bakimliyiz
Konu etiketleri: eleştiri metinleri, hikaye eleştirisi örneği, konusu kitap olan bir hikaye yazınız, edebiyat konulu eleştiriler, hikaye metinleri, eleştiri örnekleri, edebiyat konusunda yazılmış eleştiri, eleştiri metni, hikaye eleştirisi, hikaye eleştirileri, konusu kitap olan bir hikaye, edebiyat ile ilgili eleştiriler, hikaye hakkında yazılmış eleştiriler, hikaye metni, edebiyat konusunda yazılmış eleştiri yazıları,
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > Bakimliyiz.com Özel > LakLak Bölümü > Soru Cevap

Kadın Portalı Kayıt Ol Reklam Verin İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 16-10-2011, 06:41   #1 (permalink)
Kayıtsız Üye
Avatar Yok
 
Standart Türk Edebiyatında herhangi bir hikaye hakkında yazılmış eleştiri metinleri nelerdir ?

Türk Edebiyatındaki herhangi bir hikaye hakkında yazılmış eleştiri metinleri nelerdir ?

 

Alt 16-10-2011, 07:01   #2 (permalink)
Я
 
Я - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

Bir metnin yapısında temel unsurlar bulunur. Öykü söylem olay örgüsü zaman v.s. Fakat kadrajı biraz geriden tutarak görüntünün içine unsurların oluşum temelini de katarak metni kendi başına bırakmayacak sahiplenici bir düzlem üzerinden hareket edebiliriz.

Bir yazar için 'iyi bir öykü' nün varlığı yazmak için yeter sebeptir. Bu anlayış aslında kadim anlatı geleneğinde de böyledir. Anlatmaya değer bir şeyiniz varsa onu yakalamışsanız anlatırsınız yoksa kenara çekilir anlatılacakları dinlersiniz. Dönemsel farkla anlatma yazıyla aktarılır olmuştur. İyi bir hikayeniz yoksa kimse (okuyucu) sizi dinlemez(okumaz) onu mecliste/ortamda (kitapta) tutamaz hikayenizin geçerken uğrayan yolcu hafifliğindeki kısa serüvenine engel olmazsınız.

İyi hikayeyi 'yakalamış' yazar için modern anlatı kurallarının çok da önemi yoktur. Çünkü gerçek bir anlatı vardır hayattandır samimi ve sıcaktır. Bu tarzı benimseyen yazar kurgu söylem metinsel strateji gibi modern anlatının gerekli kıldığı yollara hiç uğramadan hikaye 'anlatılan' olduğundan kurgunun akışkan damarlarında dolaşmak gereksizdir. Onun zorluğu anlatılması gereken şeyin bir sancılı doğum tanımıyla hayata gözlerini açmasında yatar. Doğum gerçekleşmeli hayat kendisinden olanı sözcükler yardımıyla yine kendisine hediye etmelidir. Elindeki hikaye ne olursa olsun dilin büyülü dünyasına sözcüklerin hakimiyet alanına aktarıldığı an 'bir varmış bir yokmuş' tan sıyrılmak dilden kaleme oradan da kağıda akmak zorundadır. (mesela süzülme başlar başlamaz hatta başlamadan önce bir 'kip' duvarı ile karşı karşıya gelinir.Evet bir hikaye vardır hayattan acıklı/sevinçli samimi inandırıcı ve etkili. 'muş'tur o öykü. Ama yazarın önünde tüm zaman kipleri arz-ı endam ederek beni seç beni seç diye titrek rakslarla kalemi etkilemeye yeminlidirler. Buna on dakika arayla gelen sancılar denmese de doğum habercisinin önde gidenidir denebilir. Bu tür örnekleri çoğaltırsak paragrafı kapamayı unutacağız!)

Öyküsü olan yazar için kip örneği önemsizdir. Çünkü yaşanmış olana kip biçilemez! Onun zamanı bellidir ve eylem sonlarına kurgulanmış ellenmiş bir -ek koymak öykünün ruhunu ve asaletini zedeler. Neyse odur öykü. Ellemenin müdahale etmenin kurgu alanına kayıyor olması doğrudur. Fakat bir anlatı ile bir öykü arasındaki fark çizgisinin üzerinde silik bir şekilde yazan sözcük kurgudur. Kurgulanmamış şey bir anlatı iken kurguya 'maruz' kalan öyküleşmiş demektir. Bununla beraber her anlatının kurgudan nasiplendiği de bir gerçektir.

Nihayetinde kurgulansın kurgulanmasın anlatılması 'gerekli' olan hikayelerde sayfalara aktarılan anlatılar okuyucuyu hemen kuşatıverir. Bir savaş dramı aşk kırıklığı hayal içinde hayal trajik aile sarsıntıları egemen odakların gölgesindeki gölge hayatlar itilmiş ve sindirilmiş kadınlar çocuk hayalleri ölümün sindiği tükenmiş ortamlar umutlarını sırtlanmış yeni yaşamlar v.s. okuyucunun kendisini ve çevresini bütünleştirebildiği temalardır. Bu metinler (anlatılar) okuru hemen kuşatıverir. Bir oturuşta okunur öykü ve geriye hayatın bir teline dokunup geçmiş bir metin kalır. Taki bir başka okur ona göz değdirdiğinde yüreğinini de değeceği ümidi ile saklı kalır sayfa aralarında. Okuyucuya ulaşılmıştır asıl olarak.

Yazar niçin yazar?

Hiç de karmaşık olmayan bu durumdan yazar bir sorunsal yaratır. Aslında bir anlatının gerçek dünyada karşılığının olup olmaması kurmaca metnin bile isteye ürettiği ve cevaplarını ararken başka uçlara kaydığı bir sorunsaldır.
Yazarın 'sancı' kavramının bütün acı ızdırap hissediş hüzün varoluşa katkı sözcüklerinin tamamını yüklenerek 'gerçek'leştirdiği bir metin için karşısında bulmak istediği okur böyle bir okur mudur? Öykülerin hayatın içindeki izlerini/karşılıklarını 'buluvermiş' kederlenip hüzünlenmiş göze batan birkaç sıfatlı kimlik ya da nesneyi kitapta çizivermiş bir okur. Ya da yazar bu okur için mi yazar?

Biz bazı temel başlıklarla yola çıksak da yazarın okur ile buluşmasından önce metin ile düellosuna şahit oluyoruz.
Meydanda; hazır bekleyen bir yazar(yazacak şeyi olan) bir metin ve bir (den çok) okur vardır. Üçünün de birbiri ile olan ilişkisi varlık nedeni kadar elzemdir. Bir yazar niçin yazar bir metin neden vardır ve bir okur neden okur? Belki de edebiyatın varoluş damarlarındaki akışkan sıvının adıdır bu soruların cevapları.

Yazarın yazma ihityacını okurun okuma ihityacıyla harmanlayan Eco şunu söyler: 'Romanlar okuyarak gerçek dünyayla iilgili birşeyler söylemeye çalıştığımız an bizi kuşatan kaygıdan kurtulmuş oluruz Anlatının tedavi edici işlevi ve insanın insanlık tarihinin başlangıcından bu yana öyküler anlatmalarının nedeni budur.' Sağaltma ihtiyacı bir yaranın varlığına işarettir. Bir yaranın varlığı ise yaşamın 'yaşanılır' kılınan yükü ile paralel ilerler. Yük ağırdır yaşam yazılmıştır alna ve yaralanışlar sağaltılmak içindir. Tüm bu heyyulanın tek bir göstergesi vardır sanki. Yazılmış kaderleri yaşamak.

Yazarın 'burnunu soktuğu' nokta yazılmış kaderin yaşam şekillerine biçim verirken onu yeniden yazmak. Rahat batan bir psikolojidir bu. Diken üstünde bir türlü durulmayan iç didişmelerini metinlerle harmanlayıp savuran ve hiç durmamacasına çırpınan yatış-tırılamayan bir ruh.
Yazar için zor olan ikinci kısımdır.
Yaşanmışı yaşanılır olanı ya da yaşam yazılmışı yeniden 'yazmak' demek yeniden yaralanmak kanatmak unutulmaz kılmak demek. Sonrası ise yalnızca kalemin ve kağıdın işi: sözcüklerle sağaltmak.
Bu süreçte hemen her yazar okuru es geçer. Dinlenilecek ya da okunacak bir öyküsü yoktur henüz. Yazılacaktır önce öykü. Okuyucu ile bir duvar vardır arada ve yazı iki kapak arasına sıkışmayana dek okuyucu varlık göstermez. Ebesiz bir doğum. Tek başına acılar kıvranma ve ıkınmalar...sağaltmak için. Yazmak üste vazif olmayana burun sokulduğu için yarayı sağaltmakla cezalandırılmak sanki. Yazar için ağır bir yük.
Bu yönüyle baktığımızda bile isteye bir acı yuvalanması içine düşer yazar. Bunu görürüz. Neden yazıyorum? sorusu neyi yazıyorum? a atıf yaptığında bir varoluş ikonu gibi dikilir masaya. Her yazışta yeniden sorulur. Cevabı bir ömür boyu tatmin etmez yazarı. Her cevap sanki bir kendini kandırma oyalama ya da oyalanma içerir. Yazar rahatsızdır. Didişmeler ve tatminsizlik yeni yaralanmaları getirir ardından. Ve yeni yazışlar başlar sağaltılacaklar için. Metin ile düello ne kazanılır ne kaybedilir. Kaçınılmaz olan karşılaşmanın kendisidir.

Arena buradan bakıldığında toz duman içindedir. Yazar ve metin üçüncü bir kişiyi meydana davet etmeden önce bütün bütün hesaplaşamasalar da yazar el çabukluğuyla ortamı -sütliman olmasa da- sükunete kavuşturmuştur. Didişme uzarsa yazar bilirki bu meydandan çıkmayacak. Bir başka bekleyenin olduğunu bilen ama aklına getirmemeye yeminli tek kişi yazardır.

Okuma ihtiyacı ya da bir okur neden okur?
Bekleyen okurdur. Beklediği şeye göre sınıflandırılır. Yazarın 'bu defa' ne yazdığını merak eden okur ortak paydadır.
Yazarın 'bu defa' ne yazdığının hangi sebepten merak edilmesi ise ayrışmayı gerektirir.
Dikte bekleyen yorum bekleyen emir bekleyen okur tipi edebiyat söz konusu olduğunda geçerli olmayacağından bu beklentileri ilahiyat alanına teslim edip okurun edebi alanda neyi beklediğine bakalım.
İlk edebiyatın yazarın başarısıyla çıtasını yükselttiği entelektüel havayı soluma alana pasif de olsa dahil olma 'kim neyi nasıl yazmış'tan ziyade yazılanlara (yayımlananlara) duygusal bir bağ ile ulaşıp tatmin duygusunu yatıştırma amaçlı olarak okur yayımlanan bir metni bekler. En yalın ve en çoğul bekleme niyeti budur. PR bunu farkettiğinden bu yana kitap tanıtımlarına ekseri şu cümleyi ekler: 'satış rekoru kıran...(demekki çok okunuyor herkes haberdar'..) 'kendinizi bulacaksınız...' (kendimle bütüleştireceğim bir hikaye..yalnız değilim..)

Kötü okur tipi de diyebileceğimiz bu profil için Mehmet H. Doğan Yazının Bir Çağı kitabında kötü okuyucunun niteliklerini sıralarken çok daha acımasızdır. ' Sanal konularda bilgisiz cahil olduğunu kolay kolay değiştiremediği temeli kendi basit dünyasına dayalı yargıları olan ben-merkezci bir öykü ya da romanda yalnızca günceli ya da kendini aradığı yapıtı tarih içinde değişen ve daha da değişecek olan kapsamı içinde düşünmediği onu günlük yaşam içinde çeşitli doyum araçlarından biri olarak kullandığı televizyon sinema filmleri...bu tür gündelik gereksinimlerin doyurulması için önüne atılan bir yem olduğu...'
Eco'nun tanımı ise daha alaycı indirgemeci ve dışlayıcıdır. 'Oyun çocuk için neyse anlatı da okur için odur' der. Bizim dışımızda gerçekleşen ya da gerçekleşecek olan dünyayı anlamlandırmak için ona dahil olma eğilimi. Bu eğilimi en iyi karşılayan alan ise edebiyat anlatı-sı.

Bir yazarın yazarken anlattıklarının varlık nedenini ya da yazma eylemini didiklemesine sorgulmasına neden olan bir dış etkidir okur beklentisi. Orhan Pamuk için kitapları çok satan ama az okunan yazar kanısı yaygındır. Bu kanı Pamuk'un kitaplarını 'edinen'lerin onun gerçek okuyucuları olmadığı sonucuna götürür.Geniş kitleye karşılık gerçek okuyucunun az olması beklenir.

Burada okurun varlığının yazarın bekletisiyle ilişkili olduğunu vurgularken yazarın beklentisinin okurun varlığını etkilediğini de savlamış oluyoruz. Devinimi olan bir döngü. Birinin diğeri ile olan ilişki düzeyi bir etkileşim oluşturur. Bu da herşeyi yeniden yorumlamamıza kapı aralar.
Bu çerçevede değerlendirildiğinde popüler yazarın çok satan kitapları yazar kaynaklı bir etileşimden hareketle okura sirayet etmekte ve yazar domino taşına dokunarak bütün bir tabloyu etkilemektedir diyebiliriz.
Öykü anlatı kitaplarında ise okuru saran öykülerin bulunması okuyucu profiliyle beraber sayıyı da etkiler. Tembel (pasif) okuyucu için düz stratejisi olmayan etkileyici yaşanmış ya da yaşanma ihtimali kuvvetli öyküler yazarı kim olursa olsun önemlidir. İndirim/çok satan etiketli kitaplara gidip onu satın alma kapasitesi olan okur tipidir bu. Herhangi bir seçicilik ya da limit değer gözetilmez.
Yazar gibi okur
Yazar metin ile düellodayken o metni bekleyen bir okur tipi daha vardır. Metni yoran didişen soran didikleyen bir tip. Edebiyat alanında anlatının serüvenine okuyucu olarak katılmak ister. Pasif olmadığını oturduğu yerde sayfa sayılarını büyüterek ilerleyen 'niteliksiz okuyucu' olmadığını bilir. Yazar ve metin ne olursa olsun okurun tavrı değişmez. Yani yazar bir metin ile okuyucu karşısına çıktığında birinci tip pasif olur kendi yaşam deneyimlerinin duygusallığında öykülerden hareketle kendine bir varlık alanı oluşturur anlatı ile bütünleşir. İkinci tip sorgulayan okur ise metin ile bütünleşme yerine metnin alt katmanlarından hareket ederek içerik ve şekil bakımından çağrışımların zenginliğini keşfetmeye çalışır. En az yazar kadar dert edinir bunu. Gidiş yollarında anlamın aldığı şekli renk ve tonu meşgul eder onu. Yazarın vermek istediğini keşfetmek ister. Metin merkezli bu anlayış her okumada yeni şeylerin ortaya çıkmasını her okumada başka basamaklara ulaşmayı hedefler. Bu okuma şekli yazarın kitabın son noktasını koyarken onu (metni) artık pasif hale getirdiği/nihayetlendirdiği tezini de çürütür. Metin yalnızca yazarın kaleminden düşmüş/sıyrılmıştır. Ama şimdi artık okura emanet bir metin vardır. Metnin okurdan işbirliği isteyen 'tembel' bir araç olması/haline gelmesi böyle bir okur tipi için geçerlidir. Bu aynı zamanda metnin sürekli hareketli olduğuna da işaret eder.
(böyle bir okur tipi teoloji alanının aranılan okurudur. Anlasınlar anlamlandırsınlar ve yaşasınlar için okumalıdır.)

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Edebiyat yazar metin okur etkileşiminin dengeli sürmesi gereken söylemin kuvvetli olduğu bir alandır. Metin ile işbirliği içine giren sorgulayan okur tipi bir yazarın kitabını atfettiği ve aradığı bir okur tipi ise eğer buna en başta yazar ve onun ürettiği metnin katkısı olmalıdır.

PARÇASI BENDEN - BİRKAÇ NOT

Öykü analizlerinin hangi unsurları temel edinerek yapıldığı okurun eleştirmenin adı her ne ise 'anlamlandırmaya çalışan'nın temel aldığı unsurlar üzerinden ilerler.
Biz bir değişiklik yapıp yukarıdaki metnin vurguladığı pencerelerden söz konusu öykü kitabına (parçası Benden-Sibel Eraslan Degâh) birkaç değinide bulunacağız.

Anlatı analizlerinde bu güne dek ya kitap tanıtımı diyebileceğimiz metinlerle ya da durum tesbiti yapan kitaptan alınan uzun alıntıların vurgulandığı anlatı kişileri kurgu dil zaman gibi 'temel' unsur saydığımız noktaların ortaya konduğu metinlerle analizlerin yapıldığını görüyoruz. Biz temel unsur sayılan noktaların ardında gizli duran 'ana' unsurun her zaman görmezden gelindiği kanısındayız. (görmezden gelinme başlıbaşına bir yazı konusu .) Belki de yukarıdaki metin söz konusu olan kitaba birkaç not iliştirmek amacı güdülerek sebep kılınarak yazılmıştır. O unsur okuyucudur.

Yazarın ne zaman ne yazarsa yazsın sonunda gelip durduğu yerdir okuyucu. Metnin neyi ne biçimde ne yollarla anlatırsa anlatsın gelip dayandığı yer yine okuyucudur. Okuyucunun okuma çıtasının ivmesinin de yazar ve metne bağlı olduğunu teslim ettiğimizde ortaya bir bumerang mantığı çıkıyor.Gittiğin yol sana geri gelir.(Buradaki okur kesinlikle birinci tip okur değildir.)

Bu bağlamda söz konusu metne metnin stratejisi söylemi ve biçemi; yazara öykülerdeki ontlojik duruşu; okura ise metnin keşif yollarındaki karşılaşmalarıyla değineceğiz.

1- Oniki anlatıdan oluşan Parçası Benden öykülerinde; metin stratejisi çok güçlü olan bir dış metni (dipnotu) metin içine bir uzantı olarak alabilmiş Annem Arkadaşları Ve Bob Ross metafizik imge belirtecine girmeden kurguya mistik güç vermiş Ankebut öyküsü sıkı metin kurgularıyla dikkat çekiyor. İki-üç öykü dışında kitabın geneline sıkı kurgular hakim. Yazarın kurgu'larken yaşadığı didişmeleri sorgulayışları (yukarıdaki metinde belirtilmiştir) sözcüklere sinmiş bir titizliği okumak mümkün.

2-Kitaba adını veren öykü her zaman özeldir. Özel oluşunun izlerini takibettiğimizde söz konusu kitaba ad olarak yakışan öykünün çok isabetle seçildiğini söylemek mümkün. Şöyleki; gerçekliğini hafızamızda diri tutan tarih kitaplarında henüz soğumaya yüz tutmamış bir konunun (Balkan dramı) salt acıklı bir anlatı ile değil söylem ve kurgusu ile kendini öne çıkaran en favori öykü Parçası Benden. Okuma parçaları ile bütünün parçalara ayrıldığı fakat stratejik olarak sonunda buluşmak üzere bu yolun takibeldildiği görülür. Parçalarını kahraman-larına yükleyen ve biçemin özgür dünyasında etekleri havalanarak hoplayıp zıplayan bir yaza-n /anlatıcı var. Yazar değil buradaki çünkü diğer birkaç öyküde varlığını iyice belli eden yazar bu öyküde kendini hiç belli etmeden okuyucuyu kurguyla söylemin dansına bırakıyor. Ortada acıklı bir öykü vardır. Onu acıklı kılan söylem değil öykünün kendisidir. Öyleki Balkanlar'da yaşanan dramdan hiç haberdar olmayan bilmeyen bir okuyucu kıvrak biçemiyle kahramana teslim edilen(yazarın ilişmediği) ruh haritalarıyla bölümlerin bütünleştiriciliğiyle bu öyküyü tamamen bir kurgu olarak algılayabilir. Fakat bu algılayışa karşı yazar uyanıktır. Öykü sonundaki dipnot bir uyaran olarak dikiliverir okuyucunun karşısına. Yazar okuyucuya şunu söylemek ister: Okuduğun öykü bir gerçek! Ben onu sadece yeniden kurguladım!

3- Söylem salt öykü ile bütünleşen bir strateji değildir. Dolayısıyla öykü sıradan bile olsa söylem onu güçlü ve içli kılar. Metinlerde söylemin güçsüz kaldığı 'aralık'lar var. Bu aralıkların genellikler 'zaman' anlatımlarına denk geldiğini görmekteyiz. Zaman bozuk saatler içine hapsolmuş gri tonlarda ilerliyor. Bunun böyle olması gerektiğini dayatan söylemdir. Söylemin zamanı metin stratejisinin bir parçası olarak ele alması dil zenginliğinin yoğun olduğu öykülerde bir can simidi olabilir. (Ankebut)

4-Öykülerin pek çoğunda yazarın 'ses'ini duymak mümkün. Parçası Benden hariç neredeyse her öyküde yazar var! Bu durum öykü kahramanı ile metin arasına metin ile okuyucu arasına mesafe koyuyor. Kahraman üzerinden gerçeklik ibresi kurmacaya kaymaya başlıyor. Halbuki bir okur metnin kurmaca olduğunu bilse dahi metin okuması devam ederken bunu bir kenara bırakmış tamamen gerçeklik üzerinden algılarını açmış vaziyettedir. Yazar bir ara ses olarak metne girdiğinde bu tamamen yıkılır. Kahramanların ontolojik statüleri bu ara sesten dolayı tamamen yerle bir olur. Kahramanın metni sürüklediği anlatılar düşünüldüğünde bu ara ses'in aradan çekilmesi iyi kurgulanmış metinler için şart.

Son olarak okuyucuya bir not: Kitap adı söylendiğinde içeriği hatırlanabilecek öykülerin bulunduğu bazen yaşanmış insanlık dramlarının bazen evde kalmışlığın aslında yaşamda kalmışlık olduğunu kabul edilmemişliğin ve topyekün bir reddiyenin kuşattığı psikolojinin bazen de şen şakrak bir çocukluğun anılarından oluşuyor. Yazarının her okuru için 'parçası benden' diyemeyeceği kadar duyarlı titiz ve saklı ruh haliyle okuyucuya emanet ettiği anlatılar parçalarını kendinde keşfetmeyi tutkuyla isteyen okuyucular için zengin içerikler sunuyor.

kaynak: Gönül utku eylül hece 2008

Я isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 16-10-2011, 07:02   #3 (permalink)
Я
 
Я - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

Dilbilgisi eleştirisi örneğinide aşağıdaki pdf'de bulabilirsiniz..

http://turkoloji.cu.edu.tr/DILBILIM/...ilbilimsel.pdf

Я isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 16-10-2011, 07:04   #4 (permalink)
Я
 
Я - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

MEMLEKET HİKAYELERİ KİTABININ ELEŞTİRİSİ

Türk Edebiyatında herhangi bir hikaye hakkında yazılmış eleştiri metinleri nelerdir ?

Kitabın sürükleyiciliği ve akıcı anlatımı yazarın okura vermek istediği mesajı rahatça ulaştırmasına yardımcı olmuştur.
Kitap okuyucuyu adeta bugünden alıp kendi dünyasına çekecek güçle yazılmış bi eser niteliğindedir.
Refik halit yazılarını eleştiri süzgecinden geçirerek okuyucuya başarılı bir şekide ulaşmıştır.

İçerik olarak yazar anadolu insanının geri kalmışlığını gereğinden fazla abartmış olmasına rağmen bir takım gerçeklerinide pürüzsüz bir şekilde betimlemiştir.
Yazar bir anlamda hayatın çok fazla ciddiye alınmaması gerektiğini savunmuş bunuiyi bir şekilde okuyucuya yansıtmıştır.
Aynı zamanda eleştirel bakış açısıyla insanlara bir takım gerçekler hakkında ışık tutan yazar bugünkü insanlara o dönemin
Zihin yapısı hakkında da iyi bir gözlemci profiliyle bilgilendirmiştir.
Hikayedebir takım olaylar insanın kafasında soru işaretleri bırakmıyor değil. memurların bu denliserbest olmasının ne kadar doğru olduğu tartışılır mesela.
Ancak iyi bir eleştiri yapmak o yazarın yaşadığı dönemi ve o dönemde kafasında olan düşüncelerin bilinmesini gerektirir.
Refik halit türk edebiyatına katkısı büyük bir ustadır.
Böyle büyük bir ustaya anlattığı güzel hikayeden dolayı 5 üzerinden 5 puan vermek hakettiğinin ötesinde bir puanlama olmaz.
Fakat yazmanında ötesinde hayatın ve düşüncelerin değişmeye başladığı o dönemde insanlara katkı sağlaması ve bugüne ulaşılmasında büyük bir pay sahibi olması
yazarın ek bir puan daha kazanmasına vesile olmuştur..

kaynak: Tunahan Yıldız - Blogcu

Я isimli Üye şimdilik offline konumundadır  




Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Türk Edebiyatında herhangi bir hikaye hakkında yazılmış eleştiri metinleri nelerdir ?

Türk Edebiyatında herhangi bir hikaye hakkında yazılmış eleştiri metinleri nelerdir ? konusu, LakLak Bölümü / Soru Cevap forumunda tartışılıyor.



Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Türk Dili ve Edebiyatında Edebi Sanatlar Nelerdir? elif Türkçe ve Edebiyat 1 18-12-2011 04:27
Türk Edebiyatında İlkler Nelerdir? elif Türkçe ve Edebiyat 0 04-02-2011 02:05
Tanzimat Edebiyatında Roman,Hikaye,Eleştiri ve Tiyatronun Özellikleri elif Türkçe ve Edebiyat 0 08-12-2010 03:24
Postmodernist Eleştiri Nedir?-Postmodernist Eleştiri Hakkında elif Türkçe ve Edebiyat 0 24-06-2009 11:42
Eleştiri Nedir?-Türkiyede Eleştiri Hakkında elif Türkçe ve Edebiyat 0 24-06-2009 02:12

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:55 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats