bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > MÜZİK DÜNYASI > Türküler > Ozanlarımız ve Aşıklarımız

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 28-03-2009, 09:02   #1 (permalink)
 
ada44 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Aşık veysel

Asık Veysel (1894-1973)


Aşık veysel





Veysel Şatıroğlu 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Veysel’in dünyaya geliş öyküsü Anadolu köylerinde hemen birçok çocuğun yaşadığı olağan bir doğum biçimidir. Ama bugün özellikle dışarıdan bakanlar için ilginçtir olağandışıdır. Anlatmak gerekirse annesi Gülizar Ana Sivrialan dolaylarındaki Ayıpınar merasında koyun sağmaya giderken sancısı tutmuş oracıkta dünyaya getirmiş Veysel’i. Göbeğini de kendisi kesmiş bir çaputa sarıp yürüye yürüye köye dönmüştür.




Veysellere yörede “Şatıroğulları” derler. Babası “Karaca” lakaplı Ahmet adında bir çiftçidir. Veysel’in dünyaya geldiği sıralar çiçek hastalığı Sivas yöresini kasıp kavurmaktadır. Veysel’den önce iki kız kardeşi çiçek yüzünden yaşamlarını yitirmiştir.




Yedi yaşına girdiği 1901’de Sivas’ta çiçek salgını yeniden yaygınlaşır; o da yakalanır bu hastalığa. O günleri şöyle anlatıyor: “Çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. Onu giyerek beni çok seven Muhsine kadına göstermeye gitmiştim. Beni sevdi. O gün çamurlu bir gündü eve dönerken ayağım ka***** düştüm. Bir daha kalkamadım. Çiçeğe yakalanmıştım... Çiçek zorlu geldi. Sol gözüme çiçek beyi çıktı. Sağ gözüme de solun zorundan olacak perde indi. O gün bu gündür dünya başıma zindan.”




Bu düşmeden sonra Veysel’in belleğine bir de renk işler: Kırmızı. Düşerken büyük bir olasılıkla elinde sıyrık oluyor kanıyor. Bunu eşi Gülizar Ana şöyle anlatıyor: “Bilinmez değilsin renklerden yalnız kırmızıyı hatırladı. Gözleri gönlüne çevrilmeden önce yani çiçek hastalığına yakalanmadan önce düşmüştü. Kan görmüştü. Kanın rengini hatırlardı yalnız. Kırmızıyı... Yeşili de elleriyle bulur ve severdi.”




Sağ gözünün görme şansı varmış ışığı seçebiliyormuş bu gözüyle o sıralar. Yalnız yakınlardaki Akdağmağdeni’nde doktor varmış. Babasına “Çocuğu Akdağmadeni’ne ***ür orada gözünü açacak bir doktor var” demişler. Sevinmiş babası.




Ne var ki olumsuzluklar yakasını bırakmamış Veysel’in. “Bir gün inek sağarken babası yanına gelmiş. Veysel ansızın dönüverince; babasının elinde bulunan bir değneğin ucu öteki gözüne girivermiş. O göz de akıp gitmiş böylece.”




Ali adında bir ağabeyisi ve Elif adında bir kızkardeşi varmış Veysel’in. Tüm aile çok üzülmüş günlerce gözyaşı dökmüş bu hale. Bundan böyle bacısı elinden tutarak gezdirmeye dolaştırmaya başlar Veysel’i. Gittikçe içine kapanmaktadır Veysel.





Bağlamayla İlk Tanışması





Emlek yöresi olarak adlandırılan Sivas’ın bu âşığı/ozanı bol diyarında Veysel’in babası da şiire meraklı tekkeyle içli-dışlı biriymiş. Veysel’in dertlerini birazcık da olsa unutacağı bir uğraş olsun diye bir saz verir eline. Halk ozanlarından da şiirler okuyup ezberleterek avutmağa çalışırmış oğlunu. Ayrıca yöre ozanları da zaman zaman babası Şatıroğlu Ahmet’in evine uğrar çalıp söylermiş. Merakla dinlermiş bunları Veysel. Komşuları Molla Hüseyin de sazını düzenler kırılan tellerini takarmış.





İlk bağlama derslerini babasının arkadaşı olan Divriği’nin köylerinden Çamışıhlı Ali Ağa’dan (Âşık Alâ) almış. Kendini de iyice bağlamaya vermiş; usta malı şiirlerden çalıp söylemeye başlamış. Karanlık dünyasını aydınlatan ozanlar dünyasıyla Çamışıhlı Ali tanıştırıyor daha çok Veysel’i. Pir Sultan Abdal Karaoğlan Dertli Rühsati gibi usta ozanların dünyalarıyla tanışıyor böylece.





“Âşık Veysel’in hayatında ikinci mühim değişiklik seferberlikte başlamıştır. Kardeşi Ali de cepheye gitmiş küçük Veysel kırık telli sazıyla yalnız kalmıştır. Harp patladıktan sonra Veysel’in bütün arkadaşları emsalleri cepheye koşuyorlar. Veysel bundan da mahrum...





Böylece münzevi olan ruhunda ikinci bir inziva da açılmıştır. Arkadaşsızlık acısı sefalet onu çok bedbin umutsuz ve mahzun ediyor. Artık küçük bahçesindeki armut ağacının altında yatıp kalkmakta geceleri ağaçların ta tepelerine çıkarak içindeki derdini göklere ve karanlıklara bırakmaktadır.”






O günlerini Aşık Veysel şöyle anlatır Enver Gökçe’ye;







“Eve girerim yüzüm asık: anam babam halimi bilmez. Ben onlara derdimi dokunmasın diye açamam. Onlar benim kafa tuttuğumu zannederler bense derdimi dökmekten çekinirim öyle ki sazdan bile farır gibi oldum.”Bunda biraz Anadolu’da “erkek oğlan” olgusunun etkisi varsa daha çok Veysel’in vatanseverliğinin vatana olan borcunu ödeme duygusunun ağırlığı vardır. Sonradan şöyle dizeleştirir bunu:




“Ne yazık ki bana olmadı kısmet
Düşmanı denize dökerken millet
Felek kırdı kolumu vermedi nöbet
Kılıç vurmak için düşman başına.
Bugünler müyesser olsaydı bana
Minnet etmez idim bir kaşık kana
Mukadder harici gelmez meydana
Neler geldi bu Veysel’in başına.”



Veysel’in annesi ve babası seferberlik sonlarına doğru “belki biz ölürüz ve kardeşi Veysel’e bakamaz” düşüncesiyle Veysel’i Esma adında akrabalarından bir kızla evlendiriyorlar. Esma’dan bir kız bir oğlu oluyor Veysel’in. Oğlan çocuğu daha on günlükken annesinin memesi ağzında kalarak ölüyor... Veysel’in acıları bununla da bitmiyor; aksilikler talihsizlikler üst üste gelmeye başlıyor.




1921’in 24 Şubat’ında annesi bir gün ondan onsekiz ay sonra da babası ölüyor. Bu arada bağ bostan işleriyle uğraşıyor. Köye de bir çok âşık gelip gitmekte Karacaoğlan’dan Emrah’tan Âşık Sıtkı Âşık Veli gibi saz şairlerinden çalıp söylemektedirler.


Köy odalarındaki bu âşık fasıllarından Veysel de geri kalmamaktadır.
Ağabeysi Ali’nin bir kız çocuğu daha olunca çocuklara ve işlere bakması için bir azap (hizmetkar) tutuyorlar. Bu hizmetkar ileride Veysel’in bağrında açılacak başka yaranın sebebi olacaktır. Bir gün Veysel hasta yatarken kardeşi Ali de keven toplamakta iken Veysel’in ilk eşi olan Esma’yı kandırarak kaçırıyor bu yanaşma. Veysel’in acılı yaşamına bir acı daha ekleniyor böylece.


Karısı bir başına bırakıp gittiğinde Veysel’in kucağında henüz altı aylık kızı varmış. İki yıl kucağında gezdirmiş Veysel onu ne çare o da yaşamamış.


Bir şiirinde dile getirdiği gibi:



“Talih çile kadar sözü bir etmiş
Her nereye gitsem gezer peşimde.”


“O artık alemden bu diyardan uzaklaşmak göçmek isteyen bir ruh haleti içindedir. 1928’de en iyi arkadaşı olan İbrahim ile Adana’ya gitmeye karar veriyorlar. Fakat Sivas’ın Karaçayır köyünde Deli Süleyman isminde birisi âşığı bu ilk seyahatinden vazgeçiriyor.



Veysel’i dinleyelim:



“Bu adam saz çalarım dinler söze başlarım keser. Gideyim derim ‘ah kivra çoluk çocuk ağlaşıyor gel gitme’ diye elime ayağıma düşer. Nihayet dayanamadım gitmiyorum vesselâm diye bu seyahatten vazgeçtim.”



Veysel’in köyünden ilk ayrılışı şöyledir:




Zara’nın Barzan Baleni köyünden Kasım adında birisi Veysel’i köyüne ***ürerek iki üç ay beraber yaşıyorlar. Kendisini Adana’ya göndermeyen Deli Süleyman Sivas’lı Kalaycı Hüseyin Veysel’e yol arkadaşlığı ediyorlar. Dönüşte Veysel Hafik’in Yalıncak köyüne ve Zara’nın Girit köyüne uğra***** 9 liraya güzel bir saz alıyor; Sivas’tan Sivrialan’a dönerlerken arkadaşları bir “üç kağıtçı” grubuna yakalanarak bütün paralarını kaybediyorlar. Arkadaşları Veysel’in 9 lirasını da alarak kumara veriyorlar. Veysel bu hadiseden bir müddet sonra Hafik’in Karayaprak köyünden Gülizar adlı bir kadınla evleniyor.”



1931 yılında Sivas Lisesi edebiyat öğretmeni olan Ahmet Kutsi Tecer ve arkadaşları “Halk Şairlerini Koruma Derneği”ni kuruyorlar. Ve 5 Aralık 1931 tarihinde de üç gün süren Halk Şairleri Bayramı’nı düzenliyorlar. Böylece Veysel’in yaşamında önemli bir dönüm noktası işlemeye başlıyor. Denebilir ki Veysel için A.Kutsi Tecer’le tanışması hayatında yeni bir başlangıcı işaretliyor.



1933’e kadar usta ozanlarından şiirlerinden çalıp söylüyor. Cumhuriyet’in onuncu yıldönümünde Amet Kutsi Tecer’in direktifleriyle bütün halk ozanları cumhuriyet ve Gazi Mustafa Kemal üzerine şiirler düzmüşler. Bunlar arasında Veysel de var.



Veysel’in günışığına çıkan ilk şiiri böylece “Atatürk’tür Türkiye’nin ihyası”... dizesiyle başlayan şiir oluyor. Bu şiirin gün yüzüne çıkışı Veysel’in de köyünden dışarıya çıkması oluyor. O zaman Sivrialan’ın bağlı olduğu Ağacakışla nahiyesi müdürü Ali Rıza Bey Veysel’in bu destanını çok beğeniyor “Ankara’ya gönderelim” diye istiyor.



Veysel de “Ata’ya ben giderim” diye vefalı arkadaşı İbrahim ile yayan yola düşüyor. Karakışta yalınayak başı kabak yola çıkan bu iki arı gönül bu iki insan örneği üç ay yol çiğneyerek Ankara’ya geliyorlar. Veysel Ankara’da konuksever tanıdıkların evlerinde kırkbeş gün misafir kalıyor. Destanı Atatürk’e getirmek hevesiyle geldiğini söylüyorsa da destanı Atatürk’e okumak kısmet olmuyor.



Eşi Gülizar Ana: “Ata’ya gidemediğine bir askere gidemediğine iki; yanardı ki o kadar olur...” diyor. Ancak Hakimiyet-i Milliye (Ulus) basımevinde destanı gazeteye veriliyor. Destan gazetede üç gün boyunca yayınlanıyor. Bundan sonra da bütün yurdu dolaşmaya dolaştığı yerlerde çalıp-söylemeye başlıyor seviliyor saygı görüyor.


ada44 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  





Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Aşık veysel

Aşık veysel konusu, Türküler / Ozanlarımız ve Aşıklarımız forumunda tartışılıyor.



Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Aşık Veysel - Benim Sadık Yarim Kara Topraktır Notası Bkmlyz Akorlar - Tablar - Notalar 2 29-10-2015 10:06
Aşık Gülabi Biyografi-Aşık GülabiKimdir? elif Türkiye'den Biyografiler 0 08-07-2008 02:07
Aşık Veysel Şatıroğlu Biyografi-Aşık Veysel Şatıroğlu Kimdir? elif Türkiye'den Biyografiler 0 02-07-2008 10:05
Veysel Atasoy Biyografi-Veysel Atasoy Kimdir? elif Türkiye'den Biyografiler 0 26-06-2008 01:53

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 01:25 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats