bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > Bakimliyiz.com Özel > LakLak Bölümü > Soru Cevap

Kadın Portalı Kayıt Ol Reklam Verin İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 13-08-2013, 12:42   #1 (permalink)
 
elif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Köpek balığının özellikleri

Köpek balığının özellikleri-köpek balığı özellikleri-köpek balıklarının özellikleri



Köpek balığı denince akla hemen iri cüsseli balıklar jilet gibi keskin dişler hızla ve bağırarak yüzen insanlar kan ve korku gelir. Hollywood’ un ünlü yapıtlarından biri olan Jaws filminin de bunda çok büyük katkısı olduğunu unutmamak gerekir. Peki bu canlılar gerçekten bu kadar vahşi mi? Öldürmekten başka hiç bir vazifeleri yok mu? Yoksa sadece filmlerden dolayı mı böyle düşünüyoruz? Yoksa denizlerin bu ilginç yaratıklarına haksızlık mı yapıyoruz?

Fosil kayıtlara göre yaklaşık 400 milyon yıldır bu gizemli yaratıklar dünyamız denizlerinde yaşamlarını hiç bir değişikliğe uğramadan sürdürmektedirler. Köpekbalıkları omurgalı hayvanların kıkırdaklı balıklar sınıfından olan canlılardır. Vücut yapıları kemik yerine kıkırdaktan oluşur bu nedenle sualtında oldukça kıvrak hareket edebilirler. En büyük dezavantajları kemikli balıklarda bulunan ve su içinde dengede kalmalarını sağlayan “yüzme keselerinin” olmayışıdır. Yüzmeyi bıraktıkları anda ağır bir metal parçası gibi dibe çökerler. Yani sürekli hareket etmek zorundadırlar. Bununla beraber yüzme keselerinin olmaması su içinde dikey yönde oldukça hızlı hareket edebilmelerini sağlar. Ayrıca bu hayvanlarda vücudun yaklaşık %20-30’u karaciğerden oluşur. Bu çok yağlı karaciğerler köpekbalıklarına pozitif bir yüzerlilik kazandırır.

Bugün dünyada 350 köpekbalığı türü yaşamaktadır. Bunlardan 10’u saldırı olaylarından sorumlu tutulmaktadır. Türkiye civarındaki denizlerde ise 27 köpekbalığı türü yaşıyor ve bunlar içinde tehlikeli olabilecek 8 tür var.

En büyük tür yaklaşık 20 metrelik uzunluğuyla balina köpekbalığı (Rhincodon typus) en küçüğüyse 20 cm’lik cüce kedibalığıdır (Etmopterus perryi). Balina köpekbalıkları dışındaki türlerin hepsi etçildir. Balina köpekbalıkları ise dev cüsselerine rağmen sadece planktonlarla (mikroskopik canlılar) beslenirler. En büyük etçilse “büyük beyaz” olarak bilinen 72 metrelik boyuyla Carcharodon carcharias’tır. Ancak türlerin çoğunluğu oldukça küçük boyludur. Buna ilaveten tehlike yaratabilecek herhangi bir organları yoktur ve insanlara potansiyel bir tehlike kaynağı olamayacak kadar derinlerde yaşarlar.

Köpekbalıklarının doğal besinleri arasında büyük balıklar bazı deniz memelileri büyük mürekkep balıkları ve diğer köpekbalıkları yer alır. Üreme sistemlerine baktığımızda dişi bireylerle erkek bireyler aşağı yukarı birbirlerine benzerler. Bu hayvanlar genelde derin sularda yaşadıklarından ve akvaryumda yaşatılmaları zor olduğundan çiftleşme davranışları iyi araştırılmamıştır. Köpekbalıkları üç farklı şekilde ürerler. Bazıları diğer balıklarda olduğu gibi döllenmiş yumurtayı dışarıya bırakırlar (ovipar) bazıları yavrularını vücut içinde taşır ve bizdeki göbek bağına benzeyen bir organ aracılığıyla besler (vivipar) bazılarıysa döllenmiş olan yumurtayı vücut içinde tutar ama herhangi bir şekilde yavruyu beslemez ve gelişimini tamamlayınca dışarıya bırakır (ovovivipar). gebelik süreleri 9 ile 24 ay arasında değişir. Bir defada en az 1 en çok 100 yavru doğurabilirler.

Köpekbalıklarının milyonlarca yıldır hayatta kalmalarının sebeplerinden biri de diş ve çene yapılarıdır. Dişler alt ve üst çenede 4 ya da 5 sıra halinde dizilir ve sayıları türlere göre değişir. Bu dişlerin hemen arkasındaysa “yedek dişler” diyebileceğimiz dişler bulunur. Beslenme sırasında hayvanın dişleri kırıldığında yerini bu dişler alır. Bu hızlı değişim birkaç günle birkaç hafta arasında olabilir.

Köpekbalıklarının diğer canlılara üstünlük sağlamalarına yarayan bir başka özellikleriyse duyu organlarıdır. Koku alma ve işitme duyuları iyi gelişmiştir. Kan kokusunu 3 km uzaktan alabilirler. Acaba bundan dolayı mı köpekbalığı denmiş? Gerçi ısırma eylemini de unutmamak gerekir. Çok küçük sesleri duyabilir ve geldiği yönü tayin edebilirler (Insan sualtında sesi duyar ama geldiği yönü tayin edemez). Görme duyuları pek gelişmemiştir. Zaten genelde derin sularda yaşadıkları için görme duyularını pek kullanmazlar. Vücutlarının yan tarafında bir çizgi şeklinde bulunan ve “yanal organ” denen duyu organlarıyla manyetik alanları algılayabilir yön tayini yapabilir (özellikle bulanık suda) ya da yaralı bir balığın çıkardığı titreşimleri saptayabilirler.

Köpekbalıklarının en önemli duyu organıysa “Lorenzini ampulleri” denen elektroreseptör hücreleridir. Bunlar vücudun baş kısmında bulunan ve 1 mm’lik kanallarla dışarıya açılan yapılardır. Elektriksel uyarılara karşı oldukça hassastırlar.

Bu kadar hassas duyu organlarına sahip bir canlı için av bulmak ve onu avlamak çok güç olmasa gerek. Avlanmada ilk uyarılan koku alma ve işitme duyularıdır. Harekete geçen hayvan ava yaklaştıkça görme duyusu devreye girer. Avı bulduğunda etrafında daireler çizmeye başlar. Bir müddet sonra bu daireler küçülmeye ve çapraz geçişler yapmaya başlar. Iyice yaklaştığında gözleri (parçalama sırasında koruma amaçlı olarak) geriye doğru kayar ve özel bir kapakla kapanır. Bu andan sonra artık devrede sadece elektroreseptör organları çalışmaktadır ve hayvan elektrik yayan her şeye saldırır. Ağız açıldığında alt çene dışarıya doğru çıkar ve avını yakalayan hayvan üst çenesiyle avını tutar. Alt çeneyle de parçalar. Bu arada kazayla parçalanan kendi türlerini dahi yiyebilirler. Tek tek avlandıkları gibi grup halinde de avlanabilirler. Uzmanlar dalarken ya da yüzerken saldırgan tek bir birey görüldüğünde korkulacak bir durum olmadığını ama sürüyle karşılaşıldığında durumun pek güvenilir sayılamayacağını söylüyorlar.

Bu hayvanların yüzmedikleri zaman battıklarını söylemiştik bu nedenle genel olarak deniz tabanı (özellikle kumlu çamurlu yerler) ve ona yakın yerlerde yaşarlar. Beslenme amacıyla su yüzeyine çıktıkları da olur. Özellikle de sardalye ve orkinosları kovalarken. Ender olarak kıyı ve limanlara girerler.

Kuzey yarımkürede yaşayan köpekbalıklarının neden olduğu saldırma olayları yok denecek kadar azdır. Akdeniz Ege ve Marmara Denizinde yaşayanların insanlara hiç saldırmadıkları kabul edilir. Bu durumda sahillerde tehlike yok gibidir. Bununla birlikte açık denizde yüzmek ya da derin su dalışları yapmak her zaman beraberinde belli bir riski getirir. Yine de istatistiklere bakılacak olursa köpekbalığı fobisi için bir neden yoktur.

Köpekbalığı saldırıları en çok Avustralya’da görülmektedir ama burada da arı sokmasıyla ölenler köpekbalığı saldırılarından ölenlerden 100 kat daha fazla olup boğulma sonucu ölenlerin sayısı ise 1000 kat daha fazladır. Güney Afrika’da son 35 yıl içerisinde en çok saldırıya sörfçüler ve zıpkıncılar maruz kalmış olup bu arada yalnızca bir dalgıç ciddi biçimde yaralanmıştır. Akdeniz sularındaki köpekbalığı saldırılarına ait bilimsel raporlar incelenecek olursa 1863-1961 yılları arasındaki yaklaşık 100 yıllık sürede sadece 18 saldırı olayının gerçekleşmiş olduğu görülür. 1960’lı yıllardan sonra Akdeniz’deki bu tip olaylara ait raporların bilimsel yayınlarda yer almadığı gözlenmiştir. Saldırı olaylarındaki en yüksek sayıya Italya kıyılarında rastlanmıştır (5 saldırı). Bunu Yunanistan (4) Mısır (3) Yugoslavya (3) Malta (1) Fransa (1) ve Kuzey Afrika kıyılarındaki belirsiz bir bölge (1) izlemektedir.

Madem listelerinde insan yok bu saldırılar nasıl oluyor ? Nedeni çok basit: köpekbalıklarının geliştirmiş oldukları bazı avlanma yöntemleri ve besin olarak tercih ettiği canlılara duyduğu gereksinimlerinden dolayı bu saldırılar meydana geliyor. Foklar köpekbalığının da en sevdiği avlardan biridir. Bir varsayım olarak insanın suyun altından bakıldığındaki silueti foka çok benziyor; bu yüzden köpekbalıklarının foka benzettiği insanlara saldırdığı söylenmekte. Bazı kaynaklarda köpek balığının haince arkadan saldırdığı yorumları yapılır. Köpekbalıkları önden saldırırsa fok köpekbalığını fark ederek hemen yakındaki bir kara parçasına çıkıp kurtulabiliyor. Zaman içinde bu davranışı öğrenen köpekbalığıysa arkadan olabildiğince hızla yaklaşıp foku yakalayabiliyor. Gerçekte yemek listesinde bulunmayan insana saldırdığında ilk ısırmadan sonra tadını beğenmeyip bırakabiliyor. Bu arada kurtulmak için kısa bir zaman doğuyor eğer yaralı birey şoka girmemişse ya da çok ağır yaralanmamışsa saldırıdan kurtulabiliyor. Köpekbalığı kalabalık bir dalgıç ya da yüzücü grubuna saldırdığında içlerinden birini seçerek diğerlerini göz ardı ettiğine dair bir gözleme çeşitli raporlarda yer verilmiş bulunuyor.

Peki daha çok kan dökücü olarak tanıdığımız bu canlıların hiç mi faydası yok?

Evet var. Köpekbalığı kıkırdağı başta kanser olmak üzere bazı hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır.

Tümörler beslenebilmek gelişebilmek yayılabilmek ve toksinlerini kan dolaşımına aktarabilmek için kan damarlarına ihtiyaç duyarlar. Tümör oluşumundan sonra o bölgede yeni kılcal kan damarları oluşumu gözlenir. Yapılan çalışmalarda köpekbalığı kıkırdağının bu yeni kılcal kan damarlarının oluşumunu baskılayan bir etkiye (anti-angiogenesis) sahip bir maddeyi içerdiği bulunmuştur.

Köpekbalığı kıkırdakları kullanıldığında bu etki ile damarlaşmayı baskıladığı için tümör gelişemiyor. Tümör yok olmasa da yayılması durduğu için belirli bir bölgede sabit kalıyor ve tedavi için çok büyük bir şans doğuyor çünkü bilindiği gibi tümörün yayılması (metastaz) hastanın hayatını kaybetmesinin en büyük habercisidir.

Sadece bununla da kalmıyor kıkırdağın faydaları. Eklem yaralanmalarının tedavisinde iltihap giderici olarak bağışıklık sisteminin kuvvetlendirilmesinde bakteriyal viral ve mantar (fungal) enfeksiyonlara karşı dayanıklılık sağlanmasında artrit (mafsal iltihabı) tedavisinde ağrı kesici olarak sedef ve akne tedavilerinde kullanılmaktadır.

Köpekbalıklarının bazı türleri yaklaşık 500 m derinlikte yaşarlar. Peki hiç düşündünüz mü bu canlılar ışığın bile ulaşamadığı bu derinliklerde nasıl ya-şamlarını devam ettirebiliyorlar? Bi-limadamları bunu da araştırdılar ve köpekbalığı karaciğerinde saklı olan bu sorunun cevabını buldular.

Köpekbalığının karaciğerinde squalene denen bir madde vardır. Bu madde yağ özelliğinde bir maddedir oksijeni kolayca tutar ve ihtiyaç duyulan dokuya iletilmesini kolaylaştırır. Bu özelliği ile de bağışıklık sistemini güçlendirir. Oksijenin verimli kullanılmasına yardım eden squalene bize köpekbalılarının çok derinlerde yüksek basınç altında çok az oksijenle nasıl yaşayabildiklerini açıklıyor. Squalene’ nin diğer faydalarına gelince kanser tedavisinde hem antioksidan hem de kemoterapik ajandır kanserojenler karşı koruyucudur kalp hastalıklarında diyabet (şeker) artrit hepatit gastrit tedavisinde ve kandaki kolesterolün düzenlenmesinde kullanılır. Köpekbalığı karaciğeri yağında aynı zamanda anne sütünde bulunan alkoksi gliserol yüzlerce kat daha fazla bulunmaktadır. Alkoksi gliserol bağışıklık sistemimizi güçlendirir akyuvar ve trombositleri arttırarak antikorları uyarır radyoterapinin yan etkilerini azaltır.

elif isimli Üye şimdilik offline konumundadır  





Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Köpek balığının özellikleri

Köpek balığının özellikleri konusu, LakLak Bölümü / Soru Cevap forumunda tartışılıyor.



Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Yunus Balığının Özellikleri Nelerdir elif Soru Cevap 9 06-05-2014 07:19
Karayutan balığının özelliliği nedir? ebush Eğitim ve Öğretim 0 09-04-2013 03:48
Yunus balığının yaşam döngüsü nasıldır elif Soru Cevap 0 25-03-2013 07:14
Yunus Balığının Doğum Resimleri nimlahza Hayvan Resimleri 1 30-03-2012 11:45
Beagle Köpek Resimleri - Beagle Köpek Fotoğrafları gizem Hayvan Resimleri 0 20-06-2009 11:53

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:23 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats