bakimliyiz
Konu etiketleri: atipik mizaç bozukluğu, atipik mizaç bozukluğu nedir, şizofren hastalığına neden olduğu düşünülen nörotransmitter, manik şizofren, persekütuar nedir, manik şizofreni, atipik mizaç bozukluğu tedavi, yari sizofren nedir, persekütuar, atipik mizac bozukluğu, şizofren hastalığına neden olduğu düşünülen nörotransmitter hangisidir, mizaç bozukluğu nedir, şizofreni hastalarının ömrü, aşırı pasaklılık hastalık mı, şizofreni ve bipolar bozukluk arasındaki fark,
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > SAĞLIK > Psikoloji

Kadın Portalı Kayıt Ol Reklam Verin İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 06-07-2008, 02:08   #1 (permalink)
 
Bkmlyz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Şizofreni nedir?

ŞİZOFRENİ
Şizofreni nedeni iyi bilinmeyen işlevselliği önemli ölçüde bozan duygu düşünce ve davranışlarda önemli bozukluklarla seyreden adıyla bile ürkütücü bir hastalıktır. Genellikle kronik gidişlidir ve (1) prodromal (ilk silik belirtilerin görüldüğü) dönem (2) delir (sanrı) ve/veya hallusinasyonların (varsanı) bulunduğu aktif dönem (3) arada remisyonlar görülebilen rezidül dönem olmak üzere üç kademede seyreder.

Hastalık 1852’de Morel tarafundan ilk kez “dementia precox (erken bunama)” adıyla tanımlanmış ergenlik döneminde başladığı ve demansla sonuçlandığı kabul edilmişti. Ancak 1911’de Bleuler hastalığın erken yaşlarda başlamasının şart olmadığını ve bunama ile sonuçlanmadığını vurgulayarak ürkütücü erken bunama adlandırmasını bıraktı ve şizofreni adını önerdi. Şizofreni “aklın bölünmesi” anlamına gelmektedir.

Şizofreninin ömür boyu yaygınlığı % 1-1.5’dur. Bu demektir ki dünyaya gelen her ikiyüz kişiden 2-3’ü şizofreni hastalığına yakalanacaktır. ABD’de iki milyon şizofrenik hasta olduğu tüm dünyada her yıl ikimilyon kişinin ilk kez şizofreni tanısı aldığı hesabedilmektedir. Kırsal kesimlere oranla kentsel kesimlerde hastalık daha yaygın ve daha şiddetli seyretmektedir. Bunun yanında endüstrileşmemiş bölgelere göre endüstrileşmiş bölgelerde daha yaygın ve şiddetlidir. Hastalığı ortaya çıkarmasında kadın-erkek farkı yoktur.

Düşük sosyoekonomik gruplarda daha yaygın görülmektedir. Ancak sosyoekonomik sınıflar arasında incidence (belli dönemde hastalık çıkaranların sayısı hastalık hızı) eşittir. Başka deyişle her sosyoekonomik grupta hastalık eşit miktarda ortaya çıkmakta fakat her sınıftaki şizofrenik hastaları saydığınızda alt sosyoekonomik sınıfta daha çok olduğu görülmektedir. Bunun nedeni şöyle açıklanmaktadır: Şizofreni hastanın yaşam kalitesini düşürdüğünden üst sosyoekonomik sınıfta doğmuş ve yetişmiş olsa bile hastalandıktan sonra ömrünü alt sosyoekonomik grupta geçirmeye başlamaktadır. Bunun aksi görüşler de vardır.
Hastalık büyük çoğunlukla 15-35 yaşları arasında başlar. (%50’si 25 yaşın altında.) 10 yaşın altında ve 40 yaşın üstünde başlaması nadirdir. Bu durumda şizofreninin başlaması açısından en riskli yaş 15-25 yaşlarıdır.

Klinik belirtileri seyri ve sonuçları açısından şizofreni ağır bir hastalıktır. Son 10-20 yılda şizofreninin tedavi olanakları iyice artmıştır. Örneklemek gerekirse 1965’den 1975’e kadarki on yılda hastanelerdeki şizofrenik hasta sayısı yarı yarıya azalmıştır. Günümüzde bu hastaların %80’i yataksız hasta birimlerinde tedavi edilmektedir.

ETİYOLOJİ
Şizofreni hastalığın ortaya çıkışı belirtileri seyri ve sonuçları itibariyle farklı görünümler arzeden bir hastalık belki hastalıklar grubudur. Bu nedenle tek bir etiyolojik etken üzerinde durulamaz. Hastalığın ortaya çıkışında genellikle stress-diathesis (zorlanma-eğilim) modeli kullanılır. Bu modele göre şizofreni ortaya çıkaran kişiler belirli bir biyolojik kolay hastalanma veya yatkınlık niteliklerine sahiptir. Böyle bir yapıda bir stres (zorlanma) tetiği çekmekte ve şizofreni belirtileri ortaya çıkmaktadır. Bu stres’ler genetik biyolojik psikososyal veya çevresel olabilir.

GENETİK
Ailesinde şizofreni bulunan kişilerde şizofreni riski normal popülasyondan daha yüksektir. Aynı şekilde tek yumurta ikizlerinde çift yumurta ikizlerine oranla eşhastalanma riski daha yüksektir. Evlat edinilmiş çocuklar üzerinde yapılan çalışmalarda eğer biyolojik anne ve/veya babada şizofreni varsa evlat edinilmiş çocuklarda şizofreni riski gene yüksektir. Aksi durum da geçerlidir. Anne ve/veya babası şizofrenik olmayan bir çocuk şizofrenik bir aile tarafından evlatlık edinildiği durumlarda evlatlık çocukta şizofreni riski artmamaktadır. Burada hemen belirtilmelidir ki bu anlatılanlar şizofreninin irsi bir hastalık olduğu anlamına gelmemektedir. Şizofrenik hastanın çocuğuna da bu hastalık geçecektir düşüncesi doğru değildir. Sadece kalıtımsal yatkınlık söz konusudur. Bu bakımdan şizofreninin tek bir etkene bağlı bir hastalık olmadığı çok etkenli (mültifaktöriel) bir modelle açıklanabileceği belirtilmelidir.

BİYOLOJİK
Biyokimyasal laboratuvar bulguları şizofrenik hastaların beyin biyokimyasında belirli alanlarda değişme ya da bozulmalar olduğunu göstermektedir. Bunlardan en önemlisi “dopamin varsayımı”dır. Dopamin bir sinirsel ileti maddesidir. Bu varsayıma göre şizofrenide dopamin etkinliğinin artması söz konusudur. Amfetamin kokain gibi uyuşturucu maddelerin de dopaminerjik aktiviteyi artırdığı bilinmektedir. Gene bu maddelerin şizofreni ya da benzer görünümlü hastalıklara yol açtığı da bilinmektedir. Özetle söylemek gerekirse şizofrenik hastalarda dopaminerjik aktivitede artma vardır. Dopaminerjik aktiviteyi artıran bazı maddeler de şizofreni benzeri durumlar ortaya çıkarmaktadır. Ancak her şizofrenide dopamin aktivitesi artması görülmemektedir. Bu demektir ki şizofreniyi dopamin varsayımı ile her zaman açıklayamayız ve onun için varsayım diyoruz. Dopamin varsayımı yanında “norepinefrin varsayımı” “GABA varsayımı” “serotonin varsayımı” söz konusudur. Bu varsayımlar da her şizofreniye uygunluk göstermemektedir.
Biyolojik bulgular aynı zamanda şu soruyu akla getirmektedir. Şizofrenik hastalarda saptanan beyin biyokimyasına ilişkin bulgular şizofreninin nedeni midir yoksa şizofreninin bir laboratuvar bulgusu mudur Başka deyişle şizofrenide neden bu biyokimyasal değişmeler olmaktadır. Sebep-sonuç ilşkisi temelinde bu konu aydınlanmış değildir.
PSİKOSOSYAL VE ÇEVRESEL
Kişi için önemli olan yaşam olaylarının şizofreniyi ortaya çıkardığı bilindiği gibi hastalığı alevlendirdiği ya da nükse yol açtığı bilinmektedir. Yakın ölümleri felaketler evlenme erkeklerde askerlik iş sorunları kişi için önemli yaşam olayı olabilir. Ancak gene belirtilmelidir ki bu tür çevresel faktörler tek başına hastalığa neden olmaktan çok kalıtımsal yatkınlık biyolojik etkenler gibi nedenlere eklendiğinde hastalık ortaya çıkmaktadır. Çevresel etkenler hastalığın nedeni olmaktan çok hastalığın ortaya çıkışına katkıda bulunan tetiği çeken etkenler olmaktadır. Başka bir ifadeyle kişi şizofreniye kalıtımsal ve/veya biyolojik olarak yatkınsa yaşamının bir döneminde çevresel etkenler hastalık için tetiği çekivermektedir. Konunun diğer yanı çevresel etkenlerin hastalığa neden olmaktan çok belirtilerin oluşmasında etkili olduğunun görülmesidir. Mesela ülkemizdeki darbe dönemlerinde “beni asacaklar takip ediyorlar” türünden hezeyanlar artmaktadır.
BELİRTİLER
Şizofreni akut belirtilerle başlayabildiği gibi yavaş ve sinsi bir biçimde başlayabilir. Sinsi başlangıçta çevreye karşı ilginin azalması aldırmazlık toplumdan kaçma sık aynaya bakmayla kendini belli eden kendi bedeni ile aşırı ilgi garip ilgiler :-):-):-):-)fizik uğraşlar söz konusudur. Bu dönemde hasta adayı genellikle genç yaşta olduğundan “karasevdaya tutuldu” “topluma küstü” vb. biçiminde yorumlara gidilir. Bazen depresyon belirtileriyle ya da başka ruhsal hastalıklara benzer belirtilerle başlayabilir. Özellikle delikanlılık çağında her türlü ruhsal rahatsızlığın başlangıcında şizofreni de akıldan uzak tutulmamalıdır.

Hastaların görünümünde ilgisizlik donukluk çekingenlik dış görünüşüne aldırmazlık dikkati çeker. Ağır tiplerinde dağınıklık pasaklılık kirlilik öne çıkar. Psikomotor davranışta değişmeler görülür. Aşırı bedensel-ruhsal huzursuzluk garip yüz göz hareketleri garip beden duruşları acaip tekrarlamalar bunlar arasındadır.
Şizofrenide tüm işlevsellikte azalma ya da bozulma söz konusudur. Referans (alınma) düşünceleri delirler (sanrı hezeyan) gibi düşünce içerik bozuklukları görülür. Sanrılar diğer bozukluklardaki sanrıların aksine sistemsiz tutarsız gariptir (“bir uzaylının oğluyum”). Çoğunlukla işitsel olmak üzere görsel kokusal dokunsal hallusinasyonlar (varsanı “kulağıma küfür sözleri geliyor”) görülür. Fikir akışının bozulması enkoherans (anlaşılmaz saçma-sapan konuşma) gibi mantıksız düşünce biçimi ortaya çıkar. Düşünce sürecinde soyutlama yeteneği bozulur somut düşünülür. Duygulanım azalmıştır küntleşmiştir ya da uygunsuzdur. Ya hemen hiç duygusal tepki vermezler ya da duygusal tepkileri uygunsuzdur. Her düzeyde bunaltı (anksiyete) yaşayabilirler. Hasta çevresi ile ilgisizdir olaylar onu etkilemiyor ilgilendirmiyor gibidir. Ego sınırlarının kaybı dış dünya ile iç dünyayı ayırdetmede güçlük gibi belirtilerle kendini algılaması bozulmuştur. Uygunsuz dürtü ve güdülenme ambivalans (aynı anda iki zıt duygu düşünce ve davranış ortaya koyma) gibi irade bozuklukları görülür. Kişilerarası işlevler bozulur. Sosyal içe kapanma saldırganlık cinsel uygunsuzluklar bunlara örnektir. Psikomotor inhibisyondan (ruhsal-bedensel durgunluk) eksitasyona (aşırı hareketlilik) uzanan bir yelpazede harekette nitel değişmeler maniyerizm (garip anlaşılmaz yüz göz hareketleri) katatoni (bedenin belli bir pozisyonda sabit durması) stereotipi (kalıplaşmış ve yineleyen beden hareketleri) gibi nitel bozulmalar görülür.
Şizofrenide kullanılan en eski ilaç 1952 tarihlidir. O tarihten bu yana daha etkin ve daha az yan etkili ilaçlar ve başka tedavi teknikleri geliştirilmiştir. Eskinin tedavi edilemez sanılan şizofrenisi bugün önemli oranda ve önemli düzeyde tedavi edilebilir bir hastalıktır. Ancak hastalık belirtilerinin ortadan kalkışından sonra da uzun süre yıllar boyu tedaviye devam etmek gerekmektedir. Aksi durumda nüks ihtimali artar.

Tedavi edilen hastalarda çoğu zaman negatif belirtiler dediğimiz ilgi azalması toplumdan uzaklaşma duygusal tepkilerde azalma kendine bakımda bozulma gibi belirtiler devam edebilir. Her hastada özellikle negatif belirtileri süren hastalarda hastalık sonrası bakım önemlidir. Bu kişiler yataksız hasta birimlerinde izlenmeye devam edilmelidir. Bunun yanında ailesi ve toplum tarafından sosyal destek sağlanmalıdır. Rehabilitasyon yaşama ve işe yeniden uyum çalışmaları bu kişilerin topluma tekrar kazandırılması açısından önem taşır. Uzman denetimi altında çalışma tedavisi (oküpasyonel tedavi) el emeği ve sanat ürünleri üretimi çalışmaları düzenlenmelidir. Öyle görülüyor ki şizofrenide tedavi sonrası bakım ve sosyal destek tedavi kadar önem taşır. Ancak bu tür çalışmaların yeterli olduğu söylenemez. Hastalar genellikle aile desteğine bırakılmakta bazen bu da olmazsa “evsiz” şizofrenikler sokakta darmadağınık kir içinde keçeleşmiş traşsız saçlarla dolaşmaktadır. Ne yazık ki bir hayvanın sokaktaki acıklı görüntüsüne başkıldıran ülke gündeminin birinci sıralarına getiren kamuoyu böyle hastaları görmezlikten gelmektedir.

Bir ışık olarak dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de ruh sağlığı profesyonelleri ve hasta aileleri “şizofreni” dernekleri kurarak örgütlenmektedir. Bu örgütlenmeden amaç şizofren hastaların aileleri ve hastanın kendisi ile bağlantıyı kesmemek izlemeyi sağlamak aileyi eğitmektir. Hekimlik yaşamımızda sıklıkla görüyoruz ki hastanın kendisi ya da ailesi yeterli bir iyileşme gördüğünde tedaviyi kesmektedir. Bu örgütlenme ile hasta ailelerinin ve toplumun da desteğiyle hastalar sürekli izlenecek mümkün olan sosyal destek sağlanacaktır. Bu uygulama koruyucu psikiyatrinin üçüncül korumasına bir örnektir.

SANRILI BOZUKLUK
Hastalığın birincil ve tek belirtisi değişmez sanrıları olmasıdır. “beni takip ediyorlar öldürecekler” gibi. Bu sanrılar şizofrenideki gibi sistemsiz garip değildir. Hastanın sanrılarına duygusal tepkisi sanrılarına uygundur. Takip edileceğine inanıyorsa bundan sıkıntı duyar kendince yaşamını kurtarmak için savaş verir. Hastalığa bağlı yıkım şizofreninin aksine ya hiç yoktur ya da çok azdır. Hastalar genellikle aşırı duyarlıdır. Bu durum hasta yüksek düzeyde işlevsellik yeteneğine sahip olsa da toplumsal içe kapanmaya yol açabilir. Eğer hasta rahat bir durumda ise herhangi bir ruhsal bozukluğu yok sanılabilir. Halk tarafından da bilinen “paranoya” yaklaşık bu hastalığa karşılık gelir.

Genetik çalışmalar göstermiştir ki sanrılı bozukluk ne şizofreninin ne de mizaç bozukluğunun bir alt tipi ya da erken belirti dönemi değildir. Bu hastaların birinci derece akrabalarında şizofreni ya da mizaç bozukluğu gösterme riski artmamaktadır.

Birincil olarak psikososyal kaynaklıdır. Hastaların geçmişleri incelendiğinde genellilke fiziksel ve duygusal kötü kullanıma maruz kaldıkları görülmektedir. Zalim kaba düzensiz güvenilmez anne babaların çocukları oldukları görülür. Bu durumda çocukta çok gerekli olan güven duygusu gelişmemiştir. Ve çocuk çevrenin her zaman düşman ve tehlikeli olduğuna inanmıştır. Sağırlık körlük sosyal izolasyon ve yalnızlık göçler beklenmedik çevresel değişiklikler de hastalığın gelişiminde rol oynayabilir. Bu hastalıkta kullanılan ana savunma mekanizması projeksiyondur (yansıtma). Kabul edilemez düşünce ve duygular karşıdakine yansıtılır “ben ona düşman değilim o bana düşman”. Bunun yanında reaksiyon formasyon’la (zıt tepkiler kurma) mesela aşağılık duyguları büyüklük duygularına dönüştürülür.

Sanrıların ana özelliklerine göre 5 tipe ayrılır:
1/ Erotomanik tip: Genellikle kendisinden üst sınıftan biri kendisine aşıktır.
2/ Grandiyöz tip: Güçlülük zenginlik bilgililik sanrıları içindedir.
3/ Persekütuar tip: Kötülük yapılacağına inanır “beni oldürecekler” gibi hezeyanlar gösterir.
4/ Jaluzik tip: Cinsel partnerinin kendisine sadık olmadığına sanrılı bir kurgu içinde inanmıştır.
5/ Somatik tip: Sanrılı bir kurgu içinde önemli bir hastalığı ya da bedensel eksikliği olduğuna inanmıştır. Hastalık hastalığından farklı bir durumdur. Hastalık konusunda vehim değil hezeyan içindedir.

POSTPARTUM (Doğum Sonrası) PSİKOZLAR
Hastalık doğum yaptıktan sonra ortaya çıkar. Başlıca depresyon ve sanrılar görülür. Uykusuzluk huzursuzluk duygusal değişkenlik gibi belirtilerle doğumu takiben 2-3 gün içinde ortaya çıkar. Sonra sanrılar belirir. Bebekle ilgili takınaklar görülür. Her 1000 doğumdan 1-2’sinde görülür. En çok ilk doğumda gelişir. Genellikle şizofreni bipolar bozukluk gibi altta yatan başka bir ruhsal bozukluğa ikincildir. Doğum sonrası hormon düzeylerindeki hızlı değişmeler hastalığın ortaya çıkışına katkıda bulunabilir. İstenmeyen gebelik mutsuz evlilik annelik korkları gibi psikodinamik çatışmalar bulunabilir.

ŞİZOFRENİFORM (Şizofreni benzeri) bozukluk şizofreni benzeri ancak kısa süreli bir bozukluktur. Şizofreni ile duygulanım bozuklukları arasındaki köprü ŞİZOAFFEKTİF BOZUKLUK bir aydan kısa süren sanrılı bozukluk benzeri bozukluklar için KISA PSİKOTİK BOZUKLUK ve biri merkez diğer uydu olmak üzere iki kişi tarafından yaşanan PAYLAŞILMIŞ PSİKOTİK BOZUKLUK burada anılmalıdır.

Bkmlyz isimli Üye şimdilik offline konumundadır  

Alt 06-07-2008, 02:11   #2 (permalink)
 
Bkmlyz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

Şizofreni kişilik bölünmesi zayıf kişilikli olma zeka geriliği veya tembellik değildir. Önemli ruhsal hastalıklarından birisidir.
Hastalarda genelde gerçekle hayal dünyasını ayırt edememe mantıksal düşünme yeteneği kaybı normal duygusal tepkiler verememe ve toplumsal kurallara uyamama görülür.Aynı zamanda hatırlama ve normal konuma yeteneği genelde kaybolur. Diğer bedensel ve ruhsal hastalıklarda olduğu gibi organik nedenleri vardır.Bu gün şizofreninin ortaya çıkışında rol oynayan dopamin ve serotonin sistemi gibi beyinde yer alan taşıyıcı (nörotransmitter) sistemlerin rol oynadığı araştırmalarla gösterilmektedir. Toplumda %1 oranında şizofreni görülmektedir. Sıklıkla 15-25 yaşları arasında ortaya çıkmaktadır. 12 yaşından önce ve 40 yaşından sonra görülmesi enderdir.

Günümüzde kullanılan ilaçlar belirtileri büyük oranda kontrol altına alabilmekte ancak bazı semptomlar çoğu hastada yaşam boyu sürmektedir. Bu hastalığı tümüyle atlatan hasta sayısı tüm hastaların ancak 1/5’idir. Bazı hastalar sadece bir defa atak geçirmekte bazı hastalarda ara dönemleri normal olan ve tekrarlayan ataklar olmakta bazı hastalarda ise belirtilerde
artma ve azalma ile giden ancak hiçbir zaman normale dönmeyen bir seyir görülebilmektedir.

İlaç kullanımı ile çoğu belirti kontrol altına alınabilmektedir buna karşın bazı hastalar halen var olan ilaç tedavilerinden faydalanamamakta ekonomik nedenlerle ilaçları temin edememekte veya ilaç yan etkileri nedeni ile tedaviye
devam etmek istememektedir.

ŞİZOFRENİ NEDENLERİ NELERDİR
Şizofreninin kesin nedeni tam olarak bilinememektedir. Bu konuda değişik teoriler ileri sürülmektedir. Klinik izlemelerde kan bağı olan kişilerde genetik yatkınlığın olduğu başka nedenlerin de araya girmesi ile hastalığın ortaya çıktığı görülmektedir.
Tek yumurta ikizlerinin birinde şizofreni görülmesi durumunda diğerinde şizofreni ortaya çıkma olasılığı %50 anne babanın ikisinin birden şizofren olması durumunda çocuklarda şizofreni görülme olasılığı %40 anne veya babanın şizofren olması
durumunda çocuklarda görülme olasılığı %8 kardeşlerden birinin şizofren olması durumunda diğer çocukta hastalığın görülme olasılığı %12’dir. Genetik geçişten sorumlu tutulan bazı genler vardır ancak bu konu henüz tam olarak aydınlatılamamıştır.

Şizofren hastaların beyin tomografisi ve MR gibi radyolojik incelemelerinde beynin bazı bölgelerinde değişiklikler tespit edilmektedir ancak bu değişikliklerin şizofreniye özgü olmadığı bilinmektedir. Yine ölen şizofren hastaların beyin
biyopsilerinde beyinde bazı doku değişiklikleri görülmektedir. Bu değişikliklerin de hastalık oluşmadan önce mi olduğu veya hastalığın ortaya çıkşıyla mı geliştiği bilinememektedir.
Beyin biyokimyası ile ilgili araştırmalarda beyinde haberci rolü üstlenen (nörotransmitter) maddelerden biri olan dopaminin aktivite artışının hastalığa yol açtığı bilinmektedir.
Son yıllarda dopamin yanında serotonin ve norepinefrin gibi diğer habercilerinde şizofreni oluşumunda rol oynadığı belirtilmektedir. Kullanılan ilaçlar da bu sistemler üzerinden etki etmektedir. Her hastada aynı belirtilerin ortaya çıkmamasıher ilacın her hastaya yaramaması hastalığın ortaya çıkışında bu maddelerle ilgili kişiden kişiye değişen özelliklerin olduğunu düşündürmektedir. Hastalığın ortaya çıkış nedeni olarak bazı hastalarda dopamin sistemi daha etkin olurken bazılarında sorun daha çok serotonin sisteminde olabilir.
Bağışıklık sisteminin bu hastalığa yol açtığı öne sürülen teoriler arasındadır.
gebelik sırasında grip enfeksiyonu geçiren annelerin çocuklarında bu hastalığın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür ancak araştırmalar bunu desteklememektedir.

Çevresel bazı etkenler hastalığın ortaya çıkışında rol oynamaktadır. Kalp hastaları nasıl çevresel stres yaratan durumlardan olumsuz etkileniyorsa veya stresli bir yaşam olayı nasıl hastalığın ortaya çıkmasında rol oynuyorsa şizofrenlerde
de aynı durum geçerlidir. Bu hastalarda tek başına ilaç tedavisi genelde yeterli olmaz stres yaratan durumların da ele alınması gerekir. Bazı aile yapılarının şizofreniye yol açtığı öne sürülmüş ve şizofren aileler modeli geliştirilmeye çalışılmıştır ancak sonra yapılan araştırmalar bu teoriyi desteklememiştir.

Şizofrenlerde hormonlarda bazı değişiklikler olduğu ve bunun da hastalığa yol açtığı belirtilmektedir.
Bazı yapısal ve kimyasal bozuklukların şizofren hastaların algılarında bozulmalara yol açtığı ve hastaların algılarında seçicilik olmaması dolayısıyla beynin çok fazla uyaranla karşılaştığı öne sürülmektedir. Örneğin normal kişilerde bulundukları ortamda aynı anda ortaya çıkan seslere karşı bir seçicilik vardır televizyonun sesini dinlerken dışarıda bağıran satıcının sesini algılamayabilir oysa şizofrenlerde bu seçiciliğin olmadığı aynı anda var olan tüm seslerin algılandığı ve beynin
fazla uyaranla karşı karşıya kaldığı belirtilmektedir.
Stres-diyaaaa teorisine göre bünyesel olarak yatkın olan kişilerde stresli bir durumla karşılaşıldığında şizofreni ortaya çıkmaktadır. Şizofreninin ortaya çıkışında biyolojik psikososyal ve çevresel etkenlerin birlikte rol oynadığı stres yaratan bir durumla karşılaşıldığında hastalığın ortaya çıktığı ve stres yaratan durumun da bu etkenlerden biri ile ilgili olabileceği belirtilmektedir.Örneğin ortaya çıkarıcı etken enfeksiyon gibi biyolojik bir neden veya bir yakınını kaybetme veya sorunlu bir ailede yaşama gibi psikolojik bir neden olabilir. Her enfeksiyon hastalığı olan veya her yakınını kaybeden şizofreni olmaz bu
hastalığın ortaya çıkışı için bünyesel yatkınlığın da bulunması gerekir.

ŞİZOFRENİ BELİRTİLERİ NELERDİR
Şizofreni hastaları dünyayı değişik algılar. Normalde çevrede varolan uyaranlar dışında olmayan sesler hayaller garip kokularla dış dünya karışık ve anlaşılmazdır.
Bu ortamda hastalarda anksiyete artışı heyecan ve korku sıktır. Bu duygularla genelde normal olmayan davranışlar sergilerler.
Şizofreninin ortaya çıkışı değişik şekillerde olabilir. Bazı hastalarda aniden ortaya çıkabileceği gibi çoğu hastada sinsice yavaş yavaş gelişir. Yavaş seyir gösteren şizofrenide başlangıçta dikkat toplama güçlüğü toplumsal ilgiyi kaybetme içine kapanma kendine bakımda azalma dini uğraşılarda artma veya kara sevdaya tutulma gibi belirgin olmayan ve ilk bakışta şizofreniyi düşündürmeyen belirtiler görülebilir ve sıklıkla başka psikiyatrik hastalıklarla karıştırılır. Bu başlangıç belirtilerinin ardından birkaç ay veya yıl içinde de tüm belirtileri ile hastalık ortaya çıkar. Hastalar sıklıkla garip davranışlar ve konuşmalar sergilerler.Gerçekte olmayan sesler işitmeye ve hayaller görmeye başlarlar. Bazı hastalarda garip pozisyonlarda uzun süre durma bazılarında hiç hareket etmeksizin uzun süre sessiz kalma veya aşırı hareketlilik görülebilir. Yavaş seyir gösteren şizofreninin yanında hızlı seyir gösteren şizofreni de olabilir. Bu hastalarda ise belirtilerin çoğu bir arada aniden ortaya çıkar.Bazı hastalarda belirtiler hafif seyrederken bazılarında şiddetli semptomlar olabilir ve bu durumda hastaları kontrol etmek güçleşebilir. Şizofrenide görülen belirtiler iki başlık altında toplanır: pozitif belirtiler ve negatif belirtiler. Her hastada bu belirtilerin tümü bir arada görülmez.
Şizofreninin tipine göre belirti kümeleri de değişir. Örneğin paranoid şizofrenide şüphecilikle ilgili belirtiler baskındır. Paranoid şizofrenlerde sık görülen temalardan bazıları şunlardır: kendisine kötülük yapmak isteyen kişiler veya güçler vardır bununla ilgili sesler işitmektedir bu nedenle evde perdeleri kapatıp oturmakta yemek yerken zehirlenme riski olduğunu düşünerek yemeği kendi
önünde hazırlatmakta veya kendi yaptığı yemeği yemektedir. Odasına dinleme cihazları yerleştirilmiştir bu nedenle odasında temkinli konuşmaktadır eşi kendisini aldatmaktadır v.b. Basit şizofrenide ise toplumsal çekilme içine kapanma sosyal aktivitelerde azalma kendine bakımın düşmesi gibi belirtiler dışında fazla bulgu olmayabilir. Pozitif belirtilerde şüphecilik işitme varsanılar ve garip davranışlar sıktır.Hastalarda düşünce ve konuşmada kopukluk görülebilir. Konuşurken konudan konuya atlama içerik olarak bir anlam ifade etmeyen sözcükleri birbiri ardına sıralama sonucu dinleyenler tarafından bir anlam ifade etmeyen sözcük salatası dediğimiz içeriği boş anlamsız ve karmaşık konuşma biçimi görülebilir. Bazende hastalar kendileri kelime uydururlar bu kelimeler kendilerince bir anlam ifade etmektedir.Aslında anlamsız gibi görülen konuşmaya dikkat edilirse çokta anlamsız olmadığı içeriğinin olduğu görülebilir. Bu konuşma biçimi kişinin çağrişimlarının hızlanması ile ilgilidir. Düşüncede bu hızlanmanın yanında duraklamalar da görülebilir.
Hastalar konuşurken ani duraklamalar bloklar genelde buna bağlıdır. Düşünceler genelde çocuksu ve büyüseldir. Hastalarda gerçekle bağlantısı olmayan inanışlar görülebilir. Bu hastalarda görülen bazı düşüncelere şu örnekler verilebilir telefonları dinlemekte insanlar kendisini takip etmekte herkes düşüncelerini bilmektedir kötülük yapmak isteyen kişiler vardır hatta ev içindeki yakınları bile kötülüğünü istemekte ve kendisine zarar vermek için planlar yapmaktadırtelevizyondan mesajlar almakta herkes kendisine manalı manalı bakmaktadır iç organları parçalanmış ve yok olmuştur telepatik güçleri vardır uzaylılar kendisi ile bağlantı kurmaktadır v.b.
Gerçekle bağlantısı olmayan sesler işitilebilir. Bazen bu sesler bazı komutlar vermekte alay etmekte veya kötü sözler söylemektedir. Yine gerçekte olmayan hayaller görülür. Garip şekiller korkunç yaratıklar olabilir. Hastalar bu ses ve görüntülerin gerçekte olup olmadığını ayırt edemez. Çoğu zaman bunlardan rahatsız olurlar ve korkarlar. Bunları kendi beyinlerinin bir ürünü olarak kabul etmez ve genelde dışarıdan birileri tarafından yapıldığını düşünürler. Bazen bu seslere yanıt verir konuşmaya başlarlar veya görüntüleri takip ederler. Hastaların bu hareketleri dışarıdan gözlendiğinde kendi kendine konuşuyormuş veya sabit bir noktaya bakıyormuş gibi gelir.
Negatif belirtilerde toplumsal çekilme içine kapanma ilgi ve istek azlığı kendine bakımda azalma konuşma ve hareketlerde azalma gibi belirtiler görülür.

Duygulanımda azalma görülür. Hastaların jest ve mimiklerinin azaldığı görülür.Olaylara uygun tepkiler veremezler. Çoğu zaman yüzlerine maske giymiş gibi tepkisiz bir görünüm sergilerler. Bazen de uygunsuz tepkiler verdikleri görülür ağlanacak yerde güler veya gülünecek yerde ağlayabilirler. Genelde hareketler azalmıştır.
Harekete başlama güçlüğü görülür. İleri evrelerde hareketsiz uzun süre durdukları görülebilir. Bu hareketsizliğin nedeni sıklıkla ileri derecede kararsız kalmakla ilgilidir. Bazen bu uzun süreli hareketsizliğin ardından ani beklenmeyen bir hareketlilik olabilir hasta yaydan fırlamış ok gibi eyleme geçebilir. Hastalar toplumsal olaylara ilgi ve isteklerini genelde kaybederler. Toplumsal çekilme okul ve işe devam edememe arkadaşlardan uzaklaşma yalnız kalmayı tercih etme sık görülür. Dikkat toplama güçlüğü vardır hastalar bir konuya odaklanamazlar.
Şizofreni hastalarında saldırganlık sık görülen belirti değildir. Ancak şizofreni belirtileri ortaya çıkmadan önce saldırgan kişiliği olanlarda hastalık ortaya çıktıktan sonra saldırganlık görülebilmektedir. Bunun dışındaki hastalar genelde içine kapanıktır. Şüpheciliği olan hastalar ilaç kullanmıyorlarsa saldırgan olabilirler. Genelde aile içinde veya arkadaş ortamında saldırgan davranışlar gösterirler. Yine alkol ve madde bağımlılığı olan şizofrenlerde saldırganlık görülebilir. Şizofrenide intihar riski normal topluma göre fazladır. Hastaların %10’unda intihar girişimi görülebilmektedir. Hangi hastanın intihar edeceğini önceden kestirmek genelde güçtür.

ŞİZOFRENİ TEDAVİSİ

Şizofreni oldukça değişik şekillerde kendini gösteren ve neden ortaya çıktığı bilinmeyen bir hastalıktır. Bu nedenle tedavide amaç semptomları yatıştırmaya ve hastalığın tekrar ortaya çıkışını önlemeye yöneliktir.

Şizofreni tedavisinde kullanılan antipsikotik ilaçlar ilk olarak 1950 yıllarında ortaya çıkmıştır. Bu ilaçlar hastalarda ortaya çıkan belirtileri yatıştırmakta hastanın günlük yaşama uyumunu artırmakta iş verimini yükseltmekte ve hastalığın tekrar ortaya çıkışını önlemektedir ancak hastalığın tam olarak ortadan kalkmasına yardımcı olamamaktadır.

İlacın seçimi ve doz ayarlaması hastaya ve hastanın belirtilerine göre değişir. Hangi ilacın ne dozda kullanılacağı ancak deneme ve yanılma yolu ile anlaşılmaktadır. Her ilaç her hastaya yaramamakta bazı hastalarda bazı ilaçlar ufak dozlarda bile şiddetli yan etkiler çıkarabilmektedir. Bazı hastalarda yüksek doz ilaç kullanımına rağmen belirtiler azalarak devam etmekte nadir de olsa bazı hastalar halen var olan hiçbir ilaç tedavisinden faydalanamamaktadır.

Son on yılda atipik antipsikotikler olarak adlandırılan yeni bir grup ilaç şizofreni tedavisinde kullanılmaktadır. Bu grup ilaçlardan ilki ve en etkili olanı Clozapine’dir. Etkinliği yanında kandaki beyaz hücrelerde ani düşme gibi hayatı önemi olan bir yan etkisi olması dolayısıyla doktor kontrolünde ve dikkatli kullanılması gerekir. Bu grupta yurdumuzda halen kullanılan diğer ilaçlar Risperidone Olanzapine ve Quetiapine’dir. Bu ilaçların yan etkileri Clozapine göre daha az olmasına rağmen yine de değişik yan etkiler görülebilmektedir. Bu grup ilaçlar klasik ilaçlara göre oldukça pahalıdır. Bunlar dışında halen yeni ilaçlar geliştirilmeye çalışılmaktadır.

Şizofreni tedavisinde kullanılan ilaçlar özellikle ses işitme hayal görme şüphecilik gibi bazı belirtileri kolayca ortadan kaldırabilirken ilgi istek azlığı ve duygulanımda azalma gibi bazı belirtilere fazlaca etkili olamamaktadır.

Haloperidol gibi klasik antipsikotiklerin uygulanmasında ilave ilaç kullanımını gerektirecek yan etkiler sıkça görülürken atipik antipsikotiklerle bu yan etkiler çok nadirdir.

Hastaları ve yakınlarını en çok kaygılandıran konu hastalarda bu ilaçlara bağımlılık gelişmesidir. Ancak bu ilaçların bağımlılık yapıcı yan etkisi kesinlikle yoktur.

İlaçların Etki Mekanizması Nedir

Şizofrenide beyinde varolan ve düzenleyici haberci gibi işlevleri olan dopamin serotonin ve glutamat gibi nörotransmitterlerde işlev bozukluğu olduğu ve hastalığın bu nedenle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Her hastada bu maddelerle ilgili ortaya çıkan işlev bozukluğu farklı şekillerdedir ve buna bağlı olarak ortaya çıkan belirtilerde hastadan hastaya değişir. Bazı hastalarda sorun ağırlıklı olarak dopamin sistemindedir ve bu hastalar dopamin sistemini etkileyen klasik nöroleptiklerden daha çok faydalanır. Bazı hastalarda ise sorun daha çok serotonin sistemindedir ve bu hastaların klasik ilaçlara yanıtı azdır ve yeni grup ilaçlar bu hastalarda oldukça etkili olmaktadır.

Her hastaya uygun ilaç uygun doz ve kullanım şekli farklıdır. Hastalığın belirtilerinin ani ortaya çıktığı ve şiddetli olduğu vakalarda kas içine verilen iğne formları kullanılabilir. Yine hastanın durumuna göre ağızdan damla şurup veya hap şeklinde uygulama yapılır.

İlaçlara ne kadar devam etmek gerekir
Bu ilaçlar hastalığı kontrol altına aldığı gibi tekrarlama şansını da düşürürler. Bazı hastalarda ilaç kullanımının devam etmesine rağmen hastalık tekrarlayabilir. Ancak ilaçların kısa süreli kullanılıp kesilmesi ile hastalığın tekrarlama şansı daha fazladır. Hastalığın alevli olduğu dönemde ilacı daha yüksek dozda kullanılmalı belirtiler yatışınca doz azaltılmalıdır. Bazı hastalarda dozun azaltılması ile hastalık tekrarlayabilir bu durumda dozun tekrar artırılması gerekir. İlaçların uygun dozda uygun sürede kullanılması düzenli doktora gitme hastalığın kontrol altında tutulması yönünden önemlidir. Bu hastalar tedavilerini düzenli sürdürme konusunda genelde güçlük çekerler. Hasta yakınlarının bu konuda hastalara yardımcı olması önemlidir.

Hastaların düzenli ilaç kullanmamasının çeşitli nedenleri vardır:

1. Bazıları hasta olduğunu kabul etmez ve ilaç kullanmaya ihtiyacının olmadığını düşünür
2. Düşüncelerinde dağınıklık olduğu için düzenli ilaç alamayabilir
3. Hasta yakınları hastalığın tam bilincinde olmadığı için hastayı ilaç kullanımı konusunda olumsuz yönde etkileyebilir
4. Yan etkiler nedeni ile hasta ilaç kullanmak istemeyebilir tedavi eden hekim bu konuyu dikkate almaz ise hastanın tedaviye uyumu bozulabilir
5. İlaç kullanımı uzun süreli olduğunda hastanın ekonomik gücü dikkate alınmalıdır. Alım güçlüğü içinde olan hastalara pahalı ilaçların başlanması tedaviye devamı güçleştirebilir
6. Tedavinin kolay uygulanabilir olması önemlidir. Çok sayıda ve gün içinde değişik zamanlarda uygulanan çok sayıda ilacın kullanılması tedaviye uyumu bozabilir

Tedavide uyum güçlüğü olan hastalarda uyumu artırıcı önlemler alınabilir: Yan etkisi çok olan ilaçtan az yan etkili ilaca geçme ilacın en etki ve en düşük dozda kullanımı ağızdan alınan ilaçlar yerine iğne ile kas içine vurulan depo ilaçların kullanımı v.b.

Bazı hastalar bir günde kullanacağı ilaçları bir kutuya koymakta ve oradan alarak ilaç alıp almadıklarını kontrol etmektedir. Hasta yakınlarının da bu konuda hastalara yardımcı olmaları önemlidir.

İlaçların yan etkileri nelerdir
Klasik nöroleptiklerin en sık görülen yan etkisi kaslarda kasılma sertlik hissetme ayakları sürekli hareket ettirme ihtiyacı hareketlerde yavaşlamadır. Daha seyrek olarak ağız kuruluğu bulanık görmekabızlık sersemlik hissi kadınlarda adet düzensizliği ve memelerden süt gelmesi erkeklerde ejakülasyon güçlüğü görülebilir. Daha çok sakinleştirici ve uyutucu etkisi olan ilaçlarla ağız kuruluğu tansiyon düşmesi bulanık görme kabızlık gibi yan etkiler daha fazla görülürken sakinleştirici ve uyutucu etkisi az olan belirtileri daha iyi kontrol altına alan haloperidol gibi ilaçlarda kaslarda kasılma yerinde duramama gibi yan etkiler daha fazladır.

İlaçların uzun süre kullanımı ile kalıcı yan etkiler ortaya çıkabilir. Bu yan etkilerin başında ağız dudak yüz ve beden kaslarında görülen istemsiz hareketler gelir.

Atipik antipsikotikler olarak adlandırılan yeni grup ilaçlarla bu tip kalıcı yan etkiler çok nadiren ortaya çıkmaktadır. Özellikle genç hastalarda daha az yan etkisi olan ve kalıcı yan etkiler ortaya çıkarma olasılığı düşük olan ilaçlar tercih edilmektedir.

Atipik antipsikotiklerden clozapine kullanan hastaların %1’inde kandaki beyaz kürelerde düşme olabilmektedir. Bu durumda ilacı kesmek gerekir. Bu yan etkiyi kontrol edebilmek için hastaların düzenli kan kontrollerine gelmeleri uygundur. Bunun dışında sersemlik uyku hali yorgunluk tansiyon düşmesi salya artışı gibi yan etkiler görülebilir.

Risperidon ketiapin ve olanzapin de kan beyaz küresinde düşme gösterilmemiştir. Ancak bu ilaçlarla da tedavinin başında sersemlik yorgunluk tansiyon düşmesi olabilir. Hastanın tolere edemeyeceği kadar yan etki ortaya çıktığında dozun yavaş yavaş artırılması uygundur. Bu ilaçlar içinde en az yan etki çıkaran olanzapindir. Risperidon ile kas kasılması gibi yan etkiler olabilir. Bu durumda klasik ilaçlarda olduğu gibi antiparkinson ilaç kullanımı gerekebilir. Özellikle clozapin ve ketiapinde doz yavaş yavaş artırılmalıdır.

İlaçların yan etkilerinin ortaya çıkışı hastaların duyarlılığına da bağlıdır. Aynı ilacın aynı dozu bir hastada hiçbir yan etki ortaya çıkarmazken başka bir hastada şiddetli yan etkiler görülebilir. Hastanın tolere edemeyeceği yan etkiler ortaya çıktığında ilaç dozunu azaltmak ilacı değiştirmek veya yan etkileri gidermeye yönelik başka ilaçlar başlamak uygundur. Bu ilaçların kullanımı genelde uzun sürelidir bazen ömür boyu ilaç kullanmak gerekebilir. Hastalığın alevli olduğu dönemde yüksek doz ilaç kullanımı gerekirken belirtiler kontrol altına alındıktan sonra doz azaltılmalıdır. Doz azaltılmasını doktor kontrolünde yapılması gerekir. Bazen doz azaltılması sırasında hastalık belirtileri tekrar alevlenebilir. Bu durumda tekrar doz artışı yapılmalıdır.

Kas kasılmasını önlemeye yönelik antiparkinson ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçların ne amaçla kullanıldığını bilmeyen hastalarda bu ilaçlar bazen yanlış anlaşılmalara yol açmaktadır. Psikozlarda bu ilaçların kullanımı sadece yan etkiyi önlemeye yöneliktir.

Yine yan etkileri kontrol altına almak amacı ile anksiyete giderici ilaçlar antihistaminiklerduygu durum düzenleyicileri kullanılabilir. Bazen hastalığın belirtilerinin yatışmasının ardından depresyon görülebilir veya yeni grup ilaçların kullanımı sırasında obsesif belirtiler görülebilir bu durumda antidepresan ilaç kullanımı gerekebilir.

Şizofrenide Kullanımı Önerilmeyen İlaçlar Neledir
Şizofreni hastaları ve diğer psikozlarda hastalar ilaç tedavisi altında iken bazı ilaç ve maddelerin kullanımı önerilmez. Bunlar tedavi amacıyla kullanılan ilaçların etkisine ters etkide bulunarak tedaviyi olumsuz etkiler.

* Madde kullanımı: LSD kokain amfetamin gibi bağımlılık yapan bazı maddelerin kullanımı sırasında şizofeniye benzer belirtiler ortaya çıkar. Psikiyatrik hastalığı olan kişilerde bu durum istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Marihuana gibi bilinci bulandıran ilaçlarda antipsikotik ilaçlarla etkileşir ve hastalığın tekrar alevlenmesine yol açabilir.
* Alkol kullanımı: Uzun süre alkol kullanımı da şizofreniye benzer belirtiler ortaya çıkarabilir. Ayrıca alkol ilaçlarla etkileşerek ilaçların beyin üzerindeki etkisini artırır ve bu bazen tehlikeli sonuçlara yol açabilir.
* Kafein: Kahve kola çay gibi kafein içeren içecekler kişide kaygıyı artırıcı yönde etki eder. Yerinde duramama sinirlilik ve gerginlik gibi belirtilerde artışa yol açar. Akşamları fazla alındığında uykuya geçmeyi güçleştirebilir. Bu nedenle fazla miktarda tüketiminden kaçınılmalıdır.
* Antiasitler: mide asidini gidermeye yönelik kullanılan ilaçlar veya şuruplar nöroleptiklerin emilimini güçleştirebilir. Bu nedenle aynı zamanda alınmaması uygundur.

* Diyet yapıcı ilaçlar: Kilo vermek amacı ile kullanılan bu ilaçların sinir sistemini uyardığı veya kaygıyı artırıcı yönde etki ettiği görülebilmektedir. Bu nedenle bu hastalarda kullanımı pek önerilmemektedir. Gerektiğinde doktora danışılarak kullanımı uygundur.

Psikososyal tedaviler nelerdir
Şizofreni yoğun olarak 18-35 yaşları arasında görülür. Bu yaşlar aynı zamanda okul yaşamı meslek edinme ve evlenme gibi yaşamı önemli ölçüde etkileyen olayların geliştiği evredir. İlaçlar hastalardaki belirtileri ortadan kaldırmakta ancak hastanın toplumsal uyumuna yardımcı olamamaktadır. Hastalar kendi bakımını üstlenme insanlarla ilişki kurma ve ve bu ilişkiyi sürdürmede güçlükler yaşamaktadır. Bütün bu güçlükleri ortadan kaldırabilmek için psikososyal tedaviler şarttır. Ailenin hastalık konusunda bilgilendirilmesi ve eğitilmesi gerekir. Hastaların dayanışma içine girdiği destek grupları bu açıdan oldukça faydalıdır. Bireysel psikoterapilerle hastanın ilişkilerini düzenlemesine ve sosyal ilişkilerini geliştirmesine yardımcı olunabilir.

İstanbul’da hastalara ve ailelerine destek amacıyla kurulmuş olan “Şizofreni Dostları Derneği” bu alanda aktif olarak hizmet vermektedir. Şizofreni hastaları bu dernek yardımı ile grup çalışmalarına katılabilmektedir. Derneğin çıkardığı yayınlarla hasta yakınlarının bilgilendirilmeleri amaçlanmaktadır.

Aile ve çevrenin yardımı nasıl olur

Hastalara en büyük destek aileden gelmektedir. Bunun yanında akrabalar arkadaşlar komşular ve sosyal yardım kurumlarının desteği göz ardı edilemez.

Bazı durumlarda şizofreni hastalarının sosyal destek ihtiyacı artmaktadır. Örneğin tedavi olmak istemeyen ve tedavi olmayı reddeden hastaları doktora gitmeye razı etmek gerekir. Hastalığın doğası gereği başlangıçta hastalar hasta olduklarını kabul etmeyebilirler. Bazen de hastalar kendilerine veya çevreye zarar verecek ölçüde saldırgan olabilirler. Bu durumda hasta doktora gitmeyi kabul etmiyorsa doktora götürebilmek için emniyet güçlerinden yardım istenebilir.

Muayene sırasında hastalar bazen belirtileri doktorla paylaşmak istemeyebilirler. Doğru tanının konup tedavi takibinin iyi yapılabilmesi için hasta ile bir arada yaşayan hasta yakınlarının hastanın durumu konusunda doktoru bilgilendirmeleri önemlidir.

Tanının erken dönemde konup tedavinin erken başlanması tedavide başarı şansını artırmaktadır. Tedavi olmayan hastaların kendine bakımı azalmakta sosyal uyumu bozulmakta yalnız başına kaldığında çoğu kendi bakımını üstlenemez hale gelmektedir. Ailesi yakını olmayan ve düzenli tedavi göremeyen hastalar ya suç işleyerek hapishaneye düşmekte veya açlık ve yoksulluk içinde sokaklarda yaşamaya mahkum olmaktadır.

Hastalarda olmayan sesleri işitme veya olmayan hayaller görme gibi belirtiler olabilir. Bazen de “bana kötülük yapacaklar beni zehirleyecekler” gibi yanlış inanışlar gelişebilir. Bu algılar ve inanışlar hasta tarafından kesinlikle doğru kabul edilir tartışma ile bunları değiştirmeye çalışmak pek fayda etmez. Bazen hastalar yakınlarına ses işitip işitmedikleri veya hayal görüp görmediklerini sorar bu durumda duymadığını veya görmediğini bu belirtilerin hastanın hastalığının bir parçası olduğunu söylemek gerekir.

İyileşmiş hastalarda hastalığın tekrarlaması durumunda belirtilerin ortaya çıkışı hasta yakınları tarafında gözlenebilir. Bu durumu fark edip tedaviye erken başlamak hastalığın kısa sürede kontrol altına alınmasını kolaylaştırır. Hastanın daha önce faydalandığı ilaçları kaydetmek ve yeni atakta bunu doktora iletmek günlük hayatta ortaya çıkan değişimleri aktarmak doktorun tedavi planı yapmasında oldukça faydalıdır.

Hasta ailesi ve çevresinin bu desteklerinin yanında hastanın daha önce var olan yeteneklerini tekrar ortaya çıkarmasına yardımcı olması gerekir. Hastanın hastalıklı yönlerini vurgulamak yerine sağlıklı yönlerinin ele alınması hastanın kendine olan güvenini kazanması açısından önemlidir. Örneğin yazma veya resim yeteneği olan bir hastanın bu yönlerinin desteklenmesi ve yeteneklerini geliştirmesi amacıyla ortam sağlanması sürekli hastalığı üzerinde durulmasından daha olumlu bir etki yapar.

ŞİZOFRENİ TANISI NASIL KONUR
Şizofrenide görülen belirtiler başka psikiyatrik hastalıklarda da görülebilir.
Hiçbir belirti tek başına tanı koydurucu değildir. Tanı psikiyatri uzmanı tarafından hastanın ruhsal muayenesi hasta yakınları ile görüşme ve çoğu zaman hastanın klinik izlenmesi sonucu konur.
Şizotipal kişilik bozukluğu şizoaffektif bozukluk bipolar duygulanım bozukluğu şizofreni ile sıklıkla karışan bozukluklardır.
Bazı bedensel hastalıkların seyri sırasında da benzer belirtiler görülebilir bu nedenle ayırıcı tanıyı yapabilmek için fizik muayene ve kan tahlillerinin yapılması gerekir.
Alkol ve madde bağımlılığı olan veya bazı ilaçları kullanan kişilerde de benzer belirtiler olabilir. Hastanın öyküsünün alınması sırasında buna dikkat edilmeli ve öyküde bu durumlardan bahsediliyorsa buna yönelik tetkiklerin yapılması gerekmektedir.

Bkmlyz isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 19-06-2009, 03:51   #3 (permalink)
 
elif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Şizofreni Nedir?-Şizofreni Tedavisi

Şizofreni Nedir?-Şizofreni Tedavisi

Tarihte şizofreni hastalığına yakalanan bir çok önemli isim var.


Tarihte şizofreni hastalığına yakalanan bir çok önemli isim var. Bunların en bilinenleri John Nash(Nobel Ödüllü Matematikçi) Andy Goram(İskoçyalı futbol oyuncusu) grubun ilk yıllarında bestelerin çoğunu yazan vokal yapan ve gitar çalan ama ne yazık ki hastalığı yüzünden grubu bırakmak zorunda kalan Pink Floyd’dan Syd Barrett’tır.

1922’de “Ruh Hastalarının Resimleri” adlı kitabı yayınlanan Prinzhorn sanatla tedavinin öncüsü olarak kabul edilir. Prinzhorn araştırmalarını yaptığı Heidelberg Üniversitesi Psikiyatri Kliniği’nde aslında sanatçı olmayan şizofreni hastalarının yaptığı resimleri biriktirir. Onun koleksiyonundaki pek çok parça fazlasıyla sıra dışı özellikleri ve ustalıklı yapılışlarıyla modern sanatçıların eserlerine çok benzer. Bu psikotik sanatçılardan en önemlisi Adolf Wölfli’dir. Paranoid şizofreni tanısı konulan Wölfli hastaneye yatırılmasından 4 yıl sonra resim yapmaya başlar. Ölümünden sonra kara kalem ve renkli kalemlerle yaptığı resim ve desenler satılmaya başlanır. Kısa süre sonra da adına bir vakıf kurulur. Eserleri de İsviçre’nin Bern Sanat Müzesi’nde korunmaya alınır. O dönemde şizofreni hastalarının sanatçı olamayacağına inanılırmış. Fakat daha önceden eğitim almayıp da hastanedeki çalışmaları sonrasında şaşırtıcı eserler ortaya çıkaran hastalar bu fikri değiştirmiştir.

Ama bir isim var ki o şizofren ressamların en bilineni ve hastalığının tüm ruh hallerini resimlerine en çok yansıtanıdır. Louis Wain (1860 - 1939) yaptığı sıradışı kedi resimleriyle tanınan ünlü bir ressamdır. Onun tablolarında çay partisi veren kediler gibi olağan dışı durumlara rastlayabilirsiniz. Ölümünden on beş yıl kadar önce şizofreniye yakalan ve iyi olduğu dönemlerde kedileri en sevimli ve insanımsı halleriyle tasvir eden Wain’in hastalığı atakta olduğu dönemlerde tavuskuşu kuyruğuna benzeyen sanki dışarıya enerji yayıyormuş gibi görünen rengarenk ve kelimenin tam anlamıyla rahatsız edici kediler resmetmeye başlamıştır.

Böylece sanatçı istemsiz olarak ortaya 2 farklı teknik çıkarmıştır. Hiç kuşku yok ki bunlardan en dikkat çekici olanı da şizofreniyken yaptığı resimlerdir. Onun şizofreni hastası olduğunu bilmeyen pek çok insan aynen Picasso’nun da yaptığı gibi resmetme yeteneğini mükemmelleştirdikten sonra artık kendisini aşan bir tarzı benimsediğine inanmıştır herhalde. Fakat migren hastalığından mustarip olan Picasso’da da olduğu gibi Wain de aslında bunu farkında olmadan yapmıştır.

Peki eğer kişi bir sanatçıysa ve yakalandığı hastalığın yan etkileri aslında farkında bile olmadan sanatına etki ediyorsa ve bu da sanki bir stil gibi algılanıyorsa...

Bu gerçekten olabilir mi? Gerçekten bazı hastalıklar dehaların kendilerine özel teknikleri olarak algılanıp sanatlarını olumlu yönde etkileyebilirler mi?
VKV Amerikan Hastanesi’nden Psikiyatr Dr. Gülçin Arı Sarılgan konuyla ilgili olarak ‘psikiyatrik hastalıklarda sanata yatkınlık son yıllarda çok araştırılan bir konudur. Hiçbir hastalık insandaki sanatsal kapasitenin belirleyicisi olamaz ama bunu etkileyebilir. Bu konuda yapılan araştırmaların bir çoğunda sanatçı olmakla psikiyatrik rahatsızlıklar arasında ilişki olduğu vurgulanmıştır. Fakat bu bulgular kesinlik kazanmamıştır. Şizofreni hastaları sözel dili yeterince iyi kullanamadıklarından görsel dili daha çok tercih ederler. Belki de hastalığın doğasında var olan bu iletişim sorunu hastayı doğal bir şekilde sanata yönlendirir’ diyor.

Şizofreni nedir?

Şizofreni kelime anlamı akıl yarıklığı olan şizofreni hastalığı genç yaşta başlayan insanın giderek kişilerarası ilişkilerden ve gerçeklerden uzaklaşarak kendine özgü bir içe-kapanım dünyasında yaşadığı; düşünüş duyuş ve davranışlarda önemli bozuklukların görüldüğü ağır bir ruhsal bozukluktur. Kişiliğin bütünlüğünü sağlayan beyin bölgelerinin gelişimindeki aksaklıklar düşünce-duygu ve davranışlarındaki bütünlüğü bozmaktadır. Sonuçta dissosiasyon yani bütünün parçalarının çözülmesi dediğimiz durum ortaya çıkmaktadır.

Şizofreni hastalarının sanata yatkın olduğu söylenir hastalığın böyle bir etkisi var mıdır?

Psikiyatrik hastalıklarda sanata yatkınlık son yıllarda çok araştırılan bir konudur. Hiçbir hastalık insandaki sanatsal kapasitenin belirleyicisi olamaz ama bunu etkileyebilir. Bu konuda yapılan araştırmaların bir çoğunda sanatçı olmakla psikiyatrik rahatsızlıklar arasında ilişki olduğu vurgulanmıştır. Hatta bazı araştırmalarda sanatsal yetenek ile psikiyatrik hastalıkların ortak bir geni olduğu sonucuna varılmıştır. Bu genlerin bazı kişilerde şizofreniye bazılarında ise maniye sebep olduğu söylenir. Hatta şizofreni hastası ebeveynlerin çocuklarının sanatsal eğilimlerinin diğer ebeveynlerin çocuklarına göre daha fazla olduğu iddia edilmiştir. Böylece şizofreni hastalığı ile sanatçı olma özelliğinin aynı genin sonucu olduğu şeklinde yorumlanmıştır.

Fakat yine de bu bulgular kesinlik kazanmamıştır. Manik-depresif bozukluk da yazarlar ve sanatçılar arasında sık görülen bir hastalıktır. Şizofreni hastaları sözel dili yeterince iyi kullanamadıklarından görsel dili daha çok tercih ederler. Belki de hastalığın doğasında var olan bu iletişim sorunu hastayı doğal bir şekilde sanata yönlendirir. Resimlerinde kendisi için özel anlamı olan bilinçaltının ilkel nesne sembolleri kullandığından hastaların resimlerini anlamak güçtür. Araştırmalar manik depresif hastalıkta tedavi ile hastanın üretkenliğinin kesintiye uğradığı halde şizofrenlerinin üretkenliklerinin tedavi sürecinden etkilenmediğini göstermektedir. Hastanın sanatını evrensel boyuta taşıyabilmesi onun iyileşmesinin en önemli göstergesidir.

Peki şizofreni hastalığı genetik midir zamanla mı ortaya çıkar?
Şizofreninin oluş nedenleri henüz kesin olarak aydınlatılamamıştır. 20-30 yıldan beri şizofreni giderek artan bir yaygınlıkla beynin bir gelişim bozukluğu olarak kabul edilmektedir. Erken başlangıçlı şizofreniklerde kalıtımın önemi daha da artmaktadır.

Hastalığın oluş nedeninin henüz kanıtlanmamış bir beyin bozukluğu olduğu görüşü

kesinlik kazansa bile bu rahatsızlığın ortaya çıkışında ve zaman zaman görülen alevlenmelerde çevresel ve ruhsal etmenlerin varlığı küçümsenmemektedir.

Şizofrenin bütün dünyada herhangi bir erişkin topluluğunda yaygınlığı yaklaşık %1’dir. Anne veya babadan birisi hasta ise çocuklarda hastalık riski % 13; her ikisinde de hastalık varsa bu oran %35-40’a çıkmaktadır. Akrabalık uzaklaştıkça bu oranlarda düşme görülmektedir.

Yapılan ikiz çalışmalarında konkordans(eş hastalanma oranı) çift yumurta ikizlerinde ise % 10-15; tek yumurta ikizlerinde %35 -47’dir.

Görüldüğü gibi bir risk etmeni olarak kalıtımın yeri kesinleşmiştir ancak genetik geçişin türü ve biçimi henüz tam olarak bilinmemektedir. Çok genli ve çok etkenli(polijenik ve multifaktöryel) bir geçiş olduğu tezi savunulmaktadır.

Şizofreni tanısı konulurken resimlerden yararlanılabilir mi?
Eğer hasta resim çiziyorsa tabii ki. Özellikle tanı konulurken resimler biçim elemanları simge ve renkleri açısından incelenir. Hastanın resimlerinde ölçü denge simetri ve ahenk olup olmadığına bakılır. Renklerin sıcak soğuk parlak karanlık olup olmadığına bakılır. Takip sürecinde de bu gözlem devam eder. Alevlenme ve iyileşme dönemindeki resimler birbirinden farklıdır. Hasta iyi olduğu dönemlerde düzgün resimler yaparken alevlenme döneminde resimlerde farklılık gözükür.

Nedir bu farklılıklar?

Örneğin hastalığın alevlenme döneminde ölüm korkusu çoğaldığı için hastalar resimlerinde kafatası vb. figürler ya da dış dünya tarafından takip edildiklerini düşündükleri için göz figürlerini sıklıkla kullanabilirler. Resimler daha fantastik renkler ise daha canlı olur.

Hastalığın belirtileri nelerdir?

Hastalığın başlangıç belirtileri: Çeşitli obsesyonlar ****fizik-dinsel uğraşılar korkular ile olabildiği gibi bazen bir depresyon ya da ileri derecede bir manik atak gibi başlayabilir.

Hastalığın ayırdedici(karakterisitk) belirtileri: Düşünce ve algıda bozulmalar(varsanı ve sanrılar) konuşmada düzen bozukluğu(sapmalar ve sözcük salatası gibi) çok dağınık ya da katatonik davranış; duygulanımda küntleşme; konuşmanın ve istencin azalması gibi eksi(negatif )belirtiler. Hastada çalışmaya sosyal etkinliklere kişilerarası ilişkilerine kişisel görünüm ve hijyene karşı ilgi azalması görülür.
Şizofreni nedir?

elif isimli Üye şuanda  online konumundadır  



Etiketler
sizofreni, sizofreni nedir

Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Şizofreni nedir?

Şizofreni nedir? konusu, SAĞLIK / Psikoloji forumunda tartışılıyor.



Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kekemelik nedir? Bkmlyz Psikoloji 0 06-07-2008 11:02
kronik ruh hastalıkları psikozlar şizofreni gizem Psikoloji 0 28-06-2008 11:44
DHT Nedir ? Bkmlyz Saç Dökülmesi 0 25-06-2008 05:22
Saç Nedir ? Bkmlyz Saç Bakımı 0 21-06-2008 08:36
Din Nedir? CooLKadin Dini Bilgiler 3 21-04-2008 02:38

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:03 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats