bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > Bakimliyiz.com Özel > LakLak Bölümü > Soru Cevap

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 16-12-2012, 04:29   #1 (permalink)
Kayıtsız Üye
Avatar Yok
 
Face43 Yavuz Sultan Selim Hakkında Bilgi

Yavuz Sultan Selim hakkında bilgi verebilirmisiniz?


 

Alt 16-12-2012, 04:57   #2 (permalink)
Я
 
Я - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

Yavuz Sultan Selim'in Hayatı

Yavuz Sultan Selim Osmanlı sultanlarının dokuzuncusu İslam halifelerinin yetmiş dördüncüsüdür. Sultan İkinci Bayezid Han'ın oğlu olup annesi Dulkadirli ailesinden Aişe Hatundur. 1470 yılında Amasya’da doğdu. Şehzadeliğinde devrin alimlerinden mükemmel bir tahsil ve terbiye gördü. Arap Fars dilleriyle yüksek din ve fen ilimlerini öğrendi. Askeri sevk ve idare ile devlet yöneticiliğini öğrenmesi için şehzadeliğinde Trabzon Valiliği'ne gönderildi.
Trabzon’da başlayan devlet idareciliğinde pehlivan yapılı vücudu devrin silahlarını kullanmadaki mahareti Müslümanlara hayranlık ve rahatlık düşmanlara korku ve dehşet verdi. İdareciliğini Trabzon dışına da taşırarak Osmanlı Devleti aleyhine propaganda yapan asileri takip ettirdi. Trabzonluları rahat bırakmayan Gürcüler üzerine üç sefer yaptı. 1508 Kütayis Seferinde Kars Erzurum Artvin illeriyle on beş mahalli fethederek Osmanlı topraklarına kattı. Buralarda yaşayan Gürcülerin hepsi Müslüman oldu. Diğer taraftan Şah İsmail’in Doğu Anadolu’da artan ve Akdeniz sahilleriyle İç Anadolu içlerine ve Rumeli’ye kadar varan propagandasına karşı gayet şiddetli tedbirler aldı. Şah İsmail’in gayesi ve propagandasının neticesini iyi tespit ettiğinden daha köklü tedbirler alınması gerektiğini teşhis etti. Valilik yetkisiyle bütün ülkede Şah İsmail’in faaliyetlerinin önüne geçilemeyeceğini bildiğinden şehzadeler meselesinden faydalanarak Osmanlı tahtına namzed oldu. Babası İkinci Bayezid Han hayatta olmasına rağmen Şehzade Ahmed ve Korkut Osmanlı Sultanı olmak için faaliyetlerde bulunduğundan Şehzade Selim de harekete geçti. Uzun mücadelelerden sonra 24 Nisan 1512 tarihinde Osmanlı Sultanı olup babası İkinci Bayezid Hanı yılda iki milyon akçe tahsisatla Dimetoka’ya büyük hürmet göstererek maiyetiyle beraber yolcu etti. Babası 26 Mayıs 1512 tarihinde yolda vefat edince cenazesini İstanbul’a getirtti. Bayezid Camii yanına türbe yaptırıp buraya defnettirdi.

Yavuz Sultan Selim Han tahta geçtikten sonra 1512 ve 1513 yıllarında iç meseleleri halletti. Ülke içinde hadise çıkartan ve ilerisi için büyük tehlike olabilecek Rafizi faaliyetlerin teşvikçisi doğudaki Safevi devletine karşı sefere çıkmadan batı kuzeybatı ve güney hudutlarını emniyete aldı. Eflak Boğdan Macar Venedik ve Mısır elçileriyle sulhun devamını teyid eden antlaşmalar imzaladı.

Bu sırada Akkoyunlu Devletini ortadan kaldıran Azerbaycan Irak-ı Acem Irak-ı Arab ve İran’ı ele geçirerek Ceyhun Nehrine kadar hududunu genişleten Şah İsmail Sünni Özbekleri de yendikten sonra Anadolu’ya yönelmişti. Gönderdiği dai ve halifeleri vasıtasıyla Osmanlı hudutları içinde yaşayan Şiileri kendisine bağlıyor ve fırsat buldukça da isyanlar çıkartıyordu.

Şah İsmail’in bu tehlikeli teşebbüslerini önlemenin tek çıkar yolunun Anadolu’da Şiiliğin gelişmesini önlemek hatta kökünü kazımak olduğunu biliyordu. Bunun için İran’da kurulan Şii devletlerin ikide bir Osmanlı Devletini tehdit etmesine ve batıya karşı açılan her seferde Osmanlıyı arkadan vurmasına son vermek emelindeydi. Bu sebeple daha önceki Osmanlı sultanlarının Avrupa fütuhatını doğuya çevirdi. Bu sayede İslam alemini birleştirmek Anadolu Türklüğü ile Orta Asya’yı birbirine yaklaştırmakla Asya ve Afrika’daki devletlerin Osmanlı hakimiyetine girmesi mümkün olacaktı. Yavuz Sultan Selim Han topladığı olağanüstü divanda Şah İsmail’in yaptığı saldırıları bir bir anlattı. Divanda yapılan uzun müzakerelerden sonra İran’a sefere karar verildi.

Sefer hazırlığı esnasında şehzadeliğinden beri tespit ettirdiği bozguncuları memleket aleyhinde çalışanları sürgün hapis ve gerekli olan cezalarla cezalandırdı. Yavuz Sultan Selim Han'ın asi hain ve ahlaksızları Anadolu ve Rumeli’den temizlemesi Türkiye’nin birlik ve beraberliği ülke bütünlüğü için çok yerinde isabetli bir karar oldu. Bu arada sefer hazırlıklarını tamamlayan Yavuz 20 Nisan 1514’te Üsküdar’a geçerek ordu-yu hümayun ile İran Seferine çıktı. Anadolu’dan takviye kuvvetler alınarak ilerlendi. Şah İsmail yiğitlik harcı olan er meydanına davet edildi. Meydana çıkmayınca Safevi topraklarına girildi. Şahın Sultan Selim Hana karşı ülkesini müdafaa etmemesi üzerine ikinci bir name gönderildi. Bu namede; Osmanlı ordusunun uzun bir yoldan gelip epeyden beri muharebe için ordu aramasına rağmen meydana çıkan olmadığı padişahların ellerindeki memleketlerin nikahlıları olduğu erkek ve yiğit olanın onu namahreme dokundurtmayacağından bahsedilerek miğfer yerine yaşmak zırh yerine çarşaf giymesi tavsiye edildi. Kadın elbiselerinden hırka şal ve çarşaf gönderildi. Osmanlı ordusunun aylardır yolda bulunması sefer güzergahını Safeviler çekilirken tahrip etmesi Şah İsmail’in ajanlarının faaliyetleri Yeniçeriler arasında hoşnutsuzlukların çıkmasına sebep oldu. Sultan Selim Han sefer bozguncularına meselenin gayet hassas olduğu bu safhasında aldığı kesin ve kararlı tedbirle mani oldu. Çadırına ok atacak kadar ileri gidildiğinde askere verdiği nutuk harp psikolojisinin şaheserlerindendir. Bu nutukla; hedefe daha varılmadığını seferden asla dönülmeyeceğini cihad için çıkılan bu seferden hatunlarını düşünenlerin dönebileceğini yiğit olanın gelmesini isteyip tek başına da olsa gideceğini bütün heybet ve azametini göstererek gür sesiyle söyledi. Yavuz Sultan Selim Han'ın nutku asker arasında çok tesirli oldu ve ordu onu takip etti. Bu arada Safevi ordusunun Çaldıran Ovasında olduğu haberi alındı. Çaldıran’da mevzi alındı. Sultan Selim Han kumandasındaki Osmanlı ordusu ile İran Şahı İsmail-i Safevi kumandasındaki Safevi ordusu 23 Temmuz 1514 tarihinde Çaldıran Ovasında muharebeye tutuştu. Çaldıran Ovası'nda yapılan meydan muharebesi Osmanlı zaferiyle neticelendi. Şah İsmail-i Safevi tahtını tacını ve hanımını muharebe meydanında bırakarak kaçtı (Çaldıran Meydan Muharebesi / Savaşı). Safevi başşehri Tebriz’e kadar ilerlendi. Şah İsmail İran içlerine kaçtı. Sultan Selim Han Tebriz’e girip şehirde kaldı. Tebriz’de Cuma selamlığı yapıp hutbeyi aslına uygun olarak dört halifeyi zikrettirerek adına okuttu. Tebriz’deki alim sanat erbabı tüccar ailelerini İstanbul’a gönderdi.

Yavuz Sultan Selim Han bölgedeki fetihleri tamamlamak için kışı Azerbaycan’daki Karabağ’da geçirmek istedi. Başşehirden çok uzakta bulunulması bazı devlet adamları ve askerlerin hoşnutsuzluğuna sebep olunca Amasya’ya hareket etti. Amasya’da fesatçıları cezalandırdı. Doğu ve güney hudutlarının emniyet altına alınması gerekiyordu. Çaldıran’da gayret gösteren Bıyıklı Mehmed Ağaya Bayburt Erzincan ile Kiğı’nın beylerbeyliği verilip asilerin elindeki Kemah Kalesini muhasara etmekle vazifelendirdi. Sultan Selim Han da 1515 Mayıs ayında Kemah’a geldi. Padişahın da muhasaraya katılmasıyla Kemah muhafızı 19 Mayıs 1515 tarihinde kaleyi Osmanlılara teslim etmek zorunda kaldı.

Mısır Memlukları ve İran Safevileri ile Osmanlıya karşı münasebetleri tespit edilen Dulkadiroğulları Beyliğinin de Anadolu’nun birlik ve beraberliği için Osmanlı ülkesine katılması gerekiyordu. Sultan Selim Han Rumeli Beylerbeyi Sinan Paşayı 49.000 kişilik kuvvetle Dulkadirli ülkesinin zaptına gönderdi. Osmanlı kuvvetleri Göksun Muharebesi ve Turna (Nurhak) Dağı harekatında Dulkadirli Alaüddevle ve ordusunu mağlup etti. Alaüddevle ve oğulları öldürülerek ordusu bozuldu. Dulkadirli ülkesi bütünüyle fethedildi. Dulkadir memleketi başta Maraş ve Elbistan olmak üzere bir sancak haline getirilerek Şehsuvaroğlu Ali Beye verildi. Bu savaşta büyük hizmetleri görülen Hadım Sinan Paşa da veziriazamlığa tayin edildi. Dulkadirli topraklarının Osmanlıya katılmasıyla Mısır Memlukları ile hudut komşusu olması Osmanlı-Memluk münasebetlerini gerginleştirdi. Doğu ve güneydeki fetihlere devam edilerek Çaldıran Zaferi'nden sonra Osmanlı hizmetine giren; Doğu Anadolu’da çok hürmet edilen meşhur alim tarihçi ve yazarlardan İdris-i Bitlisi Osmanlı nüfuzunu bölgede hakim kılmak için çalışmaya başladı. Bıyıklı Mehmed Paşa Diyarbekir’i zapt etmekle vazifelendirildi. Diyarbakır bölgenin merkezi durumunda büyük bir şehir olup müstahkem kalesi vardı. Şehir ve suru ile muhafazasında bulundurulan kuvvet miktarı Safevilerin batı hududunda set vazifesi görmekteydi. Bıyıklı Mehmed Paşa 1515’te Diyarbakır'a karşı harekete geçerek şehri muhasara altına aldı. Safevili muhafız Karahan Osmanlının şiddetli muhasarasına dayanamayıp şehri terk ederek Mardin tarafına çekildi. 19 eylül 1515 tarihinde Diyarbekir’in merkezi olan Amid kalesi fethedildi. Mardin’e sığınan Safevili kuvvetler de meşhur alim İdris-i Bitlisi’nin nüfuzuyla bölgeden atıldı. Safevili Karahan Ekim ayında Koçhisar mevkiinde yapılan muharebede öldürüldü. Osmanlının askeri kuvveti İdris-i Bitlisi’nin manevi tesiriyle beylerinin çoğu Sünni olan bölge Osmanlı hakimiyetini tanıdı. Çaldıran Zaferi sonrasında Doğu ve Güney harekatıyla; Harput Silvan Bitlis Hısnkeyfa Diyarbekir Urfa Mardin Cezire’den Rakka’ya kadar olan Kuzeydoğu bölgeleri ile Musul havalisi Osmanlı idaresine alındı.

Yavuz Sultan Selim Han 1514 baharında çıktığı İran Seferinden 1515 yazında döndü. Sefer dönüşünde İstanbul’da devletin idari siyasi askeri sosyal iktisadi ve ticari meselelerinin halline başladı. Sefer esnasında meydana gelen hadiseleri bütünüyle tetkik ve tahkik ettirdi. Devlet adamlarını tek tek huzuruna çağırıp hadiselerin sebep ve suçlularını tespit etti. Yeniçeriler suçlarını anlayıp “Hepimiz günahkarız!” diyerek padişahtan af istediler. Hadiseleri kökünden halletmeye azimli olan padişah tahkikatı derinleştirerek suçluları tespit etti. Hadiselerden Kazasker Tacizade Cafer Çelebi İkinci Vezir İskender Paşa ve Ocaktan Sekbanbaşı Balyemez Osman Ağa suçlu bulunarak huzura çağrıldı. Bizzat Cafer Çelebi’ye:

“İslam askerini itaatsizliğe ve isyana tahrik edenin cezası nedir?” diye fetva istedi.

O da:

“Eğer sabit olursa cezası idamdır” deyince:

“Senin fesadın bence gerek lahikan ve gerek sabıkan sabittir ve kendi hakkındaki fetvayı kendin verdin” diyerek suçluları Divan-ı hümayun önünde idam ettirdi.

Piri Mehmet Paşa'yı yeni bir donanma ve tersane inşa ettirmekle vazifelendirdi. Yavuz Sultan Selim Han istikametini gizli tuttuğu sefer için ordu ve donanma hazırlattı. Seferin tekrar İran’a olduğu tahmin edilmekteyse de donanmanın hazırlanışından denizde kıyısı olan Mısır Memlukları ihtimalini kuvvetlendirmekteydi. Osmanlı-Memluk münasebetleri Şah İsmail ve Dulkadirli meselesinden çıktı. Yavuz Sultan Selim Hanın buna rağmen ikinci Sünni devletin Haçlılara ve İran Safevilerine karşı ortak mücadele etmesi gerektiğini belirten temasları oluyordu. Sultan Selim Han 1516 baharında veziriazam Sinan Paşa'yı 40.000 kişilik bir kuvvetle Maraş üzerinden Fırat tarafına sevk etti. Veziriazam Sinan Paşa Fırat Nehrini geçip Diyarbekir’e gitmeye memur olduğunu huduttaki Memluk beylerine bildirdi. Fırat Nehrini geçmek için izin istedi. Memluklar Suriye hududunda kuvvet bulundurduklarından Osmanlı talebini reddettiler. Sultan Selim Han'a durum bildirildi. Sinan Paşa'nın Memluk hududuna gelmesi üzerine Mısır Sultanı Kansu Guri (Gavri) de 50.000 kişilik bir kuvvetle Şam’a geldi. Mısır Sultanı'nın durumu Sultan Selim Hana arz edildi. Kansu Guri’nin Şah İsmail-i Safevi ile ittifakı ihtimaline karşı güney hududundan ve gerisinden daha da emin olmak için Mısır Seferine karar verildi.

Müslümanlara işkence ve eziyet edip Eshab-ı kiram ve Ehl-i sünnet alimlerini kötüleyenlere karşı sefere giderken buna mani olmak isteyen bir İslam hükümdarına karşı ne yapmak lazım geldiğini alimlere sordu. Alimler sefer açılabileceğini bildirdiler. Hilafeti de himaye eden Memluklara karşı sefer için fetva alınıp harp etmek meşrulaşınca kendi kumandasındaki kuvvetlerin Kayseri’de toplanmasını emretti. Ayrıca Rumeli Kazaskeri Zeyrekzade Rükneddin ile ümeradan Karaca Paşayı Kansu Guri’ye elçi gönderdi. Osmanlı elçisi Mısır Memluk Sultanından İran üzerine hareketle oraları bozgunculardan temizleyeceğini ve kendisine hayır dua edilmesini istiyordu. Kansu Guri Osmanlıların Dulkadirli topraklarının zaptını uygun karşılamadığından elçileri önce hapsettirdiyse de sonra serbest bırakıp Sultan Selim Hana yüz kantar şeker ve büyük kutularla helva gönderdi. Sultan Selim Han 1516 Haziranında Mısır Seferine çıkıp Osmanlı Donanması da Suriye sahillerine gönderildi. Sultan Selim Han Mısır elçisi Moğolbay’ı ülkesine geri gönderirken:

“Efendine söyle Mercidabık’ta karşıma çıksın” dedi.

Memluk Sultanı Kansu Guri yanında Abbasi Halifesi Üçüncü Mütevekkil olduğu halde Mercidabık’a geldi. Sultan Selim Han kumandasındaki Osmanlı ordusu da Mercidabık’a gelip Kansu Guri kumandasındaki Memluk ordusu ile 24 Ağustos 1516 tarihinde muharebeye tutuştular (Mercidabık Meydan Muharebesi - Savaşı). Muharebe Osmanlıların üstün harp gücü ve teknik imkanlarıyla zaferle sonuçlandı. Son Abbasi Halifesi Üçüncü Mütevekkil Sultan Selim Hanın yanına getirilip çok hürmet gösterildi.

Suriye Osmanlı hakimiyetine geçti. Suriyeliler Osmanlı adalet ve Müsamahalarını iyi takdir ettiklerinden halk ve kale muhafızları şehirlerin anahtarlarını Sultan Selim Hana kolayca teslim ettiler. Sultan Selim Han; Halep Hama Humus ve Şam şehirlerine girdi. Üç ay kadar Şam’da kaldı. Memluk Sultanı Kansu Guri Mercidabık Muharebesi sonrasında vefat ettiğinden Mısır Kölemenleri de Tomanbay’ı sultanlığa getirmişlerdi. Sultan Selim Han Tomanbay’a Osmanlı hakimiyetini tanıması şartıyla antlaşma teklifi için iki elçi gönderdi. Osmanlı elçileri Sultan Tomanbay’ın arzusu dışında Kölemenlerce öldürüldü. Yavuz Sultan Selim Han Osmanlı elçilerinin katledilmesini harp sebebi saydı.

15 Aralık 1516 tarihinde Şam’dan Mısır Seferine çıktı. Mısır’ın merkezi Kahire’ye ulaşmak için Sina Çölünü geçmek gerekiyordu. Eski fatihlerin bütün teşebbüslerine rağmen kurak ve çorak çölün geçilmesi imkansız gibi olduğundan vezir Hüseyin Paşa başta olmak üzere Mısır Seferine itiraz edildi. Yavuz Sultan Selim Han itirazları susturmak ordu bozanlığın önüne geçmek için Vezir Hüseyin Paşayı idam ettirdi. Osmanlı ordusu Sina Çölü'nü günde ortalama otuz kilometre yürüyüşle bir haftada geçerek harp tarihinde rekor yaptı. Sina Çölünü geçerken olduğu rivayet edilen şu vaka o tarihten beri menkıbe olarak anlatılır:

Sina Çölünde yıllardan beri yağmur yağmamasının verdiği kuraklıkla müthiş çoraklık ıssızlık ve kum fırtınası vardı. Padişah devlet adamları ve süvariler ata binmiş halde çölde ilerlerken Sultan Selim Han bir ara atından iner. Sultanın piyade yürüyüşüne geçmesiyle bütün devlet adamları ve süvariler attan inerler. Başta Sultan Selim Han ve bütün ordu kurak ve çorak Sina Çölünde piyade yürüyüşü yaparlar. Ordu harap ve bitab bir hale gelir. Fakat Sultan Selim Han büyük bir edeb ve huşu içinde yürümektedir. Sebebi sorulunca; bütün heybet ve azametinden sıyrılıp sakin ve edeple buyurur ki:

“Önümüzde fahri kainat Resulullah efendimiz hazret-i Muhammed yürümükteyken at üstünde gitmekten haya ederim.”

Sina Çölünü geçerken yağmur da yağıp kolayca Mısır’a ulaşırlar.

21 Ocak 1517 tarihinde Kahire’ye çok yakın Birk-ül-Hac mevkiinde konaklandı. 22 Ocak 1517 günü Kahire yakınlarındaki Ridaniye’de Osmanlı-Memluk muharebesi başladı. Sultan Selim Han kumandasındaki Osmanlı ordusu Tomanbay kumandasındaki Memluk ordusuna karşı Ridaniye’de zafer kazandı (Bkz. Ridaniye Meydan Muharebesi). Memluk Sultanı Tomanbay Kahire’den çekildi. Sultan Selim Han Kahire’ye 15 Şubat 1517 tarihinde parlak bir merasimle girdi. 20 Şubat Cuma günü Melik Müeyyed Camiinde okunan hutbede kendisi için söylenen “Hakim-ül-Haremeyn-iş-Şerifeyn” unvanını kabul etmedi. Mübarek makamlara hürmeten unvanındaki “Hakim” kelimesi yerine hizmetçi manasındaki “Hadim”i getirtip “Hadim-ül-Haremeyn-iş-Şerifeyn” (Mekke ve Medine’nin Hizmetçisi) unvanını aldı. Bunu belirtmek için de sarığının üstüne süpürge biçiminde sorguç taktı.

Yavuz Sultan Selim Han 1516 Ağustosundan beri yanında bulunan son Abbasi Halifesi Üçüncü Abdülaziz el-Mütevekkil-al-Allah Muhammed’in rızası Kahire’den Osmanlı merkezine gönderilen Cami’ül-Ezher Medresesi alimleri ve İstanbul’daki alimlerin meclisinde ittifakla varılan kararla Osmanlı padişahlarına Sultanlık unvanı ile beraber İslam aleminin etrafında toplandığı “Hilafet” makamı da verildi.

Yavuz Sultan Selim Han'ın kazandığı Ridaniye Zaferi ile; Mısır Arabistan Yarımadası Osmanlı hakimiyetine geçti. Kızıldeniz’e ve Hind Okyanusuna inilip Kuzey Afrika hakimiyet yolu açılarak Osmanlı hududu Atlas Okyanusuna dayandırıldı. Venedikliler Memluklara verdikleri Kıbrıs Adasının haracını Osmanlılara göndermeye başladılar. Hicaz ve Orta Doğudaki mübarek makamlar Osmanlı hizmetine açıldı. Mukaddes emanetler İstanbul’a getirtilerek İstanbul şereflendi. Buralar nadide eserlerle süslendi. Sultan Selim Han 4 Haziran 1516’da çıktığı Mısır Seferinden 10 Eylül 1517’de Kahire’den hareket ederek 25 Temmuz 1518’de İstanbul’a döndü. İstanbul dönüşü Şam’a uğrayıp kabrini yaptırdığı büyük İslam alimi Muhyiddin-i Arabi hazretlerinin türbe ve camiini merasimle açtı. Muhyiddin-i Arabi’nin türbedarı ferasetle Sultan Selim Hanın çok yaşamayacağını da söyledi.

Sultan Selim Han Mısır Seferi dönüşü İstanbul’dan Edirne’ye geldi. Avrupa devletlerinden Macaristan ve Venedik eski sulh antlaşmalarını yenilemek İspanya da Osmanlı Devletiyle dostane münasebetlerde bulunmak istediler. Sultan Selim Han Osmanlı Devleti bütün İslam alemi için büyük tehlike arz eden Safevili Şah İsmail’in faaliyetlerinin önüne geçmek için Avrupa devletleriyle antlaşmaları yeniledi.

Safevili Şah İsmail’in kumandasındaki İran ordusu Osmanlılar ile meydan muharebesi yapmak cesareti gösteremiyordu. Böyle olmasına rağmen Safevili propagandacılar Osmanlı ülkesinde faaliyet göstererek asi taraftarlar bulup bunları isyana hazırladılar. Bunlardan Bozoklu Şeyh Celal Kalender kıyafetinde Turhal’a gidip bir mağarada riyakarca münzevi hayat yaşadı. Çevresinde propaganda yapıp cahil kimseleri etrafında topladı. Yakında Mehdi yahut Mesih geleceğini söyleyip kendini Mehdi ilan etti. Mehdiliği ilanıyla beraber etrafında toplanan 20.000 süvari ve piyadeden meydana gelen silahlı kuvvet kurdu. “Şah Veli” unvanı alıp saltanatını ilan ederek çevrede istila hareketine başladı. Bozoklu Celal Turhal’dan Ankara’ya yürüdü. Sultan Selim Han isyanın üzerinde hassasiyetle durup müdahale ettirdi. Rumeli Beylerbeyi Ferhad Paşa ve Maraş Valisi Şehsuvar oğlu Ali Bey isyanı bastırmakla vazifelendirildi. Şehsuvaroğlu acilen asiler üzerine kuvvet sevk etti. Asi Celal üzerine kuvvet sevk edilmesi üzerine Şah İsmail tarafına kaçarken Erzincan Akşehiri’nde yakalanıp taraftarları ile birlikte öldürüldü. Bundan sonra Rafizi isyanlarına “Celali Vakası” denildi.

On altıncı yüzyılda Osmanlı kara ordusu dünyanın en büyük ordusuydu. Sultan Selim Han kara askerine verdiği önemi donanmaya da verdi. İstanbul’da ilk tersanenin yapımını 1515 yılında başlatıp 1516’da bitirdi. Gelibolu’daki büyük tersane Sultan Selim Han devrinde önemini korudu. Mısır’dayken Memluklar zamanında Kızıldeniz’de donanma kumandanı olan Selman Reis huzura gelince Osmanlı hizmetine alındı. Cezayir hakimi Barbaros Hayrettin Paşa da Sultan Selim Hana elçi gönderip yardım istedi. Barbaros’un Osmanlı hizmetine girmesiyle Akdeniz Türk Gölü olma yoluna girdi. Donanma faaliyetini tamamlayan Yavuz devrin büyük alimi Kemal Paşazade’ye niyetinin feth-i Efrenciye yani Avrupa olduğunu bildirmişti. Ancak yüce Hakan’ın yine Eyüp Sultan Türbesini ziyaretle başladığı bu seferine yakalandığı amansız şirpençe hastalığı mani oldu.

Çorlu’da başhekim nezaretinde tedavi gördü. İki ay hasta yatıp 22 Eylül 1520 tarihinde Cuma akşamı Osmanlı karargahının bulunduğu Çorlu’nun Sırt Köyünde vefat etti. Vefat etmeden bir müddet önce yanında bulunan Hasan Can; “Sultanım Allah’ı hatırlamak zamanıdır” deyince Yavuz Sultan Selim Han:

“Lala Lala bunca zamandan beri bizi kiminle biliyordun? Cenab-ı Hakk’a teveccühümüzde bir kusur mu gördün?” buyurmuş ve Yasin-i şerif okumasını istemişti.

Kendisi de onunla birlikte okurken ruhunu teslim etmiştir.

Cenazesi İstanbul’a getirilip inşaatını başlattığı Sultan Selim Camii yanına defnedildi. Yerine Osmanlı Sultanı olan oğlu Sultan Süleyman Han tarafından cami tamamlanıp kabri üstüne türbe de yapıldı.

Sultan Selim Hanın sandukasının üstünde büyük alim Ahmed ibni Kemal Paşa'nın kaftanı örtülüdür. Örtünün konması meşhur rivayette şöyle anlatılır: Sultan Selim Han Mısır Seferini tamamlayıp Kahire’den Şam’a dönerken yolda o sırada Anadolu Kazaskerliği vazifesini yapan Ahmed ibni Kemal Paşazade'yi yanına çağırdı. Sohbet ederek giderlerken İbn-i Kemal’in atı birdenbire bir su çukuruna bastığı için Sultan Selim Hanın üstü başı ıslanıp kaftanı çamur oldu. İbn-i Kemal Paşa telaşa düşünce azametiyle meşhur olan Sultan Selim Han; “Bir alimin atının ayağından sıçrayan çamur benim için şereftir. Öldüğüm zaman bu kaftanı böylece sandukanın üstüne koysunlar!” deyip sırtından kaftanı çıkarıp saklattı.

Doğu Anadolu Kuzey Irak Lübnan Suriye Filistin Mısır ve Hicaz’ın fethiyle Osmanlı Hanedanına Halifelik makamını ve mübarek emanetleri kazandıran Sultan Selim Han sekiz buçuk yılda devleti iki kat büyüttü.

Sultan Selim Han devrin meşhur alimlerinden Şeyhülislam Zenbilli Ali Efendi ile ilmi sohbet edip ona hürmet gösterirdi. Sofiyye-i aliyyenin büyük alimi Muhyiddin-i Arabi’nin Şam’daki kabr-i şerifini tespit ettirip yanına cami türbe imaret yaptırdı. Seferlerinde evliyanın büyüklerinden Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin türbesini ziyaret ederdi. Ehl-i sünnete çok hizmet edip İslam alemi için büyük tehlike olan Safevili Şah İsmail’in ideolojisinin yayılmasını önleyerek İran’da mahsur bıraktı. Çok heybetli olup azametinden çevresindekiler titrediği halde alimlere halkına karşı tevazu sahibiydi. Devamlı; “Padişah-ı alem olmak bir kuru kavga imiş. Bir veliye bende olmak cümleden ala imiş” buyururdu. Çok mütevazı olup sade giyinirdi. Muhteşem Osmanlı Devletinin ve İslam aleminin lideri olmasına rağmen Peygamber efendimizin ahlakı ile ahlaklandığından debdebe ve şaşaadan uzak hayat sürerdi. Bir defasında oğlu Şehzade Süleyman çok süslü bir elbiseyle huzuruna girince; “Süleyman annen ne giysin!” diyerek sitem etmişti. Arapça ve Farsça'yı çok iyi bilip edebiyat tarih ve coğrafyaya da meraklıydı. Farsça ve Türkçe şiirleri olup Farsça Divan’ı Almanya’da yayınlanmıştır.


Я isimli Üye şimdilik offline konumundadır  

Alt 16-12-2012, 05:00   #3 (permalink)
Я
 
Я - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

Yavuz Sultan Selim Kimdir?

Yavuz Sultan Selim Hakkında Bilgi

Kaynaklarin ortaboylu toparlak ve kirmiziya çalan beyaz yüzlü çatik kasli beyaz disli omuzlari ile gögüs arasi açik sakalsiz pala biyikli sert bakisli cesur gayretli çok mahir bir avci harp sanatinda emsalsiz bir komutan olarak bildirdikleri Yavuz Sultan Selim âlim ve edipleri seven Sark dillerinden Arapça ve bilhassa Farsça'ya tam manasi ile vâkif bir hükümdar idi. Kendi el yazisi ile olan Farsça manzumeleri Topkapi Sarayi Müzesi Arsivi'nde bulunmaktadirlar. Yavuz Sultan Selim hem Farsça hem de Türkçe siir söyleyebiliyordu. Farsça olan Divân'i l306 yilinda Istanbul'da basilmis olup l904 tarihinde de Alman Imparatoru Wilhelm II.'nin emri ile Paul Horn tarafindan Berlin'de yeniden nesredilmistir. Trabzon'daki valiliginden itibaren meclisinde sairleri bulundurmayi aliskanlik haline getirmisti. Câfer Çelebi Ahi ve Revânî onun meclisinin müdavimleri idiler. Siyer ve Tarih ilminde epey mütalaasi oldugundan bu konuda mahir bir sahsiyet olarak kendisinden söz edilmektedir. Bos zamanlarini âlim ve ediplerin meclislerinde geçirmekten hoslanirdi. Ilmi sever ve ülemaya hürmet ederdi. Tarih felsefe ve tasavvuf sahalarinda genis bir bilgisi vardi. Özellike edebî bir lisanla ve pek muglak olan "Tarih-i Vassaf"i çokça mütalaa ederdi ki bu onun ilimdeki yüksek vukufunu göstermektedir. Hazarda olsun seferde olsun vakit buldukça ilmî mütalaalar ile mesgul olurdu. Nitekim Misir'dan Istanbul'a gelinceye kadar Ibn Tagriberdî'nin "en-Nücûmu'z-Zâhire" adli eserini Ibn Kemâl'e tercüme ettirerek menzillerde parça parça kendisine takdim edilen tercümeleri okurdu. Yine o Misir'daki ikameti esnasinda Hind ve Çin haritalarini yaptirmisti. O sair mutasavvif ve filozof bir hükümdardi.Uzunçarsili'nin degerlendirmesiyle o Osmanli hükümdarlari arasinda ilim itibariyle en yüksegi idi. Sam'in Sâlihiyye semtinde câmi ve imâret insa ettiren Yavuz Sultan Selim oradaki Muhyiddin Arabî'nin türbesini de bulup yaptirdi. Böylece o ( ) Sam'daki bu tesisler ile Konya'da Mevlevî Tekkesi'ne getirdigi sudan baska bir hayir yapamamisti. Zira benzer hayir isleri için fazla zaman bulamamisti. Hatta Istanbul'daki kendi câmiinin bile temellerini attirmis fakat ikmâline imkân bulamamisti. Osmanli Devleti'nin 9. hükümdari olan Yavuz Sultan Selim Müslüman - Türk âleminin ilk halifesi olarak dünyada ilk defa "Hâdimu'l-Haremeyn es-Serifeyn" ünvanini almisti. Babasi II. Bâyezid annesi Dulkadiroglu Alaüddevle'nin kizi Ayse Hatun'dur. Babasinin sancak beyi olarak bulundugu Amasya'da dünyaya gelen sehzâdenin dogum tarihi hakkinda verilen kayitlar hicrî 87l 872 ve 875 (m. l466 l467 ve l470) yillari seklinde epey farkliliklar göstermektedir.
Kaynaklar Ikinci Bâyezid'in hayatta kalan ogullarinin en küçügü olan Yavuz Sultan Selim'in sahsiyeti ve yönetimdeki enerjisi hakkinda yeterli bilgi verirler. Kendi ifadesine göre Trabzon Sancak beyligine 887 (l482) veya 892 (1487) yilinda tayin edilmisti. Öyle anlasiiyor ki o diger sehzâdelere göre daha cevval ve enerjikti. Ileri görüslü bir sehzâde olan Selim sert bir yaratilisa sahipti. Yapacagi islerde karar vermeden önce çok düsünür etrafindakilerle konusur ve bundan sonra kat'i bir karara varirdi. Istisare ve arastirmadan sonra varilan karardan dönmezdi. Bu konuda önüne çikacak bütün engelleri ortadan kaldirmak gayesiyle elinden geleni yapardi. Kararlarini uygulayabilmek için planli bir sekilde çalisirdi. Adam seçmesini iyi bilirdi. Bütün bunlar onun pâdisah olmasinda ve basarili isler yapmasinda birinci derecede rol oynadi. Babasinin yerine geçip Osmanli tahtina oturmayi kafasina koydugu zaman en çok güvendigi adamlarini Istanbul veya sehzâdeler yanina gönderdi. Onlardan aldigi raporlar sayesinde gerekli tedbirleri alarak varmak istegi hedefe emin adimlarla ulasmaya çalisti.Zira adamlari nasil hareket etmesi gerektigi hakkinda da kendisine yol gösteriyorlardi. Onun tahta geçmeden önce kullandigi casuslar Istanbul Edirne ve Amasya'da esen havayi koklamakla kalmadilar ayni zamanda Selim hakkinda genis propaganda yapma imkânini da buldular. Istihbarati saglam olan bu adamlari sayesinde dünya siyasetine de vâkif bulunuyordu. Bundan dolayi cülûsundan önce taninmayacak bir sekilde Iran ve Arabistan'i gezdigine dair söylentiler çikmisti. Devlet hazinesini devamli surette dolu tutmak ister debdebe ve ihtisamdan hoslanmazdi. Sadeligi severdi. Milletleri idare etme hususunda büyük bir kabiliyet göstermisti. Ülkesinin her tarafinda yalniz adaletin hakim olmasini isterdi.
Gerek Selimnâmelerde gerekse diger kaynaklarda onun nasil bir hükümdar olduguna tebeasi (halki) için nasil çalistigina devletinin daha iyi bir sekilde idare edilip bütün Müslümanlari nasil bir birlik altinda toplayacagina ve bizzat kendi özelliklerine dair epey bilgi bulunmaktadir. Kesfî'nin Selimnâmesi'nde ifade edildigi üzere tahta geçtigi gün babasi II. Bâyezid kendisine bazi tavsiyelerde bulunarak söyle demisti:
"Ey nur-i didem (ey gözümün nuru) ve ey surûr-i sinem bugün ki emr-i Rabbânî ve takdir-i Yezdânî birle mâlik-i mülk-i diyar ve serîr-i saltanata sehr yar oldin gerekdir ki âd u sanimiz ve nâm u nisanimiz gözleyip ve âbâ-i kiramimiz ve ecdad-i izamimiz izini izleyüb sâhân-i kadim muktezasinca ve padisahân-i azim müddeasinca def'-i mezâlim-i esrâr (kötülerin zulmünü ortadan kaldirip yok etmek) ve ref'-i mekâdir-i ahyar kilub nâm-i nikle (iyi bir isimle) âleme tolasin..." Kesfî'nin devam eden ifadesinde Yauz Sultan Selim'in babasinin bütün isteklerini yerine getirdigini iyi ve bilgili insanlarla nasil istisarede bulundugunu dogruluktan ve devlet ile halkin menfaatlerini kollamaktan ayrilmadigini ögreniyoruz. Hammer Cenabî'nin kismen sadelestirdigimiz asagidaki ifadeleri ile ondan su sekilde bahseder:
Selim uzun boylu idi. Giyimine dikkat etmeyi severdi. Ince zevki ve zerafetiyle temayüz etmisti. Kaftani kiymetli islemelerle süslü idi. Kendisinden önceki hükümdarlar silindirik biçimde ve asagi kisminda tülbent sarili bir kavuk giymislerdi. Sultan Selim ise bunun yerine yuvarlak ve yukarisi tamamiyle sal ile örtülmüs bir kavuk kabul etti ki buna "Selimî" denilmektedir. Kendisinden öncekiler sakal biraktiklari halde o sakalini tiras ettirerek biyiklarini birakti. Yuvarlak yüzlü olan Yavuz Sultan Selim'in gözleri büyük ve parlak idi. Siyah ve *** kaslari ile büyük biyiklari da onun bütün güçlü ve heybetli niteliklerini belirten sahsiyetini karekterize ediyordu. Fikrinde cür'et ve ziyadesiyle selamet vardi. Siiri sever ve muvaffakiyetle söylerdi. Öfkeli sert baskiya egilimli olarak kendisini bütünü ile halkin islerine hasretmisti. Yeryüzünde düzeni koruma azminde idi. Bu yüzden savasi ihtirasli denecek sekilde severdi. Onun bu karekteri yeniçerilerin kendisini sevmesine sebep olmustu. Benzeri görülmeyecek kadar olaganüstü bir dinamizme sahipti. Ne yeme - içmeye ne de harem zevklerine düskündü. Günlerini avlanmak veya silah kullanmakla geçirmeyi arzu ederdi. Zamaninin çok azini uykuya ayirdigindan gecelerinin büyük bir kismini tarih veya Farsça siirler okumakla geçirirdi. Olaganüstü bir zekâya sahip büyük bir padisahti. Çogu zaman halk arasinda gezer ve taninmamak için her defasinda elbisesini degistirirdi. Birçok mahremleri vardi ki her tarafa girip çikar ve olup biten seylerden kendisine haber getirirlerdi. Selim Iran Türk ve Arap siirinde temayüz etmisti. Misir seferi esnasinda Ravza Adasi'nda bulundugu sirada emri üzerine insa edilmis bir Arap köskünün duvarina kendisine ait olan iki beyit yazdirmistir." Hammer'in Yavuz Selim'le ilgili olarak gerek Cenabî gerek baska kaynaklardan yaptigi pek çok alinti bulunmaktadir. Bununla berber biz bunlarin üzerinde fazla durmaksizin hemen hemen bütün kaynaklarin verdigi bilgilerle onu söyle tanitmak istiyoruz.


Я isimli Üye şimdilik offline konumundadır  




Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Yavuz Sultan Selim Hakkında Bilgi

Yavuz Sultan Selim Hakkında Bilgi konusu, LakLak Bölümü / Soru Cevap forumunda tartışılıyor.


Konu etiketleri: yavuz sultan selim, yavuz sultan selim hakkında bilinmeyenler, yavuz sultan selim resimleri, yavuz sultan selim hakkında bilgi, yavuz sultan selim hakkında herşey, yavuz sultan selim kimdir hakkında bilgi, yavuz sultan selim fotoları, yavuz sultan selim görselleri, sah ismail kimdir, kafasina guri, yavuz sultan selim fotoğrafları, yavuz sultan selim bakimliyiz, yavuz slatan selım nıe kupe taktı, bayezid han, nuru didem süruru sinemsin,

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Yavuz sultan selim neden küpe takarmış? elif Tarih 0 21-06-2011 02:28
Kanuni Sultan Süleyman'ın Annesi Hafsa Sultan Hakkında Bilgi elif Tarih 0 21-06-2011 02:26
Yavuz Sultan Selim ve Şam Güzeli `»HicЯet GeLini«´ Tarih 0 12-03-2011 06:33
Didar Olur - Yavuz Sultan Selim nimlahza Şiir 0 25-09-2010 01:23
Yavuz Sultan Selim (1470-1520) nimlahza Tarih 0 01-02-2009 07:12

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 10:15 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats