bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > SAĞLIK > Sağlığımız

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 07-05-2010, 11:26   #1 (permalink)
 
daywest - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Arrow Timüs Hastalıkları ve Timüs Urları

URLAR
Timüs hastalıklarının en önemli bölümünü timüs urları oluşturur.
TEŞHİS
Klinik belirtiler
Klinik belirtiler çok değişken ve çoğunlukla çok hafiftir. Bir timüs uru çok büyük olabildiği halde hiç klinik belirti vermeyebilir. Başka bir nedenden ötürü istenen akciğer filmlerinde raslantıyla ortaya çıkarılabilir.
Urun çevreye bası yapması belirtileri
Urun gelişmesinin başlangıç döneminde timüsün çevre organlarına yaptığı basıya bağlı klasik klinik belirtilere çok ender raslanır.
Ödem
Bazen üst ana toplardamar (vena kava) ya da kollarından birinin bası altında kalması sonucu ödem ortaya çıkabilir. Bu ödem boyunda ya da yüzde yerleşir ve boyun toplardamarlarında dolgunlaşmayla birliktedir.
Ses ve solunum bozuklukları
Gırtlak alt sinirinin (yutak kaslarından bazılarına bu sinirin bir dalı gider) bası altında kalmasına bağlı ses bozuklukları ya da soluk borusunun bası altında kalması sonucu solunum bozuklukları (soluk darlığı ya da morarma) ortaya çıkabilir.
Ur
Röntgen filmleri urun timüsten kaynaklandığını gösterebilir; ama hastaların çoğunda teşhis ancak urun çıkarılmasını amaçlayan cerrahi girişim sırasında konur. Sonradan mikroskop altında inceleme yapılacaktır.
Ayrıca bazı hastalarda timüs urlarına başka hastalıklar eşlik eder.
Özellikle kas zayıflığında (anormal kas yor-gunluğuyla kendini gösteren ciddi hastalık: Mi-yasteni) bu durum görülür.
TEDAVİ
Tedavi ameliyat ya da ışın tedavisidir. Bunlardan birinin ya da ötekinin (hattâ iki yöntemin birlikte) uygulanma kararı timüs urunun tipine ve niteliğine göre verilir.
Timüsün çıkarılması
Ameliyatın güçlüğü ura ve çevresindeki ganlara olası yapışıklığına bağlıdır.
SONUÇ
Görüldüğü gibi kan hastalıklarının tedavisi konusunda büyük gelişmeler gerçekleştirilmiştir. Bu gelişmelerin başlıca aracı mikroskoptur. Mikroskop oldukça uzun süre önce bulunmasına karşın XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar tek bir alanda yardımcı oldu; ama bu alan son derece önemliydi: Çeşitli hastalıkların çeşitli organlarda yolaçtıkları bozunlarm hücre ölçeğinde incelenmesi. Burdan yola çıkarak XIX. yüzyılın ortasına doğru hastalıklar tanımlandıktan sonra mikroskop bu kez klinikte canlı kişiler üstünde kullanılmaya başlandı. Mikroskopla doku incelemesi özünde kuramsal bir araçtır; mikroskobun klinikte uygulanması ise hastalıkların teşhis ve tedavisinde günden güne daha yararlı bir araç olmaktadır. Şimdi mikroskobun kliniğe uygulanmasının sağladığı başlıca ilerlemeleri bir kez daha anımsatacağız.
KAN YUVARLARI
Mikroskobun kliniğe ilk uygulanması kanın incelenmesinde oldu. Kanın plazma adı verilen sıvı bir bölüm ile alyuvar ve akyuvar adı verilen hücre öğelerinden oluştuğunu biliyoruz. Ayrıca eskiden «küçük yuvarlar» ya da «globülinler» denilen günümüzdeyse kan pulcukları adı verilen daha küçük öğeler vardır.
ALYUVARLAR
Alyuvarları ilk olarak 1658 yılında Swammer-dam kurbağa kanında gözledi; ama buluşunu açıklamadı. Ondan sonra 1661 yılında Malpighi kirpi kılcal damarlarında yuvarlak ve kırmızı öğelerin dolaştığını saptadı; ne var ki bunları yağ yuvarları sandı.
Alyuvarların gerçek anlamlarını ilk olarak Leeuwenhoek çözdü. 1674 yılında yayınladığı muhtırasında çok sayıda hayvanın kanını inceledi; tümünün kanında yeni renkli öğeler bulunduğunu ve bunların birbirinden çok az farklı biçimde olduklarını (insanda ve öteki memelilerde yuvarlak; kuşlar kurbağalar ve balıklarda elips biçimi) saptadı. Bu yeni öğelere «alyuvarlar» adını taktı.
AKYUVARLAR
Bu öğeler önce kandan çok daha fazla sayıda bulundukları irin ve lenf içinde saptandılar. 1777 yılında akyuvarları kanda ilk kez gören Spallanzani alyuvarlardan farklı olduklarını ve irin ile lenfte bulunanlarla aynı olduklarını kanıtladı.
KAN PULCUKLARI
XIX. yüzyılda çeşitli bilginlerin farkettikleri bu öğelere 1864′te Donne «globülinler» adını verdi. 1878′de G. Hayem bütün omurgalıların kanında bulunduklarını gözledi; büyük bir kesinlikle tanımlamalarını yaptı ve kanın pıhtılaşmasında oynadıkları rolü ortaya koydu.
Kan yuvarları konusundaki biigiler uzun süre fazla ilerlemedi. XIX. yüzyılın sonunda alyuvarların kemik iliğinde birer çekirdeği olan renksiz öğelerden yapıldığı anlaşıldı. Büyük Alman dokubi-limcisi Paul Ehrlich akyuvarların iki büyük sınıfa ayrıldıkların: ortaya koydu: Alyuvarlar gibi kemik iliğinde yapılan parçalı çekirdekli akyuvarlar; dalakta ve lenf düğümlerinde yapılan tek çekirdekli akyuvarlar.
Kan öğelerinin çeşitli hastalıklardaki rolünü değerlendirebilmek için canlı insanda sayılabilme-leri gerekiyordu. Hollandalı Cramer 1855′te kan sayımı için ilk aygıtı ortaya koydu. Malassez ve Hayem tarafından geliştirilen bu yöntem bir mm3 kandaki yuvarların normal sayısının 45-5 milyon arasında değiştiğini akyuvar sayısınmsa 6 000 kadar olduğunu (üçte iki kadarı parçalı çekirdekli) ortaya koymayı sağladı. Bu sayılandırmalar ve çeşitli kan yuvarlarının renkli cam üstünde mikroskopla incelenmesi son elli yılda çeşitli kan hastalıklarının tanınması ve tedavisi yolunu açtı.
KAN KİMYASI
Bilginler kanın biçimli öğelerinden sonra plazmayı ve kimyasal değişikliklerini incelemeye koyuldular.
Daha 1797 yılında şeker hastalığı konusunda incelemeler yapan İngiliz askeri hekimi Bollo kanda şeker bulunduğunu bildirdi. XIX. yüzyılın ortasında Fransız bilgini Claude Bernard normal kan şeker düzeyi miktarlarını saptadı ve sidikte şeker bulunması için kan şeker düzeyinin belli bir eşiği aşması gerektiğini ortaya koydu. 1825′te Chris-tison kanda üre bulunduğunu gözledi.
SERUM TEŞHİSİ
26 Haziran 1896′da Widal tifoya yakalanmış hastaların serumunun tifo basillerini birikiştirdiğini açıkladı. İlk kez biyolojik bir olay bir hastalığın teşhisi için kullanılıyordu.
Bu buluşu daha önceki araştırmalar hazırlamıştı. Birikişme (aglütinasyon) olayı birkaç yıl önce bulunmuş ama bundan klinikte yararlanmak düşünülmemişti. 1892′de Charrin ve Roger daha sonra da Metchnikoff ve Issaeff mikropların bulunduğu etsulu besiyerine bu mikroplara karşı aşılanmış hayvanlardan alınma serum eklenirse o zamana kadar birbirlerinden ayrı ve hareketli olan mikropların hiç hareket etmeyen bir yığın halinde birikiştiklerini bulmuşlardı. 1896 yılı başında Durn-ham ve Gruber olayı bu kez tifo basili için incelediler. Hayvanlardaki bir bağışıklığın tanığı saydılar ve tifo ya da koleraya tutulup iyileşmiş hastaların kanında araştırılmasını önerdiler. Bu biyolojik açıdan önemli ama uygulama değeri çok küçük olan bir buluştu. Widal’in başarısı bu birikiş-tirici gücü tifolularda hastalık sırasında bulmak ve böylece temel bir teşhis öğesi haline getirmek oldu.
Tifoda serum teşhisinin değeri çok geçmeden bütün dünyada onaylandı; sonra yöntem başka hastalıklara özellikle maltahummasma dizanteriye ve mikroskopik mantarların yolaçtığı bazı enfeksiyonlara uygulandı.

HÜCRE TEŞHİSİ

İnsan bedenindeki zarlarda hastalığa yolaçıcı sıvı toplanmaları (en iyi örneği akciğer zarında sıvı toplanmasıdır) albümin bakımından az ya da çok zengin bir sıvıdan oluşur; bu sıvının mikroskopla incelenmesi içinde bazı hücreler bulunduğunu ortaya koyar. Bunu birkaç araştırmacı gözlemiş ama bu hücrelerin görünümünden teşhiste yararlanmayı düşünmemişlerdi. Widal hasta akciğer zarından gelen bu hücrelerin zardaki hastalık konusunda bir fikir verebileceğini düşündü. Bu dağınık hücreleri yoğunlaştırmayı sağlayan merkezkaç tekniğini ilk kez kullanarak son derece önemli yeni bir teşhis yöntemi ortaya koydu.
1900 yılında Ravaut ile birlikte yayınladığı kitabında yeni yöntem sayesinde ivegen enfeksiyon kökenli akciğer zarında sıvı toplanmalarını verem kökenli akciğer zarında sıvı toplanmalarını ve kalp hastalıklarındaki mekanik akciğer zarında sıvı toplanmalarını ayırdetme olanağı bulunduğunu kanıtladı. Kısa süre sonra beyin-omurilik sıvısını incelemeye girişti. Bt yin-omurilik sıvısının hücre açısından incelenmesi çok geçmeden ivegen beyin zarları iltihaplarını verem kökenli beyin zarları iltihaplarından (tüberküloz menenjit) ayırdetmeyi sağladı.
Bu araştırma yöntemi tedavide de uygulanmaya başlandı. Sözgelimi kısa süre önce öldürücü bir hastalık olan verem kökenli beyin zarları iltihabı günümüzde iyileştirilebiliyorsa da tedavinin yararlı olabilmesi için beyin zarları üstündeki bozunu nasıl etkilediğini sürekli izlemek gerekir. Bu da ancak beyin-omurilik sıvısının hücresel ve kimyasal incelenmesiyle gerçekleştirilebilmektedir.
KAN EKİMÎ VE DUYARLAŞTIRMA TESTLERİ
Pasteur çok sayıda hastalığa mikropların yolaçtığını kanıtladığı zaman hastalığa yolaçıcı mikrobun saptanması başlıca teşhis yöntemi olarak kabul edildi. Önce neden olan mikrop dolaysız olarak hastaların balgamlarında ve gırtlaklarında (akciğer veremi ve kuşpalazında) araştırılmaya başlandı. Sonra büyük ivegen hastalıkların çoğunda kanın mikropları taşıması gerektiği düşünülerek neden olan mikrop kanda bulunmaya çalışıldı. Bu iş için dolaysız muayene yeterli olmadığından kan ekimine başvurulmağa başlandı. Bir zatürrelinin kanında pnömokok doğum yapan kadınların kanında da streptokok saptandı. Ama parmağın ucu iğneyle delinip etsulu besiyerine birkaç damla kan damlatmakla yetinildiği için fazla başarı sağ-lanamıyordu. 1894′te Fransız hekimi İsidore Strausskol toplardamarından yeterli miktarda kan almayı düşününce yöntem yaygınlaştırıldı. Kan ekiminin ilk klinik uygulamalarından birini 1900′de Schottmüller gerçekleştirerek tifoluların kanında Eberth basili bulunduğunu ortaya koydu. Böylece hastalığın nedeni çürütülmez biçimde kanıtlanmıştı. Üstelik yöntem VVidal’in serum teşhisi yöntemini de pekiştiriyordu. Gerçekten tifoda septisemi (mikropların kan dolaşımına karışması) dönemi kısadır ve ilk haftadan sonra kan ekimlerinin pozitif sonuç vermesine ender raslanır; serum teşhisi ise nispeten geçtir ve birikişme olayı ikinci haftadan önce ortaya konulmaz. Dolayısıyle iki yöntemin bir arada kullanılması hastaların hemen tümünde kesin teşhisi sağlar.
Kan ekimi yöntemi XX. yüzyılın ilk yıllarından sonra yaygın olarak kullanılmaya başladı. Sonra mikropların gereksinimlerine göre ekim ortamları geliştirildi. Günümüzde birçok hastalığa yolaçan mikroplar kanda bulunabilmektedir. Bu hem temel teşhis araçlarından biridir hem de antibiyotiklerin bulunmasından bu yana tedavinin öğelerinden biri olmuştur. Çünkü antibiyotiklerin etkili olabilmeleri için bunlara hangi mikropların duyarlı olduğunun saptanması gerekir.
Bununia birlikte kan ekimlerinin sonuç vermediği birçok hastalık da vardır; bunun nedeni ya mikrobun kanda yaşamaması (kuşpalazı ve tetanozda olduğu gibi)ya da hastalığın nedenininhenüz bilinmeyen bir mikrop ya da virüs olmasıdır. Birçok hastalıkta bu güçlük karşısında enfeksiyona uğrayan organizmanın edindiği bazı özellikler ortaya konularak dolaylı teşhis yöntemlerine başvurulmaktadır.
Burada sözkonusu yöntemlerin ayrıntılarına girmeksizin kanda normal olarak «kompleman» adı verilen bir madde bulunduğunu bu maddenin hastalığa yoîaçıcı etmenle temas etmiş bir hastanın kanında’ etkinliğini yitirdiğini belirtmekle yetineceğiz. Frengi teşhisinde kullanılan Wasser-mann testinin temeli olan bu «kompleman sapması» mikropları henüz doğrudan doğruya ortaya konamamış birçok hastalıkta teşhisi sağlamaktadır.
Bazı hastalıkların teşhisinde de deride yarattıkları özel duyarlıktan yararlanılır. Sözgelimi deri hafifçe çizilerek üstüne bir damla tüberkülin damlatıldığında sağlıklı kişilerde hiçbir değişiklik olmaz. Koch basiliyle temas etmiş kişilerdeyse (ister hasta olsunlar ister sağlıklı) deride bir kabartı görülür. Bu yöntem günümüzde büyük ölçüde geliştirilmiştir ve deri tepkilerinin teşhis yöntemi olarak kullanılmasıyla astım saman nezlesi ve birçok deri hastalığının nedeni bulunabilmektedir. Bu birkaç örnek araştırma yöntemlerinin yüz yetmiş yıldır ne ölçüde geliştiğini ortaya koymaktadır. Üstelik bu gelişme günden güne artacaktır: Malpighi ve Leeuwenhoek’un kullandıkları mikroskoplar ancak ikiyüz kez büyütebilirlerken günümüzde elektron mikroskobu seksen bin kez büyütebilmektedir.


daywest isimli Üye şimdilik offline konumundadır  





Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Timüs Hastalıkları ve Timüs Urları

Timüs Hastalıkları ve Timüs Urları konusu, SAĞLIK / Sağlığımız forumunda tartışılıyor.



Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Dil Hastalıkları daywest Ağız, Diş Sağlığı ve Diş Bakımı 0 02-05-2010 03:34
Deri Hastalıkları Nelerdir?-Deri Hastalıkları Tedavisi elif Sağlığımız 0 19-06-2009 02:16
Diş eti Hastalıkları Bakimliyiz Ağız, Diş Sağlığı ve Diş Bakımı 0 03-04-2008 04:24
Saç Hastalıkları Bakimliyiz Sağlığımız 0 01-04-2008 09:00

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 06:11 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats