bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > Bakimliyiz.com Özel > LakLak Bölümü > Soru Cevap

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 14-08-2013, 02:04   #1 (permalink)
 
elif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Türk dilini korumak için neler yapmalıyız

Türk dilini korumak için neler yapmalıyız-dilimizin yabancı kelimelerden arındırmak için çözüm önerileri

Üçüncü bin yılın başlarında dünya çok hızlı bir değişme ve gelişmeyi yaşıyor. Dünya âdeta bir milletler mücadelesine sahne olmaktadır. Bu mücadelede kimi milletler bir araya gelerek ortak kültürel değerler esasına dayalı birlikler oluşturuyorlar: Avrupa Birliği Bağımsız Devletler Topluluğu Amerika Birleşik Devletleri gibi. Bu birliklerin en tipik örneği Avrupa Birliği'dir. Başlangıçta bir ekonomik dayanışma şeklinde ortaya çıkan bu topluluk zaman içinde tek paranın kullanımı sınırların kaldırılması ve daha birçok kültürel ortaklığı hedefleyen bir istikamette yol almaktadır.

Muhtemeldir ki bu tür birlikler bir zaman sonra ortak bir dile doğru da adımlar atacaklardır. Gelişmiş ülkeler için dilleri hem bir iletişim aracı hem ürettikleri malları pazarlamak için bir ticarî araç hem de kendi dillerini zorunlu olarak öğretmek suretiyle elde ettikleri zahmetsiz bir gelir kapısıdır. Modern sömürgeciliğin en güçlü araçlarından birisinin dil olduğu artık çok iyi bilinmektedir.
Türkiye 1980'li yılların sonlarından başlayarak serbest pazar ekonomisinin en acımasız biçimini yaşamaktadır. Bu noktada bizi ekonomik alandaki sıkıntılardan ziyade bu sıkıntıların kültürel sahayı nasıl etkilediği ilgilendirmektedir. Ülkemizde gelir dağılımının bozulmasından kaynaklanan ekonomik dengesizlikler toplumu ve kültür hayatımızı da karmakarışık hâle getirmiştir. Türkiye kültürün yok sayıldığı hayatın yalnızca maddî yönünü ön plâna çıkartan bir ülke görüntüsüne sokulmuştur. Şehirdeki aydınından kırsal kesimdeki çobanına kadar herkes belli konularla meşgul edilmektedir: Ekonomi siyaset din spor ve magazin. Uzman olan veya olmayan herkes bu konularda konuşmaktadır. Bu keşmekeşte bireylerin ruhî durumları sosyal ve kültürel değerler eğitim sağlık vatandaşlık bilinci millî şuur millî benlik gibi hayatî önem arz eden konular çoğu zaman gündeme dahi gelmemektedir.
Biz bu yazımızda kültürel değerlerimizin en başta gelenlerinden dilimize ferdî ve millî açılardan bakacağız. Konuyu hakkıyla ortaya koyabilmek için her şeyden önce dil kavramından ne anlaşılması gerektiğini açıklamamız gerekmektedir.
Dilin işlevi nedir?
Dil ve konuşabilme yeteneği insanoğluna yaratılışıyla birlikte bağışlanmış ve onu diğer canlılar üzerinde üstün kılmış en önemli özelliklerinden birisidir. İnsan adı verilen bu canlı türünün en üstün özelliği düşünebilmesi ve muhakeme edebilmesidir. Dil-düşünce ilişkisi ise yüzyıllardan beri araştırılan bir konudur. Kimi dilbilimcilere göre dil düşüncenin evidir. Diğer bir söyleyişle düşünce ancak dille oluşur ve yine dil sayesinde dış dünyaya aktarılır. Çok yeni sayılabilecek bir bakış açısına göre ise adlandırma ve kavramlar olmadan düşünce üretilemez. Öyle anlaşılıyor ki insanı insan yapan bu iki temel özelliği birbiriyle yakından ilgilidir.
Dil bireye düşünce üretebilme düşüncelerini dışa vurma bilgi edinme geçmişini hatırlama gününü yaşama geleceğine yön verme kişiliğini kazanma hayatını sürdürme gibi daha pek çok açıdan yardımcı olmaktadır. Bu yönüyle dil daha çok bireyseldir. Çünkü kişiliğimiz biraz da dilimizle kazanılır ve kişiliğimiz aslında dilimizde gizlidir. Dil ferdî ve millî kişilik ve kimliğimizi bünyesinde barındırır. Dil hayatın her safhasını kapsayan her an onun içinde yaşadığımız genişçe bir dünyadır. Kısacası dil aslında hayatın kendisidir.
İnsanoğlu toplu hâlde yaşamaya mecbur ve muhtaç olan bir canlı türüdür. Hiçbir insan tek başına yaşayamaz. İnsanların bir arada yaşayabilmeleri için aralarında birtakım ortak özelliklerin bulunması gerekir. İnsanları bir araya getirip aralarında ortak duygusal bağlar kuran vasıtalardan birisi de dildir. Dilin insanlar arasında iletişimi sağlaması onun çok küçük bir yönünü ifade etmektedir. Dil asla mekanik değil duygusal bir iletişim aracıdır. Dilin asıl işlevi insanlar arasında doğal duygusal ve ruhsal bağlar kurmasıdır.
Böylelikle diller insan topluluklarını birbirlerine yaklaştırarak "millet" adı verilen sosyal kurumun oluşmasına zemin hazırlarlar. Bu yönüyle dil milleti oluşturan bireyler arasında tam bir birleştirici unsur görevini üstlenir. Onları duygu düşünce hayal ve en önemlisi dış dünyayı algılama açısından birbirine yaklaştırır. Dil sayesinde ortak duygu düşünce ve ideallere sahip olan bireyler arasında aynı zamanda ortak bir şuur da oluşur. Bu şuur ferdî şuurun çok ötesinde millî bir şuurdur. Millî şuur ise bir milleti ayakta tutan geçmişini hatırlatan değerlerini bugüne taşıyan bugününü en güzel şekilde yaşatan ve bütün bunları kapsayacak şekilde geleceğe yön veren hareketlerin bütünüdür.
Türkçe Türk milletinin dilidir.
Dilin bireye ikinci katkısı ise onu dünya üzerinde tek başına yaşayan bir varlık olmaktan kurtarıp kendisiyle birçok açıdan benzeşen insanlarla bir arada yaşatma imkânı sağlamasıdır. Millî zevk millî hareket tarzı millî bakış açısı ancak ve ancak dilin bu birleştirici kaynaştırıcı etkisiyle elde edilebilir. Dilini bilmediğimiz insanlarla herhangi bir yöntemle anlaşmamız mümkündür. Bu anlaşma çoğu zaman mekanik bir iletişimden öteye gidemeyecektir. Çünkü diller asıl işlevini bireyler arasında duygusal bağlar duygusal iletişimler kurarak ortaya koymaktadır.
Günümüzde dillerin işlevi eskisinden daha belirgin bir durumdadır. Diller yukarıdan beri sıraladığımız gibi şahsî ve millî açılardan her geçen gün daha büyük önem arz etmektedir. Şimdilerde bir insanın hangi millete mensup olduğu noktasında konuştuğu ana dili belirleyici unsurların başında gelmektedir. Eskiden bir insanın hangi milletten olduğunu anlamak için öncelikle dış görünüşüne kılık kıyafetine bakılırdı. Hızla küreselleşen ve kaynaşan dünyada artık bu ölçüler yeterli olmamaktadır. Herhangi bir millete mensup olma konusunda konuşulan ana dili belirleyici olabilmektedir. Konuya kendi penceremizden bakacak olursak Türk milletine mensup olmanın gereklerinden birisi de hiç şüphesiz Türkçe konuşmaktır. Türkçe konuşan insanlar Türk milletinin fertleridir. Türkçe ise Türk milletinin dilidir.
Dilde Özleştirme
1930'lu yılların başında dilimizdeki yabancı kelimelere Türkçe karşılıklar bulma konusunda yoğun çalışmalar yapıldığı bilinmektedir. O yıllarda dilimize çok sayıda yeni kavram ve kelime kazandırılmış dildeki bu olağan dışı yabancılaşmanın önüne geçilmeye çalışılmıştır. Ne var ki özellikle Atatürk'ün ölümünden sonra bu aşırı Türkçeleştirme hareketi çığırından çıkmış ve amacından sapmıştır. Türkçe kelimelere dahi yeni karşılıklar bulma gibi garip durumlara düşülmüştür. Başlangıçta iyi niyetli ve yararlı bir girişim olarak ortaya çıkan bu hareket zaman içinde asıl çizgisinin dışına çıkartılarak yabancı dil denildiğinde yalnızca Arapça ve Farsçanın kastedildiği bir noktaya çekilmiştir. Bu olumsuz durumu zamanında gören Atatürk ve o dönemin aydınları önlem alma yoluna gitmişlerdir.
Aşırı özleştirme hareketi çok sayıda bilimsel yanlışlığı da beraberinde getirmiştir. Her şeyden önce bu hareketin dayandığı bir felsefe yoktur. Amacı ve kapsamı açık değildir. Dil gibi ciddî ve ilmî bir konu bilim alanından çıkartılarak siyasete ve başka emellere alet edilmiştir. Bilim adamlarından çok açıkgöz fırsatçılar ortalığı doldurmuştur. Bu konudaki en büyük hatalardan birisi de kelimelerin arka plânı düşünülmeden hareket edilmesidir. Kelimeler âdeta birer tuğla gibi düşünülmüş ve eskisini alıp yenisini koymakla her şeyin hallolacağı vehmedilmiştir. Hâlbuki her bir kelimenin arka plânı etki alanı ve kavram genişliği vardır. Bir kelimenin izdüşümü kendisiyle sınırlı değildir. Bir kelimeyi değiştirmek demek aynı zamanda o kavramla ilgili çok sayıda kullanımı bir anda yok saymak demektir. Özleştirmeciler bu gerçeği gözden kaçırmışlardır.
Aşırı özleştirmecilerin gözden kaçırdıkları gerçeklerden birisi de bu konuda halkın kabulünü ve kelimelerin yeni hayata uyum sağlama sürelerini hiçe saymalarıdır. Bu konuda tam anlamıyla "Ben yaptım oldu" anlayışı esas alınmıştır. Kelime ve kavramların tarihî derinliği bağlantıları Türkiye ile Türkçe konuşan diğer soydaşlarımızın irtibatları hiçbir şekilde dikkate alınmamıştır. Sözde Türkçeleştirme akımı gereğinden çok hızlı ve zorlamalarla sürdürülmüştür. Bu ise başarısızlığı beraberinde getirmiştir.
Türkçeye zarar vermeye başlayan bu hareket 1980'li yılların başında durdurulmuştur. Aşırı özleştirme hareketinin başarısızlığı gözler önüne serilmiştir. Kanaatimizce dil tartışmaları bir taraftan dilimize katkılar sağlarken diğer yandan da dilimize ve dilcilere karşı bir güven bunalımı oluşturmuştur. Bu açıdan bakıldığında artık günümüzde eski-yeni kelime konusu büyük oranda kapanmıştır. Türkçe konuşan insanlar kelimelerden ziyade anlam ve düşünce üzerinde yoğunlaşmaya başlamıştır. Dilimize zarar veren bu kötü gidiş bir şekilde durdurulduktan sonra dilimiz tekrar eski itibarını elde etme yoluna girecektir.
Türkçede yabancılaşma
21. yüzyıla girmek üzereyken yabancı bir dil bilmenin gereği ve önemi her geçen gün daha da iyi anlaşılmaktadır. Öğrenilen her yabancı dilin yeni ufuklar açtığı genel kültür ve kişiliğimize katkıda bulunduğu bir gerçektir. "İletişim"in her türlü yeniliğin önüne geçtiği bir çağda hiç kimse yabancı dilleri öğrenmenin yararını ve gereğini inkâr edemez. Üstelik Türkiye gibi kıtalar arası bağlantıları sağlayan bir ülke için bu durum çok daha önemlidir.
Ülkelerin kalkınmasında ve gelişmesinde bilimsel araştırmaların ve milletler arası ilişkilerin yeri çok büyüktür. Bu tür ilişkilerin kurulmasında yabancı dilleryardımcı bir araçtır. Ülkemizde son elli yıllık süreçte yabancı diller araç olmaktan çıkmış / çıkarılmış amaç konumuna getirilmiştir. Yabancı dil(ler)'in işlevi saptırılmıştır.
1950'lerden itibaren dilimize İngilizce kelimeler ve kalıp ifadeler girmeye başlamıştır. Bu tek taraflı etkileme günümüze kadar artarak sürmüştür. Bugün ise İngilizce kelimeler dilimiz üzerine âdeta bir sağanak gibi yağmaktadır. Gelinen nokta epeyce vahimdir. Artık önlem alma zamanı gelmiş ve geçmektedir. Bu durumu somut olarak ortaya koyabilmek için uzun uzun örneklere gerek yoktur. Sokak ve caddelerdeki iş yeri adlarına bir göz atmak televizyon kanallarının adlarına bakmak kendisini aydın ve sanatçı varsayan yabancı hayranı tiplerin her akşam televizyonlardaki konuşmalarını dinlemek yeterlidir.
Dilde yabancılaşmanın sebeplerine indiğimizde karşımıza çok farklı sonuçlar çıkmaktadır. Her şeyden önce etkilendiğimiz yabancı dilleri yaşadığımız coğrafya devletler arası ilişkiler din ve medeniyet bağları ticaret tarihî şartlar belirlemektedir. Bunlara başka sebepler de eklemek mümkündür.
Kanaatimizce ülkemizde son yıllarda yoğun bir biçimde yaşanan dilde yabancılaşma konusunda yukarıda saydığımız doğal sebeplerden ziyade aydınlarımızın tavrı belirleyici olmuştur. Kimi aydınlar bilgili ve kültürlü olduklarını gösterebilmek için düşüncelerini eksik anlatma pahasına dillerine kıymışlardır. Olur olmaz yerde uysa da uymasa da yabancı kelimelerle konuşmak aydınca caka satmanın en kolay yolu hâline gelmiştir.
Yabancılara karşı olan bu ilgimiz güçlü olduğumuz dönemlerde bize pek fazla zararlı olmamıştır. Ne zaman ki zayıf duruma düşmüşüz işte o zaman sıkıntılar baş göstermiştir. Bütün Türk tarihi boyunca topyekün zayıf düştüğümüz en önemli dönem 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarıdır. Söz konusu dönemlerde bütün düşmanlarımız işbirliği yaparak üzerimize gelmişlerdir. Bu saldırı bir yandan topla tüfekle olurken diğer yandan da kültürel bombardımana tabî tutulmuşuzdur.
Bu toplu saldırının gerçek adı bizi özümüzden koparma operasyonudur. Tanzimattan beri süregelen dönemde kendi değerlerimizi yıpratma yönünde çok büyük gayretler gösterilmiştir. Atatürk'ün gençliğe hitabesinde açıkça belirttiği gibi iç ve dış düşmanlarımız el ele vererek özümüzü kurutma işine kalkışmışlardır. Bunun sonucu olarak da özellikle şehirlerde ve aydınlar arasında kendinden uzaklaşma her alanda yabancılaşma ortaya çıkmıştır. Kendisine yabancılaşan belli kesimlerin dilleri de doğal olarak yabancılaşma ve yozlaşma hastalığına yakalanmıştır.
Daha dil alanına gelmeden hayat tarzımızdaki bu yabancılaşma ülkemizde çok değişik yöntem ve yollarla uygulanmaktadır. Bunların başında gelişmiş ülkelerin klâsik sömürgeci metotları gelmektedir. Yabancı dille eğitim bu klâsik yöntemin en güçlü silahıdır. Bunun üzerinde çok fazla durmaya gerek yoktur. Ülkemizin manzarası bu durumun en güzel örneğidir.
Türkiye Türkçesindeki Batı kökenli kelimelerin sayısı inanılmaz derecede yüksektir. Bu açıdan kelime örneklerinden ziyade daha tehlikeli olan kelime gruplarının boyutlarını anlamak bakımından son zamanlarda moda olan bazı kullanımları göstermemiz yerinde olacaktır. Türk dilinin genel yapısındaki tamlayan -tamlanan dizilişini alt üst eden ve Batı dillerinin kalıplarına uyan kalıpları ve cümleleri şöyle örneklendirebiliriz:
Salon Uğur Stüdyo Pazar dokunmatik sistem Cafe Ankara Ali's Bar Ahmet's leder Belma Coiffeur Otel The Marmara...
Bu tür örneklerle ilgili olarak daha önce Ankara'daki iş yeri isimleri üzerine yaptığımız araştırma sonuçlarına bakılabilir.[1]
Yine Batı dillerinden Türkiye Türkçesine giren bazı hazır söz kalıplarıyla bazı cümle şekillerini de bu örnekler arasında değerlendirebiliriz:
" -Kendine iyi bak!"
" -Korkarım hayır!"
" -Üzgünüm."
"-Kaç gibi gelirsin?"
" -Çay almaz mıydınız?"
"Umarız programımızı beğenmişsinizdir."
"Umarım bütün bu anlatılanlar doğru değildir."...
Öte yandan Türk dilinin genel yapısı içinde etken çatılı yüklemlerden oluşan cümleler Batı dillerinin etkisiyle çok defa edilgen yapıda kurulmakta ve"tarafından" kelimesiyle ifade edilmektedir:
"Düzenlenen törenle hayırsever bir vatandaş tarafından yaptırılan okulun temeli Millî Eğitim Bakanı tarafından atıldı."
"Önümüzdeki günlerde ÖYS sınav sonuçları ÖSYM Başkanlığı tarafındanaçıklanacak.
Ayrıca yine Batı dillerinin etkisiyle özellikle son yıllarda "almak yapmak"gibi fiillerin çok defa gereksiz olarak yardımcı fiil şeklinde kullanıldıklarına da şahit olmaktayız:
"banyo almak" (yıkanmak)
"taksi almak" (taksi çağırmak)
"bekleme yapmak" (beklemek)
"film yapmak" (film çevirmek) gibi.
Türkçenin bugünkü durumu
Türkçenin bugünkü durumunu bütün açıklığıyla ortaya koyabilmek için biraz gerilere dönmekte fayda görmekteyiz. Türkiye Türkçesinin oluşumu Tanzimat dönemine kadar uzanmaktadır. Tanzimat döneminde dildeki mevcut Arapça ve Farsça unsurlara ek olarak bir de Batı dillerinin özellikle Fransızcanın etkileri sezilmeye başlanır. Tanzimat döneminde kısmî olarak yaşanan sade Türkçe akımından sonra Servet-i fünûn ve Fecr-i âti dönemlerinde dil çok daha yoğun bir şekilde yabancı dillerin etkisinde kalır.
Türkçenin geçirdiği bu ağır ve bunalımlı dönemlerden sonra nihayet 1911'den itibaren Ömer Seyfeddin ve Ziya Gökalp'in ilkeleriyle Türkiye Türkçesinin temelleri atılmış olur. Millî Edebiyat ve onu takip eden Cumhuriyet döneminde Türkiye Türkçesinin oldukça güzel bir şekilde kullanıldığını görüyoruz.
Bugün için kamu oyu nazarında dilimiz ne durumdadır? Diğer bir söyleyişle dilimiz açısından yaşanan gerçekler nelerdir? Her şeyden önce belirtmemiz ve kabul etmemiz gerekir ki dil konusu ülkenin gündeminde halkımızın ve pek çok aydınımızın düşünce dünyasında yoktur. Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi ülkenin gündemi çoğunlukla yapaydır ve halktan ülke gerçeklerinden kopuktur. Kısacası dilimiz pek çok insanımız için yalnızca gündelik anlaşma aracıdır.
Kimi aydınlarımıza göre zaten Türkçeyle bilim yapılamaz. Bu aydınlarımızın bir kısmı çözümü modern Batı dillerinin öğrenilmesinde görmektedir. Bunlar açıkça söylemeseler de Türkçenin ancak bakkaldan alış veriş yaparken kullanılabileceği gibi bir kanaat içindedirler. Türkçeyle bilim yapılamayacağını savunan ve sayıları pek fazla olmayan diğer bir kitle ise dilimizin kurtuluşunu Osmanlı Türkçesindeki zenginliği yeniden yakalamakla eşdeğer görmektedirler.


elif isimli Üye şimdilik offline konumundadır  

Alt 04-02-2014, 10:21   #2 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

güzelmiş


 





Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Türk dilini korumak için neler yapmalıyız

Türk dilini korumak için neler yapmalıyız konusu, LakLak Bölümü / Soru Cevap forumunda tartışılıyor.


Konu etiketleri: türk dilini korumak için neler yapmalıyız, türk dilinin korunması için neler yapmalıyız, türkçeyi korumak için neler yapmalıyız, türkçemizi korumak için neler yapmalıyız, dilimizi korumak için neler yapmalıyız, türk dilini korumak için ne yapmalıyız, türk dilini korumanın önemi, dilin korunması için neler yapılabilir, türk dilini korumak için neler yapmaliyiz, türkçeyi yabancı kelimelerden arındırmak için neler yapmalıyız, türk dilimizi korumak için neler yapmalıyız, dilimizin korunması için neler yapmalıyız, türkçemizi yabancı kelimelerden arındırmak için neler yapmalıyız, türkçeyi yabancı dillerden korumak için neler yapmalıyız, turk dilinin korunmasi icin neler yapilabilir,

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Deri Sağlığını Korumak için Neler Yapmalıyız elif Soru Cevap 1 22-11-2016 07:32
İngilizce Çevreyi Korumak İçin Neler Yapmalıyız? Я Soru Cevap 2 07-11-2013 10:21
Ormanları Korumak İçin Neler Yapmalıyız ? elif Soru Cevap 0 17-03-2013 04:21
Kalp Sağlığını Korumak İçin Neler Yapmalıyız? elif Kalp Sağlığı 0 27-04-2011 02:39
Pankreası korumak için ne yemeliyiz neler yapmalıyız daywest Kanser 0 20-12-2010 12:43

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 01:29 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats