı. Ayrıca nişan için de ayrı bir toplantı yapılmadan nikahtan sonra kadınlar arasında nişan yapılıp oğlan evinin hediyeleri veriliyor.
Nişan
Önceki sayfalarda ''kahve'' başlığı altında anlatılanlar 30 35 yıl kadar önceleri kadınlar arasında ve ''şerbet" adıyla yapılırdı. Şerbette bir nevi başlık parası olan kızın Mihr-i Muaccel'i ile Mihr-i Mahırı tesbit edilirdi. Kıza takılacak takılar evlenince yine kızla beraber oğlan evine geleceği için. kız evine verilen ve yaygın olan başlık diye anlaşılmamalıdır. Nikah hakkı kadının boşama hakkı ise erkeğindir. Erkek kadını boşadığı takdirde Mihr-i Mahır yürürlüğe girer ve erkek kadına tespit edilen miktarda peşin ve taksitle (nafaka) para verir. Önceleri kıza verilen hediye 500 ila 20.000 altın kuruş arasında değişirmiş. Hemen hemen 35 yıllık hatta daha da fazla bir süredir bu para beşli diye bilinen Cumhuriyet altını olarak verilmektedir. Son yıllarda da beşlinin yerini gerdanlık inci platin veya elmas saatler almaktadır.

Nişan kız evinde olur. Kızın bütün akrabaları oğlan evinin kıza takı takacak ya da para verecek yakınları toplanırlar. Oğlan evinden bir yaşlı kadın ''gelin kızımızı getirin'' der. Gelin kız yanında bir kız arkadaşıyla gelir. Önce oğlan evi konuklarının sonra kız evi konuklarının ellerini öper sonra odanın ortasına gelip durur. Kızın yanına evli bir kadın gelir ve hediyeler takılmaya başlanır. ilkönce kaynananın hediyeleri takılır Kaynana altınları kızın yanındaki evli kadına verir o da takar. Diğer akrabaların hediyelerini de kızın yanındaki kadın hediyeyi verenin adını yüksek sesle söyleyerek takar. Kız altınları takıp zarf içinde para olarak verilen diğer hediyelerini de aldıktan sonra tekrar el öperek teşekkür eder. Sonra düzende gelen elbiseleri tek tek giyerek bir defile gibi gelir el öper. Misafirler giderken gelin kız tekrar el öper. Daha önceleri kaynana hariç diğer oğlan evi yakınları kıza altın değil halı hediye ederlermiş. Kızın değerli oluşu ve çeyizinin zenginliği halılarına bakılarak ölçülürmüş. Şimdi yine her kızın çeyizinde birçok halı bulunur.

Nişanla düğün arasına Ramazan Bayramı girdiği takdirde oğlan evi tarafından kız evine kına yazma ayakkabı çerez v.s. gönderilir. Kurban Bayramı'nda ise kız tarafına kurbanlık koç gönderilir. Çünkü kız nişanda birçok altına sahip olmuştur. Bu altınlar kızla beraber oğlan evine geleceğine göre bu altınlara düşen kurbanı almakta oğlan evine düşer. Düğünden sonraki ilk dini bayram ziyaretinde de kız evi kızlarına bir ayakkabı veya terlik damatlarına da gömlek kravat gibi hediyeler verirler.
Dünürlük çağırma
Dünürlük gezmeleri nişandan hemen sonra başlar. Kız evinin bütün yakınları dünürlük çağırırlar. Kız evinin ve oğlan evinin yakınları da bu davete icabet ederler. 1940 öncesinde bu toplantılar öğleden önce öğleden sonra ve akşam dahi yapılırmış. Sonraları yalnız akşam yapılmaya başlanmış. Son yıllarda ise yalnız öğleden sonra yapılıyor. Bu toplantılara erkekler katılmaz yalnız kadınlar arasında olur. Gelin kız her toplantıda giyebilecek bütün elbiselerini giyerek defilenin tek mankeni olur. Bu toplantılar sonunda iki taraf akrabaları birbirlerini gerektiği kadar tanıyıp akrabalıklarını pekiştirmiş olurlar.

Düğün safhasının bunun gibi birçok toplantılarında ve düğün haftasının salı akşamı kız kınasında çeşitli oyunlar oynanır. Bu oyunlardan biri ''seke seke ben geldim'' oyunudur. Bu oyunu kız çocukları ve genç kızlar oynarlar. Kızlardan biri görücü biri de gelin olur. Diğer kızlar gelini aralarına alarak otururlar. Görücü kız uzaktan bir ayağının üstünde seke seke gelerek gruba hitaben; ''seke seke ben geldim'' der. Grup hep bir ağızdan ''sekmeden sefa geldin'' derler . Diyalog şöyle devam eder:

- Annem tuz istiyor .
- Tuzumuz yok
- Annem kız istiyor.
- Kızımız yok.
- Kızınız nerde?
- Hamamda
- Çağırın gelsin
- incisi mercanı üzülür.
- incisinin mercanının yerine bir beşli versek?
- Olmaz

Görücü kız ''peki'' deyip gider. Tekrar seke seke gelerek aynı sözler tekrarlanır. Görücü kız ''kızımız hamamda'' cevabını alınca ''hamamda yok'' der. "Öyleyse dikenli tarlada'' derler. Görücü kız gider ''uff ayağıma tiken battı'' diyerek seke seke gelir. Bu seferde 'çamurlu tarla''ya gönderilir. Kız yorgun bir şekilde tekrar gelir gelmez anası yerine ''ağam (ağabeyim) bir kız istiyor'' deyince krubdaki kızlar sevinçle aralarında sakladıkları gelini çıkartarak ''al öyleyse'' derler ve oyun biter.

Yemek - Davet
Yemek oğlan evi tarafından düğün haftasının ilk günü olan pazar günü gündüz verilir. Oğlan evi ilk erkek çocuğun düğününde yemek verir 2. 3. 4. ... çocuklarının düğünlerinde genellikle yemek verilmez. Fakat çok zengin olanlardan 2. çocuğu için de yemek vermesi beklenir. Düğün haftasından önceki hafta yemek hazırlıkları yapılır. Önceleri okuyucu kadınlar davetçi olurlardı. Sonraları davetiye bastırılmaya başlandı. Oğlan evi yeteri kadar davetiyeyi hafta içinde kız evine gönderir. Kız evi de kendi münasip gördüğü akraba ve dostlarına dağıtır. Çarşamba yada en geç perşembe gününden itibaren aşçı kiralanır. Ev halkı ve aşçıya yardım edebilecek 4-5 kadın üç gün içinde (perşembe cuma cumartesi) bütün yemekleri yaparlar. Börek baklava büyük sinilerle mahalle fırınında pişirilir.

Pazar günü saat 10 dan itibaren ayrı ayrı saatlerde ayrı ayrı sofralar düzenlenir. İlkönce bir veya iki sofra kız evinin erkekleri ağırlanır. Sonra davetlinin sayısına göre iki veya üç sofra da oğlan evi erkeklerine hazırlanır. En son kız evinin kadınlarıyla oğlan evinin kadınları ayrı ayrı sofralarda yemek yerler. Her sofradan sonra Kuran okunarak Allah'a hamt ve şükredilerek evin bereketli olması için dua edilir. Yemek önceleri ''savir'' denilen sofralarda yenirmiş ve ''somalı'' adı verilen peçeteler kullanılırmış.
Yemeklerin veriliş sırasında göre isimleri şöyledir:
1- Kuşbaşı etli pirinç çorbası.
2- Kızarmış ve haşlanmış et
3- Muska (açma) börek.
4- Muhallebi veya sütlaç.
5- Yoğurtlu yaprak sarması.
6- Baklava.
7- Bamya çorbası.
8- Pirinç pilavı.
Sofranın başından sonuna kadar salata hoşaf komposto turşu hiç eksik olmaz.
Kalın Duası
Düğün haftasının ikinci günü yani pazartesi günü sabah erkenden oğlan evinin en yakın yaşlı ve genç erkek akrabalarıyla o güne kadarki törenlere katılamamış dost ve yakınları oğlan evinde toplanır. Misafirler oğlan evine ''kalınınız mübarek olsun'' demeye gelirler. Misafirlere yalnızca şeker ve çikolata ikram edilir. Oğlan evi kalında kız evine gidecek olan şamdan ve hediyeleri hazırlamış valizlere yerleştirmiştir. Elektrik yaygınlaşmadan önce şamdanda iri ve renkli mumlar olurdu. Sonraları mumların yerine uzun beyaz ampuller konuldu. Oğlan evinin hediyeleri genellikle kumaş olur. Geneline 2-3 kat elbise kız anasına başörtüsü elbiselik kumaş kız babasına takım elbiselik kumaş gömlek çorap v.s. konulur. Kızın ailesinden diğer fertlere de (dede anneanne babaanne kardeşler yengeler yeğenleri bu türden hediyeler gönderilir.

Oğlan evinde herkes toplanınca şamdan yakılır Kuran okunarak dua edilir. Duadan sonra münasip görülen iki genç şamdanı ve valizleri alarak kız evine götürür. Kız evinde de yakın akrabalar toplanmış gelecek kalını beklemektedirler. Kalın gelince yine şamdan yakılıp Kuran okunarak dua edilir. Biraz sohbetten sonra kalını getirenler müsaade alarak giderler. Giderken kız evi bu iki kişiye gömlek kravat mendil veya havlu gibi hediyeler verirler.
Ceyizaltı
Kalın kız evine geldikten sonra kızın çeyizi bir odada sergilenir. Buna ''çeyizin ipe çıkması' denir. Gün boyu çeyiziyle uğraşan genç kızlara '' çeyizin ipe mi çıkıyor'' diye Iaf atılır. Çeyizle beraber kalında gelen hediyeler de sergilenir. Öğleden önce başlayarak iki tarafın kadınları çeyize bakmaya giderler. Kızın yakınlarından biri devamlı çeyizi tafsilatlı olarak misafirlere anlatmaktadır. Eskiden oğlan evi kadınlı erkekli genellikle damadı da alarak çalgılı bir grup halinde çeyizi görmeye giderlermiş. Kimseye göstermeden çeyizden bir parça alıp damada veren damattan bahşiş alırmış. Çeyizin iki taraf akrabalarına da bütün ayrıntılarıyla gösterilmesinin sebebi ilerde herhangi bir anlaşmazlık ya da ayrılık halinde kız malını mülkünü yani çeyizini alıp giderken şu senindi bu benimdi gibi bir ihtilafa düşmemek içindir Çeyizaltına ayrıca ''yük kayması'' adı da verilir
Gelin Hamamı
Hamama salı günü gidilir. Gelin hamamı oğlan evinin verdiği yemeğe karşılık olsun düşüncesiyle kız evi tarafından yapılır. Daha önceden kız evi iki taraf akrabalarına sabun gönderir. Sabunun üzerine bir etiketle hamamın ismi yazılmıştır. Hamama girilirken bu sabun davetliye ve bilet yerine geçer. Hamam kız evi tarafından bir günlüğüne kiralanmıştır. Bu yüzden ayrıca müşteri alınmaz. Hamama gelemeyecek olanlar mazeretlerini belirterek sabunu almazlar. Sabunu alıp ta hamama gelmemek ayıptır. Hamama sabah erkenden gidilir. Kız hamama gelince gelinliğini giyer. Hamamın bakıcısı natır iki eline mumlar alır arkasına genç kızlar aralarına gelini de alarak ikişer sıra halinde dizilirler. Şadırvanın etrafında dönerek türkü söylenip maniler okurlar. Bu sırada oğlan evi kadınlara sepileri saçar.

Oyundan sonra oğlan evi kızı alır soyundurup ipek peştemala sarar. Omuzlardan birini açık bırakırlar. Kız üşümesin diye de ''fıta'' denilen ipekli bir kumaşla sırtını örterler. Ayağına sedefli gümüş takunya (nalın) giydirilir. Bütün bu işler ve yıkanma süresince kız evinden hiç kimse kızın yanında bulunmaz. Yine sıra halinde türküler söylenerek iç hamama geçilir. göbek taşının etrafında dönülerek oyunlar oynanır. Kız bir leğenin içinde yıkanır. Kız kız evine teslim edilirken ''muhakvakkaten'' diye verilir. Kız bütün bu seramonilerden mahçup ve mahzundur. Hamamda gelin kıza ve genç kızlara kına yakılır portakal v.b. meyvelerle turşu yenir. Saçları ağarmış yaşlı kadınlar dahi hamama gelirler ve saçlarına kına yakarlar.
Kız Kınası
Salı akşamı kadınlar kız evinde toplanırlar. Bu toplantıya konu-komşu eş-dost bütün kadınlar davet edilmeden gelebilirler. Eskiden mutaassıp olmayan bazı aileler çalgıcı tutarlarmış. Şimdi kız kınasında çalgı çalmak adeti tamamen kaybolmuştur. Gençler aralarında türküler söyleyip oyunlar oynarlar. Gelin kızın ve arkadaşlarının ellerine kına yakılır.
Eskiden çeyiz getirmek oldukça zahmetli olurmuş. Atlar veya develer süslenir oğlan evinden kafileyle gidilirmiş. Kız evi önünde davul zurnalarla güreşler yapılırmış. Kafile dönerken başka bir kafileye rastlanırsa yoldan ilkönce geçmek ve böylece uğur kazanmak için kavga edilirmiş. yaralananlar bile olurmuş.

Çeyiz getirme
Son zamanlarda bir kamyon kiralanıyor 1-2 taksinin de iştirakiyle çarşamba sabahı kız evine gidiliyor. Kuran ve duadan sonra yaşlılar oturup kahve içerken gençlerde hamallarla beraber çeyizi kamyona yüklerler Yükleme işlemine kız evine mensup kimse Katılmaz Çeyiz oğlan evine gelince hemen yerleştirilir. Çeyize; düzende kıza alınan elbise ve eşyalarla nişanda oğlan evi tarafından takılan takılar da dahildir. Önceleri yatak odası takımını yani karyola gardrop komidin tuvalet masası ve aynası gibi eşya kızın çeyizinde olurdu. Sonraları yatak odası takımı almak oğlan evine layık görülmüş ve şimdi halen böyledir. Kızın çeyizinin büyük kısmı akrabalarının aldığı hediyelerle tamamlanır.
Erkek Kınası
Erkek kınasına genellikle kına gecesi de denir. Kına gecesi çarşamba akşamı oğlan evinde olur. Çoğu aileler salı akşamı da toplanırlar. Fakat hiç bir merasim olmadan sadece sohbet edilir. Kayseri yerli halkı genellikle İslam dinince yasak ve haram olduğu için çalgılı köçekli (dansöz) ve içkili düğün yapmazlar. Fakat böyle düğünlere de sık sık rastlanır. Erkek kınası çalgılı ise genellikle içki de içilir salı ve çarşamba olmak üzere iki gün olur. Bu toplantıya oğlan evinin bütün akrabaları yakınları. komşular ve mahallenin bütün erkekleri kendiliğinden davetlidirler. Yeni gelenlere hemen sigara tutulur su ikram edilir. Bu toplantıda gençler ve yaşlılar ayrı ayrı odalarda otururlar. Yatsı ezanından sonra damat hariç bir grup yaşlı ve genç kız evine giderler. Bu gidiş önceleri at arabaları faytonlarla olurdu. Şimdi taksilerle korna çalınarak gidilip geliniyor. Eğer çalgı varsa çalgıcılarla enstrümanlarını çalarak giderler kız evi kapısında beklerler dönüşte yine çalgı çalarlar. Kız evinde gençlerin çok olmadığı bir grup oğlan evinden gelecekleri beklemektedir. Misafirler geldikten sonra şeker ikram edilir. Bu şekeri yaşlılar yer gençler yemeyip ceplerine koyarlar. Önceleri kahve de verilirmiş ve yine gençler kahveden bir yudum aldıktan sonra içmezlermiş Şimdi kahve ikram edilmiyor. Biraz sohbetten sonra kız evinden yaşlıca biri ev sahiplerine hitaben oğlan evinden gelenleri kastederek ''ağaları gönderelim'' der. Oğlan evine mensup yaşlı biri ''acelemiz yok oturuyoruz gibi cevaplar verir. Bu diyalog bir müddet sonra tekrarlanır. Üçüncü seferde oğlan evinin vekili cevap vermez. O zaman şamdanla beraber çerez tepsisi bir masanın üstüne konur Çerez tepsisi ortalama 20 cm çapında işlemeli kalaylanmış kırmızı bakır tepsidir Tepsinin ortasında küçük bir tas içinde kına kınanın üstünde de iki tane kırmızı kurdela bulunur. Kına tasının etrafında leblebi kabuklu fındık kabuklu fıstık kızıl üzüm ve paşa şekerinden oluşan çerez vardır. Çerezin üstünde kına tasının iki tarafında iki tane ipek mendil bulunur. Şamdan ve tepsi ortaya gelince şamdan yakılır. Kız evine mensup bir hafız Kuran okur dua eder. Duadan hemen sonra oğlan evine mensup iki gençten bir şamdanı diğeri tepsiyi alarak çıkarlar. Arkalarından bütün oğlan evi mensupları ''hayırlı mübarek olsun'' temennileriyle dışarı çıkarlar. Yine arabalarla şehrin içinde gezerek güle oynaya oğlan evine gelirler. Yaşlıların bulunduğu odaya girilir. Şamdan yakılır. tepsi ortaya konur. Burada da bir hafız Kuran'dan kısa bir sure okur dua eder. Daha sonra şamdan ve tepsi gençlerin bulunduğu bölüme getirilir. Burada yere bir halı serilir. Halının ortasına evli ve olgun bir kişi diz çökerek oturur. Bu şahsın sağına damat adayı soluna bekar yada nişanlı olan sağdıç oturur. Evli şahıs önce damat adayının sağ elinin ayasına sonra sağdıçın sağ elinin ayasına birer parmak kına sürer kırmızı kurdelalarla ellerini bağlar. Kurdelalar bağlanır bağlanmaz damat ve sağdıcın arkasında hazır bekleyen gençler her ikisinin de sırtını yumruklamaya başlarlar. Sağdıç damadı korumakla görevli olduğu için daha çok yumruk yer. Kına yakan şahıs herkese sırayla avuç avuç çerez dağıtır. Geç vakte kadar oturularak oyun oynanır sohbet edilir.
Gelin Getirme
Gelin getirme hadisesini 25-30 yıl önce ve zamanımızda diye iki safhada ayrı ayrı anlatmak daha uygun olacaktır.
30-35 Yıl Önce Gelin Getirmek
Gelin kız çarşamba gecesi arkadaşlarıyla beraber bir odada yatar. Perşembe sabahı kahvaltıda katmer yapıp pastırma ile yerler. Oğlan evi cephesinde ise; damat evli sağdıcı ve birkaç arkadaşıyla hamama gider. Hamam ücretini damat öder. Hamamdan çıkınca eve gelirler. Evde bir berber damadı ve arkadaşlarını tıraş eder. Berbere para yerine bir havlu verilir. Tıraş dan sonra daha önce kız evi tarafından damada gönderilen takım elbise giydirilir. Takım elbise bir çevrenin içinde gelmiştir. Çevre bir nevi bohçadır. Elbiseyi damada bekar ve anne babası hayatta olan bir arkadaşı giydirir. Mükafat olarak da bahsedilen çevreyi alır. Bu işler öğleden sonra bitmiş olur. Bundan sonra damat evli sağdıcı ile yalnız kalır. Sağdıç damada gerdek gecesi hakkında bilgi verir.

Tekrar kız evindeyiz; Kız öğleye doğru gelinliğini giyer arada çalgıcı kadınlar kız evinin yakınlarını eğlendirir. Öğleden sonra saat iki civarında ekseriya kadınlardan oluşan oğlan evi kafilesi (bazen çalgılarla) gelin kızı almaya gelir. Yengeler içeri girip kızın koluna girerek yakınlarıyla vedalaştırılırlar. Kız dış kapıda annesinin babasının ellerini öper kardeşleriyle vedalaşır. Bu arada kız babası kızının beline kırmızı bir kuşak ya da bir kemer bağlar. Bu kızın bekaret nişanı bakirelik belirtisidir. Buna da zaten ''bekaret kemeri'' denir. Kız vedalaşma merasimi başlayınca ağlar. Kızın ağlamaması ayıp sayılır. Kız kapıdayken çalgıcı kadınlar;

Hamamda yunduğum taşlar
Emmi dayı. kız kardaşla
İşte geldim gidiyorum
Sılamı terkediyorum
Tuz kabını tuzsuz koyun
Anasını kızsız koyan
İşte geldim gidiyorum
Sılamı terkediyorum.
diye yanık bir türkü söyleyerek kız anasını ve kızın sevdiklerini büsbütün ağlatırlar. Kayseri'de şöyle bir rivayet vardır. Kız anası ve yengelerin kolunda gitmek üzere olar kız o kadar çok ağlarmış ki; kızın anası dayanamayıp ''peki kızım gitme öyleyse'' demiş. Kız ağlamaklı cevap verirken geleneği ve gerçeği dile getirmiş ''hem ağlarım hem giderim''. Kız süslü bir ata veya paytona bindirilir. Yenge alayı türküler ve çalgılarla şehri gezerek oğlan evine gelir. Kızını yolcu eden ana hemen odanın bir köşesine bir mum yakar. Buna ''güdür mum'' denir. Bu mum kendiliğinden sönmeden sonuna kadar yanıp biterse kızın ve yuvasının mutlu ve huzurlu olacağına inanılır. Koçuyla beraber kız evinden 1-2 kadın da oğlan evine gelir. Gelin anası evinden ayrılınca hemen bir yastık oğlan evine gönderilip gerdek odasına konur. Yenge alayının yolunu kesip bahşiş almak hemen her yerde olduğu gibi Kayseri'de de adettir. Koçu oğlan evine gelince güveyin babası gelinin başına buğday ve bozuk para atar. Bu gelinin yeni evine bolluk ve bereket getirmesi içindir. Atılan para ve buğdaydan ceplerine koyanlar ilerde zengin olacaklarına inanırlar. Gelin kapıda kendisini karşılayanların ellerini öper. Kayınbaba gelinin elinden tutarak kapının eşiğinden geçirir. Bu sırada kapının üstünden gelinin 2-3 adım önüne su küpü çömlek testi gibi bir şey atılır Gelin buna tembihli olmasına rağmen yine de irkilir. Bu korkunun; gelinin kendine gelmesi şuurunu toplaması endişelerinden uzaklaşması gibi faydaları olduğu iddia edilir. Kaynata gelini kaynanaya teslim eder. Kaynanana gelini kolunun altından başını eğdirerek geçirir. Böylece emirlerine itaat istediğini ve kaynanaya karşı gelinmeyeceğini kendince geline hatırlatmış olur. Odadan içeri girilirken kadınlar hep bir ağızdan ''gelin gelin hoş geldin doğurduğun oğlan doğradığın kuyruk olsun ayağın kademli olsun'' diye bağırırlar. Gelin oradakilerin ellerini tek tek öper. Sonra bir sandalyeye oturur. Kaynana gelinin ağzına duvağının altından şeker verir. Bu şeker gelin - kaynana kavgası olmadan iyi geçinmeleri içindir. Bir müddet sonra gelin gerdek odasına alınır ve yengelerle sohbet eder. Düğün yemeğini yapan aşçı kadın bir fincan kahve yaparak geline verir. Gelin kahveyi önce içmez aşçı duvağının altından bir yudum tattırır. Gelin de aşçıya babasının verdiği harçlıktan bir miktar bahşiş verir. Sonra kahveyi içer.

25-30 Yıldan Beri Gelin Getirmek
Şimdi bu adetlerin birçoğu değişmiş birçoğu değişik boyutlar kazanmış birçok da yeni adet eklenmiştir. Gelin getirme işi son yıllarda şöyle yapılmaktadır. Perşembe günü öğleden önce yakın akrabaları kızı uğurlamak için kız evine gelirler. Kızın yakın arkadaşları kıza gelinliğini giydirip kuaföre götürürler. Kuaförden gelindikten sonra gelinin ailesiyle fotoğrafları çekilir. Oğlan evi bu sırada bir taksiyi çiçeklerle ve renkli kağıtlarla donatır ve süsler. Taksinin arka camına gelin ve güveyin isimlerinin baş harfleri çiçeklerle yazılır. Arabanın önüne karanfillerden yapılan bilinen at nalı şeklindeki taç takılır. (Taç bize hiristiyanlardan intikal etmiş bir adettir.) Önde gelin arabası. arkada 10 ila 40 taksilik bir konvoy halinde kadınlı erkekli ve genellikle damatta dahil olarak kız evine gidilir. Kafileden damat ve yengeler içeri girerler diğerleri dışarıda beklerler. Damat elinde bir buket çiçeği gelin kıza veriri. Damat gelinle beraber oradaki kadınların ellerini öpüp vedalaşırlar. Kapıda. aileden olan diğer fertlerin ve en son kız babasının eli öpülür. Bu sırada iki tarafta bu güzel anları tespit için fotoğraf çekerler. Gelin ve damat. gelin arabasına binerler. Arkalarındaki uzun konvoyla korna çalarak oğlan evine gelirler. Gelirken şehrin ana caddeleri gezilir ve bu arada bir kaç kez konvoyun yolu kesilir. Damat içinde bir miktar para olan zarflardan yol kesicilere vererek. yolun açılmasını sağlar. Koçuya kız evinden kimse katılmaz. Damat ve gelin arabadan inerken damadın babası başlarına para sepisi saçar. Bu para eskiden olduğu gibi uğur getirir diye kapışılır. Gelin ve damat kapıdaki büyüklerin ellerini öpüp alkışlar arasında içeri girerler. İçerde de önce kaynananın sonra diğer büyüklerin elleri öpülüp tebrikler kabul edilir. Bir müddet devam eden fotoğraf çekiminden sonra erkekler dağılır. Kadınlar oturmaya devam ederler. Damat sakin bir yerde sağdıcı ile yalnız kalır. Bu sırada gelin kız da gerdek odasına alınır. Kahve ikram edilir. Akşam yemeğini gelin gerdek odasında yengelerle birlikte yer.
Gerdek
Adetlerin en çok değiştiği daha doğrusu yok olduğu düğün kısımlarından biri de gerdek gecesidir. Bu yüzden bu kısmı da ayrı ayrı anlatmak daha münasip olacaktır.
30-35 Yıl Önceye kadar
En yakın akrabalarla yenen akşam yemeğinden sonar yatsı namazı için camiye gidilir. Yaşlılar önde damatla beraber gençler de arkadan gider. Camiye gidilirken ve gelinirken 7-8 çocuk ellerinde fener taşır. Elektrik yaygınlaştıktan sonra bile fenerle gidip gelme yıllarca devam etmiştir.

Aynı camide gerdeğe girecek bir başka damat daha varsa iki taraf da camiden diğerinden önce çıkmaya çalışır. Çünkü camiden önce çıkan damadın erkek çocuğu olacağına ve daha mutlu bir hayat süreceğine inanılır. Bu yüzden caminin içinde kavga bile edildiği olur. Bir taraftakiler diğer taraftaki damadın ayakkabısını çalmaya çalışırlar. Sağdıç damadın ayakkabısını korumakla görevlidir. Kavgaya meydan vermemek için damatlar caminin iki ayrı kapısından aynı anda çıkartılırlar.

Namazdan sonra cemaatle beraber imam da düğün evine gelir. Damat ve arkadaşları yine yaşlıların arkasında türkü söyleyerek gelirler. Cemaatın camiden dağılmasına yakın bir grup çocuk evin önünde "alamet" Denilen bir ateş yakarlar. Bu a1eşin gayesi düğün evinin belli edilmesi ve isteyenin gerdek duasına katılması içindir.

Evin dış kapısı önünde her kez toplanınca imam gerdek duasını okur. Duadan sonra damat önce imamın sonra babasının elini öper. Diğer yakınları ellerini öptürmeden damadı içeri gönderirler. Gerdek odasında gelin yalnız değildir. Oğlanın yengeleriyle kızın yengeleri vardır. Damat önde gelin arkada iki rekat namaz kılarlar. Namazdan sonra damat gelinin duvağını açmak ister gelin geri çekilerek mani olur. Bunun üzerine damat geline yüz görümlüğü denilen bir hediye verir. Bu hediye bilezik kolye veya başka bir şey de olabilir. Damat hediyeyi verdikten sonra yengelerden biri gelinin duvağını toplayıp arkasına atar. Bu esnada gelin ve damattan biri erken davranıp diğerinin ayağına basar. Gelinin yüzünü gören damat dışarı çıkar teşekkür için annesinin ve diğer büyüklerinin ellerini öper. Tekrar odaya girerken sağdıcı tarafından sırtı yumruklanır. Yengelerden biri bir fincan kahve yaparak geline verir. Gelin de müstakbel kocasına sunar. Kahvelerden sonra yengelerden biri genç çiftleri el ele vererek üç defa " koşa yaşayın" der ve gençleri yalnız bırakır.
30-35 Yıldan Beri
Kültürün artıp cehaletin azaldığı son yıllarda gerdek gecesi gayet sade olmaktadır. Yine aileye çok yakın 10-15 erkeğin ve sağdıcın katıldığı akşam yemeğinden sonra yatsı namazı için camiye gidilir. Namazdan sonra imamın evin önünde okuduğu gerdek duasından sonra damat imamın ve babasının elini öpüp içeri girer. Annesinin elini de öptükten sonra gelinle beraber iki rekat namaz kılıp gerdek odasına girer. Artık evde aile fertlerinden başka Kimse kalmamıştır. Gerdek duasından sonra herkes dağılmıştır.

Sabahleyin damadın babası ve erkek kardeşleri çeyizde kendilerine getirdiği eşyalar için geline bir miktar bahşiş olarak para verirler. Ailece yapılan kahvaltıdan sonra damat her günkü seyir içinde işine gider.
Kız Arkası
Düğünden yani perşembe gününden sonraki cumartesi veya pazar günü akşam oğlan evi yakın akrabalarıyla birlikte kız evine gider. Eskiden damat bu ziyarete giderken ''etek altı'' denilen hediyeler götürürmüş. Bu hediyeler; kaynanaya hırka (triko ceket) entarilik kumaş kaynataya mushaf varsa baldızlara yapık denilen eşarp ve mevsim meyveleriyle tatlıdan oluşurmuş. Şimdi bu adet unutuldu. Damat önce kaynananın sonra kaynatanın elini öper. Çok rağbet gören misafirler geç vakte kadar otururlar. Misafirler giderken kız evi damatlarına namazlık halı (seccade) kızlarına da bir altın takarlar. 4-5 gün sonra kız evi akrabalarıyla birlikte oğlan evine iade-i ziyaret yapar. Bu sefer hediye alışverişi olmaz. Bu ziyaretler yaz mevsimine rastlamışsa iki tarafta bağda (yazlıkta) göçülü oldukları için gündüz yapılır. Öğle den sonra ağaçların altında pehli denilen güveçte (taş tencerede) yapılan etli patlıcan yemeği yenir.

Merasim bunlarla da bitmez. Düğünden sonraki ilk bayramda kız evi damat ve gelinin ziyaretlerinde kız evi damatlarına gömlek veya kravat kızlarına da bir terlik hediye ederler. Kız evi kızlarının ilk çocuğu olunca 'beşik' denilen bir hediyeyi daha oğlan evine gönderir. "Beşik"de; çocuğa bir beşik yazlık ve kışlık her türlü çocuk giyeceği ailenin diğer fertlerine de çeşitli kumaş ve giyecek cinsinden eşyalar bulunur.

NEVRUZ
Nevruz ismi Kayseri yöresinde "navrız" olarak söylenmektedir. Navrız baharın gelişini temsil eden bir gündür ve bu gün yaşanan mutluluğun bir göstergesi olarak çeşitli eğlenceler ve kutlamalar yapılır. Navrız baharı müjdeleyen bir çiçektir aynı zamanda. Çocuklar bu çiçeği dağlardan kırlardan toplayıp bir deste halinde evlerine getirirler. Bazı köylerimizde navrız çiçeğini toplayıp ailelerine getiren çocuklar "müjdeli bir haber" getirmiş kabul edilir ve aile büyükleri tarafından para şeker veya kavurga verilerek ödüllendirilirler.
YÖRESEL YEMEKLER:

Kayseri'nin zengin bir mutfak kültürü vardır. Kayseri adıyla adeta özdeşleşmiş olan pastırma ve sucuğun ünü yurtdışına taşınmıştır. Nefis yemek çeşitleri arasında "mantı"nın ise özel bir yeri vardır. Günlük softaların dışında ziyafetlerde ve düğünlerde çok özel yemekler hazırlanır. Geleneksel yaşam tarzının sürdü rüldüğü dönemlerde beslenme ve tüketim alışkanlıkları günümüzden farklıdır Kent yaşamının insanlara sunduğu olanaklar şüphesiz ki bu alışkanlıkları ve beslenme biçimini değişime uğramıştır. Ancak Kayseri'nin yöresel yemekleri bu değişimden etkilenmeden geleneksel tad ve lezzetlerle softaları süslemektedir.
Pastırma sofralarda aranan ve sevilen lezzetli bir gıda maddesidir. Pastırma yapımında büyükbaş hayvanlar yeğlenir. Kesimden sonra etler tuzlanır. Tuzlamadan çıkarılan eder bol suda yıkanır ve çengellere asılır. Birbirine değmeyecek şekilde 10-15 gün kurumaya bırakılır. Etler alımsı bir renk aldığında indirilerek bir gün cenderede bekletilir. Ertesi gün çemene yatırılır. Çemenlenen pastırma 4-5 gün içinde konur ve piyasaya sevk edilir. Pastırma imalinde bir sığırın kesilmesinden sonra parçalaraayrılan etlerin cins ve yerlerine göre "arka sırt dilme eğrice kuşgömü şekerpare" gibi çeşidi isimleri verilir. Kayseri'de pastırma ve sucuğun pazara yönelik olarak yapılmasının yanında özellikle sucuk evlerde de yapılır.

Pastırmayı ilk yapanların Orta Asya'da Hun Türkle ri olduğu bilinmektedir. Nitekim Waber Baldaınw isimli Romalı yazar kitabında Antalyalı Ami anus'un 273-275 yıllarında yazmış olduğu eserinde Hun Türklerinin bu husustaki adetlerinden şu şekilde bahsettiğini bilinmektedir: "Hunlar yemek tanımazlar yaban etleri ile atın sırtında baldırları arasında ezdikleri yan pişmiş eti yerler." Halbuki Macar müzelerinde bulunan Hunlara ait iki cepli at at eyerleri kurumuş etlerin bu çantalara sokulduğumu ve atın baldırına vücuduna değmediğini göstermektedir.

Orta Asya'dan batıya akın eden Türk Hun süvarilerinin eyerlerinin çantalara dolduran kuru et konservesi Anadolu'ya gelerek yerleşen Oğuz Türklerinde pastırmacılığın bulunması ve yüzyıllardır zamanımıza kadar yaşayıp gelmesi bir gün Orta Asya bozkırlarda yaşayan Türkleri sonbaharda kışa hazırlık olarak tuzlu kuru ve dumanlı et konserveleri yapmaları bu yiyeceğin Orta Asya'dan geldiğini göstermektedir. Hayvanların en iyi şekilde ıslah etmiş ve pek çok yeni ırk meydana getirmiş Türkler hiç şüphesiz ki bunları etlerinden de en iyi şekilde yararlanmasını bile: insanlardır (Özdemir 1994). Kayseri'de pastırmacılık bit şekilde Orta Asya'dan gelen Türklerle başlamış ve zamanla gelişmiştir. Ünlü Gezgin Evliya Çelebi 17. Yüzyılda Kayseri'den şu şekilde sözetmektedir: "Makulat ve imalata has beyaz ekmeği lavaşa yufkası katmerli böreği lahm-ı kadit namı ile şöhret bulan kimyonlu sığır pastırması ve nilskli et sucuğu bir tarafta yoktur" (Evliya Çelebi 1970). Evliya Çelebi'nin Seyahat namesi 'ndeki bu bilgilerden de anlaşıldığı kadarıyla Kayseri'de 17. yüzyılda pastırma imalatı vardı.
Kayseri mutfağı ağırlıklı olarak unlu ve etli besinlerden oluşur. Mantı Kayseri'nin en gözde yemeğidir. Araştırmalara göre 36 çeşit mantı pişirilmektedir. Bunlar arasında en yaygın olan etli mantıdır. önce mı ve su katılarak yoğrulur. Bu yoğurma işi epeyce devam ettikten sonra hamur sertleşme kıvamına gelince hamur tahtası üzerinde bezelere ayrıldıktan sonra oklava ile açılır. Sonra açılan yuf ha küçük kareler halinde kesilir ve içerisine baharatlı et konarak büldilür. "Mantı doldurma" denilen bu işi kadınlar dayanışma halinde birkaç kişi birlikte yaparlar. Daha sonra mantılar kaynamış suya atılır ve bir müddet pişirilir. Mantılar dişe yapışmayacak şekle gelince ateşten indirilir. Kevgirden süzülür ve bir kaba boşaltılır. Ayrıca tava içinde yağ ile salça ve bir miktar suyun ilavesiyle meydana gelen karışım mantının üzerine dökülür. Sarımsaklı yoğurt ve sumak ilave edilerek yemeye hazırlanmış olur.
Evlerde en çok tüketilen ve halk arasında "Aşmakarna" tabir edilen yiyecek türü kesme çorba erişte ve makarnadan oluşur. Leğenlerde yoğrulan hamur katı kıvama girdikten sonra yufka haline getirilip çok ince doğranır. Bu hamura yerine göre yumurta da konur. Aşmakarna denilen yiyecekten çorba; azami bir santim uzunluğunda ve bir milimetre kalınlığında olur. Eriştenin boyu ise aynı kalınlıkta olup beş santimetreye kadar çıkar. Makarna ise bir san timetrekareye yakın bir boyutta kareler halinde kesilir. Kesilen ürünler daha sonra rutubeti gidecek şekilde kurutulur. Aşmakarna kesimi kışa hazırlık olarak yaz sonu veya sonbaharda yapılır. Bu da yine kadmlar arasında dayanışma ile yapılan bir iştir. Yağ salça ve kıyma konulup pişirilirken baharatla özellikle naneyle zenginleştirilen çorba çok lezzetlidir. Makarna da mantıya benzer yöntemle pişirilir. Kaynayan suya atılarak haşlanan eriştenin ise piştikten sonra suyu süzülür üzerine tereyağı ve salça karışıma dökülerek yenmeye hazır hale getirilir.

Unlu yiyeceklerden bir diğeri su böreğidir. Hamur yufka şeklinde açıldıktan sonra kaynar suda haşlanır. Kaabı fırınağzı karın-mumbartlar arasına yağ serpilir iki kata maydanozlu kıyma konulur. Daha sonra fırında kızartı1w. Kuru börek tandır böreği katmer yine ünlü yiyeceklerdendir. Arabaşı hem yapılması hem de yenmesi marifet isteyen bir yemektir. Bir ölçek una on ölçek su konularak iyice kaynatılır. Belli bir kıvama geldikten sonra sinilere dökülerek soğumaya bırakılır. Pıhtılaşan hamur ayrıca pişirilen tavuk etli çorbayla içilir. Bu daha çok çerez türü bir yemektir. Yalnız kış aylarında yenir. Tavuk etli çorbası oldukça fazla biberlidir limon sıkılır ve genellikle oturmalarda gecenin geç saatlerinde yenilir. Bu yemeğin en önemli adabı kaşığa büyük parça halinde hamur almak ve bunu çorba tasma batırırken içine düşürmemek ve hamurları çiğnemeden yutmaktır. Hamuru düşürenlere aynı yemeğin yaptırılması cezası uygulanır.

Güveç Kayseri'nin en gözde yemekleri arasındadır. Toprak güveçlerde özellikle yaz aylarında sebzeden yapılan bir yemektir. Ana malzemesini patlıcan domates biber sarımsak ve et oluşturur. Buna patates ilave edildiği de olur. Bunlar katlar halinde döşendikten sonra fırına verilir. Pehli sulu köfte pirinçli köfte saç keb yağbari pöç kovalama üzüm yemeği etli ve yumurtalı yemeklerin en ünlüleridir.

Tatlılar ise zengin bir çeşide sahiptir. Oklava baklavası açma baklava kamış baklava güllü baklava fincan ağzı nevzine un helvası telteli (pişmaniye) dut pekmezi aside incir dolması Kayseri sofralarını süsleyen tatlılardır. Bunların dışında Kayseri'nin kendine özgü çok çeşitli yemekleri vardır.
YÖRESEL GİYİM:
KADIN
Bir kısım kadınlar maddi imkanlarına göre şal - ipekli - basma - pazen vesaire gibi kumaşlardan mamul göğsü kapalı parmak yakalı kolları uzun ve tasmalı düz veya rübalı uzun entari giyerler bellerine şal veya dokuma kuşak bağlarlardı Genç ve ihtiyarlar başlarına yazma yemeni yazma başörtü ve dölbent (tülbent) örterler ve bunları sallayıp başları üzerine atarak uçları aşağı sarkardı. Kışın üzerine boy hırkaları ayaklarına iskarpin mes giyerlerdi.Gençler başlarına (tepelik) tãbir ettikleri kadife veya ipekli kumaşdan mamul fes şeklindeki hotoz gibi (altın veya eski gümüş paralar) ve her nevi tezyinat ile süslü başlık giyerlerdi. Köylü kadınları servetine göre her nevi kumaştan mamul üç parçalı entari başlarına yazma yemeni yapık (bürgü) tabir ettikleri beyaz tülbent örterlerdi.Bunlarda da başlarına tepelik fes koymak adeti vardı.
ERKEK
Okumuş kesim; Elfi şalvar - şal kuşak - önü açık kavuşturma mintan giyer cebe cebe Fes üzerine beyaz yeşil sarık sararlardı.
Esnaf çırakları: Esnaf çırakları ile yoksul halk yerli bezden mamul şalvar bir kısmı don üzerine Aydın bezinden mamul gömlek giyer başlarındaki keçekülah üzerine "yapık" tabir ettikleri yazma yemen sararlar.
HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:
Şehir merkezinde halay pek yaygın değildir. Ancak kaza ve köylerden gelip yerleşenler kendi çevrelerindeki bu geleceği şehirde sürdürürler. Şehrin yerli halkı daha çok çalgı eşliğinde tek ya da ikili veya çok kişiyle oyunlar oynar. Sarız tarafında ağırlama Pınarbaşı tarafında Şeşin önemli yer tutar. Bunun dışında her çevrenin kendine göre bir oyun tarzı vardır. Halayı çoğunlukla kadın ve erkekler ayrı yerlerde oynarlar. Kadınlar defle erkekler davul- zurma İle bunları icra ederler. Pınarbaşı geleneğine bağlı olarak kadınlı erkekli ki (bunlar daha çok bekarlardan oluşur.) çeşitli oyunlar oynanmaktadır. Kayseri folklor bakımından zengin örneklere sahiptir. Bunlardan çevrede oynanan değişik oyunları burada anlatalım.

SİNSİN OYUNU
Meydanda yakılan bir ateş etrafına erkekler büyük halka oluştururlar .Bilahare ortaya çıkan iki kişiden birisi diğerini kovalar. Ateş üzerinden atlanır ve grup içerisine girip kişi kimi tutarsa o bu defa tutan kişiyi kovalayan oyuncunun peşine düşer. Davul - zurna eşliğinde daha çok düğünlerde oynanır.

YUMRUK OYUNU
Düğün meydanında toplanan erkekler geniş bir daire oluştururlar. Ortaya bir kişi çıkar. Bir başka kişi de ona yumrukla vurmak üzere çıkar perdah yaparak sırtına ya da koluna yumruk vurur. Yumruğu yiyen kişi kenara çekilerek bu defa ortaya başka kişi gelir. Önceki gence yumruk yumruğu vuran gence aynı şekilde yumrukla vurur. Oyun davul zurma eşliğinde oynanır.

MENDİL OYUNU
Kadınların tef eşliğinde ellerinde mendille oynadıkları bir orta oyunudur. Kadınlar bu oyunu düğünlerde oynarlar. Erkekler tarafından oynanan Mendil oyunu ise daha değişiktir. Erkekler bu mendili kıvırıp sopa haline getirdikten sonra ellerindeki yüzüğü gurupta oturan erkekler elinde dolaştırırlar.Yüzük birisinin eline saklanır ve sonra sırasıyla bu yüzüğü bilmeleri için oynayanlara sorulur. Bilmeyene mendille ellerine vurulur.

SERÇE OYUNU
Bu oyun ekip içerisinde tek başına oynanır. Oyunu gerçekleştirecek oyuncu ortaya gelir elindeki mendili oynarken yere bırakır ve bunu davul - zurna eşliğinde diz çökerek ağzıyla yerden alır. Özellikle eşine yaptığı kurlar bu oyunun temel figürlerini oluşturur. Hareketli ve heyecanlı bir oyundur.

EMİNEM OYUNU
Kadınların Türküsünü karşılıklı söyleyerek oynadıkları halay türü ya da karşılıklı guruplar halinde oynanan bir oyundur. Bu oyunu Erkekler de davul - zurna eşliğinde hareketli bir biçimde oynarlar.
TURNAM: Bir temsili oyundur. Kadınlar defle oynarlar. Bu oyun davul - zurna eşliğinde de oynanır.

ÜKALİCE POTİNLİ GELİN
Erkeklerin davul- zurna eşliğinde oynadıkları hareketli bir oyundur. Bu oyunda aynı adı taşıyan türkü söylenir. Halay iki gurup arasında ileri - geri figürler halinde devam eder.

ÖTEYÜZ OYUNU
Erkeklerin halay şeklinde oynadıkları hareketli bir oyundur. Davul - zurna eşliğinde oynanır. Son zamanlarda bunu çalgıyla da oynayan ekipler olmuştur.

NELERİ İLE ÜNLÜ:
Erciyes Dağı Kayak Merkezi Kayseri Pastırması Bünyan Halısı Sultansazlığı Kuş Cenneti Kapuzbaşı Şelaleleri Gesi Bağları Talas Kenti Gevher Nesibe Tıp Merkezi
İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
Romalılar Mazaka adlı şehiri alınca buraya Kaysarea adını verdiler. Yani İmparator şehri anlamına gelir. Daha sonra Kayseri olarak halk arasında yayılmıştır.

Bkmlyz isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Teşekkür Edenler:
Я (08-06-2010)




Etiketler
kayseri gelenek gorenekleri

Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Kayseri gelenek ve görenekleri

Kayseri gelenek ve görenekleri konusu, GEZELİM, GÖRELİM, ÖĞRENELİM / Örf ve Adetlerimiz forumunda tartışılıyor.



Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:22 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats