bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > Bakimliyiz.com Özel > LakLak Bölümü > Soru Cevap

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 21-10-2011, 04:56   #1 (permalink)
genc_ölü
Avatar Yok
 
Standart Beden ve ruh ilişkisi

selamun aleykum sızden ruhun beden uzerındekı haklarını bedenın ruhun uzerındekı haklarını nefsın hem beden hemde ruhun uerındekı haklarını ayrıntılı bır sekılde ogrenebılırmıyım


 

Alt 25-10-2011, 09:01   #2 (permalink)
Я
 
Я - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

Peygamber Efendimize bir müşrik elindeki kemikleri ufalayarak şu soruyu sorar :
Senin Rabbin mi bu kemikleri diriltecek. Kur’an-ı Kerim cevap verir : “ Kendi yaratılışını unuttu da çürüdüğü halde bu kemikleri kim yaratabilir ? diyerek bize misal vermeye kalkıştı. Deki onu ilk yaratıp meydana getiren diriltecektir. O yaratılışın her özelliğini bilendir. (Yasin 78-79)”.
Ölen çürüyen toprak olan vücud ahirette mahşer günü için yeniden nasıl dirilecektir?
İnsan beden ve ruhtan meydana gelir. Yani “İnsan = Beden+Ruh “ tur. Beden et ve kemikten oluşan ve ölünce toprak olan kompleks bir yapıdır. Ruh ise Allah’tan gelen ilahi bir hediyedir.Bir tohum düşünelim. Satıldığı poşetinde yüzlerce tohumla beraber cansızdır. Büyümeden çoğalmadan durur. Ta ki poşetten alınıp toprağa atılana tek. Toprağa düşer düşmez o cansız ölü olan tohum canlanır. Toprağa kök salar toprağı yararak yeryüzüne çıkar. Büyür serpilir dal-budak salar. Çiçek yaprak meyve verir ve kendi gibi yüzlerce tohum salar toprağa... halbuki bu tohum toprağa düşmeden önce ölü idi. Ölüyü toprak canlandırdı.
Tohum (Cansız) + Toprak =Bitki (Canlı)
Tıpkı onun gibi ölü olan insan cansız iken girdiği o topraktan mahşer günü canlı olarak insan olarak dirilecektir.Tohumu toprakta canlandıran su ve madensel proteinlerdir. İnsan için tek soru ölü bedeni bir araya getirip onu tekrar diriltecek su ve protein görevini görecek olan formülün bilinmemesidir. Ama genel hatlarıyla formül şudur;
Ölü Beden + Toprak = İnsan ( mahşerde )
İnsan nasıl dirilecekten önce insan nasıl yaşar bunu inceleyelim :
Toprakta bol miktarda madensel protein bulunur. Bu proteinler insan vücuduna girince mide içinde çeşitli şekillerde ve oranlarda birleştirilip vücut için gerekli enerji organ doku parçalarını oluşturur. Yani midemiz bir fabrika görevini görür. Elementleri alır işler yeni bir formda gerekli yerlere damar yoluyla gönderir. Yani vücudumuzu canlı ve ayakta tutan var eden proteinler toprak içinde karışık halde bulunurlar. İnsanlar bunları topraktan seçip süzüp alamazlar. Allah-ü Teala bu görevi bitkilere vermiştir. Kainatta her madde gibi bitkilerde insanlara hizmet amacıyla yaratılmıştır. Bitkiler kökleriyle toprağın içindeki proteinleri toplar ve yaşamını devam ettirir.
Hayvanlar bitkileri yerler onların içindeki proteinleri vücutlarına depo ederler ve hayatlarına devam ettirirler.Topraktan toplanan proteinleri kökleriyle alan bitkileri yiyen hayvanlar bu proteinleri vücutlarında depo ederler. Hayvanların et süt yumurtalarını yiyen insanlar bu proteinlerden faydalanır ve bu (Toprak Bitki Hayvanlar) dan geçen proteinleri vücudunda toplayıp yaşamlarını böylece devam ettirirler. İnsan ölünce de vücudumuzun topladığımız proteinler toprağa karışır.
Beden ve ruh ilişkisi
Kısaca biz insanlar toprak sayesinde yaşamaktayız. İlk insan Hz. Adem’de topraktan yaratılmıştır. İlk önce toprak (çamur ) idik � insan olduk ‚ Ölünce yine aslımıza dönüp toprak oluyoruz . Nasıl ki buz sudan oluşmuştur; eriyince yine aslına döner su olur. İnsanda eriyince ölünce çürür ve aslına döner toprak olur. Ahirette işte ilk kez topraktan nasıl insan yaratılmışsa ikinci kez de yine topraktan yaratılacaktır „ . Bedeni canlı iken yaşatan toprak mahşer günü yine hayat bulup dirileceğimiz kaynak olacaktır.
Beden ve ruh ilişkisi
Tıpkı buz-su buhar gibi. Katı sıvı gaz üç ayrı şekil (form) ama üçüde aynı madde.
Beden ve ruh ilişkisi


İnsan toprağın şekil değiştirmiş bir halidir ( suyun buz olması gibi ). Doğal olarak ölünce asıl hammaddesi olan toprağa (buz ise suya ) dönüşür. Yani insan yürüyen konuşan bir topraktır. Sadece şekil değiştirmiştir.İnsan yaşarken hayatını devam ettireceği maddeleri bitkiler vasıtasıyla topraktan toplar. Kıyamet günü tüm canlılar gibi bitkilerde ölecektir. İşte insanı canlı iken topraktan bitki vasıtasıyla yaşatan Allah-ü Teala kıyamet günü bitki vasıtasını kullanmadan (çünkü ölüdürler) direk vasıtasız topraktan insanı diriltecektir. Nasıl ? ilk nasıl diriltmişse yine aynen öyle. O her şeye kadirdir. İnsan (beden) toprakla o kadar iç içedir ki (ondan yaratıldı ondaki proteinlerle yaşar ölünce toprak olup ahirette yeniden topraktan dirilecektir...). Nasıl ki tebeşir kullanıldıkça biter toz olur tozlar belli şartlarda birleştirilirse yine bir tebeşir oluyorsa tıpkı bunun gibi insan ölünce kimyasal bir değişime uğrar toprak olur. Toprak aynı değişimi tersine işletirse bir bedeni meydana getirebilir.
İnsan ölünce toprak olur diyoruz peki ölüm nedir ? ölüm bir son bir toprakta dağılıp her şeyin bitmesi midir ?
Hayır aslında ölüm diye bir şey asla yoktur. Ruhlar aleminden yola çıkan bir ruh için artık ölüm bitiş yok oluş asla yoktur. Bir insan toplam altı dünyada yaşar. Ruhlar alemi: Allah-ü Teala beden elbisesine sarıp dirilteceği tüm bedenlerin ruhlarını cennet-cehennem insan yok iken bir mekanda toplanmış ve onlara şu soruyu sormuştur. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim”. Tüm ruhlar “bilakis sen bizim rabbimizsin “diye cevap vermişlerdir. Anne karnı: Her insan ruhlar aleminden sonra sırası geldikçe dünyaya gelebilmek için anne karnında belli bir süre (9 ay) civarı yaşar. O mekan kısa sürede olsa küçük bir dünya demektir o bebek için. Ruhlar aleminde ölüp anne karnında dirildiği gibi doğum esnasında da ölüp (mekan değiştirip) yeni bir dünyaya gözlerini açar bebek. (Önemli nokta şudur : Ruh ölmemekte sadece mekan değiştirmektedir).
Dünya hayatı ve rüyalar alemi: Her ikisi de iki ayrı mekandır iki ayrı dünyadır. Bu iki alem dünya bir arada yaşanır. Dünyada insanın belli bir ömrü vardır.
Ölüm dediğimiz olay vuku bulur ve insan (ruhu) kabir alemindeki mekanında dirilir. Burası ameline göre cennet bahçesi veya cehennem çukuru olur. Kabir cehennem çukuru nasıl olur kabir ateş ile mi dolar ? Hayır. İnsan rüyasında nasıl kabus görürken bağırır ölür yaralanır korkar... fakat dışarıdan bakılınca mışıl mışıl uyuyormuş gibi gözükürse kabirde de ölü için aynı kabus gibi olacaktır. Dışarıdan gülümser uyur gibi yatacaktır insan ama içinde ruhunda bağırışlar korku pişmanlık ... hakim olacaktır.
Sonra kıyamet kopar İsrafil (A.S) sur’a üfürür ve her şey biter son bulur. Tam bir sessizlik... kainatın yaratılmadan önce ki hali gibi. Sonra ikinci kez sur’a üflenir. Beden topraktan dirilir ruh bedene girer (Ruh+Beden). İnsan dirilir. Mahşer yerinde insanlar toplanır. Ahirette insanlar amellerine göre Mizanda tartılır. İyiliği çok gelen Allah’ın lut-fu rahmeti ile cennete kötülüğü çok olan kendi yaptığı kötü zararlı pis işlerin sonucu olarak cehenneme girer.
Özetle ruh ölümsüzdür. Ruhlar aleminden yola çıkan ruh son durak olan cennet-cehenneme kadar mekan değiştirir durur. Bizler her mekan değişimine ölüm diyoruz ama asıl itibariyle bu ölümler yeni mekana bir doğumdur aslında.yani "ölüm =mekan değiştirmektir yok olmak demek değil !"
Geçmiş = Ruhlar Alemi
= Anne Karnı
Şu an = Dünya Hayatı
= Rüyalar Alemi
Gelecek = Kabir Alemi (Mezar)
= Ahiret (Cennet-cehennem)
Not: Ahiret inancı insanda sorumluluk hissi uyandırır. Yapılan iş amellerin bir gün hesabının verileceğinin inancı insanları kötü fiillerden uzaklaştırır iyi fiillere yöneltir. Hesap günü bilinci insanı insan haklarına saygıya götürür zararlı davranışlardan uzak yararlı ve faydalı iyi ve huzurlu kılar. Aile ve akrabaların çürümeyip sonlu-toprak olmak yerine; sonsuz cennette yeşillikler içinde yaşadığını insanlara iyiliğin yarın (ahirette) karşılıksız kalmayıp cennet ile mükâfatlandırılacağını kötülük yapanların ise cezalandırılacağını bilmek yaşlı hasta mahkûm idamlık mazlum fakirlere... ümit; zîna rüşvet cinayet gösterişe.... engel sevgi şefkat sadakat affetme fedâkârlık ihlâs şükür kanaatın.... hakim olduğu bir dünya kurar.
MÜSLÜMAN ASLA "EGOİSTİKİ YÜZLÜPRAGMATİSTMENFAATPERESTYALANCI AHLAKSIZ"...OLAMAZ ÇÜNKÜ "HAYATI " SADECE DÜNYA İLE SINIRLI KABUL ETMEDİĞİ İÇİN " DÜNYAYA Bİ DAHA MI GELECEĞİM!" MANTALİTESİNDEN UZAK OLDUĞU İÇİN KÖTÜLÜĞE İMKÂNI VARKEN BİLE YAKLAŞMAZUZAK DURURKÖTÜLÜK YAPMAZ DAİMA İYİLİĞE KENETLENİR !

NOT 1- Reenkarnasyon tenasüh ruh gücü diye bir şey asla yoktur. Dünya ve rüyalar aleminden göçen kişiler kabirde dirilirler. Asla dünyaya geri dönüp yeniden dünyada hayat bulamazlar. Reenkarnasyon cinlerle alakalı bir aldatmaca kandırmacadır.Cinler konusuna müracaat lütfen !
NOT 2- Bazı insanların aklına şu sorular takılabilir. MÖ ölen bir insanda cehennemlikse kabir azabı görüyor. Kıyamete yakın bir cehennemlikte kabir azabı görüyor. MÖ ölen daha fazla azap çekmiş olmuyor mu ?
Buna şu şekilde cevap verebiliriz : Azapların derecesi farklı olabilir. Dişi sızla-yan biri ile dişi aşırı derece ağrıyan iki kişiyi düşünelim. Yıllarca dişi sızlayan bir adam dişçiye gitmeyebilir. Ama dişi çürümüş ağrıyan insan sabah erkenden dişçinin kapısına dayanır. Azabı az az sürekli veya azabı ani yoğun fakat kısa süreli olabilir kötü insanların. Ayrıca zaman izafi göreceli (şartlara göre değişken) bir kavramdır. Allah-u Teala zaman içinde zaman yaratıp kıyamete yakın öleni daha uzun süreli azaba uğratabilir. Allah-u Teala rahmetinde çok genişazabında ise çetindir.Bize düşen "iyi kullarından" olabilmektir.


kaynak: islamustundur.com


Я isimli Üye şimdilik offline konumundadır  

Alt 25-10-2011, 09:02   #3 (permalink)
Я
 
Я - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

Ruh-Beden İlişkisi

İnsan ruh ve bedenden meydana gelmiştir. Bedenimiz şehadet âleminden ruhumuz gayb âlemindendir. Mevlâna ruhun cesede gelmesini şöyle anlatır: “Arşta oturup duruyordum. Anamın şehveti ‘inin’ emriyle beni buraya attı.” (1) “İnin” ifadesinde Hz. Âdem’in ve neslinin dünyaya gönderilmesini anlatan “Hepiniz cennetten inin dedik” (Bakara suresi 38) ayetine işaret vardır.

İnsan sadece et ve kemikten meydana gelmiş maddî bir cisim değildir. Ondaki korku sevgi merak hayal tefekkür gibi duygular maddeyle izah edilemeyecek şeylerdir. Maddeci felsefe mensupları insanı sadece maddî bir varlık olarak ele alırlar. Halbuki insanın gerçek boyutu mânâ yönüdür. Mevlâna bunu şöyle ifade eder: “Biz saman gibi olan bu tabiat âlemiyle örtülmüş mânâ deryasıyız. Cismimiz bizim ruhumuza perde ve nikap olmuştur.” (2)

Yani üzeri saman dolu bir denize bakan ilk bakışta sadece samanı görür. Halbuki o saman altında muazzam bir deniz gizlidir. Saman perdesi aralandığında deniz ortaya çıkacaktır. Onun gibi maddî bedenimiz bir mânâ denizi olan ruhumuzun üstünü örten saman gibidir.

Mevlâna’nın şu ifadeleri ruh sultanının el organıyla yaptıklarından bir kısmını anlatır:
“Gönül isteyince el parmaklarıyla hesap yapar. Yahut o parmaklarla kitap yazar. El gizli bir elin hükmünde kalmış. O gizli el cismanî olan eli dışarıya nasbetmiştir.

“Yine gönül isterse o el düşmana karşı yılan gibi öldürücü olur.
“Yine gönül isterse o el bir dosta karşı yardımda bulunur.
“Yine gönül isterse o el yemekte kaşıklık eder.
“Yine gönül isterse düşman beyninde on batmanlık bir topuz olur.
“Acaba gönül bu beş hisse ve onların makamlarına ne söyler? Aralarında ne acaib bir visal ne garib ve gizli bir sebeb ve irtibat vardır?

“Galiba gönül mühr-ü Süleymanı bulmuş ki bu beş hissin yularını istediği tarafa çeviriyor. Zahirdeki beş his onun kolayca mutîi bâtındaki beş his de onun memurudur.” (3)

Mevlâna bir başka açıdan şu benzetmeyi yapar: “Bedenler ağızları kapalı destilere benzerler Her destide ne var sen ona bak! O beden destisi ab-ı hayatla doludur. Bu beden destisi zehirle.” (4)

“Her kap içindekini sızdırır” derler. İnsanın ruhunda gizledikleri söz ve davranışlarına yansır. “Ağzınızı her açışta başkaları oradan içinizi seyreder” denilir. Bu ifade söylenen sözün sahibini ele verdiğini anlatır. Mevlâna bu manalara şöyle dikkat çeker: “Dil gönüle perdedir. Perde deprendi mi sırlara erilir. Çayırlıktan çimenlikten gelen yel külhandan (sıcak yerden) esip gelen yelden farklıdır. Korkakların narasıyla babayiğit erlerin narası tilkiyle arslanın sesi gibi farkedilir.

“Yahut dil tencerenin kapağına benzer. Oynadı açıldı mı içinde ne yemek var anlarsın.” (5) “İnsan dilinin altında gizlidir Bu dil ruh kapısının perdesidir. Bir rüzgar perdeyi kaldırınca evin içerisi bize görünür.” (6)

İlim ve marifetle dolu bir ruh derunundaki engin mânâları ancak dil vasıtasıyla anlatabilir. O zaman “dil denilen et parçasından nehirler gibi hikmet selleri akar.” (7)

İşte bu el ve dil örneklerinde görüldüğü gibi beden ruhun âleti durumundadır. Durum böyle iken insanı sadece maddeden ibaret zannetmek manevî körlükten başka bir şey değildir.

Kaynaklar:
1. Mevlana VI 221 (İzbudak).
2. Mevlana XII 210.
3. Mevlana V 1651-1652.
4. Mevlana VI 54 (İzbudak)
5. Mevlana VI- 390.
6. Mevlana VI 258.
7. Mevlana VIII 759.

kaynak: Doç. Dr. Şadi Eren


Я isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 25-10-2011, 09:04   #4 (permalink)
Я
 
Я - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

Ruh-Beden İlişkisi:

Ruh emir âleminden olup beden ülkesini idare etmesi için kendisine müstakil bir varlık verilen bir kanundur. Beden olmayınca da varlığını devam ettirebilen lâtif bir cisimdir. Rûhun kendi mâhiyetini bilmede de aczi vardır ki bu âcizlik nice hakikatlere pencereler açıyor. Ruhla beden arasındaki ilgi gerçekten çok mükemmel. Beden hizmetçi ruh ise efendi. Hizmetçi efendiye tâbi. Gözden akan yaş üzüntüden haber veriyor. Üzülen ne göz ne de onun takılı olduğu beden makinesi. Zira bedenin kederle bir ilgisi yok. Ruhtaki üzüntü gözden yaş olarak dökülmekte.
Ters yönden giden bir arkadaşımıza “Dur! Geri dön!” diye sesleniriz. Bu seslenişte muhâtabımız ne onun kulak zarı ne de ayaklarıdır. Kulak sadece bir âhizedir ayaklar ise doğru veya yanlış yoldan anlamazlar. Bedenin ruh namına hareket etmesi gayb âleminin şu şehâdet âlemine hâkimiyetini temsil ediyor. Ayaklar diledikleri yöne gitmedikleri gibi şu dünya da kendi keyfince dönmüyor. Göz kendi arzusuyla bakmadığı gibi güneş de ışığını kendi irâdesiyle vermiyor. Beden şu âlemdeki birçok olayın etkisinde kalır. Ama ruhun bedene tesiri bunların hepsinin üstündedir. Aşırı soğuk da sinir sistemi üzerinde olumsuz etki yapar; ama bu tesir hiçbir zaman bir ihânetin bir zulmün bir vefâsızlığın tesiriyle kıyaslanamaz. Bazı gıdalar da tansiyonu yükseltici etkiye sahip; fakat bu yükseltme üzüntünün heyecanın etkileri yanında küçük kalır. Ruh ile beden arasındaki ilgi bir bakıma sesle anlam arasındaki ilgiye benzer. Ses mananın bedeni mana ise sesin ruhudur. Bu ruh o bedenin ne sağındadır ne solunda; ne içindedir ne dışında. Mana hayatiyetini devam ettirmek için sese muhtaç değildir. O hâfızada sessizce durur dimağda gürültüsüz meydana gelir kalpte kelimesi bulunur. Ancak görünmek ve bilinmek istedimi işte o zaman sese görev düşer. Ses muhâtabın kulağına varınca ömrünü tamamlar. Mana ise ondan sonra da varlığını sürdürür. Mana sesten önce de vardı sesle birlikte göründü sesten sonra da varlığını devam ettirmede. Ruh Allah’ın kanunu beden O’nun mahlûku. Bu bedeni o kanunla tanzim ve idare ediyor. Allah’ın mahlûkata benzemekten münezzeh olduğundan gaflet etmemek şartıyla insan kendi ruhunda birçok Rabbânî hakikatlere işaretler bulabilir. Bu işaretleri hakikate tatbik ederken çok dikkatli olmak gerek. İşaretle asıl arasında bir benzerlik kurma gafletine düşülmemeli. Haritadaki bir nokta bir şehre işaret eder ama o nokta ile şehir arasında bir benzerlik kurmak cehâlettir. Bir yazı kâtibini gösterir onun sanatına delil olur; fakat kâtibi yazıya benzetmek veya yazının özelliklerinde yazarın sıfatlarını aramak anlamsızlıktır. Meseleye bu şuurla nazar ettiğimizde ruhumuzda bazı hakikatlere işaretler bulabiliriz: Ruh beden ülkesinin yegâne sultanıdır. Ruh bedenin hiçbir cüz’üne hiçbir organına benzemez. Ruhun zâtı bedenin zâtına benzemediği gibi sıfatları da bedenin sıfatlarına benzemez. Ruhun bir meseleyi tefekkür etmesiyle midenin bir lokmayı yoğurması arasında benzerlik düşünülemez. Ruh doğmaz doğurmaz bedende mekân tutmaz. Bunlar hep bedenin maddenin özellikleridir. Ruhu mâhiyetiyle kavramak mümkün değildir. Bir bedende iki ruh bulunsa beden fesâda gider. Bedenin eliyle ne alınırsa alınsın şükür daima ruha yapılmalıdır. Ruhun bedendeki icraatı güneşin gezegenlerini döndürmesi gibi dokunmaksızın temassız yapılır. Bir hücreyi idare etmekle bütün hücreleri idare etmek arasında ruh için bir fark düşünülemez; birincisi ona daha hafif ikincisi daha zor değildir. Bir başka açıdan: Bedeni kafese ruhu ise kuşa benzetirler. Bu güzel teşbihten alacağımız çok ders var. Bunlardan birkaçı: Beden ruh içindir ruh beden için değil. Kafesin boyanmasıyla kuş güzelleşmez. Beden sıhhati de ruhun olgunluğuna delil olamaz. Kafesi büyütmekle kuşu geliştirmiş olamazsınız. Onun büyüme yolu daha başkadır. Kuş kafesten dışarıyı seyreder ama gören kafes değildir. Kuşsuz kafesi kimse evinde barındırmaz. En yakınımızı bile ölümünden sonra kaç gün misafir ediyoruz? Kuş kafesten önce de vardı kafesten uçtuktan sonra da varlığını devam ettirir. Şu koca kâinat sarayı ruh için bir oda gibi. Beden ise kafes. Ruh kafesten uçtuğu gibi saraydan da çıkar gider daha geniş âlemlere kavuşmak üzere. Kafeste boğulmayan odaya aldanmayan kendini unutmayan ruhlara müjdeler olsun![1]
“Ruh nasıl bir şey?” diye soranlara doğru cevap: “Bilmiyorum!” olmalı. Ya da en doğrusu ve en güzeli olan Kur’an üslûbunu ölçü alarak “çok az şey biliyoruz” denilmeli. Böyle demekle sorunun gerçek cevabı verilmiş olmakla kalınmaz insan kendini ve haddini de bilmiş olur. Mâhiyeti bilinmezler hakkında en ileri ilim “bilmiyorum” kelimesinde ifadesini bulur. Böyle demeyip de onun hakkında birtakım tahminlerde bulunulsa “uzundur” veya “kısadır” denilse “bedenin şurasında veya burasındadır” “şu veya bu renktedir” gibi lâflar edilse kişi aldanmış ve aldatmış olur. Çünkü ruh beden cinsinden değil. Biri ev diğeri misafir; biri tezgâh beriki usta.
Beden ve evren. Her ikisi de kesif ve maddî. Ruh ise latîf ve nûranî. O halde ne beden ne de şu âlem bize ruhun mâhiyeti hakkında bir bilgi vermez. Onlara dayanarak yapacağımız bütün tahminler yanıltıcı olmaya mahkûm. Toprağa bakıp yer çekimi hakkında tahminler yürütmek gibi bir şey. Ruh zâtıyla bedene benzemediği gibi onun gördüğü işler ve yaptığı icraatlar da bedeninkiyle karşılaştırılamaz. Penceremizin perdesini elimizle açıp kaparız; göz kapaklarımızı ise elsiz açar kapatırız; ama nasıl? Konuşurken ses tellerimizi dokunmaksızın titreştiririz; ama nasıl? Yere düşen kalemimizi elimizle tutup kaldırırız; kolumuzu ise bir yerinden tutmaksızın kaldırırız; ama nasıl? Bu soruların cevabı ruhun tarif cümlesinde geçen “Rabbın emri” kanun-ı emrî ifadesinde saklı. Emir âlemine ait bir kanun. Tâbiri câizse idare edenler âlemine “emir âlemi” idare edilenlere ise “halk âlemi” diyoruz. Toprak halk âlemindendir yer çekimi ise emir âleminden. Güneşin cirmi halk âleminden câzibesi ise emir âleminden. Halk âlemi en mükemmel şeklini insan bedeninde bulduğu gibi o bedenin idarecisi de en mükemmel bir kanun olacaktır; o ise ruhtan başkası değil. Med-cezir olayında Ay denize dokunmaksızın dalgaları kaldırır ve indirir. Dünya da Ay’ı yine dokunmaksızın etrafında döndürür. Atom çekirdeklerinin elektronlardaki tasarrufu da bunun bir başka örneği. İşte bu sayısız örneklerin en mükemmeli ruhun bedendeki icraatı ve tasarruflarıdır. Ölüm kanunu ile bedenden göç eden ruh aslî fonksiyonlarını çok daha mükemmel olarak yerine getiriyor. Uyanıkken karşımızdaki apartmanın arka tarafını göremediğimiz halde rüyada kıtalar ötesini görebilmemiz bunun ilk işareti değil mi? Daha önce verdiğimiz örnekle ifade edersek kafesle kuş ayrı birer varlık. Kafesi sökmekle kuşu parçalamış olamazsınız. Can kuşu denilen ruh ile beden kafesi arasında da benzer bir ilgi mevcut. “Ceset ruh ile kaimdir. Ruh onunla kaim değildir. Ruh kendiliğinden kaim ve hâkim olduğundan ceset istediği gibi dağılıp toplansın ruhun bağımsızlığına zarar vermez.” İnsanoğlu “ben” “ben” der durur. Yaptım ettim gittim geldim gibi laflar eder. O “ben” derken bilerek veya bilmeyerek ruhunu kasdetmektedir. Dolayısıyla ağzından çıkanı kulağı işiten bir insan ruhu inkâr edemez. Birisinin koştuğunu görsek “acelesi var” deriz; “ayaklarının acelesi var” demeyiz. Ağlayan birisinin kederli olduğundan söz ederiz; gözlerinin üzüntülü olduğunu söylemeyiz. Öfkeli bir şekilde el kol hareketleri yapan kimse için de “kollarının âsâbı bozulmuş” demeyiz. Aynı şekilde “şu koku burnumun çok hoşuna gitti” yahut “şu manzarayı gözüm çok sevdi” de demeyiz. Heyecandan kalbin çarpmasını korkudan ellerin titremesini üzüntüden rengin kaçmasını ifade ederken de bedeni değil; ruhu ön plana geçiririz. Bütün bu tür konuşmalarımızda bedeni; mahkûm irâdesiz ilimsiz sevgisiz korkusuz... olarak tanır bütün bu ve benzeri fonksiyonların o bedende misafir olan ruha ait olduğunu çok iyi bilir ve kelimelerimizi ona göre seçeriz. Ruha inanmayanların konuşma düzenlerini de bu inançsızlık istikametinde ayarlamaları gerekir. Böyle yaptıklarında saçmalamış olacaklarını çok iyi bilir ve bu yola girmezler. Ama bu hal ruhu inkâr etmek kadar gülünç olmaz. Ruh zâtında hayat ve şuur sahibi; girdiği cismi de hayata kavuşturan özelliktir. Cahil bedene şuurlu işler yaptırır. Yol iz tanımayan ayakları diyar diyar gezdirir. Akılsız beyin hücrelerinden bilgi fışkırtır. Bir şey bilmeyen dudaklardan ilim ve hikmet akıtır. Gerçeği böylece tespit eden ruhlar varlık âlemini çepeçevre kuşatan ve akıllara durgunluk veren rahmet kudret ve hikmet tecellîlerini ibretle seyrederler. Bunu başaramayanlar ise bedende kaybolur tabiatta boğulur ve mahvolurlar. Bir cenazenin kabre konulmasından sonra böcekler bedene ilişinceye kadar hısım akraba da tâziyelerini hemen hemen bitirmiş oluyorlar. Daha sonra mirasçılar mal bölüşme görüşmelerine böcekler de bedeni parçalamaya koyuluyorlar. Her iki faâliyet de bir bakıma birlikte yürütülüyor. Beden tüketiliyor servet dağıtılıyor. Bu hali hayretle seyreden ruh birçok yaptıklarına şimdi pişman olarak elini dizine vurmak istiyor ama ortada artık ne el kalmıştır ne de diz![2]
Ruh ile beden arasındaki ilişki elektrikle mükemmel bir fabrika arasındaki ilişkiye benzer. Ruh-beden ilişkisinin konumunu düşündüğümüzde ruhun bedene dahil olmadığı gibi hariç de olmadığını görürüz. Bir şeye dahil ve hariç olma cisim ve maddenin özelliğidir. Ruh ise maddenin sıfat ve özelliklerinden soyulmuş bir varlıktır. Dahil ve hariç meselesini bir örnekle açıklayabiliriz: Bilindiği gibi elektrik ışığa dönüştüğü avizeye dahil olmadığı gibi hariç de değildir. Çünkü elektriğin ışığı onda ortaya çıkmaktadır. Dahil de değildir. Çünkü kırıldığında onun parçalarında elktrik bulunmaz. Buna başka bir örnek: Bir fabrikadaki bütün çarkları çalıştıran elektriktir. Elektrik kesilince faaliyetin duracağı muhakkaktır. Elektrik o fabrikaya vücut veren maddelere dahil değildir. Zira aynı fabrikanın çarklarında elektrik yoktur. Ancak fabrikayı çalıştıran o olduğundan elektrik o âlet ve çarkların dışında da değildir. Çünkü fabrikaya hareket veren odur. Ruh aynen elektrik gibi bazen gördüren bazen işittiren bazen kimyasal ve bazen fizik bir enerjidir. Elektrik de ruh gibi bazen ısı bazen ışık ve bazen hareket enerjisidir. Hayat ruhun canlılardaki tesiridir. Ruhun madde ve bedenle ilişkisi kanunidir. Yani çoğa-aza büyüğe-küçüğe bir bakar farklı bakmaz. Meselâ yerçekimi en küçük bir çakıl taşını nasıl çekiyorsa en büyük dağı da öyle etkilemektedir. Çünkü yerçekimi bir kanundur. Ruh bir piyanisttir; beyin ise bir piyanodur. Vücut ruhun emirlerine piyanonun piyanistin komutlarına uyması gibi kolaylıkla uyar ve itiraz etmez. Davranışlarımızın ortaya çıkması açısından ruh ile biyolojik yapı arasındaki ilişkiler şöyle anlaşılmalıdır: Biyolojik yapının enerjisi ruhtur onu çalıştırır ve kullanır. Ancak davranışlarımızın kaynaklarının tam karşılığı biyolojik yapı değildir. Bu aynen şuna benzer: Bir sürücünün davranışını etkileyen otomobilinin bazı özellikleri vardır. Hızı yakıtı ve konfor gibi özellikleri. Ancak sürücünün her hareketini bu otomobil düzenlemez. Bazen otomobilsiz de sürücü hareket eder. Bu örnekteki sürücü ruhtur. Misal olarak; rüyada ruh beden verilerinden etkilenir. Ancak yalnız da hareket edebilir. Bedenin karşılamadığı görmediği insanlarla konuşur. Maddî bedenin kullandığı zamanı pek kullanmaz. Hareketlerinde yer ve zaman darlığı ve zahmeti yoktur. Yeme içme ve istirahat gibi ihtiyaçları yoktur.
Ancak onu rahatlatan Allah'a kulluk ve itaat nizam ve intizam sâlih amel insanlık yararına yapılan şeyler fedâkârlık ve sükûn gibi moral değerlerdir. Bunu hissetmemiz zor değildir. İhtiyacı olan bir insana karşılıksız bir yardım elini uzatın. Kötü olarak bilinen bir alışkanlığı yapmayın. Ne hissedeceksiniz? Sebebini anlayamadığınız bir mutluluk. Acaba çok zor durumda kaldığınız zaman yalan söylemediğinizde organik yapınız ve maddeniz için ne yapmış oldunuz? Bir mazluma infak olarak yardım elinizi uzatın. Bedeniniz ne kazandı? Allah yolunda kurşuna hedef oldunuz. Maddeniz ne kazandı? Aldığınız haz neye aittir? Bugüne kadar insan davranışını açıklayan sayısız model vardır. Öğrenme davranışçı sosyal mekanik biyolojik ve mistik. Bunların hepsi de eksiktir. Her model insanın bir kuvvetini alıp diğer sıfatlarını inkâr eden modeldir. Modern psikiyatrinin “biyopsikososyal” kavramıyla bütünleştirip topladığı model kavramsal olarak mükemmeldir. Ancak vahyi reddeden anlayışların tümünde neyin biyolojik neyin psikolojik ve neyin sosyal faktör olduğu belli değildir. Herhangi bir tek modelle insan davranışlarını anlamak mümkün görünmemektedir. Bu olay körlerin bir fili tanımlamalarına benzer. Filin hortumunu tutan biri filin bir borudan ibaret olduğunu kuyruğunu tutan biri filin uzun kıllardan ibaret olduğunu ve Freud gibi filin cinsel organanından tutan biri de filin sadece cinsel organdan ibaret olduğunu ve filin diğer yapılarının bu organa hizmet ettiğini iddia etmesi gibi bir şeydir.

[1] Alâaddin Başar Nurdan Kelimeler: 161. [2] A.g.e. c. 2 s. 9-13.

kaynak: ihya.org


Я isimli Üye şimdilik offline konumundadır  




Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Beden ve ruh ilişkisi

Beden ve ruh ilişkisi konusu, LakLak Bölümü / Soru Cevap forumunda tartışılıyor.


Konu etiketleri: rüya ruh ilişkisi, rüya ve ruh ilişkisi, madensel ruh, insan olünce ruh ile ceset irtibatlı olduğu 33 noktadan 2 si kopar, ruhlar anne karni dunya ruyalar alemi kabir alemi mezar ahiret cennet cehennem, rüyada ruh beden, olen insan ne zaman toprağa karisir, ahiret inancı insan davranışlarını nasıl etkiler,

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Beden Dili Nedir?-Beden Dili Nasıl Kullanılır? elif Türkçe ve Edebiyat 1 15-10-2015 09:30
Dil ve kültür ilişkisi... mormavi Türkçe ve Edebiyat 0 24-06-2009 10:33
Sinüzit ve Astım ilişkisi Bkmlyz Allerji ve Alerji Çeşitleri 0 03-05-2009 10:27
Gebelik ve miyom ilişkisi Bkmlyz Gebelik 0 01-02-2009 04:49
Kız kardeşlerin tuhaf ilişkisi Bakimliyiz E - Kolay Sinema 0 07-07-2008 11:50

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 06:40 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats