bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > Bakimliyiz.com Özel > LakLak Bölümü > Soru Cevap

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 06-05-2013, 08:01   #1 (permalink)
 
elif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart 1917 Ekim Devriminin Nedenleri Nedir

1917 Ekim Devriminin Nedenleri Nedir


Proletarya diktatörlüğü sovyetler konseyler biçiminde örgütlenmiş proletaryanın doğrudan egemenliğine dayanır. Fakat proletaryanın egemenliği elinde tutabilmesi ve onun gereklerini yerine getirebilmesi kendiliğinden gerçekleşecek bir süreç değildir. Bu bakımdan proletarya diktatörlüğü döneminde de proletaryanın yol gösterici bir siyasal güce sınıfın organik bir parçası olan ve parti olarak örgütlenmiş öncü gücüne gereksinimi devam eder. Ancak sovyet egemenliği partinin egemenliğine indirgenemez. Sovyet egemenliğini tek parti diktatörlüğü olarak kavramak sovyetlerin tarihsel işlevini ve gerekliliğini hiç kavramamış olmak anlamına gelmektedir.
Lenin gerek Ekim Devrimi öncesinde gerekse sonrasında sovyetlerin proleter devrimindeki tarihsel rolü konusunda Bolşevikleri eğitmeye çalıştı. Bilindiği gi*bi sovyetler biçiminde örgütlenmenin öneminin Bolşevikler tarafından yeterince kavranamamasından doğan sorunlar 1905 devrimi döneminde pek çok tartışmaya neden olmuştu. Bir süre sonra sovyetlerin devrimci bir iktidarın embriyonu olduğunu kavrayan Lenin emekçi kitlelerin devrimci uyanışının ürünü olarak doğan bu özyönetim organlarına karşı Bolşeviklerin sergilediği kuşkucu yaklaşımları eleştirmişti. Lenin’in ne denli haklı olduğu 12 yıl sonra anlaşılacaktı.
1917 Ekim Devrimi ile Rusya’nın sömürücü egemen güçleri iktidardan alaşağı edildi. Rusya gibi geri bir ülkede gerçekleşen proleter devrim taşıdığı tüm eksikliklerine karşın sovyetlerde örgütlü işçi-yoksul köylü yığınlarına dayanan devrimci bir işçi iktidarının doğumunu müjdeledi.
Henüz köylülüğün ağır bastığı 1917’ler Rusya’sı tarihsel ekonomik ve kültürel bakımlardan geçmişle geleceğin muazzam bir çatışma içinde olduğu bir çelişkiler yumağıydı. Genelde gerici ve tutucu ögelerin varlığı çok büyük ölçüde kendisini hissettirirken öte yandan modern işletmelerde biraraya gelen işçi kitleleri dev bir uyanışın ve kültürel değişimin sancılarını çekmekteydiler. Uzun yıllar boyunca baskılar altında ezilmiş ve eğitimsiz bırakılmış bu kitlelerin bağrından kopup gelen bir öğrenme arzusu devrimci iktidarın ilk dönemine damgasını basıyordu. O günlere tanıklık eden John Reed ilk altı ay boyunca Smolni Enstitüsünden kamyonlar dolusu kitap ve yayının dışarıya taşındığına ülkenin kitaba doyduğuna dikkat çeker:
Dağıtılan bu şeyler masal yalan yanlış tarih halk için din ya da insanları dejenere eden ucuz cinsten romanlar değildi. Bunlar sosyal ekonomik kuramlar üzerine felsefe üzerine yazılmış kitaplardı. Tolstoy’un Gogol’ün ve Gorki’nin eserleriydi…
Tiyatrolarda sirklerde okullarda kulüplerde sovyet toplantı salonlarında sendika binalarında garnizonlarda … cephelerdeki siperlerde köy meydan*larında fabrikalarda mitingler … Putilovski Zavod’un (Putilov fabrikası) kırk bin işçisinin Sosyal-demokratları Sosyalist devrimcileri Anarşistleri söylesin de ne olursa olsun söylesin diye dinlemeye koştuklarını görmek korkunç bir şeydi! Petrograd’da olsun bütün Rusya’da olsun her sokak başı aylarca birer halk kürsüsü oldu. Trenlerde tramvaylarda her zaman kendiliğinden bir tartışma ortaya çıkıveriyordu …[1]
Ocak 1918 başında Lenin tarafından kaleme alınan ve Sovyet tarihinin ilk temel anayasal bildirgesi mahiyetinde olan Emekçi ve Sömürülen Halkların Hakları Bildirgesi Rusya’nın işçi asker ve köylü temsilcileri Sovyetleri Cumhuriyeti olduğunu ve tüm merkezi ve yerel iktidarın bu Sovyetlere ait bu*lunduğunu ilân ediyordu. Diğer yandan daha önce gündemde olması nedeniyle Kasım ayında Kurucu Meclis seçimleri yapılmıştı fakat iktidarın artık Sovyetlerde olduğu koşullarda Kurucu Meclis daha baştan ölü doğmuş gibiydi; dağıtılmasına karar verildi ve böylece 5 (18) Ocak 1918’de toplanan meclisin ömrü bir günlük oldu. O günlerde burjuva kamp ve gericilik öylesine felç olmuş vaziyetteydi ki Kurucu Meclisin dağıtılması kararı hiçbir zorlukla karşılaşılma*dan yerine getirilmişti. Ama gericilik kendini toparlar toparlamaz Kurucu Meclis sloganı altında biraraya gelmeye başlayacaktı. Böylece iç savaş yılları boyunca toprak sahipleri ve kapitalistler yasallığını emekçi kitlelerin katılımı ve desteğinden alan Sovyetlerin egemenliğine karşı kendi kanlı ve gerici diktatörlük emellerini sözümona yasal gibi görünen “Kurucu Meclis” paravanının ardına gizleyeceklerdi.
Devrimi takiben ekonomik yaşamın düzenlenmesi bağlamında atılmaya ça*lışılan adımlar arasında sanayide devletleştirmeler tarımda ise büyük çiftliklerin örgütlenmesi gündeme getirildi. Emekçi ve Sömürülen Halkın Hakları Bildirgesi Ekim Devrimini takiben gerçekleştirilen devletleştirmelerin dayanağını oluşturdu. Çünkü bildirge tüm fabrikaların madenlerin ve ulaştırmanın devlet mülkiyetine geçirilmesi ilkesini ilân ediyordu. Bu ilkenin yaşama geçirilmesi kuşkusuz ki ilerleyen süreç içinde alınacak somut kararlara bağlı olarak gerçekleşecekti. Unutulmaması gereken kural ise ekonomik bir çöküntüye yol açılmaması için devletleştirmelerin işçi devletinin kontrol edebileceği düzeyde ve bir plan dahilinde yürütülmesiydi. İlk dönemlerde pek çok işletme yerel sovyetlerin bölge sovyetlerinin kararlarına dayanılarak bizzat işçiler tarafından devletleştirildi. Merkezi karar gereğince bir sektörün topluca devletleştirilme*sine de tanık olundu. Örneğin önce tek bir birim halinde örgütlenen ve Ocak 1918’de devletleştirilen ticaret filosu; 1918 Mayısında şeker sanayiinin devletleştirilmesi; Haziran 1918’de petrol sanayiinin devletleş*tirilmesi vb. gibi.
Kırsal kesimde büyük ölçekli kolektif üretimin düzenlenmesi doğrultusunda yol alınabilmesi için “kolhoz”lar (kolektif çiftlik; ortaklaşa çalışma ve yaşama prensibine dayanan tarım komünü) ve “sovhoz”lar (Sovyet iktidarının kontrolü altında işçi çalıştırılan sovyet çiftlikleri) kuruldu.
RKP(B)’nin 6-8 Mart 1918’de toplanan 7. Olağanüstü Kongresine sunduğu Merkez Komite politik raporunda Lenin devrimin başarısında sovyetlerin ikame edilemez nitelikte olan rolünü gözler önüne sermekteydi:
Eğer Rus devriminde 1905 yılının büyük deneyiminden geçmiş durumdaki halkın yaratıcı gücü ta 1917 Şubatında sovyetleri var etmiş olmasaydı onlar Ekimdeki iktidarı hiçbir şekilde alamazlardı çünkü başarı milyonları kucaklayan bir hareketin önceden-hazır örgütlenme biçimlerinin varlığına bağlıydı yalnızca.
... politik alanda geleceğin o sahip olduğumuz parlak başarılarını o süre giden zafer yürüyüşünü bize sağlamasının nedeni budur; çünkü yeni politik iktidar biçimi önceden hazırdı ve bize yalnızca birkaç kararname yayınlamak ve Sovyetler iktidarını devrimin ilk aylarındaki embriyon halinden Rus devleti içersinde yasaca tanınmış biçime –yani Rusya Sovyet Cumhuriyeti haline– dönüştürmek kalıyordu. Cumhuriyet bir vuruşta doğdu çünkü 1917 Şubatında yığınlar herhangi bir parti daha bu belgiyi atmayı bile başaramadan sovyetleri yaratmışlardı.[2]
Sosyalist devrimin ilk adımında başarmak zorunda olduğu tarihsel eylemi gerçekleştiren eski devlet mekanizmasını kırıp yerine bürokrasisiz yeni tipten bir devlet aygıtı geçirmeye koyulan Rus proletaryasının başarısını ise Lenin 1918’de şu sözlerle dile getiriyordu:
Rusya’da bürokratik mekanizma tamamen yıkılmış yerle bir edilmiştir. Eski yargıçların hepsi uzaklaştırılmış burjuva parlamento dağıtılmış işçi ve köylülere daha kolay temsil etme hakkı verilmiştir. Onların Sovyetleri bürokratların yerini almış ve yargıç seçme hakkı Sovyetlere verilmiştir.[3]
Lenin’in 30 Ekim 1919 tarihli Proletarya Diktatörlüğü Döneminde Ekonomi ve Politika başlıklı makalesinde Ekim Devriminin attığı ilk adımlar sıralan*maktaydı:
Genel olarak hemen başarılabilecek her şeyi bir devrimci darbede hemen başardık; örneğin proletarya diktatörlüğünün ilk gününde 26 Ekim (8 Kasım) 1917’de toprağın özel mülkiyeti büyük toprak sahiplerine tazminat ödenmeksizin kaldırıldı; büyük toprak sahipleri mülksüzleştirildi. Birkaç ay*lık bir zaman içinde hemen hemen bütün büyük kapitalistler fabrika anonim şirket banka demiryolu vb. sahipleri de tazminat ödenmeksizin mülksüzleştirildi. Sanayide büyük üretimin devletçe örgütlenmesi ve fabrikaların ve demiryollarının “işçilerce denetimi”nden “işçilerce yönetimi”ne geçiş bu da genellikle daha şimdiden başarılmıştır; ama tarımla ilgili olarak daha yeni başlamaktadır (“devlet çiftlikleri” yani devlet malı topraklar üzerinde işçiler tarafından örgütlenen büyük çiftlikler). Gene bunun gibi küçük meta tarımından komünist tarıma bir geçiş olarak küçük çiftçilerinin kooperatif topluluklarının çeşitli biçimlerde örgütlenmesine de daha yeni başladık. Özel ticaret yerine ürünlerin devletçe örgütlenmiş dağıtımı yani tahılın devletçe sağlanarak kentlere ve sanayi ürünlerinin kırlara gönderilmesi için de aynı şey söylenmelidir.[4]
Her ne kadar Lenin sanayide işçi denetiminden işçi yönetimine geçildiğini belirtiyorsa da gerçekte bunun başarılması yine son tahlilde üretici güçlerin gelişmesine yani büyük sanayi yatırımlarının ve işçi sınıfının düzeyinin yükseltilmesine bağlıydı. O nedenle de Lenin’in vurguladığı türden bir gelişim aslında tam manasıyla yaşama geçirilemedi. Bir başka deyişle gerçek durum ulaşılması arzulanan hedeflerin ilân edilen kararnamelerin gerisinde kaldı. Bu konuda oldukça gitgelli bir süreç yaşandı. Örneğin devrimi takiben fabrika komitelerine denetim yetkisi verildi; fakat fiiliyatta bu komiteler salt kendi işyerleriyle sınırlı bir bakış açısıyla yönetimi üstlenmeye başladılar ve bu da Sovyet iktidarını ekonomiyi bütünsel değerlendirme olanağından yoksun bıraktı. Sanayide dağınıklığa ve karışıklığa yol açan bu durumun önlenebilmesi amacıyla Yüksek Ekonomi Konseyi kuruldu ve sanayide daha bütünsel bir işçi denetiminin sendikalara daha fazla yetki verilerek çözülmesi yoluna gidildi. Fabrika komiteleri alt birimler olarak sendikalara bağlandı ve ekonominin yönetimi ise daha merkezileştirilerek Yüksek Ekonomi Konseyine verildi.
Çözmek zorunda olduğu sorunlar açısından muazzam tarihsel görevleri sırt*lanmış olan Ekim sosyalist devrimini devrimin ilk günlerindeki kararnamelerle yoluna koyulabilen bir eylem düzeyine indirgeme tehlikesinden korunabilmek için burada önemli bir noktayı hatırlamak gerekiyor: Ekim Devrimiyle kurulan proletarya diktatörlüğü Marksizmin kurucularının yıllar önce işaret ettikleri o ilk büyük görevi yerine getirmekte büyük ölçekli üretim araçlarını işçi devletinin mülkiyetine geçirme yolunda ilerlemekteydi. Fakat Rusya gibi geri bir ülkede sorun salt mülkiyetteki hukuksal değişikliklerle çözümlenemezdi. Yoksulluğu ortadan kaldırabilmek ekonomik ve kültürel geriliğe son verebilmek için devlet mülkiyetindeki büyük üretim araçları temelinden hareketle hızlı bir sanayileşme hamlesinin gerçekleştirilmesi zorunluydu. Bu ise devrimci bir iktidarın salt devrimci enerjiyi açığa çıkartarak çözümleyemeyeceği kadar zor ve başarılması için ileri ülkeler üretici güçlerinin eşliğini yani dünya devriminin ilerleyişini gerektiren devasa bir tarihsel sorundu. Bu nedenle Lenin her ne kadar devrimin ilk günlerinde devrimci siyasal iktidarı güçlendirebilmek amacıyla siyasi iradeye aşırı bir yük bindirmişse de ilerleyen süreçte nesnel zorluklardan kaçıp kurtulmanın imkânsızlığına dikkat çekmeye koyulmuştur.
Öte yandan köylülüğün ağır bastığı Rusya gibi bir ülkede proletaryanın öncülüğünde gerçekleşen 1917 Ekim Devrimi çözmek zorunda kaldığı görevlerin kapsamı bakımından kırsal kesim için henüz bir burjuva devrimi niteliğindeydi. Nitekim bu gerçek Lenin’in satırlarında dile getirilmekteydi:
Bizim için zafer çok kolay oldu çünkü Ekim 1917’de biz köylülük ile tüm köylülük ile birlikte hareket ettik. Bu anlamda devrimimiz o zaman burjuva devrimi idi. Bizim proleter hükümetimizin ilk adımı 26 Ekim (eski takvim) 1917 günü yayımlanan yasada daha devrimin ertesi günü tüm köylülüğün Kerenski hükümeti döneminde köylü sovyet ve meclisleri tarafından formüle edilmiş bulunan eski istemlerini kabul etmek oldu. Bizim gücümüzü oluşturan şey buydu ve biz ezici bir çoğunluğu bu nedenle öylesine kolay bir biçimde kazandık. Kırlar için devrimimiz hâlâ burjuva devrim olmakta devam ediyordu; biz ancak daha sonra altı ay geçtikten sonra devlet örgütü çerçevesinde kırlarda sınıflar savaşımına girişme her köyde yoksul köylüler yarı-proleterler komiteleri kurma ve kırsal burjuvaziye karşı sistemli bir savaşım verme zorunda kaldık. Bizde Rusya’nın geri niteliği nedeniyle kaçınılmazdı bu. Batı Avrupa’da bu işler başka türlü olup bitecektir…[5]
İnanılmaz zorluklarla dolu bir dönem daha yeni başlıyordu. Lenin’in Ocak 1918’deki Üçüncü Sovyetler Kongresinde söylediği gibi yeni bir toplumun inşası pek çok güçlük özveri ve hata içerecekti; bu yeni tarihte eşi görülmemiş olan bir şeydi ve kitaplardan öğrenilemezdi. Bu şimdiye kadar tarihte görülmüş olan en büyük ve en güç geçişti.
İktidarın sovyetler tarafından ele geçirilmesini izleyen dönemde karşılaşılan sorunların en başında Sovyetler Rusya’sının içinde bulunduğu güç durum nedeniyle emperyalist güçlerin dayatmasıyla imzalanan Brest-Litovsk barış anlaşması yer aldı. Ekim Devrimini takiben Alman ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu temsilcileriyle 9 (22) Aralıkta Brest-Litovsk’ta başlatılan barış görüşmeleri Rusya’nın içinde bulunduğu güç koşullar savaşacak bir ordusunun bulunmaması gibi nedenlerle eşitsiz koşullar altında gerçekleşti. Bu sorun Bolşevik Partisi i*çinde tartışmalara farklı çözüm önerileri temelinde saflaşmalara neden oldu. Ör*neğin o dönemde parti içinde bu sorun etrafında oluşan ve Sol Komünistler olarak adlandırılan muhalefetin temsilcisi Buharin derhal devrimci bir savaşa girişilmesi taktiğini savunurken Troçki zaman kazanmanın gerekli olduğu düşüncesiyle “ne savaş ne barış” taktiğini uygun buluyordu. Lenin ise somut koşulların kendi istemlerinden bağımsız olarak zaten “derhal barış” taktiğini dayatmış olduğunu düşünüyordu. Ve bu nedenle de vakit kaybetmeksizin barış anlaşmasının imzalanması gerektiği yolunda diğerlerini ikna etmeye çalışıyordu. Bu arada Lenin’i destekleyen fakat sorunu sağlıklı bir enternasyonalizm anlayışı temelinde ele almayan Zinovyev ve Stalin’in barış yapılması fikrini “Batı’daki hareketi zayıflatsa bile yine de ba*rış” anlamına gelecek tarzda savunmaları Lenin’i öfkelendirmişti. Çünkü Lenin barış taktiğini uluslararası devrimin çıkarları temelinde savunuyordu. 11 (24) Ocak 1918 tarihli Merkez Komitesi oturumunun tutanağına geçtiği üzere barış yapılmasının işçi hareketini zayıflatacağı görüşünde Zinovyev’le hemfikir değildi. Tepkisini şu sözlerle dile getirecekti Lenin:
Alman hareketinin barış görüşmelerinin kesilmesi halinde derhal gelişebileceğine inanırsak o taktirde kendimizi feda etmemiz gerekir çünkü Alman devrimi bizimkinden çok daha büyük bir güce sahip olacaktır.[6]
Başlangıçta yalnız kalan ve yoğun eleştiriler alan Lenin 18 Şubat günü Alman askeri harekâtının yeniden başlaması ve hiçbir direnişle karşılaşmaksızın Ukrayna’ya doğru ilerlemesi üzerine Merkez Komitesindeki oylamada çoğunluğu sağlayabildi. Fakat bu arada zaman yitirilmiş ve Almanlar elde ettikleri üstünlük nedeniyle daha da ağır bir barış önerisi dayatmışlardı. Partide yaşanan kriz yine kızıştı. Lenin başını Buharin’in çektiği yaklaşımın yani Rusya’daki Sovyet iktidarını feda ederek Alman devrimine yardımcı olma doğrultusundaki sloganların devrimci duygulardan kaynaklanıyor olsa bile mevcut nesnel koşulları hesaba katmadığı için ne yazık ki içi boş sözlere devrimci retoriğe dönüştüğünü belirtti. 23 Şubat günü Merkez Komitesi Almanların barış koşullarını tartışmaya başladı. Buna göre Rusya Baltık topraklarının tümünü ve Beyaz Rusya’nın bir bölümünü kaybedecek; ordusunu derhal terhis edecek; Finlandiya ve Ukrayna’dan çekilecek; Kars Ardahan Batum’u Türkiye’ye bırakacaktı. Troçki parti bölünmüşken devrimci bir savaş yürütülemeyeceğini Lenin’in argümanları kendisini tam ikna etmiş olmasa da mevcut koşullar nedeniyle artık bir uzlaşmayı tercih ettiğini açıkladı.[7] Sonuçta Lenin’in önerisi kabul edildi ve 3 Martta anlaşma imzalandı. Rus delegasyonu anlaşmayı imzalamadan önce somut koşulları bir bildiriyle kamuoyuna ilân etmekteydi:
Mevcut koşullar altında Rusya bir tercihte bulunma özgürlüğüne sahip değildir… Alman proletaryası henüz (Alman emperyalizminden gelen) saldırıyı durduracak kadar güçlü değildir. Emperyalizmin ve militarizmin uluslararası proleter devrim karşısında kazandığı zaferin kısa ömürlü ve geçici olduğundan kuşku duymuyoruz. Bu aşamada Alman emperyalizminin silahlı saldırısına karşı direnecek durumda olmayan … Sovyet hükümeti devrimci Rusya’yı kurtarabilmek için barış koşullarını kabul etmeye zorlanmaktadır.[8]
Brest-Litovsk sorunu Sovyetler içinde de sert tartışmalara neden olmuş ve anlaşma metni 15 Mart 1918 tarihinde toplanan Dördüncü Sovyetler Kongresinde onaylanabilmişti. Bu durum anayasa hazırlıklarını geciktirmiş ve ancak 1 Nisan 1918’de anayasayı hazırlayacak bir komisyonun oluşturulmasına karar verilmişti. Anayasa taslağı üç ay içinde hazırlandı; parti merkez komitesine ve Beşinci Tüm Rusya Sovyetler Kongresine sunulmak üzere 3 Temmuz 1918’de yayınlandı.[9] Anayasanın belirttiği sovyet yapısının zaten fiilen oluşmuş sovyetler biçimindeki örgütlenmeye dayandığı vurgulanmaktaydı. Kırda köy topluluğunu kentte ise fabrikadaki tüm işçileri kapsayan yerel sovyetlerin sovyet iktidarının kaynağı olduğu kabul ediliyordu. Bu en küçük sovyetlerin doğrudan demokrasinin örneğini oluşturması hedeflenmekteydi.
Daha büyük sovyetler ise vatandaşların ya da işçilerin kendilerini temsil etmeleri için seçtikleri delegelerden oluşuyorlardı. Sovyet iktidarının ilk dönemlerinde yerel sovyetlerden ayırt edebilmek amacıyla bunları delegeler Sovyeti diye adlandırdılar. Anayasaya göre “en yüce otorite” Tüm Rusya Sovyetleri Kongresi idi. Kongreye şehirlerde her 25.000 seçmen bir delege kırsal bölgelerde ise her 125.000 seçmen bir delege gönderiyordu.[10] Kongre kendisinin toplanmadığı zamanlar kongre adına hareket edecek olan 200 kişilik Tüm Rusya Merkez Yürütme Komitesini seçiyordu. Yürütme Komitesi ise RSFSC’nin işlerinin genel yönetimini sağlamakla yükümlü olan bu amaçla kararnameler yayınlayan günlük emirler ve direktifler veren Halk Komiserleri Konseyini seçmekteydi. Anayasa gereğince oy hakkı sadece “hayatını üretken ya da sosyal bakımdan yararlı bir emek harcayarak kazananlara” ve askerlere sakatlara tanınmaktaydı. Ücretli işçi kullananlar rantiyeler kendi başına ticaret yapanlar keşişler papazlar bürokratlar ve eski polis ajanları bu haktan yoksun bırakılmıştı. Böylece Paris Komünü’nün ilkelerinden olan genel oy hakkı Marx’ın ele aldığı içeriğe uygun olarak komünlerde (ya da sovyetlerde) örgütlü emekçi kitleleri kapsayacak tarzda düzenlenmekteydi.
İlk Sovyet Anayasası o dönemde Bolşeviklerin doğru kavrayışını göstermesi bakımından dikkat çekiciydi. Örneğin anayasanın düzenlenişinde gerek işçi devletinin geçiciliği hususu gerekse de ilerde varılması hedeflenen komünizmin alt aşaması olan sosyalizmin sınıfsız ve devletsiz bir toplumsal durum olduğu belirtilmekteydi. RSFSC’yi Dünya Sosyalist Cumhuriyetler Federasyonunun yalnızca ilk unsuru olarak kabul eden bu anayasa aslında işçi demokrasisinin ruhuna uygun genel bir yaklaşımın ürünü oldu. Fakat ne yazık ki somut koşullar bu demokrasiyi desteklemek bir yana tam da köstekleyecek tarzda gelişmeye başladı. Örneğin iç savaş döneminin olağanüstü koşulları nedeniyle hükümete sov*yetlerin üstünde yetki verildi. Bunun için Anayasadaki olağanüstü maddeye başvuruldu; yerel sovyetler gücünü yitirdi vb.
Nisan 1918’de Japonların Vladivostok’a çıkartma yapmalarıyla başlayan bir dış müdahale içerde yeni rejimin düşmanlarını umutlandırmış ve toparlanma*larına vesile olmuştu. Öte yandan koalisyon hükümetinin ikinci ortağı olan Sol Sosyal Devrimciler gerek ekonomik gerekse siyasal anlamda zorlaşan koşullar nedeniyle Bolşeviklerin sertleşen uygulamaları karşısında hükümeti terk etmeye hazırlanmaktaydılar. Kısacası Lenin’in Brest-Litovsk anlaşmasının ardından “artık bir iç savaşın sonuna gelindiğini” ummasına Sovyet rejiminin bir soluklanma fırsatı elde etmesini arzulamasına karşın ne yazık ki sonuçları itibarıyla işçi iktidarını perişan duruma sürükleyecek şiddetli bir iç savaş patlak veriyordu. Sol Sosyal Devrimciler Brest-Litovsk anlaşmasının imzalanmasını protesto etmek üzere 19 Mart 1918’de hükümetten çekildiler. İlerleyen günler içinde karışıklık artmaya ve suikastlar birbirini izlemeye başladı. Alman elçisi Mirbach’ın iki Sol Sosyal Devrimci tarafından 6 Temmuz 1918’de öldürülmesi olayların tırmanmasında bir dönüm noktası oldu. Bu arada Petrograd’da Bolşevik Volodarski ve Uritski öldürüldü; Moskova’da Lenin’e suikast düzenlendi ve ağır yaralandı. Bu atmosfer siyasal yaşamda Çeka’nın ağırlığının artmasına neden oldu.[11]
Ekim Devrimini takip eden günlerde henüz yaşama gözlerini açan proletarya iktidarının başarılarından söz eden Lenin birkaç yıl sonra eksikliklere hatalara (örneğin kontrol edebildiklerinden daha fazla üretim aracının devletleştirilmesi gibi) dikkat çekmeye başladı. Kaynakları yeterli verimlilikte kullanamadıklarını henüz üstesinden gelmeyi başaramadıkları ekonomik ve kültürel gerilikten kurtulabilmek için çok uzun yıllara gereksinim olduğunu ısrarla gündeme getirdi. Öte yandan Ekim Devriminin hemen sonrasında eski bürokratik mekanizmanın tamamen yıkıldığından yerle bir edildiğinden söz eden Lenin’in çok kısa bir süre sonra işçi sovyetleri devletinin bürokratlaşması tehlikesine dikkatleri çektiği de bilinir. Şurası bir gerçek ki işçi sovyetleri iktidarı içinde doğduğu nesnel koşulların bir ürünü olarak üstesinden kolay kolay gelemeyeceği zayıflıklarla dünyaya gözlerini açmıştı. Dolayısıyla Ekim Devrimi deneyiminden ders çıkarabilmek için Sovyet işçi devletine ilişkin övgü dolu sözlerden çok kısa bir süre sonra onu içten yemeye çürütmeye koyulan nedenlere dikkat çeken çözümlemelere ihtiyaç vardır.


elif isimli Üye şimdilik offline konumundadır  





Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


1917 Ekim Devriminin Nedenleri Nedir

1917 Ekim Devriminin Nedenleri Nedir konusu, LakLak Bölümü / Soru Cevap forumunda tartışılıyor.


Konu etiketleri: ekım devrımının nedenlerı,

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Sanayileşme Devriminin Nedenleri Я Soru Cevap 1 15-02-2014 07:28
1917 Bolşevik İhtilali (Ekim Devrimi) Hakkında Bilgi elif Soru Cevap 0 14-04-2013 01:59
sanayi devriminin sonuçları nelerdir? gonca küçük Soru Cevap 4 01-05-2012 09:33
Göçün Nedenleri Nedir elif Eğitim ve Öğretim 0 12-02-2012 04:27
NASA nın ekim 1995 uzayda yetiştirdiği bitkinin adı nedir? elif Genel Kültür Paylaşımlarınız 1 13-11-2011 06:25

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 10:13 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats