bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > Bakimliyiz.com Özel > LakLak Bölümü > Soru Cevap

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 10-05-2013, 04:20   #1 (permalink)
 
elif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Sevinç Ve Üzüntülerimizi Paylaşmak Nasıl Olur

Sevinç Ve Üzüntülerimizi Paylaşmak Nasıl Olur


Kardeşlik insanlar arasındaki her türlü farklılık ile sosyal ve ekonomik üstünlüğü bir tarafa bırakmayı sağlayan ve yürek bütünlüğü içerisinde Allah’a yönelmeyi gerçekleştiren bir duygudur. Kardeşlik mesûliyet fedâkarlık ve farkındalık bilinci isteyen bir birlikteliktir.
Bu yüzden İslâm dîni toplum içinde yaşayan ferdlerin birbirlerinin farkında olmalarını; üzüntü ve sıkıntıları ile sevinç ve mutluluklarını paylaşmalarını emretmektedir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.)’in kardeşlik hukuk ve ahlâkını anlattığı şu hadîs-i şerîf bu konuda yapılması gerekenleri özetler: “Müslümanın müslüman üzerindeki hakkı beştir: Selâmına mukâbele etmek; yâni selâmlaşmak hastayken ziyâret etmek cenâzesinin teşyîine katılmak dâvetine icâbet etmek ve aksırdığında «yerhamükellah/Allah sana merhamet etsin!» demek.”[1]
1- Selâmlaşmak; kardeşinin selâmına mukâbele etmek
Selâm içtimâî huzur mutluluk ve barışın gerçekleşmesi için kalbî duâ fiil ve söylemdir. Toplum hayatında kardeşlerin birbirleriyle selâmlaşmaları barış ve güvenin sembolüdür. Selâm genelde kâinatta varlıkların fıtrat tabîat ve şerîat kanunlarına göre birbirleriyle olan kavlî fiilî ve kalbî iletişimlerinin genel adı olarak değerlendirilebilir.
Kardeşler arası selâmlaşmayı hayatın bir parçası gören İslâm dîni selâmın yaşaması için ona mukâbeleyi ondan daha önemli bir mânevî sorumluluk olarak görmektedir. Nitekim bir âyet-i kerîmede: “Bir selâm ile selâmlandığınız zaman siz de ondan daha güzeli ile mukâbele edin veya verilen selâmı aynen iâde edin”[2] buyrulmuştur.
Selâmlaşma kardeşlerin dünyada birbirlerine duâsı âhirette ise dâru’s-selâma çağrısıdır. Selâm hayatı paylaşmaktır. Selâm ile insan hemcinslerinin farkına vararak hayatın zorluk ve kolaylığını sevinç ve üzüntüsünü fiilî ve kalbî olarak paylaşmış olur. Selâm en hayırlı amellerden biri kabul edilir. Nitekim bir sahâbi Allah Rasûlü’ne: “İslâm’ın en güzel ve hayırlı davranışı hangisidir?” diye sorduğunda o: “İnsanlara yemek yedirmek (it’âm-ı taâm) tanıdığın tanımadığın herkese selâm vermektir (ifşâü’s-selâm)”[3] diye cevâb vermiştir.
İnsanın mümin kardeşini evinde iş yerinde ziyareti bir tür selâmı yayma çabasıdır. Selâm insanın kardeşine kalbî duâsının yanı sıra fiilî destek ve hizmetidir. Selâmı sâdece kavlî lafızlardan ibâret saymak ondaki hizmet boyutunu görmemek demektir. Selâm hem hayâtı hem sevinç ve sıkıntıları paylaşmaktır. İnsan selâmlaşma sayesinde toplumdaki diğer insanların farkına varır; onların derd ve sıkıntılarını fiilî ve kalbî olarak paylaşmış olur. Selâmın lafzî boyutu kadar fiilî boyutu da önemlidir. Hz. Peygamber’in selâmı hadîsin farklı rivâyetlerinde hasta ziyâreti cenâze teşyîi zayıfa yardım ve mazlûma destek[4] gibi fiilî hizmetlerle beraber zikretmesi selâmın hizmet ve destek boyutuna işârettir.
2- Hastayken ziyâretinde bulunmak
Hasta ziyâretinin biri ziyâret edilen ile diğeri ziyâret eden ile ilgili iki boyutu vardır. Ziyâret edilen hastalık sebebiyle moral desteğe ve acısının paylaşılmasına muhtaçtır. Bu yüzden müminlerin hasta olanları ziyâretleri hem bir hak hem de bir hizmet sorumluluğudur. Zîrâ hastalık anı insanın moral seviyesinin en düşük olduğu zamandır. Ziyâret sayesinde hasta olan kimse arandığını kendisinin değerli olduğunu hisseder ve bu moral hastalığının tedâvî sürecine olumlu katkı sağlar.
Hasta ziyâreti önemlidir çünkü derdiyle baş başa kalmış hastalığından dolayı inim inim inleyen bir hastanın ne çektiğini anlamak için onu ziyâret etmek gerekir. Hasta ve derdli insanların yüreğindeki yangın ve acı ancak ziyâret edildiğinde idrâk edilebilir. Hasta derd çekmiş ve hâlden anlayan bir ziyâretçisi olduğunda hastalığını bir nebze unutur. Bu yüzden Müslümanların aslî vazîfelerinden birisi de hasta olan ve derdi bulunan kardeşlerini ziyâret edip onlara hizmet etmektir.
Hasta ziyâret eden ise biryandan hastaya duâ etmeli diğer yandan da hastalıktan ibret alıp hâline şükretmeyi bilmelidir. Duâda ölüm duygusu içerisinde olan hastaya soluk aldırma ve rahatlama vardır. Nitekim Hz. Peygamber bir hadîslerinde: “Hasta ya da ölünün başında bulunduğunuz zaman hayır duâ ediniz. Çünkü melekler sizin duâlarınıza âmin derler”[5] buyurduğu gibi bir başka hadîslerinde de: “Hastaya ölüm konusunda soluk aldırın”[6] buyurarak bu husûsa vurgu yapmıştır. Kendinden kötü olan birini ziyâret etmek kişinin hâlinden râzı olup şükretmesine vesile olur. Bu bakımdan hastanelere ve hastalara yapılan ziyâret daha kötüyü görerek insana empati kurma ve şükretme imkanı verir.

3- Cenâzesinin teşyîine katılmak
İslam’ın emrettiği vazîfe ve içtimâî ibâdetlerden birisi de vefat eden mümin kardeşine son görevin yapılmasıdır. İnsan cenâzeye katılmak sûretiyle cenâze yakınlarının acısını paylaşmış olur. Bu insani bir görevdir. Cenâze namazı ve kabre giderek duâ ve helâlleşmek sûretiyle de İslâmî bir vazîfeyi icrâ etmiş olur.
Cenâze sırasındaki şâhidlikte Allah’ın kullarına yüklediği ilâhî bir görevi yerine getirme vardır. Çünkü Allah Rasûlü: “Siz yeryüzünde Allah’ın şâhidlerisiniz. Kime hayırla şâhidlik ederseniz ona cennet vâcip olur…”[7] buyurmaktadır. Vefât eden mümin kardeşin namazını kılarak hüsn-i şehâdette bulunmak ve defnetmek farz-ı kifâye kabul edilen bir hak ve sorumluluktur. Bu görevler ihmâl edildiğinde toplumdaki herkes sorumlu olacaktır.
Cenâzeye iştirakin bir de katılana sağladığı fayda vardır ki en az diğerleri kadar önemlidir. O da cenâze sayesinde ölümü hatırlamak ve ölümden ibret almaktır. Bir süre önce hayatta olan kendisi gibi yaşayan birinin bugün cenâzesini kaldırmak ibret-âmiz bir durumdur.

4- Dâvetine icâbet etmek
Dâvete icâbet sevinci paylaşmak demektir. Müminin diğer bir mümin üzerindeki haklarından birisi statüsüne ekonomik ve sosyal durumuna bakmadan mütevâzî bir şekilde mümin kardeşinin dâvetine icâbettir. İnsanın mümin kardeşinin dâvet ve sevincini paylaşması aralarındaki muhabbetin artmasına vesîle olur.
“Sevinçler paylaşıldıkça artar” prensibi gereği insanın mümin kardeşinin davetine icâbet etmesi gerekir. Düğün nikâh mevlid sünnet ve açılış gibi dâvetlere icâbet edilmesi insanın aslî vazîfeleri arasındadır. Mümin bir yürek böyle zamanları fırsat bilmeli ve gönüller arası köprülerin kurulmasına vesîle saymalıdır. İnsanlar genellikle sevinçli ve hüzünlü günlerinde dost ve kardeşlerini yanlarında görmek isterler. “Ağaç dalıyla gürler” sözü bunu ifâde eder. Hatta sevinçli ya da üzüntülü gününe kimlerin katılıp kimlerin katılmadığını insanlar çetele tutarlar.

5- Aksırdığında “Allah rahmet etsin” demek
Aksırmak bazen sıhhatli olmanın alâmeti bazen de hastalığın habercisidir. Allah Teâlâ’nın verdiği bütün nîmetler gibi sıhhat alâmeti olan aksırma için de şükredilmesi gerekir. Aksırma sırasında insana canı âdeta iâde edilir.
İnsanın aksıran bir mümin kardeşine “Allah sana rahmet etsin” demesi aslında onun farkında olduğunun beyânı ve bir ilgi ifâdesidir. Yalnızlaşan günümüz insanı aslında bugün bu ilgiye eskisinden daha çok ihtiyaç duymaktadır. İnsanın kardeşinin farkında olması derdini hissetmesi ve çareler araması bir sorumluluktur. Çünkü kardeşliğin özü farkında olabilmek üşüyenle üşüyebilmektir.
Hz. Peygamber’in Müslümanların birbirleri üzerindeki hakları olarak sembolize ettiği bu husûslar üzüntü ve sevinç konularına münhasır bulunmaktadır. Selâm ve dâvete icâbet sevinç zamanlarını hasta ziyâreti ile cenâze teşyîi üzüntü anlarını sonuncusu ise her ikisini şâmil bulunmaktadır. Üzüntü ve sevinçteki ziyâret icâbet ve hizmet uzakları yakın edecek bir enerjiye sâhiptir.
İçtimâî münâsebetlerde insanlarla ilişkinin iki boyutu vardır: Duvar örmek ya da köprü kurmak. Dışa dönük başkalarının üzüntü ve sevinçlerini paylaşanlar başkalarıyla aralarına köprü kuranlardır. Yalnız ilgisiz yaşayan ve çevresinden etkilenmeden içlerine kapananlar ise duvar örenlerdir. Sosyal hayatın zorlukları ancak kurulacak köprülerle aşılabilir. Yüce dînimiz ve O’nun şanlı nebîsi bize sosyal hayatı kolaylaştırmak için köprüler kurmayı önermektedir.
Allah yolunda kardeşlik gönül köprüleri kurarak yüz yüze bakmayı yürek bütünlüğü içinde olmayı gerekli kılar. Kopukluk ve uzaklık başladığı zaman kardeşlik ortadan kalkar. Kardeşlik kristal cama benzer. Dikkatlice korunmaz ise çeşitli zararlara uğrayarak kırılır ve bozulur. Kardeşliği devam ettirmek başlatmaktan daha zordur.
Kardeşlik yük vermekten çok yük taşımak ve hizmette bulunmaktır. Kardeşler arasındaki münasebet insanın iki eli arasındaki ilişki gibi olmalıdır. Nasıl ki elin biri diğerini yıkar korur ısıtır bir arada tutar ve birliktelik verirse kişi de kardeşiyle öyle olmalıdır.
Netîce itibariyle üzüntü ve sevinci paylaşmak demek olan Allah için kardeşlik ve dostluk cennet kapılarını açan cehennem kapılarını kapatan bir ferâgat ve fedâkârlıktır. Dünyevî dostluklar dünyâda kalır. Âhirete taşınan dostluk Allah için olandır. Nitekim Allah Teâlâ takvâ ehlinin dostluğunun asıl âhirette işe yarayacağını şöyle ifâde buyurur: “O gün takvâ ehli dışında bütün dost/kardeşler birbirlerine düşman kesilir.”[8] Böyle bir kardeşlik ve dostluk Hz. Peygamber’in hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyâmet gününde Hakk Teâlâ’nın arşın gölgesi altında barındıracağını haber verdiği yedi gruptan birini teşkil eder. Onlar Allah için birbirini seven bu sevgi üzere yaşayan ve bu sevgi ile ölen kardeşlerdir.[9]

BUNDADIR
Teslimiyet ile Hakk’a ver başı
Huşû takvâ ile edâ et “beş”i
Özünden ve gözünden akıt yaşı
Şükrân-i nîmetle nûş eyle aşı
Abdiyyet ve kurbiyyet bundadır
Uyumlu ol incitme sakın eşi
Farkında ol anla dâim kardeşi
Tecessüs ile karıştırma işi
Ele değil öz nefsine at taşı
Fazîlet ile mutluluk bundadır.
Yükselsin ister isen gönül kuşu
Bitir artık içindeki savaşı
Kimseye ne iğne batır ne şişi
Üşüyen kardeşinle sen de üşü
Empati de kardeşlik de bundadır.
Mütevâzi zarif ol çatma kaşı
Yamuk bakma! Bu yapar seni şaşı
Zorluklar için sabreyle sık dişi
Dünyâ fânîdir gerçek sanma düşü
Âhiretteki kurtuluş bundadır.


elif isimli Üye şimdilik offline konumundadır  





Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Sevinç Ve Üzüntülerimizi Paylaşmak Nasıl Olur

Sevinç Ve Üzüntülerimizi Paylaşmak Nasıl Olur konusu, LakLak Bölümü / Soru Cevap forumunda tartışılıyor.


Konu etiketleri: sevinç ve üzüntüleri paylaşmak ile ilgili hadisler, sevinçle ilgili 20 soru, peygamberimizin üzüntülerini paylaşmak ile ilgili 10 hadisi, sevinc ve sikintilarla ikgili soru, üzüntüyü paylaşmak ile ilgili hadisi şerifler, uzuntulerimizi paylasmasina ile ilgili atasözleri, uzuntulerimizi paylasmakla ilgili atasozleri, üzüntülerimizin paylaşalım konusuyla ilgili hadis, sevincleri paylasmak ile ilgili hadisler, sevincler paylasmak ile ilgili hadis, sevinç ve üzüntüleri paylaşmak ile ilgili 8 tane soru, sevinçleri ve üzüntüleri kiminle paylaşmalıyız, üzüntülerimizi paylaşmak ile ilgili hadisler, üzüntülerimizi paylaşmalımıyız, sevinç ve üzüntüleri paylaşmak,

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Sevinç Ve Üzüntülerimizi Kimlerle Paylaşmalıyız ebush Genel Kültür Paylaşımlarınız 0 25-03-2013 01:44
Paylaşmak ile ilgili sözler Я Soru Cevap 0 26-02-2012 11:26
Mutluluğumu paylaşmak istedim... nimlahza LakLak Bölümü 8 23-08-2011 12:02
aynı evi paylaşmak Jülyet Anketler 13 20-04-2010 10:11
Mümtaz Sevinç biyografi-Mümtaz Sevinç kimdir? elif Türkiye'den Biyografiler 0 10-07-2008 04:14

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 05:33 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats