bakimliyiz
Konu etiketleri: milli mücadelenin kazanılmasında atatürk ün rolü, milli mücadelenin kazanılmasında atatürk ün rolünü anlatan anı, mustafa kemalin milli mucadelenin kazanilmasindaki rolu nedir, kurtuluş savaşının kazanılmasında atatürk ün rolü, milli mücadelenin kazanılmasında atatürk ün rolü özet, http wwwbakimliyizcom soru cevap 128946 milli mucadelenin kazanilmasinda ataturkun roluhtml, milli mucadelenin kazanilmasinda ataturkun rolu siir, milli mücadelede atatürk ün rolünü anlatan anı, milli mücadelenin kazanılmasında atatürk ün rolünü anlatan şiir, milli mücadelenin kazanılmasında atatürk ün rolünü anlatan kısa anı, atatürk ün milli mücadelenin kazanılmasındaki rolü kısaca, atatürk ün milli mücadelenin kazanılmasındaki rolü ile ilgili düşünceler, milli mücadelede atatürkünrolü ney, milli mücadelenin kazanılmasında atatürk ün rolü nedir, atatürk ün milli mücadelenin kazanılmasındaki rolünü anlatan şiir,
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > Bakimliyiz.com Özel > LakLak Bölümü > Soru Cevap

Kadın Portalı Kayıt Ol Reklam Verin İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 14-08-2013, 11:44   #1 (permalink)
 
elif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Milli mücadelenin kazanılmasında atatürkün rolü

Milli mücadelenin kazanılmasında atatürkün rolü-milli mücadelenin kazanılmasında atatürkün rolünü anlatan anılar

Bir aralık konu İstiklâl Savaşı’na geldi. Dikkat ettim Binbaşılar dahil her komutanın hangi birliğe komuta ettiğini nerede bulunduğunu -bir gün önce olmuş gibi- hatırlıyordu. O savaş ki araç gereç personel kıtlığı bugün güç tasavvur edilirdi. Tümenlere binbaşılar Kolordulara yarbaylar komuta ediyordu! Fakat bu kadro canını dişine takmış bir ekipti. Var olmak ya da olmamak bu savaşın sonucuna bağlıydı. 30 Ağustos bu ruh haletinin eseriydi. Böyle bir dramı hem yazarı hem baş aktörünün ağzından dinlemek müstesna bir mutluluktu. O anılar Ata’yı coşturdukça coşturuyordu. Anlatmalarında abartma yoktu. Ama bu anlatış öylesine canlı öylesine plastikti ki hepimiz heyecandan heyecana sürükleniyorduk. Anlatışlarını şöyle bağladı:
- İşte büyük zafer böyle ortak bir eserdir. Şerefler de ortaktır.
Bu alçakgönüllülük şaheseriyle konunun kapanacağını tahmin ediyorduk. Bu arada
Atatürk bir duraklama yaptı. Sonra içine dönük adeta kendisiyle konuşur gibi ilave etti:
- Ama yenilseydik sorumluluk ortak olmayacak yalnız bana ait olacaktı.
Bu belagat karşısında gözyaşımı tutamadım. Tarihin zaferleri kendine maleden yenilgileri ise maiyetine yükleyen sahte kahramanlarını hatırladım.
Ord. Prof. Sadi IRMAK
Kaynak: Sadi Irmak Ord Prof. – Atatürk’ten Anılar 1978 BEN CEPHEYE GİDİYORUM
Bir akşam Recep Bey (Peker) beni ve İhsan Bey’i evine akşam yemeğine çağırdı. Ayağım burkulmuş alçıda idi. Koltuk değnekleriyle gittim. Gazi Paşa da Refet (Bele) Paşa’nın evinde imiş. Bizim Recep (Peker) Bey’in evinde bulunduğumuzu haber almışlar. Yaver Muzaffer (Kılıç) telefonla beni çağırdı. Kendilerini beklememizi söyledi.
Gazi gece yarısından sonra geldi. Fazlaca alkollü idi.
- “Vakit geç oldu. Oturamayacağım gideceğim.”
Dedi ve giderken beni İhsan ve Recep (Peker) Bey’i baş başa getirdi. Ellerini omuzlarıma atarak:
- “Ben doğruca cepheye gidiyorum düşmana taarruz edeceğim” dedi.
Hepimiz şaşırdık ve telaşlandık. İhsan Bey:
- “Paşam ya muvaffak olamazsan?” deyince:
- “Ne?… Bir haftalık süre içinde onları yok edip denize dökeceğim.” karşılığını verdi.
Ali KILIÇ
TÜRK ORDULARI BAŞKUMANDANIYIM
Afyonkarahisar’ın hatlarının çözülmesi sonunda birkaç Yunanlı tutsak geceleyin Mustafa Kemal’in çadırına getirilmişti. Bunlardan birisi Muzaffer Generalin doğup büyümüş olduğu Selanik’ten gelmişti. Yüz kendisine yabancı gelmediğinden ve üniformasında da hiçbir bellilik görmediğinden kim olduklarını ve rütbelerini sormaya başlamıştı.
- Binbaşı mısınız?
- Hayır.
- Albay mı?
- Hayır.
- Korgeneral mi?
- Hayır.
- Peki nesiniz?
- Ben Mareşal ve Türk Orduları Başkomutanıyım! Şaşkınlıktan ağzı açık kalan Yunanlı kekeledi:
- Bir başkomutanın savaş hattına bu kadar yakın yerlerde dolaşması işitilmiş değil de!..
General SHERRIL
Kaynak: General Sherril – Atatürk Nezdinde Bir Yıl Elçilik 1935
KAHRAMAN TÜRK KADINI
17 Mart 1923 Tarsus:
Mustafa Kemal İstasyon’dan şehre doğru bir süre yaya olarak yürüdü. O’nu görmek için sabahtan itibaren yolları dolduran Tarsusluların arasından neşe ile selamlar vererek ilerledi. O sırada ansızın bir olayla karşılaştı.
Milli Mücadele’deki çete giysili bir kadın Atatürk’ün yolunu keserek ayağına kapandı. Gözyaşlarıyla şöyle haykırıyordu:
- “Bastığın toprağa kurban olayım Paşam!”
Mustafa Kemal onu yerden kaldırmak için eğilirken kulağına bu kadının Kurtuluş Savaşında cephelerde çarpışmış olan (Adile Çavuş) olduğunu fısıldadılar.
Gözlerinden iki damla yaş düşen Mustafa Kemal bu güneşten yüzü yanmış kadının elinden tutup ayağa kaldırdı ve ona şöyle seslendi:
- “Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın.”
Atatürkün Milli Mücadele ile ilgili sözleri
Oysa Türk’ün haysiyet ve kendine inanı ve yeteneği çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!
1920
Dolayısıyla ya istiklâl ya ölüm!
1920
Biz haklarımızı ve bağımsızlığımızı savunmak için giriştiğimiz çarpışmanın kutsallığı düşüncesinde ve hiçbir gücün bir milleti yaşamak hakkından yoksun kılınmayacağı inancındayım.
1920
Memleketin ellide biri değil her tarafı tahribedilse her tarafı ateşler içinde bırakılsa biz bu toprakların üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan savunma ile meşgul olacağız.
1920
Ben 1919 senesi mayıs içinde Samsun’a çıktığım gün elimde maddî hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk Milleti’nin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu millî kuvvete bu Türk Milleti’ne güvenerek işe başladım.
1937
Ben Türk ufuklarından bir gün mutlaka bir güneş doğacağına bunun hararet ve kuvvetinin bizi ısıtacağına bundan bize bir güç çıkacağına o kadar emindim ki bunu âdeta gözlerimle görüyordum.
1937
Milletimiz çok büyüktür. Hiç korkmayalım. O esaret ve aşağılığı kabul etmez.
1919
Ben ve benim gibi birçok vatandaşlar kardeşler milletin asıl vatanı ümitsiz felâkete düştüğü zaman görevli oldukları vicdanen namusen haysiyeten yükümlü bulundukları vazifeyi yapmak mevkiinde kaldılar. Bunu elbette yapacaklardır. Yapmaları mecburi idi vicdani idi insani idi millî namus gereği idi. Ben bu mukaddes esasların dışında hareket edebilir mi idim? Efendiler; elbette edemezdim. Türk Milleti’nin hakiki hiçbir ferdi bu gereklerin haricinde hareket edemezdi. Ben elbette bu elim manzara karşısında vicdanımın emirlerine muhalif millî namusumuza aykırı hareket edemezdim.
1925
Bağımsızlık gayesinin elde edilişine kadar tamamiyle milletle birlikte fedakârane çalışacağıma mukaddesatım namına yemin ettim. Artık benim için Anadolu’dan hiçbir yere gitmemek katidir.
1919
Millî irade kendi istikametinde bir nehir gibi coşup taşacaktır. Mücadeleyi her noktasından düşünerek uyanış ve coşkunluk hasıl olmuştur. Sadece dayanıklı olmak ve vazifede kusur etmemek temel şarttır.
1919
Millî dava ancak bu inan bu irade ve azimle gerçekleştirilecektir. Yaşaması ve muzaffer olması gereken değersiz şahıslarımız değil millî kurtuluşu temin edecek olan fikirlerdir.
1919
Aziz ve mübarek vatanımızı kurtarmak için bütün aydınların herkesin hazır olması lâzımdır. İstanbul’a gitmeyeceğiz. Anadolu en büyük hazinedir. Vatanın sinesinde kurtuluş çarelerini beraberce ölünceye kadar aramaya temin etmeye çalışacağız.
1919
Bazı arkadaşların yoksulluk içinde bu büyük dâvanın başarılamayacağını zannederek memleketlerine dönmek arzusunda olduklarını duydum. Arkadaşlar! Ben sizleri bu millî dâvaya silâh zoruyla davet etmedim görüyorsunuz ki sizi burada tutmak için de silâhım yoktur. Dilediğiniz gibi memleketlerinize dönebilirsiniz. Fakat şunu biliniz ki bütün arkadaşlarım beni yalnız bırakıp gitseler ben bu Meclis-i Âli’de tek başıma kalsam da mücadeleye ahdettim. Düşman adım adım her tarafı işgal ederek Ankara’ya kadar gelecek olursa ben bir elime silâhımı bir elime de Türk bayrağını alıp Elma Dağı’na çıkacağım. Burada tek başıma son kurşunuma kadar düşmanla çarpışacağım. Sonra da bu mukaddes bayrağı göğsüme sarıp şehit olacağım. Bu bayrak kanımı sindire sindire emerken ben de milletim uğruna hayata veda edeceğim. Huzurunuzda buna and içiyorum.
1920
Millî müdafaamızı; düşmanların bayrakları babalarımızın ocakları üstünden çekilinceye kadar terkedemeyiz. İstanbul mabedleri etrafında düşman askerleri gezdikçe öz vatan toprakları üstünden yabancı adamların ayakları çekilmedikçe biz mücadelemize devam etmeye mecburuz. Kendi hükûmetimizin idaresi altında bedbaht ve fakir yaşamak yabancı esareti bahasına nail olacağımız huzur ve mutluluktan bin kere üstündür.
1920
Osmanlı Devleti’nin temelleri çökmüş ömrü tamam olmuştu. Osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk’ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son mesele bunun da taksimini teminle uğraşılmaktan ibaretti. Osmanlı Devleti onun bağımsızlığı padişah halife hükûmet bunlar hepsi anlamı kalmamış birtakım mânasız sözlerden ibarettir. O halde ciddi ve hakiki karar ne olabilirdi?
1927
Bu vaziyet karşısında bir tek karar vardı. O da millî egemenliğe dayanan kayıtsız ve şartsız müstakil yeni bir Türk Devleti tesis etmek!
1927
İşte daha İstanbul’dan çıkmadan evvel düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar bu karar olmuştur.
1927
Harcici siyasetimizde başka bir devletin hukukuna tecavüz yoktur. Ancak hakkımızı hayatımızı memleketimizi namusumuzu müdafaa ediyoruz ve edeceğiz. Şimdiki medeniyetin devletler arası münasebetlerde ortaya attığı ve en yüce temiz emel ve düşüncelerin bir özeti demek olan “her milletin kendi mukadderatına kendisinin hâkim olması” hakkını biz yeryüzünde yaşayan milletlerin hepsi için tanıyoruz bizim de bu hakkımızın kayıtsız şartsız talebimizi tanımamak yüzünden akan ve akacak olan kanların mesuliyeti şüphesiz sebep olanlara aittir. Bizi millî davamızı takipten yıldıracak hiçbir vasıta hiçbir kuvvet düşünülmüş değildir. Millî davamız bizim hayatımızdır. Hayatına suikast edilen en zayıf yaratıkların bile bu isteğe karşı isyan ve nefretle son nefese kadar kendisini müdaafaya çalışmasından daha tabii bir şey yoktur.
1921
Bizi imha etmek görüşü karşısında mevcudiyetimizi silahla muhafaza ve müdafaa etmek pek tabiîdir. Bundan daha tabiî ve daha meşru bir hareket olamaz.
1921
Düşmanın mükemmel ve kuvvetli ordularını mağlup etmek için kendimizde bulduğumuz kuvvet ve kudret dâvamızın meşruluğundandır. Gerçekten biz millî hududumuz dahilinde hür ve müstakil yaşamaktan başka bir şey istemiyoruz. Biz Avrupa’nın diğer milletlerinden esirgenmeyen haklarımıza tecavüz edilmemesini istiyoruz.
1921
Biz bir amaç takibediyoruz. Bu amacımız öteden beri muhtelif vesilelerle ifade edilmiştir. Ben şimdi de onu tekrar ediyorum: Milletin devletin bağımsızlığını muhafaza etmek. Bunun içinde namus ve şeref tamamen yer alacaktır. Müstakil olarak milletimizin muayyen hudutlar dâhilindeki tamamiyetini muhafaza etmektir. Bunun için muharebe ediyoruz. Efendiler; memleketimizin ellide biri değil her tarafı tahribedilse her tarafı ateşler içinde bırakılsa biz bu topraklar üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan savunma ile meşgul olacağız. Bundan dolayı iki karış yer işgal edilmiş üç beş köy tahrip edilmiş diye burada feryada lüzum yoktur. Ben size açık söyliyeyim; efendiler bazı yerler işgal edilmiştir bunun üç misli daha işgal edilmiş olunabilir. Fakat bu işgal hiçbir vakitte bizim imanımızı sarsmayacaktır.
1920
Millî mücadeleyi yapan doğrudan doğruya milletin kendisidir milletin evlâtlarıdır. Millet analarıyla babalarıyla hemşireleriyle mücadeleyi kendisine ülkü edindi. Millî mücadelede şahsî hırs değil millî ülkü milli izzetinefis hakiki etken olmuştur.
1925
Ben memleket ve milleti düştüğü felâketten çıkarabileceğim inancıyla Anadolu’ya geçtiğim ve amacın gerektirdiği teşebbüslere giriştiğim zaman cebimde emrimde beş para olmadığını söyleyebilirim. Fakat parasızlık benim milletle beraber atmaya muvaffak olduğum hedefe yönelmiş adımları durdurmaya değil zerre kadar azaltmaya dahi sebep teşkil edememiştir. Yürüdük muvaffak olduk yürüdükçe muvaffak oldukça maddi güçlükler kendiliğinden ortadan kalktı.
1926
Türk Milleti kendisi için kendi geleceği ve kurtuluşu için çalışan müteşebbisleri heyetleri güçlükler karşısında bırakmayacak kadar yüksek vatanseverlik ve yüksek şeref hisleriyle donanmıştır.
1926
Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz. Onun için küçük büyük her cüzütamı bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük büyük her cüzütam ilk durabildiği noktada tekrar düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki cüzütamın çekilmeye mecbur olduğunu gören cüzütamlar ona tabi olamaz. Bulunduğu mevzide nihayete kadar sebat ve mukavemete mecburdur.
Nisan 1922
Vatan mutlaka selâmet bulacak millet mutlaka mutlu olacaktır. Çünkü kendi selâmetini kendi saadetini memleketin ve milletin saadeti ve selâmeti için feda edebilen vatan evlâtları çoktur.
Nisan 1922
Birinci İnönü Meydan Muharebesi inkılâp tarihimizin çok mühim çok verimli bir sayfasıdır. Gelecek nesiller ve bütün dünya bu sayfayı araştırıp inceledikçe Türk inkılâbını yapan bugünkü Türk ordusunu ve bu orduyu bağrından çıkaran bugünkü Türk Topluluğunu elbette saygı ile anacak ve takdir edecektir.
1925
Birinci İnönü muharebe meydanının ufuklarında yükselen zafer güneşi Türk milletinin yüksek fazilet ve mâneviyatının belirtisidir. Bu doğuş karşısında büyük bozgunlar oldu…
1925
Birinci İnönü Zaferi İkinci İnönü Zaferinin Sakarya büyük kanlı savaşının ve en nihayet Türk vatanının; Türk bağımsızlığının ilk zafer müjdecisi olmuştur. Bu sebeple Birinci İnönü Meydan muharebesini kazanan Türk ordusunun bütün mensupları dünya tarihinde unutulmaz şanlı bir menkibe sahibi olarak ebediyen yaşayacaklardır.
1925
Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusunun Sakaryada kazanmış olduğu meydan muharebesi pek büyük bir meydan muharebesidir. Harb tarihinde benzeri belki olmıyan bir meydan muharebesidir. Büyük meydan muharebelerinden biri olan Mukden Meydan Muharebesi dahi yirmibir gün devam etmemiştir.
1921
Subaylarımızın kahramanlıkları hakkında söyliyecek söz bulamam yalnız ifadede isabet edebilmek için diyebilirim ki bu muharebe subay muharebesi olmuştur. Bu sebeple subay arkadaşlarımın en ufak rütbelisinden en büyük rütbelisine kadar kıymet ve fedakârlıklarını bütün kalb ve vicdanımla ve takdirlerle yadeylerim. Fertlerimizi methüsenadan çok yüksek görürüm. Zaten bu milletin evlâdı başka türlü tasavvur edilemez. Bu milletin evlâtlarının fedakârlıkları kahramanlıkları için ölçü bulunamaz. Askerlerimiz hakkında yeni bir şey ilâve etmek isterim: Kahraman Türk askeri Anadolu muharebelerinin mânasını anlamış yeni bir ülkü ile muharebe etmiştir.
1921
Böyle evlâtlara ve böyle evlâtlardan mürekkep ordulara malik bir millet elbette hakkını ve bağımsızlığını bütün mânasiyle muhafaza etmeğe muvaffak olacaktır. Böyle bir milleti bağımsızlığından mahrum etmeğe kalkışmak hayal ile vakit geçirmektir.
1921
Afyonkarahisar-Dumlupınar meydan muharebesi ve onun son devresi olan 30 Ağustos Türk tarihinin en büyük bir dönüm noktasını teşkil eder. Milli tarihimiz çok büyük ve çok parlak zaferlerle doludur. Fakat Türk milletinin burada kazandığı zafer kadar keskin neticeli ve bütün tarihte yalnız bizim tarihimizde değil dünya tarihinde yeni yön vermekte kesin tesirli böyle bir meydan muharebesi hatırlamıyorum.
1924
Bu Anadolu zaferi tarih arasında bir millet tarafından tamamen benimsenen bir fikrin ne kadar kadir ve ne kadar zinde bir kuvvet olduğunun en güzel bir misali olarak kalacaktır.
1922
Biz bu harekâtı neticesini tamamen bilerek yaptık. Bütün bunlar belki bütün dünyaya hayret verecek niteliktedir. Onun için ordumuzun kudretini anlamayan ve anlamaktan âciz olanlar bu muazzam eseri beklenmedik bir tesadüf eseri gibi göstermek istiyorlar. Fakat; hiçbir vakit öyle değildir. Hareket bütün teferruatına kadar tamamen düşünülmüş tespit olunmuş hazırlanmış idare edilmiş ve neticelendirilmiştir.
1922
Milletin mukadderatını doğrudan doğruya üzerine alarak karamsarlık yerine ümit perişanlık yerine düzen tereddüt yerine azim ve iman koyan ve yokluktan koskaca bir varlık çıkaran meclisimizin yiğit ve kahraman ordularının başında bir asker sadakat ve itaatiyle emirlerinizi yerine getirmiş olduğumdan dolayı bir insan kalbinin nadiren duyabileceği bir memnuniyet içindeyim. Kalbim bu sevinçle dolu olarak pek aziz ve muhterem arkadaşlarımı bütün dünyaya karşı temsil ettikleri hürriyet ve bağımsızlık fikrinin zaferinden dolayı tebrik ediyorum.
1922
Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Muharebesi ve ondan sonra düşman ordusunu tamamen imha veya esir eden ve kılıçtan kurtulanları Akdenize Marmaraya döken harekâtımızı izah ve tavsif için söz söylemekten kendimi müstağni sayarım.
1927
Her safhasiyle düşünülmüş hazırlanmış idare edilmiş ve zaferle neticelendirilmiş olan bu harekât Türk ordusunun Türk subay ve kumanda heyetinin yüksek kudret ve kahramanlığını tarihte bir daha tesbit eden muazzam bir eserdir.
1927
Bu eser Türk milletinin hürriyet ve bağımsızlık fikrinin ölmez âbidesidir. Bu eseri meydana getiren bir milletin evlâdı bir ordunun Başkumandanı olduğumdan daima mesut ve bahtiyarım.
1927
30 Ağustos Bayramında tebrikleri kabul ederken:
Bu zaferi kazanan ben değilim. Bunu asıl tel örgüleri hiçe sayarak atlayan savaş meydanında can veren yaralanan kendini esirgemeden düşmanın üzerine atılarak Akdeniz yolunu Türk süngülerine açan kahraman askerler kazanmıştır. Ne yazık ki onların herbirinin adını Kocatepe’nin sırtlarına yazmak mümkün değildir. Fakat hepsinin ortak bir adı vardır: Türk askeri… Tebriklerinizi onların namına kabul ediyorum!…
1928
Bütün arkadaşlarımın Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri verileceğini gözönüne alarak ilerlemesini ve herkesin fikri güçlerini ve kahramanlık ve vatanseverlik kaynaklarını yarışırcasına göstermeye devam etmesini isterim.
1922
Ordular; ilk hedefiniz Akdenizdir. İleri!
1922
Türk kumandanları kumanda etmesini Türk askeri ölmesini bildi. Harbi kazanışımızın sırrı bundan ibarettir.
1922
Vatanın kurtuluşu milletin görüş ve idaresi kendi alınyazısı üzerinde kayıtsız şartsız hâkim olduğu zaman başlamış ve ancak milletin vicdanından doğan ordularla olumlu ve kesin neticelere ermiş.
1922
Memleketimizi hiçbir hak ve adalete dayanmayarak çiğnemek ve çiğnetmek teşebbüsü muzaffer ordumuzun fedakârane ve cansiperane gayretiyle lâyık olduğu başarısızlığa uğratılmış ve milletimiz tarihin nadir kaydettiği bir zafer kazanarak sevgili yurdumuzu kurtarmıştır.
1923
Şunu bir gerçek olarak biliniz ki şeref hiçbir vakit bir adamın değil bütün milletindir. Eğer yapılan işler mühimse gösterilen muvaffakiyetler belli ise inkılâplar dikkati çekici ise her fert kendini tebrik etmelidir. Çünkü böyle büyük şeyleri ancak çok kabiliyetli olan büyük milletler yapabilir ve bu milletin her ferdi böyle en kabiliyetli ve büyük bir millete mensup olduğunu düşünerek kendini tebrik etsin.
1923
Bütün bu muvaffakiyet yalnız benim eserim değildir ve olamaz. Bütün muvaffakiyet bütün milletin azim ve imanıyla çalışmasını birleştirmesi neticesidir. Kahraman milletimizin ve seçkin ordumuzun kazandığı başarı ve zaferlerdir.
1928
Kahraman Türk ordularının kazandıkları büyük zaferlerde şahsıma düşmüş olan vazifeleri yapabilmişsem çok bahtiyarım. Yalnız bu noktada bir gerçeği açıklamak için söyliyeyim ki; benim ordularımızı yönelttiğim hedefler esasen ordularımın her erinin bütün subaylarının ve kumandanlarının görüşlerinin vicdanlarının azimlerinin ülkülerinin yönelmiş olduğu hedefler idi.
1928
Her safhası vatan için evlâtlarımızın torunları için şerefli hâdiselerle dolu büyük bir kahramanlık menkıbesi teşkil eden Anadolu muharebelerinin heyecan veren tafsilâtını tarihin diline terkediyorum. Millet; milletin ruh sanatı musikisi edebiyatı ve bütün estetiği bu kutsal mücadelenin ilâhî nağmelerini sonsuz bir vatan aşkının coşkun heyecanlarıyla daima şakımalıdır.
1923
Geçirdiğimiz buhranlı günlerin şerefli kahramanlarını hep beraber kutlayalım. Onlar arasında muharebe meydanlarında düşman silâhiyle göğüsleri delinmiş bahtiyarlar olduğu gibi yangınlarda ateşlerde yakılmış bedbaht çocuklar kadınlar ve ihtiyarlar vardır. Onlar arasında namuslarına tecavüz edilmiş ebediyen ağlamağa mahkûm genç kızlar da vardır. Onlar arasında yurtlarını kaybetmiş aileler evlatlarını gömmüş analar vardır ve yine onlar arasında muharebedeki namus vazifesini şerefle yaparak bugün memleketlerine dönmüş gaziler vardır. Onlardan şehitlik şarabını içmiş olanların ruhlarına fatihalar sunalım.
1923

elif isimli Üye şimdilik offline konumundadır  

Alt 02-11-2014, 01:44   #2 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Soru

Bu nedir arkadaş aradığım şey yok

 




Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Milli mücadelenin kazanılmasında atatürkün rolü

Milli mücadelenin kazanılmasında atatürkün rolü konusu, LakLak Bölümü / Soru Cevap forumunda tartışılıyor.



Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kurtuluş Savaşının Kazanılmasında Atatürk'ün Rolü Nedir elif Soru Cevap 1 08-11-2014 08:04
Atatürkün Milli Kültüre Verdiği Önem elif Soru Cevap 0 20-02-2013 12:57
Kurtuluş Savaşında Atatürkün Rolü Nedir elif Soru Cevap 0 10-02-2013 03:04
Milli Mücadelenin Temel Gerekçe, Amaç ve Yöntemi Nedir elif Eğitim ve Öğretim 0 07-02-2013 03:11
Kötü Alışkanlıklar Kazanılmasında Çevrenin Rolü Nedir? Я Soru Cevap 0 10-11-2011 10:02

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:49 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats