bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > Bakimliyiz.com Özel > LakLak Bölümü > Soru Cevap

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 30-10-2012, 04:59   #1 (permalink)
Kayıtsız Üye
Avatar Yok
 
Standart eleştiri metinleri örnekleri

eleştiri metinleri yazarmısınız


 

Alt 03-11-2012, 02:52   #2 (permalink)
Я
 
Я - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

12 Eylül'den sonra Atatürk'ün bizzat kendi parasıyla kurdurduğu Türk Dil Kurumu kapatıldı. Yasalar çiğnenerek hem de. Türk Dil Kurumu'nun yönetimi dil devrimine karşı olanlara teslim edildi. Bugün de bu durum sürmektedir. Böylece güzelim Türkçemizin yuvasına yabancı dillerin yumurtaları konuldu. Türkçe bilim dili değildir gibi saçma sapan tartışmalar başladı. Ve dilimizdeki aşırı-kirlenme o günden bu güne bir çığ gibi büyümektedir.

Bizler konukseveriz ama yurdumuza evimize gelen İngilizce benim dilimi susturuyor onu kova-maya çalışıyorsa bütün satış yerlerinin meydanların otellerin büyük binaların işhanlarının özel televizyonların magazin dergilerinin adlarından benim güzelim Türkçem kovuluyorsa bütün gücümüzle buna karşı çıkmamız gerekiyor. Yurduma gelen konuk elimizi dostça tutuyorsa dilimize saygı gösteriyorsa onu her zaman hoş karşılarız. Ama elimizi tutmuyor da parmaklarımızı sıkarak kırmaya çalışıyorsa o el dost eli değildir.

Unutmayalım diller ulusların gece gündüz yanan kandilleridir. Ülkeme gelenler benim kandillerimi sokak lambalarımı söndürüyorlarsa benim anamdan atalarımdan öğrendiğim güzelim Türkçeme bir çeşit 'Soykırım' uyguluyorlarsa onlara karşı savaşım vermemiz gerekmektedir.

Dilimizi toprağımızı korur gibi korumalıyız. Çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük servet zengin temiz bir Türkçe olmalıdır.

Ceyhun Atuf Kansu bugünleri görmüş ta 1966 yılında yazdığı bir şiirde şöyle diyor: "Haraç Mezat / Yaylalarımdan yarın oksijenimi satarsanız / Ve korkuyorum alfabemdeki ulusal besini / Türkülerimi sevincimin gezeneğini / Ağlamak hakkımı bile ağıtlardan / Bağımsızlık yelinin yolunu keserseniz/ Bir gün onurumun altın madenini verirseniz / Dağlarımı da satarak eloğluna / Alın gidin o gün hayrını görün demokrasinin" İmece Dergisi sayı:65 Eylül 1966.

Osmanlılarda ve günümüzde kimi edebiyatçılar birtakım söz oyunları ile sözü gerçek yaşamdan koparmaya çalıştılar. İçinde tane olmayan harmanı savurmaya benzer bu. Oysa bugün dünya çığırından çıkmıştır. Ülkemiz ve dünya insanlığı ABD emperyalizmi ile AB emperyalizminin ağır kuşatması altındadır. Ülkemizin çok büyük sorunları vardır. Çok büyük haksızlıklar ve kötülükler vardır. Biz yazarlar bütün bunları yalnızca biçim ve sözcük oyunlarıyla moda anlayışlarıyla halkımıza nasıl anlatacağız? Sözcüklerin anlamını ve kan grubunu değiştirenleyiz.

Söz sanatını 'Salt anlatımdır' diyerek onu özünden kopararak ölü sözcükler yığınına dönüştürenleyiz. Kulağa hoş gelen sık bir sözcük örgüsüyle ama özünde hiçbir şey olmayan şiirler öyküler romanlar yazılıyor günümüzde. Buna plastik anlatım ya da slikonlu anlatım da diyebiliriz. İçi boşaltılmış sözcüklerle kulağa hoş gelen ses dizimleriyle kalıcı bir sanat yapılamaz

Son yirmi beş yıldan beri dilimiz yüzsüzleştirilmeye başlandı. Dilimiz adeta hadım ediliyor. Günümüzde 'alıcıları hep batı'yı batı dillerini çeken bir çeşit sömürge vatandaşı kimliğindeki kişiler konuşmaları ile yazıları arasına İngilizce sözcükleri serpiştirmeden kendini alıkoyamıyorlar. Bu kişiler etkili yerlerde oldukları için toplumumuza çok kötü örnek olmaktadırlar. Son yıllarda dilimize o kadar yabancı sözcük girdi ki sıradan bir kentin ana sokaklarındaki satış yerlerinin adlarına baktığımız zaman bunu kolayca anlayabiliriz.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 1926 yılında 825 sayılı madde ile sınırladığı TÜRKÇE SATIŞ YERLERİNİN ADLARI ile ilgili yasa Turgut Özal zamanında kanun hükmünde bir kararname ile ortadan kaldırıldı. O günden sonra da dilimiz yabancı sözcüklerin saldırısına uğradı. Sonuç olarak bir futbol takımının oyuncu kadrosuna dönüştü dilimiz. Sahaya çıkan on bir kişinin yarısı yabancı futbolculardan oluşuyor çünkü. Dilimiz kendi kültürlerinden kendi coğrafyalarından utanan ona sırt çevirenlerin alkışlandığı parlatıldığı bir döneme girmiştir. Türkilizce melez bir dil oluşmuştur. Bu dille sanat yapılabilir mi? Seyrani'nin ünlü deyişiyle "Eğri okla doğru nişan vurulabilir mi?"

Dilini yozlaştıranların önce kendilerini yozlaştırdıklarını burada apaçık söylemeliyim. Yazılı ve görsel basında Türkçe harfleri kendi ses uyumlarıyla değil İngilizce ses uyumuyla okuyup söyleyerek örneğin: "Er aş negatif kan aranıyor" diye duyuru yapıyorlar. Duyuru sözcüğüne "anons" gen sözcüğüne "junior" diyorlar. Yıldız sözcüğüne "star" cankurtaran sözcüğüne "ambulans" diyorlar. Film gösterime girdi demek varken "vizyona girdi" diyorlar. Dünya sözcüğü "world"la yer değiştirdi. Hoşça kal sözcüğü "bye bye" oldu. Halkımız gökyüzüne sema değil gökyüzü diyor. Aynı anlama gelen bir televizyon kanalının adı "sky". Yaşam demek varken "life" haber demek varken "haber portalı" yüksek verimli çalışma demek varken "performans" diyorlar. Kendi ana dillerini ayaklar altına almak için adeta çıldırıyorlar. Bu bir aşağılık duygusunun yabancı diller karşısında kendi ana dilini küçük görmenin göstergesi değilse nedir?

Tanıtıma "demo" sunucuya "spiker" gösteriye "show" gösteri yapana "showmen" radyo sunucusuna "diskjokey" hanımefendiye "fırstlady" bakkala "market" torbaya "poşet" mağazaya "süper gros market" ucuzluğa "damping" duyuru tahtasına "bilbord" sayı tablosunun adına "skorbord" diyorlar. Bilgi vermeye bilgilendirmeye "brifing" bildiri sunmaya "deklarasyon" uğraşa "hoby" kentlerin girişine güzelim "Hoş geldiniz" yazmak varken "welcome" kent çıkışına yine İngilizce "goodbye" korumaya "bodygard" sanat ve meslek ustalarına "duayen" saygın kişiye "prestij sahibi" alanlara meydanlara "platform" merkezlere "center" büyüğe "mega" küçüğe "mikro" sonuca "final" özleme "nostalji" iş hanlarına "plaza" sergiye "galeri center room show room" ana kentlere "mega kent" yolüstü aşevlerine "fast food" yemek çeşitlerine "menü" ödemeye ise "adisyon" diyorlar.

Sözlerimi ünlü şairlerimizden Cemal Süreya'nın bir sözü ile bitiriyorum. "Türkçeden bir kıl kopar; içinde güneşler dünyalar ırmaklar vardır. Ama Türkçeden koparacaksın..."

Osman Şahin


kaynak: Türk Dili Dergisi sayı 115 Temmuz-Ağustos 2006


Я isimli Üye şimdilik offline konumundadır  

Alt 03-11-2012, 02:54   #3 (permalink)
Я
 
Я - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

TENKİT
Bizde tenkit olmadığını söylerler. Doğrudur: Gerçekten sanat sevgisi yok ki tenkit olsun. Yermele¬rin hele övmelerin çoğu sanatla ilişiği olmayan duygularla düşüncelerle yazılıyor. Zevkine inandığınız birini görüyorsunuz falanca için çok ağır hükümler veriyor onun eserinin bütün kusurlarını bir bir gösteriyor "Ağır söylüyor ama doğru söylüyor" Diyorsunuz. Üç gün sonra bir gazetede bakıyorsunuz o falancanın eseri bir övülmüş bir övülmüş... Altında da sizin zevk sahibi zatın imzası Şaşırıyorsunuz. Anlatıyor; O falancanın eserini sevmezmiş ama aralarında arkadaşlık varmış hatırlarını saymalıymış belki bir iyilik de bekliyormuş... Bunu yalnız tenkitçi diye tanınmış yazarlarımız İçin söylemiyorum bütün şairlerimiz yazarlarımız bu günahı işliyor
"Onların söylediklerine bakma. Onlar tenkitçi değil İstenmiş de öyle yazmışlar. Asıl tenkitçi doğ¬ruyu söylemeli" demeyin. Her sanat adamının bir tenkitçi olması gerekir. Beğenmediği eserlerin kusur¬larını göstermeli onların değersizliğini bildirmelidir. Bir sanat adamının üzerine düşen iki İş vardır; Kendi eserini yaratmak bir kendi sanatının gerçekten anlaşılması İçin gereken havayı hazırlamak iki. İkinci işten kaçınan sanat adamı birinci İşini de yarım bırakıyor demektir. Şairsiniz ressamsınız ese¬rini gerçekten beğenmediğiniz çirkin bulduğunuz bir kimse İle birlikte oluyor dergi çıkarıyor sergi açıyorsunuz. Böylece: "Onu beğenin o da iyidir." demiş olmuyor musunuz? Artık; "Benim işim tenkit değil." diyemezsiniz. Birlikte çalışmakla isteseniz de istemeseniz de onu da öne sürmüş olursunuz. Sizin sanatınızın da ancak onunki gibi anlaşılmasını önleyemezsiniz.
Bizde tenkit elbette yok. Tenkidi tenkit ahlakını sanat adamları kendi kurar. Onlar sanatla ilişiği olmayan duygularla düşüncelerle birbirini övdükçe sanatlarını her şeyden de kendi kendilerinden de daha üstün tutup yalandan kaçınmadıkça bizde tenkit olmayacaktır. Sanat adamında olmayan bir ah¬lakı tenkitçiden nasıl bekleyebiliriz?
Nurullah Ataç
(Cumhuriyet 3 Ekim 1942)


Я isimli Üye şimdilik offline konumundadır  




Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


eleştiri metinleri örnekleri

eleştiri metinleri örnekleri konusu, LakLak Bölümü / Soru Cevap forumunda tartışılıyor.


Konu etiketleri: eleştiri örnekleri kısa, kısa eleştiri örnekleri, kısa eleştiriye örnek, eleştiri örneği kısa, kısa eleştiri örneği, eleştiri metni örnekleri, elestiri yazisi ornek, elestiri yazisi kisa ornek, eleştiriye kısa örnekler, elestiri metni, elestiri metinleri, eleştiri metin örnekleri, eleştiri yazısı örneği kısa, eleştiriye örnek kısa metinler, eleştiri metinleri,

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Türk Edebiyatında herhangi bir hikaye hakkında yazılmış eleştiri metinleri nelerdir ? Kayıtsız Üye Soru Cevap 3 16-10-2011 09:04
Eleştiri Nedir? elif Eğitim ve Öğretim 0 13-06-2011 02:58
Düğün Davetiyesi Metinleri nimlahza Evlilik Hazırlığı 0 08-11-2010 01:40
Postmodernist Eleştiri Nedir?-Postmodernist Eleştiri Hakkında elif Türkçe ve Edebiyat 0 25-06-2009 01:42
Eleştiri Nedir?-Türkiyede Eleştiri Hakkında elif Türkçe ve Edebiyat 0 24-06-2009 04:12

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 09:16 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats