bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > Bakimliyiz.com Özel > LakLak Bölümü > Soru Cevap

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 05-05-2013, 01:20   #1 (permalink)
 
elif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Hicretin islam tarihindeki önemi kısaca

Hicretin islam tarihindeki önemi kısaca


Hicret Müslümanları müşriklerin zulüm ve baskılarından kurtarmış İslâm'a yayılma imkânı sağlamış böylece İslâm inkılâbının başlangıcı olmuştur. Bu itibârla olaydan 17 yıl sonra Hz. Ömer'in hilâfeti esnâsında Hz. Peygamber (s.a.s.)'in hicret ettiği yılın 1 Muharrem'i olan 16 Temmuz 622 tarihi Hicrî-Kamerî Takvim için "takvim başı" olarak kabûl edilmiştir.
Rasûlullah (s.a.s.)'in hicreti Peygamberliğin 13'üncü yılında 12 Rebiulevvel / 23 Eylül 622'de olmuştur. Bu tarih aynı zamanda Peygamber Efendimizin 53'üncü doğum yıldönümüdür.
Hicretle 23 yıl süren Peygamberlik devrinin 13 yıllık Mekke Devri sona ermiş 10 yıllık Medine devri başlamıştır.


İKİNCİ BÖLÜM


MEDİNE DEVRİ
I- HİCRETİN BİRİNCİ YILI (622-623 M.)
"Doğrusu inanıp hicret edenler Allah Yolunda mallarıyla canlarıyla cihâd edenler ve muhâcirleri barındırıp onlara yardım edenler işte bunlar birbirlerinin dostudurlar."
(el-Enfâl Sûresi 72)

1- MEDİNE'DE GENEL DURUM

Medine Mekke'nin kuzeyinde üç tarafı dağlarla çevrili güneyi ise ovalık bir şehirdir. Havası güzel toprağı zirâate elverişli hurmalıkları boldur.
Rasûlullah (s.a.s.)'in hicreti esnâsında Medine'de Evs ve Hazrec adlı iki Arap kâbilesi ile Kaynuka Nadîr ve Kurayzaoğulları adlı üç Yahûdi kabîlesi vardı. Arap kabileleri buraya "Seylü'l-arim" denilen sel felâketinden sonra Yemen'den; Yahûdîler ise Romalıların Kudüs'ü işgal ve tahriplerinden sonra Kudüs'ten gelip yerleşmişlerdi.
Başlangıçta bir müddet Araplarla Yahûdîler iyi geçinmişlerse de Yahûdîlerin çıkarcı davranışları yüzünden zamanla araları açılmış Arablar Yahûdîleri yenerek Medine'de hâkim duruma gelmişlerdi. Fakat çok geçmeden Yahûdîlerin entrikaları ile birbirlerine düştüler ve iki kardeş kabîle uzun yıllar birbirleriyle savaştılar. Bu savaşların en sonuncusu Buâs Harbi'dir. Hicretten yaklaşık 5 yıl önce sona eren ve bazı fâsılalarla tam 120 yıl süren bu savaşta her iki taraf da büyük kayıp vererek zayıf düşmüşlerdir. Bu yüzden Hicret esnâsında Yahûdîler özellikle iktisâdî yönden Medine'de hâkim durumda bulunuyorlardı.
Evs ve Hazrec kabîleleri aralarındaki bu düşmanlığın ancak Rasûlullah (s.a.s.)'in hakemliği İslâm'ın getirdiği adâlet sevgi ve kaynaşma ile ortadan kalkabileceğini anlayarak Müslümanlığa sımsıkı bağlandılar. Gerçekten Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Medîne'ye gelmesiyle bu iki kardeş kabile arasında asırlarca sürmüş olan kin ve düşmanlıktan eser kalmamıştır.(144)

2- MESCİD-İ NEBÎ'NİN İNŞÂSI
Hicret esnâsında Medîne'de câmi yoktu. Rasûlullah (s.a.s.) namaz vaktinde nerede bulunursa namazı orada kıldırırdı. İlk mescid hicretin ilk günlerinde Kuba'da yapıldı.
Hicret sırasında Rasûlullah (s.a.s.)'in devesinin çöktüğü Halid b. Zeyd'in evinin karşısındaki boş arsaya mescid yapılacaktı. Neccâroğullarından iki yetim çocuğa âit olan bu arsayı Neccâroğulları hibe etmek istedilerse de Peygamber (s.a.s.) Efendimiz kabûl etmedi. Bedeli olan 10 miskal (40.9 gr) altını Hz. Ebû Bekir ödedi.
Arsada müşrik kabirleri yabâni hurmalar ve engebeler vardı. Kabirler başka yere nakledildi. Hurma ağaçları kesildi çukurlar düzlendi. Mescid'in yapımında bizzât Rasûlullah (s.a.s.)'de bir işçi gibi çalıştı. Temeli taştan duvarları kerpiçten direkleri hurma ağaçlarından yapıldı. Üzeri de hurma dallarıyla örtüldü; zemini ise topraktı. Kıblesi Kudüs'e doğru olan bu mescid'in biri mihrab'ın karşısındaki ana kapı biri Rasûlullah (s.a.s.)'in evine açılan kapı diğeri de "Bab-ı Rahmet" denilen kapı olmak üzere üç kapısı vardı. Kıble'nin değişmesinden sonra ana kapı ile mihrap yer değiştirdiler.(145/1)

3- HÂNE-İ SAÂDET'İN İNŞÂSI ve RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'İN HZ. ÂİŞE İLE EVLENMESİ
İnşâsı 7 ay süren Mescid'in bir tarafına Rasûlullah (s.a.s.) ve âilesinin ikameti için odalar (hücreler) yapıldı. Bu odaların sayısı daha sonra dokuza çıkmıştır. Odalardan her birinin genişliği 3-35 arşın uzunluğu 5 arşın yüksekliği ise bir adam boyu kadardı. Hz. Aişe Safiyye ve Sevde'nin odaları Mescid'in güneyinde; Ümmü Seleme Ümmü Habibe Meymûne Cüveyriye Zeyneb bt. Cahş ve Zeyneb bt. Huzeyme'nin odaları ise Mescidin kuzeyinde bulunuyordu. Rasûlullah (s.a.s.)'in hâlen "Kabr-i Saâdet"inin bulunduğu yer Hz. Âişe'ye tahsis edilen oda idi.
Mescid ve hücrelerin yapımı tamamlanınca Hz. Peygamber (s.a.s.) misâfir kaldığı Halid b. Zeyd'in evinden buraya taşındı. Evlâtlığı Zeyd b. Hârise ve Ebû Râfi'i Mekke'ye gönderip kendi âilesi ile Ebû Bekir'in âilesini de Medine'ye getirtti. Kendi âilesi Hz. Hatice'nin vefâtından sonra evlendiği Zem'a kızı Hz. Sevde ile kızları Ümmü Gülsüm ve Fâtıma idi. Kızlarından Rukiyye daha önce eşi Hz. Osman'la birlikte hicret etmişti. Diğer kızı Zeyneb kocası henüz müşrik olduğu için gelemedi.(145/2) (Zeyneb Bedir savaşından sonra hicret edebildi)
Ebû Bekir'in âilesi ise karısı Ümmü Rumân ile çocukları Abdullah Esmâ ve Âişe'den ibâretti. Bunlarla berâber Zeyd b. Hârise'nin eşi Ümmü Eymen ile oğlu Üsâme de Medine'ye geldiler.
Hz. Ebû Bekir'in kızı Âişe ile Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) hicretten önce Mekke'de iken nişanlanmışlardı. Hicretten 8 ay sonra Şevval ayında Medine'de evlendiler. Böylece Rasûlullah (s.a.s.) ile Hz. Ebû Bekir arasındaki mânevi bağ akrabalık bağı ile daha da kuvvetlenmiş oldu.
Hz. Âişe son derece zeki bilgili ve kültürlü bir hanımdı. Dinî hükümlerin Müslüman kadınlara öğretilmesinde büyük gayreti yanında özellikle Rasûlullah (s.a.s.)'in ev ve âile hayatıyla ilgili bilgileri Müslümanlar O'ndan öğrenmişlerdir. Kendisinden 2210 hadis rivâyet edilmiştir.

4- SUFFE ASHÂBI (ASHÂB-I SUFFE)
Mescid'in bir tarafına da etrâfı açık üstü hurma dallarıyla örtülü bir gölgelik (çardak suffe) yapıldı. Evi ve âilesi olmayan fakir Müslümanlar burada kaldıkları için onlara "Ashâb-ı Suffe" denilmiştir.
Suffe ashâbı son derece fakirdi. İş buldukları zaman çalışırlar diğer zamanlarda Mescidde ilim ve ibâdetle meşgul olurlardı. Burası İslâm Târihinde ilk yatılı öğretmen okulu durumundaydı. Bu okulun dershanesi mescid yatakhanesi suffe öğrencileri suffe ashâbı öğretmenleri de bizzat Rasûlullah (s.a.s.) idi. Medine'nin dışında yeni Müslüman olan topluluklara İslâm'ı öğretmek üzere bir öğretmen göndermek gerektiğinde bunlar arasından gönderiliyordu. Sayıları 70 ile 400 arasında değişen Suffe ashâbının ihtiyaçları ashâbın zenginleri tarafından karşılanıyordu. Rasûlullah (s.a.s.) her akşam bunlardan bir kısmını kendi sofrasına alır bir kısmını da ashâb arasına dağıtırdı. Getirilen sadakaları tamamen bunlara gönderir kendisine gelen hediyelerden de suffe ashâbı için hisse ayırırdı.(146/1) Rasûlullah (s.a.s.)'den en çok hadis rivâyet etmiş olan Ebû Hüreyre de suffe ashâbındandı.

5- FARZ NAMAZLARIN DÖRT REKAT OLMASI
Mirâctan önce Müslümanlar akşam ve sabah olmak üzere iki vakit namaz kılıyorlardı. Beş vakit namaz mirâcta farz kılındı. Ancak Hicretten önce akşam namazının farzı üç rekât diğer vakitlerin hepsi de ikişer rekâttı Hicretten sonra öğle ikindi ve yatsı namazlarının farzları dört rekâta çıkarıldı. Sefer zamanlarında ise ilk farz kılındığı sayıda bırakıldı.(146/2)

6- EZÂN'IN MEŞRÛİYETİ
Mescid-i Nebi'nin inşâsı bittikten sonra namaz vakitlerinin Müslümanlara duyurulmasına ihtiyaç duyuldu. Çünkü namaza erken gelenler vaktin girmesini bekleyip işlerinden kalıyorlar; geç gelenler ise cemâate yetişemedikleri için üzülüyorlardı.
Rasûlullah (s.a.s.) vahiy gelmeyen konularda ashâbı ile istişâre ederdi.(147) Bu konuda yapılan istişâre esnâsında namaz vakitlerinin "çan veya boru çalınarak ateş yakılarak yüksek bir yere bayrak çekilerek duyurulması" teklifleri yapıldı. Rasûlullah (s.a.s.) "çan çalmak Hristiyanların boru çalmak Yahûdîlerin ateş yakmak Mecûsîlerin âdetidir." diyerek kabûl etmedi. Bayrak çekme teklifi de beğenilmedi. İstişâre sonunda hiç bir şeye karar verilemedi.
Ensârdan Zeyd oğlu Abdullah rüyâsında elinde nâkûs (çan) bulunan birini görmüş namaz vakitlerini duyurmak için bu nâkûsu satın almak istemiş Rüyâsında gördüğü bu zât ona:
-"Ben sana daha güzelini öğreteyim" diyerek ezân lafızlarını söylemiş. Abdullah uyanınca Rasûlullah (s.a.s.)'e gelerek rüyasında gördüklerini haber verdi. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):
-"İnşâllah hak rüyâdır. Bilâl'in sesi seninkinden gür. Gördüğünü ona öğret. Namaz vaktinde ezânı o okusun" buyurdu. Bilâlin okuduğu ezân Medine'nin her tarafından duyuldu. Aynı rüyâyı Hz. Ömer de görmüş fakat Abdullah daha önce haber vermişti.(148) Daha sonra Bilâl sabah ezânlarına "es-salâtü hayrun minen-nevm" (namaz uykudan hayırlıdır.) cümlesini de eklemiştir.
Ezân şeâir-i İslâmiye'dendir. Vâcib derecesinde kuvvetli bir sünnetdir. Yalnız rüyâ ile değil Rasûlullah (s.a.s.)'in sünneti ve daha sonra inen âyetlerle de sâbittir.(149)

7- ENSÂR İLE MUHÂCİRLER ARASINDA KARDEŞLİK
Mekke'li Müslümanlar dinleri uğrunda bütün servet ve varlıklarını Mekke'de bırakmışlar Medine'ye hicret ederek muhâcir olmuşlardı. Medineli Müslümanlar onları kendi nefislerine bile tercih ederek her türlü yardımı yapmışlar onların bütün ihtiyâçlarını karşılamışlardı.(150) Fakat muhâcirler ensâr'a yük oluyoruz kendi kazancımız yok diye üzülüyorlardı.
Rasûlullah (s.a.s.) muhâcirlerin bu üzüntüsünü gidermek aradaki sevgi ve samimiyeti güçlendirmek herhangi ayrılık belirtisini önlemek için Hicretin 7'inci ayında muhâcirlerle ensârı Mâlik oğlu Enes'in evinde topladı.(151) Burada bir muhâciri bir ensârla kardeş yaparak 90 (veya 360 kişi asarında kardeşlik bağı kurdu.(152) Ensâr muhâcir kardeşlerini alıp evlerine götürdüler Mallarına ortak ettiler. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'e başvurarak:
-Ya Rasûlallah hurmalıklarımızı muhâcir kardeşlerimizle aramızda paylaştır... dediler. Rasûlullah (s.a.s.):
-Hayır mülkiyet size âit. Muhâcir kardeşlerinizle birlikte çalışacak mahsûlü paylaşacaksınız... buyurdu.(153/1) İki taraf buna râzı oldular. Kardeşler birbirlerine o derece bağlandılar ki başlangıçta zev'il-erhâmdan önce birbirlerine mirâsçı bile oldular.(153/2)
Ensâr'dan Reb'i oğlu Sa'd muhâcir Avf oğlu Abdurrahman'a:
-Ben malca ensârın en zenginiyim. Rasûlullah (s.a.s.) ikimizi kardeş yaptı. Malımın yarısı senindir. İki zevcem var dilediğini boşayacağım. Onu da nikâhlarsın... dedi. Abdurrahman:
-Allah malını da zevceni de sana mübârek kılsın. Benim bunlara ihtiyâcım yok. Sen bana çarşıyı göster... dedi.(154)
Abdurrahman ticârete başladı kısa zamanda zengin oldu. Muhâcirlerin büyük kısmı ticâretle hayatlarını kazandılar.
Ensâr ve muhâcirlerden belirli kimseler arasında Hz. Peygamber tarafından yapılan kardeşlik daha sonra "Mü'minler ancak kardeştirler"(el-Hucurât Sûresi 10) âyet-i celîlesiyle genişledi. Fakat bu kardeşliğin mirâsla ilgili hükmü Bedir Savaşı'ndan sonra "...Akraba olanlar (mîrâs hususunda) Allah'ın Kitabında mü'minlerden ve muhâcirlerden daha yakındır.." (el-Ahzâb Sûresi 6) ve "Allah'ın Kitâbında (mirâs hususunda) hısımlar birbirlerine daha yakındır." (el-Enfâl Sûresi 75) ayet-i kerimeleri ile kaldırıldı.(155/1) Çünkü muhâcirler çalışıp ticâret yaparak ilk sıkıntılı günlerinden kurtuldular. Bedir Savaşı ganimetlerinden de yararlandıktan sonra artık ensârın yardımına ihtiyaçları kalmadı.

8- MÜSLÜMANLARLA YAHÛDÎLER ARASINDA VATANDAŞLIK ANLAŞMASI
Rasûlullah (s.a.s.) Mekkeli muhâcirlerle Medineli ensârı kardeş yaparak birbirlerine bağladıktan sonra Medine'yi dış düşmanlara karşı müştereken savunmak üzere muhâcirler ensâr ve Medine'deki Yahûdîler arasında yazılı bir "vatandaşlık anlaşması" yaptı. Bu anlaşmaya göre:
a) Diyet ve fidyelere ait kurallar eskiden olduğu şekilde devam edecek:
b) Yahûdîler kendi dinlerinde serbest olacaklar;
c) Müslümanlarla Yahûdîler barış içinde yaşayacaklar
d) İki taraftan biri üçünçü bir tarafla savaşırsa diğer taraf yardımcı olacak
e) Taraflardan biri Kureyşle dostluk kurmayacak ve onları himâyesine almayacak
f) Dışardan bir tecâvüz olursa Medine müştereken savunulacak
g) İki taraftan biri üçüncü bir tarafla sulh yaparsa diğer taraf bu sulhü tanıyacak
h) Müslümanlarla Yahûdîler arasında çıkacak her türlü anlaşmazlıkta Hz. Peygamber (s.a.s.) hakem kabûl edilecekti. (155/2)

9- MEDİNE'DE MÜSLÜMANLARIN DURUMU
Müslümanlar Medineye göç etmekle rahata kavuşmuş olmadılar. Bir bakıma tehlike ve düşmanları daha da çoğaldı. Hicretten önce karşılarında düşman olarak yalnızca Mekke müşrikleri vardı. Hicretten sonra puta tapıcı müşrikler münâfıklar ve Yahûdîler olmak üzere üç sınıf düşmanla karşı karşıya geldiler.
a) Puta tapıcı müşrik Arablar: Arabistan'ın çeşitli bölgelerinde Kâbe'yi ve putlarını ziyârete gelen Arab kabîleleri sâyesinde bol kazanç elde eden Mekkeliler maddî çıkarlarını putperestliğin yaşamasında gördükleri için Müslümanlığa düşman olmuşlar Müslümanları yok etmek için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardı. Müslümanlığın Şam ticâret yolu üzerinde bulunan Medine'de yayılması da onların işine gelmedi. Bu sebeple hicretten sonra Müslümanların peşini bırakmadılar. Müslümanlığı henüz kuvvetlenmeden yok edebilmek için her tedbire başvurdular.
b) Yahûdîler: Evs ve Hazrec kabîleleri arasındaki anlaşmazlığı körükleyerek onları zayıf düşürüp Medine'de ekonomik yönden hâkim duruma gelen Yahûdîlerin de Müslümanlık menfaatlerine uygun gelmemişti. Hz. peygember (s.a.s.) Efendimiz bunlardan gelecek tehlikeleri önlemek için Yahûdî kabîlelerinin her biriyle ayrı ayrı anlaşmalar yapmıştı. Fakat bunlar anlaşmalara sâdık kalmıyorlar Kureyş kabîlesi ve Müslümanlara düşman olan diğer unsurlarla işbirliği yapıyorlardı.
c) Münâfıklar: Hicretten önce Hazrec kabîlesinin ileri gelenlerinden Übeyy oğlu Abdullah'ın (Abdullah b. Übeyy b. Selûl) Hazrec kabîlesine reis olması kararlaştırılmıştı. Taraftarları ona süslü bir taç bile hazırlamışlardı. Müslümanlığın Medine'de süratle yayılması ve Rasûlullah (s.a.s.)'in hicret etmesi Abdullah'ın reisliğine engel oldu. Bu yüzden Abdullah ve taraftarları Müslümanlığa düşman oldular. Fakat mücâdele ve bozgunculuklarını daha etkili yapabilmek için imân etmedikleri halde Müslüman göründüler. Böylece bir de "Münafıklar zümresi" meydana geldi. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bunları bilyor fakat ayıplarını yüzlerine vurmuyordu.
Mekkeli müşrikler Medine'deki Yahûdîlerle münâfıkları Müslümanlara karşı el altından devâmlı teşvik ve tahrik ediyorlar Medine etrafındaki müşrik Arab kabîleleriyle anlaşmalar yaparak Medine'ye baskın yapmağa hazırlanıyorlardı. Münâfıkların reisi Übeyy oğlu Abdullah'a bir mektup yazarak:
"Siz Muhammed (s.a.s.)'in yurdunuzda barınmasına izin verdiniz. O'nu ya öldürmez veya bize teslim etmez yahut da Medine'den çıkarmazsanız hepinizi öldürmek esir etmek ve kadınlarınıza tecâvüzde bulunmak üzere Medine'yi basacağız" (156/1) diye münâfıkları bile tehdit etmişlerdi. Medine'lilerin gözlerini korkutmak ve Müslümanlara yardımcı olmaktan vazgeçirmek için bir defa da Câbir oğlu Kürz komutasındaki bir çete ile Medine'lilerin mer'ada otlamakta olan hayvanlarını sürüp götürmüşlerdi.
Görüldüğü üzere Müslümanlar Medine'ye hicretten sonra da güven içinde olmadılar. Bu yüzden Peygamber Efendimiz (s.a.s.) Medine'nin savunmasıyla ilgili bütün tedbirleri aldı. Medine'deki Yahûdîler ve Medine etrâfındaki müşrik Arab kabîleleri ile saldırmazlık anlaşmaları yaptı. Etrafa seriyyeler (küçük askeri birlikler) göndererek düşmanın hareketlerini kontrol altına aldı. Mekkelilerin Şam ticâret yolunu kapattı. Müşriklerin gece baskını ihtimâline karşı geceleri Medine sokaklarında ashâb nöbet tuttu. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bile ancak kapısında nöbet beklendiği zamanlarda endişesiz uyuyabiliyordu.(156/2)

10- İLK NÜFUS SAYIMI
Savunma ile ilgili alınan tedbirler arasında Müslümanların sayısını bilmeğe de lüzûm görüldüğünden Rasûlullah (s.a.s.) "Bana Müslüman olduklarını söyleyenlerin isimlerini yazınız" buyurmuştur. Sayım sonunda Medine'de 1500 müslüman bulunduğu anlaşılmıştır.(157)

11- İLK SERİYYELER
Rasûlullah (s.a.s.) düşmanın hareketini kontrol altında tutmak Medine'yi muhtemel bir tecâvüzden korumak için civârdaki bazı bölgelere "keşif kolları" (seriyye) göndermiş fakat kendilerine silahlı tecavüz olmadıkça çarpışma izni vermemiştir.
Hicretin ilk yılında üç seriyye gönderilmiştir. İlk seriyye Hz Peygamber (s.a.s.)'in amcası. Hz. Hamza komutasındaki 30 kişilik seriyyedir. İslâm'da ilk sancak bu seriyyeye verilmiştir.
2'inci seriyye Rasûlullah (s.a.s.)'in amcalarından Hâris'in oğlu Ubeyde komutasında; 3'üncüsü ise Sa'd b. Ebî Vakkas komutasında gönderilmiştir.
Bunlar Kureyş kervanlarını takip için gönderilmişlerdi. İlk iki seriyyede karşılaşma olduğu halde çarpışma olmamıştır. Sadece Sa'd b. Ebî Vakkas ikinci seriyye'de bir ok atmıştır ki İslâm'da Allah yolunda atılan ilk ok budur.
Bu seriyyeler hicretin 7-8 ve 9' uncu (Ramazan Şevval ve Zilkade) aylarında gönderilmiştir.
Seriyye: Rasûlullah (s.a.s.)'in kendisinin bulunmadığı küçük harp müfrezesi demektir. Rasûlullah (s.a.s.)'in katıldığı ve bizzât idare ettiği askeri harekâta ise "Gazve" denir. Seriyyeler genellikle gece çıkarılan ve sayıları 5-400 arasında değişen askeri birliklerdir. Gazvelerin sayısı 19'dur. Seriyyelerin sayısı daha çoktur.
II- HİCRETİN İKİNCİ YILI (623-624 M.)
"Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Aşırı gitmeyin; doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez"
(el- Bakara Sûresi 190)
1- SAVAŞA İZİN VERİLMESİ
İslâm'da asıl olan barıştır. Savaş zulmün önlenmesi hakkın kabûl ettirilmesi için meşrû kılınmıştır. 13 seneye yaklaşan Mekke Devri'nde ve Medine Devrinin ilk yılında müşriklerden gördükleri bunca zulüm işkence ve haksızlığa rağmen mü'minlere sabırlı olmaları Allah'ın dinini güzellikle tebliğe çalışmaları emredilmiş(158) savaşa izin verilmemişti. Müslümanlardan:
-Ey Allah'ın Rasûlü nedir bu çektiklerimiz? İzin ver de şunları gizli gizli öldürelim diye izin istiyenlere Hz. Peygamber (s.a.s.):
-Henüz savaş izni verilmedi sabredin Allah'ın yardımı yakındır çektiğiniz çilelerin mükâfâtını göreceksiniz diye cevap vermişti.
Hicretten sonra Müslümanlar giderek müşriklere karşı koyabilecek duruma geldiler. Üstelik Müslümanların düşmanları çoğaldı sabır yolu ile barışı sürdürmek artık mümkün değildi. Bundan dolayı Hicretin 2'inci yılı başlarında Safer ayında;
"Zulüm ve haksızlığa uğratılarak kendilerine savaş açılan kimselere (mü'minlere) savaş izni verildi. Allah onlara yardım etmeğe elbette Kâdirdir. Onlar 'Rabbımız Allah'tır' dediler diye haksız yere yurtlarından (Mekke'den) çıkarıldılar..." (el-Hacc Sûresi 39-40) anlamındaki âyet-i kerimelerle Müslümanlara kendilerini savunmak üzere savaş izni verildi.

2-İLK GAZVELER
Mekke müşrikleri Medine'ye baskın hazırlığı içindeydiler. Rasûlullah (s.a.s.) düşmanın hazırlıkları hakkında bilgi edinmek için zaman zaman seriyyeler gönderdiği gibi Medine ile Mekke arasındaki kabîlelerle görüşüp anlaşmalar yapmak kureyş'in planladığı yağmaları önlemek için bizzat kendisi de askerî yürüyüşlere katıldı. Rasûlullah (s.a.s.)'in katılıp bizzât idâre ettiği askeri harekâta "Gazve" denir.
Rasûlullah (s.a.s.)'in ilk gazvesi 60 kişilik müfreze ile Ebvâ Köyüne yapılan gazvedir.(159) Hicretin ikinci yılı Safer ayı başında yapılmıştır. Aynı yıl içinde sırasıyla Buvat Uşeyre Küçük Bedir ve Büyük Bedir Gazveleri olmuştur. İlk dördünde düşmanla karşılaşma olmamış kan dökülmemiştir. Büyük Bedir Gazvesi Müslümanların yaptığı ilk savaş olmuştur.

3- KIBLENİN DEĞİŞMESİ
İslâm'ın ilk yıllarında namaz Beyt-i Makdis'e (Kudüs'e) doğru kılınıyordu. Ancak Hicret'ten önce Rasûlullah (s.a.s.) Mekke'de namaz kılarken mümkün mertebe Kâbe'yi arkasına almaz; Kâbe kendisiyle Beyt-i Makdis arasında kalacak şekilde Rükn-i Yemânî ile Rükn-i Hacer-i esved arasında namaza dururdu. Böylece hem Kâbe'ye hem de Kudüsteki Mescid-i Aksa'ya yönelmiş oluyordu. Hicretten sonra Medine'de Mescid-i Aksa'ya yöneldiğinde Kâbe'nin arka tarafta kalmasından Rasûlullah (s.a.s.) üzüntü duyuyor kıblenin Kâbe'ye çevrilmesini içten arzu ediyordu.(160) Çünkü Kâbe atası Hz. İbrahim'in kıblesiydi.
Hicretten 16-17 ay kadar sonra Şaban ayının 15'inci günü Hz. Peygamber (sa.s.) Medine'de Selemeoğulları Yurdu'nda öğle namazı kıldırırken ikinci rek'atın sonunda;(161)
"Yüzünü gök yüzüne çevirip durduğunu görüyoruz. Seni elbette hoşnut olduğun kıbleye çevireceğiz. Hemen yüzünü Mescid-i Harâm'a doğru çevir. (Ey mü'minler) siz de nerede olursanız (namazda) yüzlerinizi onun tarafına çeviriniz..." (el-Bakara Sûresi 144) anlamındaki âyet nâzil oldu. Hz. Peygamber yönünü hemen Kudüs'ten Mescid-i Harâm'a çevirdi. Cemâat da saflarıyla birlikte döndüler. Kudüs'e doğru başlanılan namazın son iki rek'atı Kâbe'ye yönelinerek tamamlandı. Bu yüzden Selemeoğulları Mescidine "Mescid-i Kıbleteyn" (iki kıbleli mescid) denilmiştir

4- CAHŞ OĞLU ABDULLAH SERİYYESİ ve BATN-I NAHLE OLAYI
Medine'ye baskın hazırlığı yapan Kureyş'in harekâtından haber almak üzere Peygamber Efendimiz Recep ayının son günlerinde Mekke tarafına halasının oğlu Cahş oğlu Abdullah komutasında 8 kişilik bir seriyye gönderdi. İki gün sonra açılmak üzere Abdullah'a bir de mektup vermişti. Mektupta Mekke ile Tâif arasındaki Nahle Vâdisi'ne kadar gidilmesi Kureyş'in faâliyetleri konusunda bilgi toplanması isteniyordu.(162)
Nahle Vâdisinde Kureyş'in Tâif'ten dönmekte olan bir kervanına rastladılar. Kervanın reisi Hadramî oğlu Amr'ı öldürüp ele geçirdikleri iki esir ve zaptettikleri mallarla Medine'ye döndüler. Rasûlullah (s.a.s.) bu olayı hoş karşılamadı. Çünkü kendilerine çarpışma izni verilmemişti. Üstelik bu olay kan dökülmesi yasak sayılan "eşhür-i hurum"dan Recep ayında meydana gelmişti. Mekke müşrikleri bu olayda öldürülen Hadramî oğlu Amr'ın intikamını vesile ederek savaş hazırlıklarını hızlandırdılar. "Muhammed harâm aylara bile saygı göstermiyor harâm aylarda kan döküyor yağma yapıyor.." diye de yaygara kopardılar.(163)

5- BEDİR SAVAŞI (17 Ramazan 2 H/13 Mart 624 M.)
"Siz güçsüz bir durumda iken Allah size Bedir'de yardım etmişti".
(Âl-i İmran Sûresi 123)
a) Kureyş'in Gönderdiği Kervan
Kureyş Medine'yi basıp Rasûlullah (s.a.s.)'i öldürmek Müslümanlığı ortadan kaldırmak için hazırlanıyordu. Yapılacak savaşın masraflarını karşılamak üzere Ebû Süfyân'ın başkanlığında büyük bir ticâret kervanını Medine yolu ile Şam'a göndermişlerdi. Nahle Vâdisinde öldürülen Hadramî oğlu Amr'ın kardeşi Âmir Mekke sokaklarında çırılçıplak:
-"Vâh Emrâh vâh Amrâh..." diyerek dolaşıyor halkı savaşa ve intikama teşvik ediyordu. Kervan döner dönmez Medine'ye hücûm edeceklerdi.
Gönderdiği seriyyeler (keşif birlikleri) vasıtasıyla Hz. Peygamber (s.a.s.) Mekke'de olup bitenleri yapılan hazırlıkları tamâmen öğrenmişti. Ebû Süfyân'ın idâresindeki ticâret kervanından elde edilecek kazanç Müslümanlarla yapılacak savaş için kullanılacaktı. Bu yüzden Rasûlullah (s.a.s.) Şam'a giderken engel olmak üzere "Uşeyre" denilen yere kadar bu kervanı tâkip etmiş fakat yetişememişti. Dönüşünü haber alınca kervanı ele geçirmek üzere Ramazan'ın 12'inci günü Abdullah b. Ümmi Mektûm'u imâm bırakarak 313 kişi ile Medine'den çıktı. Yolda ensârdan Ebû Lübâbe'yi Medineye muhâfız tâyin ederek geri çevirdi. 8 kişi de mâzeretleri sebebiyle izin aldıklarından 64'ü muhâcir diğerleri de ensârdan omak üzere 305 kişi kaldılar. 6 zırh 8 kılıç 3 at 70 develeri vardı. Binek yetişmediği için develere nöbetleşe biniyorlardı.
Ebû Süfyan dönüşte Müslümanların kervana saldırma ihtimâline karşı Mekke'ye haberci göndererek korunması için yardım istemişti. Esâsen aylardan beri savaş hazırlığı içinde olan Mekkeliler kervanı kurtarmak ve Müslümanlardan intikam almak üzere Ebû Cehil'in komutasında 950-1000 kişilik bir ordu ile hareket ettiler. Ebû Leheb'den başka bütün Kureyş ulularının katıldığı bu ordunun 200'ü atlı 700'ü develi diğerleri de yaya idi. Zırh ok mızrak kılıç gibi her türlü savaş âlet ve silahları tamamdı. Ebû Leheb hastalığı sebebiyle sefere katılamamış yerine bedel göndermişti.

b) İki Tâifeden Biri
Kervanı araştırdığı esnâda yolda Safrâ yakınlarında Zefiran Vâdisi'nde Kureyş'in büyük bir ordu ile kervanı kurtarmak üzere Medine'ye doğru yürümekte olduğunu haber alan Rasûlüllah (s.a.s.) durumu Müslümanlara anlatarak:
-Kureyş Mekke'den çıkmış üzerimize doğru geliyor. Kervanı mı tâkip edelim yoksa kureyş ordusunu mu karşılayalım diye istişârede bulundu. Medine'den savaş hazırlığı ile çıkılmadığı için çoğunluk kervanın tâkibini istiyordu.(164)
Rasûlullah (s.a.s.)'in bu duruma üzüldüğünü gören Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer sıra ile ayağa kalkarak Kureyş ordusuna karşı çıkmanın daha uygun olacağını savundular. Hz. Peygamber (s.a.s.) bu konuda ensâr'ın düşüncesini öğrenmek istiyordu. Sonra ilk Müslümanlardan Mikdad b. Esved Muhâcirler adına söz alarak:
-Biz kavminin Hz. Musa'ya "Sen ve Rabbın gidin ve düşmana karşı savaşın. Biz burada oturup bekleyelim(165) dedikleri gibi demeyiz. Biz senin sağında solunda önünde arkanda çarpışırız. Allah ve Rasûlünün emri ne ise ona itâat ederiz. Sen nereye gidersen oraya gideriz(166) dedi. Ensar adına konuşan Sa'd b. Muâz da:
-"Ey Allah'ın Rasûlü biz sana imân ettik. Getirdiğin Kur'ân'ın hakk olduğuna şehâdet ettik sözlerini dinlemeğe ve itâat etmeğe düşmana karşı seni korumağa söz verdik. Sen nasıl istersen öyle yap. Seni hak Peygamber gönderen Allah'a yemin ederim ki sen bize denizi gösterip dalsan biz de dalarız hiç birimiz geri dönmeyiz. Biz düşmanla savaşmayı harpte sebât göstermeyi biliriz. Allah'a güvenerek düşman ordusunun üzerine gidelim..." (167) dedi. Rasûlullah (s.a.s.) bu konuşmadan son derece memnun oldu.
-Öyleyse haydi Allah'ın bereketine yürüyünüz. Size müjdelerim ki "Allah iki tâifeden birini (kervanın ele geçirilmesi veya Kureyş ordusunun yenilgisini) bize vâdetti".(168) Zaferimiz kesindir. Ben şimdiden Kureyş reislerinin harp meydanında yıkılacakları yerleri görüyor gibiyim buyurdu. Sonra da Bedir'e doğru hareket etti.(169)
Bedir deve yürüyüşü ile Medine'ye 3; Mekke'ye ise 10 günlük (80 mil) mesâfede bir köydü. Her yıl burada panayır kurulur bu sebeple Suriye'ye giden kervanlar buradan geçerdi. Kureyş ordusu buraya Müslümanlardan önce gelip suyun başını tutmuştu. Ebû Süfyân idâresindeki 50 kişilik Kureyş kervanı ise henüz Müslümanlar Medine'den çıktıkları sıralarda sâhil yolunu izleyerek Medine'den uzaklaşmış Kureyşlilere de geri dönmeleri için haber göndermişti. Fakat ordusuna çok güvenen Ebû Cehil mutlaka savaşmak istiyordu. Bu yüzden Mekkeliler geri dönmeyip Bedir'e kadar ilerlemişler ve burada karargâh kurmuşlardı.

c) İki tarafın durumu
17 Ramazan 2 H./13 Mart 624 M. Cuma sabahı iki ordu Bedir'de karşılaştı. Araplar ötedenberi hep kabîlecilik gayretiyle savaşmışlardı. Bu savaşta ise din uğrunda aynı kabîlenin insanları birbirleriyle çarpışacak kardeş amca yeğen hatta baba-oğul birbirlerini öldüreceklerdi.(170/1)
Müslümanların sancaktarı Mus'ab b. Umeyr'in kardeşi Ebû Azîz Kureyş'in bayraktarıydı. Utbe b. Rabîa'nın oğullarından Velîd kendi yanında ikinci oğlu Ebû Huzeyfe mü'minlerin arasındaydı. Hz. Ebû Bekir'in bir oğlu Abdullah kendisiyle beraber diğer oğlu Abdurrahman ise müşrik saflarındaydı. Rasûlullah (s.a.s.)'in amcalarından Hz. Hamza kendi yanında diğer amcası Abbâs ise karşı tarafta yer almıştı. Hz. Peygamberi ömrü boyunca himâye etmiş olan amcası Ebû Tâlib'in bir oğlu Hz. Ali Müslümanlar içinde diğer oğlu (Ali'nin kardeşi) Âkil ise müşrikler safında bulunuyordu. Rasûlullah (s.a.s.)in ilk hanımı Hz. Hatice'nin kardeşi Nevfel ile damadı (kızı Zeyneb'in eşi) Ebu'l-Âs müşrikler içinde yer almışlardı.(170/2)
Düşman ordusu sayı silah tecrübe ve maddi kuvvet bakımından Müslümanlardan kat kat üstündü. Bulundukları yer de savaş için daha elverişliydi. Ancak sabaha karşı yağan yağmur üzerinde rahat yürünemeyen kumlu zemini sertleştirmiş ve Müslümanların su ihtiyacını gidermişti. Böylece Müslümanların moralleri yükselmiş Allahın yardımına sonsuz güven duymaya başlamışlardı. Kendileri için ölüm-kalım demek olan bu savaşta İslâm'ın izzeti ve üstünlüğü için Müslümanlar Allah'a duâ ediyorlardı.

d) Savaş Başlıyor.
Kureyş adım adım Müslümanlara yaklaşıyordu. Manzara pek hazîndi. Bir avuç Müslüman "Allah adını yüceltmek için" tepeden tırnağa silahlı koca şirk ordusunun karşısına çıkıyordu. Rasûlullah (s.a.s.) yanına Hz Ebû Bekir'i alarak kendisi için hazırlanan gölgeliğe çekildi ellerini semâya kaldırıp:
-Yâ Rabb işte Kureyş bütün gurûr ve azametiyle senin dinini ortadan kaldırmak için geldi. Sana meydan okuyor Peygamberini yalanlıyor. Yâ Rabb peygamberlerine yardım edeceğine dâir ahdini bana verdiğin zafer va'dini lütfet. Şu bir avuç mü'min telef olup yok olursa bu günden sonra yeryüzünde sana ibadet ve kulluk edecek kimse kalmayacak.. "diye dua ediyordu.
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) vecd içinde kendinden geçerek o kadar çok duâ etmiş ve ellerini öylesine semâya kaldırmıştı ki sırtından ridâsının düştüğünün farkına varmamıştı. Hz. Ebû Bekir ridâsını örttü elinden tutarak:
-Ey Allah'ın Rasûlü yetişir artık duan arşı titretti Allah va'dini yerine getirecektir dedi. Rasûlullah (s.a.s.)'in bu hâlini gören müslümanlar heyecandan ağlıyorlardı. Nihâyet Rasul-i Ekrem (s.a.s.): "Taplulukları bozulacak arkalarını dönüp kaçacaklar" (el- Kamer Sûresi 45) anlamındaki âyet-i kerîmeyi okuyarak çadırdan çıktı.(171) Allah yardımını böylece müjdelemiş zaferin Müslümanların olacağını bildirmişti.(172)
Savaşı Kureyş başlattı. Batn-ı Nahl'e de kardeşi öldürülen Hadramî oğlu Âmir'in attığı ok Hz. Ömer'in azatlısı Mihca'a isâbet ederek şehit etti.
Savaştan önce her iki taraftan birer ikişer kişinin ortaya çıkıp çarpışarak tarafları kızıştırması âdetti. Buna "mübâreze" denirdi. Kureyş reislerinden Utbe b. Rabîa kardeşi Şeybe ile oğlu Velîd; birlikte ilerlediler. Müslümanlardan kendilerine karşı çıkacak er dilediler. Bunlara karşı Hz. Peygamber (s.a.s.)'in emri ile Ubeyde Hamza ve Ali çıktılar. Hamza Şeybe'yi Ali de Velîd'i birer hamlede öldürdüler. Sonra yaralı Ubeyde'nin yardımına koşup Utbe'nin de işini bitirdiler.(173)
e) Sonuç: Hakk'ın Bâtıla Zaferi
Artık savaş kızışmıştı müşrikler saldırıya geçtiler mü'minler kahramanca karşı koydular Allah'ın yardımı ile müşrik ordusunu bozguna uğrattılar.(174) Müşrikler savaş alanında 70 ölü 70 esir bırakarak kaçtılar. Öldürülenlerden 24'ü Müslümanlara en çok düşmanlık gösteren Kureyş büyükleriydi. Savaşın başkomutanı Ebû Cehil de ölenler arasındaydı.(175/1) Müslümanlardan şehit düşenler ise 6'sı muhâcirlerden 8'i de ensârdan olmak üzere 14 kişiydi. (175/2)
Bedir Zaferi Medine'de bayram sevinci meydana getirdi. Mekke ise mâteme büründü. Ebû Leheb bir hafta sonra üzüntüsünden öldü. Fakat Kureyşîler Müslümanlar sevinmesinler diye yas tutmadılar.
Zaferden sora Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Bedir'de üç gün daha kaldı. Şehitler defnedildi. Meydanda kalan müşrik ölüleri açılan bir çukura gömüldü.
Kureyş eşrâfından 24 kişinin cesetleri ise pislik atılan susuz kuyulardan birine atıldı. Rasûlullah (s.a.s.) Bedir'den ayrılacağı sırada bu kuyunun başına varıp içindeki cesetlerin herbirinin adını söyleyerek:
-Ey filân oğlu filân biz Rabb'ımızın bize va'dettiği zaferi gerçek bulduk siz de rabbınızın size va'dettiğini gerçek buldunuz mu? diye seslendi. (176) Hz. Ömer:
-Ey Allah'ın Rasûlü ruhları olmayan cesetlerle mi konuşuyorsun? dediğinde Rasûlullah (s.a.s.):
-Allah'a yemin ederim ki söylediklerimi siz onlardan daha iyi işitiyor değilsiniz buyurdu.(177)
f) Bedir Esirleri
Hz. Peygamber (s.a.s.) yolda Safra denilen yerde elde edilen ganimetleri gazîlere eşit olarak paylaştırdı. Mâzeretleri sebebiyle ordudan ayrılmış olan 8 kişiye de pay ayırdı. Esirlerle ilgili henüz bir hüküm inmemişti. Medine'ye gelince Rasûlullah (s.a.s.) bu konuyu ashâbıyla istişâre etti. Hz Ebû Bekir fidye (kurtuluş bedeli) karşılığında serbest bırakılmalarını; Hz. Ömer ise hepsinin boyunları vurularak öldürülmelerini istedi. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) ve ashâbın çoğunluğu Hz. Ebû Bekir'in teklifini uygun buldular.(178) Esirlerden fidyelerini ödeyenler hemen serbest bırakıldı ödeyemeyenler ise her biri Medine'li 10 çocuğa okuyup yazma öğretme karşılığında hürriyetini kazandı.
Bu olay dinimizin ilme ve okuyup yazmağa ne kadar çok önem verdiğini; Rasûlullah (s.a.s.)'in Müslümanların düşmanı olan müşriklere bile öğretmenlik yaptırmakta sakınca görmediğini göstermektedir.

6- BENÎ KAYNUKA YAHÛDÎLERİNİN MEDİNE'DEN ÇIKARIL-MASI (Şevval 2 H./Nisan 624 M.)
Hz. Peygamber (s.a.s.) Medine'de Yahûdîlerle anlaşmalar yapmış onlarla barış içinde olmak istemişti. Fakat Yahûdiler dâima düşmanca bir davranış içinde oldular. Her fırsatta Evs ve Hazrec Kabîleleri arasındaki eski düşmanlıkları hatırlatıp Müslümanları birbirine düşürmeğe çalıştılar. Kendileri ehl-i kitâb ve tek Allah inancında oldukları halde "müşrikler mü'minlerden daha doğru yolda" (179) dediler. Sabahleyin Müslüman olmuş görünüp akşam dönerek(180) Müslümanlarla alay ettiler. Hz. Peygamber (s.a.s.) ve Müslümanlar aleyhine şiirler yazdılar. Oysa ellerinde bulunan Tevrat'taki bilgilerden Hz. Muhammed (s.a.s.)'in hak peygamber olduğunu da biliyorlar(181) buna rağmen düşmanlık ediyorlardı.
Müslümanlarla Medine'deki Yahûdî kabîleleri arasında yapılan vatandaşlık anlaşmasını ilk bozan Kaynukaoğulları oldu. (182)
Müslümanlardan bir kadın Kaynuka yahûdilerinden bir kuyumcunun dükkanında alış- veriş ederken bir Yahûdî kadın duymadan örtüsünün eteğini arkasına bağlamış kadın kalkıp gitmek isteyince her tarafı açılıvermişti. Kadının feryâdı üzerine yetişen bir Müslüman bu Yahûdîyi öldürmüş orada bulunan Yahûdîler de bu Müslümanı öldürmüşlerdi. Bu olay yüzünden Kaynukaoğulları ile Müslümanların arası açıldı.(183) Rasûlullah (s.a.s.) Beni Kaynuka'ya muâhedeyi yenilemeyi teklif etti onlar buna yanaşmadılar.
-"Sen bizi savaş bilmeyen Mekkeliler mi sanıyorsun? Biz savaşa hazırız...." dediler.(184) Rasûlullah (s.a.s.) Ebû Lübâbe'yi Medine'de vekil bırakarak Şevval ayı ortalarında ordusu ile Benî Kaynuka'yı muhasara etti. Kuşatma 15 gün sürdü. Kaynukaoğulları diğer Yahûdî kabîleleri ve münâfıklardan bekledikleri yardımı göremeyince teslim olmağa mecbûr oldular. Muâhedeyi bozdukları vatana ihânet ettikleri için öldürülmeleri gerekiyordu. Kaynukaoğulları daha önce Hazrec kabîlesinin himâyesindeydi. Hazrec kabîlesi eşrâfından münâfıkların başı Ubeyy oğlu Abdullah bunu bahâne ederek bunların öldürülmemeleri için ısrar ettiğinden Rasûlullah (s.a.s.) Medine'den çıkarılmalarını emretti. Böylece 700 kişiden ibâret Kaynuka Yahûdîleri Medine'den Şam tarafına sürüldüler.(185) Ele geçen ganimet mallarının beşte biri Beytü'l-mâle (Devlet hazinesine) ayrıldı.(186) Geri kalanı gazilere paylaştırıldı. Toprakları da topraksız Müslümanlara verildi. Böylece Müslümanlar Yahûdîlerin en cesûru sayılan Kaynukaoğullarının kötülüklerinden kurtulmuş oldular.

7-SEVİK GAZASI (Zilhicce 2 H./Mayıs 624 M.2)
Bedir Savaşında Mekkelilerin ileri gelenleri ölmüş Kureyşin başına Ebû Süfyan geçmişti. Ebû Süfyan Müslümanlarla savaşıp Bedir yenilgisinin öcünü almadıkça kadınlarına yaklaşmayacağına yıkanmayacağına ve koku sürmeyeceğine yemin etmişti. 200 atlı ile Mekke'den çıkarak Medine'ye bir saatlik mesâfede Urayz Köyü'ne gelmiş çift sürmekte olan ensârdan Sa'd b. Âmir ile hizmetçisini şehit edip bir kaç ev ve hurma ağacını ateşe verdikten sonra "yeminim yerine geldi" diyerek dönüp kaçmıştır.
Hz. Peygamber (s.a.s.) bu durumu duyunca 80 süvâri 120 yaya ile hemen tâkibe çıkmış ise de Ebû süfyân sür'atle kaçtığı için yetişememiştir. Mekkelilerin erzak olarak getirip kaçarken ağırlık olmasın diye bıraktıkları çuvallar dolusu kavrulmuş un (sevik) Müslümanların eline geçtiğinden bu gazveye Sevik (kavrulmuş un kavut) Gazası denilmiştir.(187)

8- HİCRETİN İKİNCİ YILINDA DİĞER OLAYLAR
Medine Devri'nin 2'nci yılında Bedir Savaşı'ndan önce Şaban ayında Ramazan orucu farz kılındı. Zekât da hicretin 2'inci yılında farz kılınmıştır. Bazı İslâm bilginleri zekâtın Mekke devride farz kılındığı Medine Devrinde ise zekâtın verileceği yerlerin belirlendiği görüşündedir.(188) Gene bu yılda Ramazan ve Kurban bayramları namazları ile fıtır sadakası ve kurban kesmek meşrû kılınmıştır.(189)
Rasûlullah (s.a.s.)'in kızı Hz. Osman'ın zevcesi Rukiyye Bedir zaferi esnâsında Medine'de vefât etmiştir. Eşinin hastalığı sebebiyle Hz. Osman Bedir Savaşı'na katılamamıştır.
Rasûlullah (s.a.s.)'e ilk vahyin geldiği yıl doğmuş olan en küçük kızı Hz. Fâtıma ile Hz.Ali bu yılda evlenmişlerdir. Evleninceye kadar Hz. Ali Rasûlullah (s.a.s.)'in yanında kalmış ve O'nun elinde yetişmişti. Evliliğinden sonra ayrı bir eve çıktılar. Rasûlullah (s.a.s.)'in en sevgili kızı Fâtıma'ya çeyiz olarak verdiği eşya bir yatak bir şilte (minder) bir su tulumu bir el değirmeni iki su ibriği ve bir su kabından ibârettir.
Bedir esirleri arasında Hz. Paygamber (s.a.s.)'in damadı Zeyneb'in eşi Ebu'l-As da bulunuyordu. Zeyneb eşinin fidyesi (kurtuluş bedeli) için kendisine annesi Hz. Hatice'nin düğün hediyesi olarak verdiği gerdanlığı da göndermişti. Bu durumdan çok hislenen Rasûlullah (s.a.s.) ve ashâbı Ebu'l-Âs'ı fidye almadan serbest bırakmışlar Zeyneb'in gerdanlığını da geri göndermişlerdir. Ancak Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Ebu'l-Âs'dan müşrik olduğu için Zeyneb'in kendisine helâl olmadığını bu yüzden hemen Medine'ye göndermesini istedi. Ebu'l-Âs sözünü yerine getirdi. Böylece Rasûlullah (s.a.s.)'in en büyük kızı Zeyneb de bu yıl içinde Medine'ye hicret etmiştir.(190)


elif isimli Üye şimdilik offline konumundadır  





Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Hicretin islam tarihindeki önemi kısaca

Hicretin islam tarihindeki önemi kısaca konusu, LakLak Bölümü / Soru Cevap forumunda tartışılıyor.


Konu etiketleri: hicretin islam tarihindeki önemi kısaca, hicretin önemi kısaca, hicretin önemi nedir kısaca, islamda hicretin önemi kısaca, selemogullari mescidi, akaba biatlarının ve medineye hicretin islam tarihi açisindan onemi kısaca, hicretin önemi, hicret nedir önemi kısaca, hıcretınıslamtarıhındekıonemı, hicretin islam tarihindeki önemi nedir k, hicretin kısaca onemi, hicretin islam tarihindeki önemi hakkında bilgi, hicretin islam tarihi icin onemi kisaca, hicretin müslümanlar tarafından önemi kısaca, hicretin islam tarihindeki önemi nedir,

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Hicretin İslam Dininin Yayılması Açısından Önemi Nedir elif Soru Cevap 1 23-02-2016 09:54
Göktürk Abidelerinin (Orhun Abideleri) Türk tarihindeki önemi nedir? Я Soru Cevap 3 16-03-2014 03:01
Akabe biatlarının islam dini için önemi nedir elif Soru Cevap 0 04-05-2013 04:10
TSK'nın Önemi Nedir? - Türk Silahlı Kuvvetlerinin Önemi Kısaca elif Soru Cevap 0 16-02-2013 02:51
Hicretin İslam Tarihindeki Önemi Nedir elif Soru Cevap 0 13-02-2013 10:24

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 09:41 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats