bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > Bakimliyiz.com Özel > LakLak Bölümü > Soru Cevap

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 29-11-2011, 11:45   #1 (permalink)
Kayıtsız Üye
Avatar Yok
 
Face25 Atatürk'ün son günleri ile ilgili anıları

Atatürk'ün son günleri ile igili anılarından birkaç tane bulmak istiyorum.yardımcı olur musunuz?


 

Alt 30-11-2011, 02:40   #2 (permalink)
Я
 
Я - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

ATATÜRK'ÜN SON GÜNLERİ

Atatürk'ün  son günleri ile ilgili anıları

Hayatı boyunca Türk milletinin kurtuluşu ve mutluluğu için mücadele eden Atatürk'ün sağlığı bozulmaya 15 yıl öncesinden başlamıştı. Cumhurbaşkanı seçilmesinden hemen 10 gün sonra gelmişti ilk kriz 11 Kasım 1923 günü eşi Latife Hanım'la birlikte Çankaya'da öğle yemeğindelerdi. Sofra başında eli birden kalbine gitmiş ve sol kolunun dirseğinden göğsüne vuran bir sancıyla kıvranmıştı. Sofrada Doktor Refik Saydam Ata'ya derhal bir morfin iğnesi yaptı ve yatışmasını sağladı. 22 Mayıs gecesi sol kolunda ve göğsünde şiddetli bir ağrı ile uyandı. Terlemişti. Midesi bulanıyordu. İstanbul'dan da Prof Neşet Ömer çağrıldı.
O günlerde kafası sürekli Nutukla meşguldü. Bu büyük eser için saatler boyu çalışıyordu. O geceki kriz atlatıldıktan birkaç gün sonra bir akşamüstü yaverler Köşk'teki kuleli solondan gelen bir çığlıkla irkildiler. Bağıran Atatürk'tü. Göğsüne ve sol koluna saplanan bir ağrıydı. Bu ağrıyı buradan çekin diye bağırıyordu. Yine doktorlar çağrıldı. Neşet Bey'in teşhisi yine aynıydı:fazla yorgunluktan oluşan bir asabiyet hali.
Aradan 10 yıl geçti. Yeni bir cumhuriyetin doğuş sancıları yerleştirilmeye çalışılan büyük reformlar çok partili demokrasi hareketleri bir örnek evliliğin hazin finali. Yorulmuştu. Artık 55 yaşındaydı ve güçsüz bedeni tüm bu savruluşlarla iyiden iyiye yıpranmıştı. O şimdi dünya çapında bir lider ve yepyeni bir ülkenin tek hakimiydi ama küçük bir sorunu vardı yalnızdı. Yakın çevresinden aktarılan çoğu hatırada bu yalnızlık motifi öne çıkar. Kafesteki aslanı aslan sütüne iten nedenlerden biri de belki budur. Doktoru Mim Kemal Öke bir gün sofrada içkisine müdahale etmeye kalkınca aldığı yanıtı yakınlarına şöyle aktarmıştır:Bir daha söyleme Kemal sen benim ne kadar yalnız olduğumu biliyor musun? Sofra O'nun için bir zevk miydi? Tatmin mi? Kaçış mı?Genel sekreteri Hasan Rıza Soyak'a neden içtiğini şöyle açıklamıştır:İçiyorum çünkü bu vücut artık bu kafayı taşımıyor. Kafam vücudumun çok önünde gidiyor. Beynimi huzura kavuşturmak biraz dinlendirmek için içiyorum.
İlk kriz bir Kasım günü gelmişti. İlk ateş de bir Kasım günü gelmişti. Tıpkı son şancının bir Kaşım sabahı geleceği gibi. 1938 başında hastalık iyiden iyiye geliyorum demeye başladı. Uzun süredir hissedilen halsizlik ve iştahsızlığa şimdi yeni iki illet eklenmişti. Burun kanaması ve kaşıntı. Olur olmaz yerde Atatürk'ün burnundan kan boşanıyorve ancak tamponlar konarak engellenebiliyordu. Bu arada sol bacağının kasık bölgesiyle diz kapağı arasında müthiş bir kaşıntı başlamıştı. Geceleri sofrada öksürük nöbetleri geliyorsoluk almakta zorlanıyorboğuluyormuş gibi oluyordu. Atatürk sözde devamlı doktor kontrolü altındaydı. Ama şikayetlerine karşı hep anlık tedaviler uygulanıyordu. Doktorları nasıl iştahsızlığa karşı iştah açıcı mezeler tavsiye ediyorlarsa burun kanamalarına da tamponla çare bulmaya çalışıyorlardı. Kaşıntılara gelince. Ona karşıda birbirinden güzel merhemler ve solüsyonlar önermişlerdi. Ama kaşıntıların nedeni bir türlü bulunamıyordu. Sonunda günlerden bir gün birden kolunda bir kaşıntı hisseti ve kaşınmaya başladı. Sonra kolunu sıvadı ve kaşıdığı yerde fiske fiske kabartılan oradakilere gösterdi: konuklar arasında bir de doktor vardı. Ona dönerek bu nedir doktor diye sordu. Son zamanlarda sık sık oram buram kabarıyor. Doktor eğildi kendisine uzatılan kolu inceledi ve kendinden emin bir edayla teşhisi koydu. Karınca efendimiz bunlar karınca ısırmasıdır . Bunların Çin'den Avrupa'ya gelen ve et yiyerek beslenen karıncalar olduğu öğrenildi. Karıncalardan kurtulmak için Yalova 'ya kaplıcalara gitti. Saray karıncalardan kurtulmuştu fakat Atatürk Yalova'da gerçek teşhisle karşılaşmak üzereydi. Kaplıcanın kurucu müdürü Nihat Reşat Belger'i çağırttı ve derdini bir kez de ona anlattı. İşte hüküm anı gelmişti. Dr. Belger hemen karaciğerden kuşkulandı ve büyümeyi fark etti. Karaciğer kaburga kemiğini 3 parmak aşmış ve sertleşmişti. Atatürk'e hastalığının karıncayla falan değil içkiyle olduğunu söyledi. Yapılacak şey sıkı bir perhizdi. Hayatını da iyice düzene koyması gerekiyordu. Karaciğerdeki büyüme siroz başlangıcının işaretiydi. Ve bu teşhiste en az bir yıl gecikmişti. Yalova'da 11 gün boyunca bir kampa alındı. Kendisine hemen her dakika glikozlu serum takıldı. Ve tedavi kısa sürede sonuç verdi. Kaşıntılar azaldı Ata iştahlandı. Hatta Yalova'ya geldiğinde 74 olan kilosu 75'e çıktı. Ama bu bir geçici sıhhatti. Doktoru kürü 3 hafta daha yapalım dediyse de olmadı. Sağlığına kavuştuğunu sanıyordu. Belediye salonunda şerefine düzenlenen bir balo vardı. Saat 10'u çeyrek geçe saatine baktı ve balo saatinin gelmiş olduğunu fark etti. Herkes smokinler tuvaletler içinde salonda yerini almıştı. Atatürk gelmişti ve pardösüsünü bırakarak Vali'nin eşine kolunu teklif edip salona girdi. Vals çalmaya başlayınca bayanlardan birinin önünde eğilerek sahneye çıktı. Ve herkesi şaşırtacak bir dans gerçekleştirdi. Yanındakiler hazır keyfi yerindeyken otele döndürebilsek diye düşünüyordu ki orkestra şefi Mehmet' e Zeybek diye bağırdı. Orkestra üyeleri şaşkınlıkla zeybek melodisini mırıldanmaya çalışırken yeniden gürledi:Hayır hayır o değil sarı zeybek. Az sonra zeybek havasıyla Gazinin ölüme meydan okuyuş dansı başladı: anında Ödemiş ve Aydın efelerini de hayrana düşürecek bir kahraman zeybeğin figürlerini icraya başladı. Rejime riayet ederse en az 9 ay yaşayabilir teşhisi konulan bu adam dizlerini yere vura vura zeybek oynuyordu. Gece daha sonra salonda güreş tutan pehlivanlarla sürdü. Saat sabahın 4'ünü vurunca Atatürk yavaş yavaş yerinden doğruldu ve alkışlar arasında salonu terk etti. Kapıda arabası bekliyordu ama binmedi. Günün ilk ışıklarıyla aydınlanan kente daldı. Az önce pistte ter döken adam şimdi Şubat ayının titrettiği yolda tek başına yürüyordu. Yüz adım kadar önüne bakarak yürüdü. Sonra yolun ana caddeye kavuştuğu yerde san zeybek sendeledi. Fakat bizim bir arabamız olacaktı. Yayan mı gideceğiz yoksa? Araba yetişti şoföre çabuk ol çocuk üşür gibi oluyorum. Sabaha karşı Atatürk'ün odasından öksürük sesleri geldiğini duydular üşütmüştü. Göğsü eziliyordu. Ateşi 38'e vurmuştu. Hemen doktoru Reşat Ömer Bey çağrıldı. Teşhisi koydu zatürree. Ankara'ya gelişinin ertesi günü İstanbul'a gitmek istedi. Devlet erkanı garda toplanmıştı. Son tren yolculuğuna çıkarken Ankara'ya ve Cumhuriyeti birlikte kurduğu dostlarına veda ediyordu. 1 Haziran 1938 herhalde Ata'nın yaşamındaki en mutlu günlerinden biriydi. Aylardır beklediği Savarona o sabah gelmişti. Misafirini de yanına alarak bu yeni oyuncağına koştu. Karaciğerindeki büyüyen hastalık ikinci devresine girerken O ancak 55 gün kullanabileceği yeni bir saraya kavuşuyordu. Yatta geçirdiği ilk gece aynanın karşısına geçip karnını şiştiğini fark etmişti. 8 Haziran günü Fissenger çağrıldı. İkinci muayene sonunda hastası iyiden iyiye kötüleşmişti. Fissenger' in de talimatıyla bütün ziyaretler durduruldu. Fissenger gider gitmez yatta disiplin yeniden alt üst oldu. Atatürk eski yoğun hayatına döndü. Bu arada Hatay'a Türk askerinin ne zaman gireceği karara bağlandı. Fransız savunma bakanlığıyla temas ederek giriş kararı Pazartesi için onay alındı. Hatay onun son davasını da bitirmişti tabii kendisini de. Zaferi kutlamak üzere Acar motoruyla boğazda gezintiye çıktı. Yürümesine bile izin verilmeyen bu adam artık hiç korkmaksızın suların üstünde rüzgara karşı sarsılarak kanat açıyor. Bu gezi sırasında ateşi 39'u aşmıştı. Atatürk artık Savarona'daki yatağında esirdi. Bir gün herkesi gözyaşlarına boğacak şu sözler dudaklarından dökülüverdi. Bu yatı bir çocuğun oyuncağım beklermiş gibi bekledim meğersem bana hastane olacakmış. Sonunda Savarona'da daha fazla kalamayacağı anlaşıldı. Saraya geldiğinde kendine ilk iş olarak vasiyeti seçti ve bunun aradan çıkmasını istedi. 5 Eylül günü vasiyet son şeklini aldı. Ata'nın 6 maddeden oluşan vasiyeti aynen şöyleydi:
''Malik olduğum bütün nukut ve hisse senetleri ile Çankaya'daki menkul ve gayri menkul emvalimi Halk Partisi'ne atideki şartlarla terk ve vasiyet ediyorum:
1 -Nukut ve hisse senetleri şimdiki İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır .
2-Her seneki nemadan bana nispetleri şerefi mahfuz kaldıkça yaşadıkları müddetçe Makbule'ye ayda 1000 Afet'e 800 Sabiha Gökçen'e 600 Ülkü'ye 200 ve Rukiye ile Nebile'ye 100'er lira verilecektir.
3-Sabiha Gökçen'e bir ev de alınabilecek para verilecektir.
4-Makbule'nin yaşadığı müddetçe Çankaya'da oturduğu müddetçe ev de emirlerinde kalacaktır.
5-İsmet İnönü'nün çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç olduk1arı yardım yapılacaktır .
6-Her seneki nemadan mütebaki miktar yan yarıya Türk Tarihi ve Dil kurumlarına tahsis edilecektir.
İşte son görevini tamamlamış oldu.


Я isimli Üye şuanda  online konumundadır  

Alt 30-11-2011, 02:41   #3 (permalink)
Я
 
Я - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

DOLMABAHÇE 5 EYLÜL 1938 PAZARTESİ

Artık bir tek isteği vardı: 29 Ekim'de Ankara'da olmak. Şimdi kurduğu Cumhuriyet'in 15. yılı yaklaşıyordu. Bütün arzusu bu törenlerde Ankara'da olmak Başkentiyle son bir kez kucaklaşmaktı. Doktorlarına göre Ankara'ya sağ gitmesi şüpheliydi. Tren sarsıntısı çok tehlikeli olabilirdi. Sonunda değil Ankara 'ya gitmek yerinden bile kalkamayacağını anlayınca vazgeçti. Artık kritik günlere girilmişti. Her an bir sürpriz bekleniyordu. Bu yüzden Ata'nın her hareketi izleniyordu. Ekim'e girilirken Atatürk hala ilk komanın etkisindeydi. Derin uykular uyuyor sabahları bitkin uyanıyordu. Artık gece inlemelerini sayıklamalar hafıza kayıplarını kendine söylemiyorlardı. Yine bir sabah derin bir uykunun ardından gözlerini açıp karşısında Celal Bayar'ı görünce şaşırdıen Cuma günü gelecektin? Neden daha evvel geldin?Benim sıhhatimde üzülecek bir şey mi var? diye sormuştur. Kendisinden bir şeyler saklandığından endişe ediyordu. Bayar üzgün ve şaşkındı yıllardır tanıdığı Atatürk'ü ilk defa tıraşsız beyaz sakallar iyice uzamış halde görüyordu.
Atatürk komadan çıksa da ölüyor söylentileri ülkeye yayılmıştı. Bununla birlikte dünyanın gözü saraydaydı. Avrupa O'nun hareketsizliğini konuşa dursun O sarayda mecliste yapılacak yeni dönem konuşmasını hazırlıyordu. Başbakanından kendisi adına yapacağı konuşmayı okumasını istedi. Atatürk ölüm döşeğinde ağır ağır nutkunun son cümlelerini yazdırdı: Büyük Karultay'a şimdiye kadar olduğu gibi bütün işlerinde başarılar dilerim. Kendi kurduğu meclisine ilettiği son sözleri bu oldu. İşte son 3 güne girilmişti. Hastalık artık son aşamasındaydı. Atatürk 29 Ekim ' den 7 Kasım'a kadar ki 10 günü yarı uyur yarı uyanık vaziyette geçirdi. Genellikle kendinde değildi. Uyku arasında bazı kelimeleri tekrar ediyor ayıldıkça da süt pirinç suyu ve meyve sularından oluşan mönüsüyle karnını doyurmaya çalışıyordu. 8 Kasım'a girilirken kendini bilmiyordu. 8 Kasım Salı akşamı ikinci ağır komaya girdi. Bu komadan bir daha çıkamayacaktı.

9 Kasım Çarşamba sabahı Atatürk'te adale kasılma1arıyla istem dışı hareketler ve in1emeler görüldü. 9 Kasım'ı 10 Kasım'a bağlayan gece oldukça sıkıntılı geçti. Atatürk' e kısa aralıklarla oksijen verildi. Sabaha doğru boğazında hırıltılar azaldı. Saat 8.00'de Dr. Mehmet Kamil Berk ve Dr. Nihat Reşat Belger Atatürk' e glikozlu serum verdiler (Bu serumun boş şişesi ve şırınga iğnesi halen İstanbul Tıp Fakü1te'sinde bulunmaktadır). Saat 9.00 olduğunda göğsü hızla inip çıkmaya başladı. Dünyadaki son 5 dakikasına gözleri kapalı giriyordu. Dışarıda bütün bir ulus endişe içinde radyo başında bekliyordu. Savarona son bir saygı duruşu için sarayın önüne demirlemişti. İçerde saray tam bir sessizliğe gömülmüştü.

Hasan Rıza Soyak sağ elini ellerinin içine alıp öpmüştü. Soyak'ın ardından Muhafız Komutan İsmail Hakkı Tekçe de aynı eli öptü ve yorganın içine koydu. Bu arada Prof Dr. Mim Kemal Öke Atatürk'ün açık gözlerini kapattı. Son nöbet defterine şöyle yazıldıaat 9'u 5 geçe Büyük Şefimiz Derin koma içinde terki hayat etmişlerdir.

Atatürk'ün yaveri Salih Bozok şuursuzca sarayın merdivenlerinden aşağı koştu. Alt katta boş bulduğu bir odaya dalıp kapıyı kapattı. ..

Az sonra içerden tek el silah sesi duyuldu. Sesi duyup odaya koşanlar O'nu kanlar içinde buldular kalbine sıktığı tek kurşunla devrilmişti.


Я isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alt 30-11-2011, 02:46   #4 (permalink)
Я
 
Я - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

Atatürk'ün  son günleri ile ilgili anıları
İNTERNETHABER- Oktay Sağlam
1938 yılının sıcak yaz ayları sirozun büyük ızdıraplarıyla geçiyordu. Hastalığın hızla ilerlemesi üzerine hekimler ilksuyun alınmasına karar vermişlerdi.


Atatürk'ün  son günleri ile ilgili anıları
Suyu doktor Fijense ve Neşet Ömer de hazır oldukları halde operatör M. Kemal almıştı. “Kalın trakarlar kullanarak hissi lokal olarak iptal edici ilaçlarla kendisine acı hissettirmeden tam 10.5 kilo su aldık.


Atatürk'ün  son günleri ile ilgili anıları
Bu suyu alırken Atatürk de karnından çıkan suyun miktarı ile yakından ilgileniyor su dolan şişeleri “bir iki üç dört” diyerek sayıyordu. Suyun 10.5 kiloyu bulduğunu öğrenince “tuhaf şey”dedi.


Atatürk'ün  son günleri ile ilgili anıları
“Bir gaz tenekesi de ancak bu kadar su alır” diye ilave etti: İnsan karnında bu ağırlık varken hiç rahat edebilir mi?” Ponksiyon bitince Atatürk geniş bir nefes almıştı.” (3)


Atatürk'ün  son günleri ile ilgili anıları
Yeniden su alma ihtiyacı çabuk baş göstermiş ve birinci ponksiyondan 16 gün sonra ikincisi gerekmişti.


Atatürk'ün  son günleri ile ilgili anıları
”Su alınırken Atatürk sürekli olarak “Bütün suyu alın. Hiç kalmasın” diye söyleniyordu. Ameliyat bitince “Aman ne rahat ettim. Dünya varmış” buyurdu.


Atatürk'ün  son günleri ile ilgili anıları
Atatürk 17 Teşrinievvel (Ekim) gecesi ilk komaya girmişti. Bu esnada kendisini kısmen kaybetmiş bir halde idi. Sinirsel çalkantılar içinde çırpınıyordu.


Atatürk'ün  son günleri ile ilgili anıları
Çevresinde dolaşanlara “Bırak bırak bırakın” diye haykırıyor fakat kimseyi tanımıyordu. Kendisini yatağa yatırdık. Fakat Atatürk bir türlü sükunet bulmuyor.


Atatürk'ün  son günleri ile ilgili anıları
”Yorganı çekin yorganı kaldırın. Üşüyorum yanıyorum” diye haykırıyordu. (4)


Atatürk'ün  son günleri ile ilgili anıları
Üç gün süren bu komadan sonra Atatürk bir sabah tıpkı bir uykudan uyanır gibi gözlerini açtı. Etrafındakileri tanıdı. Onlarla hiçbir şey olmamış gibi konuştu ve “Tuhaf şey bana ne oldu” diye sordu.


Atatürk'ün  son günleri ile ilgili anıları
Kendisine “fazlaca uyudunuz” cevabı verildi. Yeniden hayata dönen Atatürk etrafındakilerle konuşuyor Başbakan’ı kabul edip direktifler veriyor ve Ankara’ya gitmekten Cumhuriyet Bayramı’nda bulunmaktan bahsediyordu.


Atatürk'ün  son günleri ile ilgili anıları
Tribüne bir asansörle çıkacak oradan milletin bayramını kutlayacaktı. Terzisi karın şişliğine göre ölçüsünü alıp frakını hazırladı


Atatürk'ün  son günleri ile ilgili anıları
Doktorlar Atatürk’ün son arzusu olan böyle bir seyahatin mükün olabileceğini fakat yolda ağır bir kalp krizi ile ölmesi ihtimali bulunduğunu söylediklerinden seyahatten vazgeçildi.


Atatürk'ün  son günleri ile ilgili anıları
Cumhuriyet Bayramı günü Saray’ın önünde öğrencilerin yaptığı tezahürattan heyecanlanan Atatürk ikinci bir komaya girdi.


Atatürk'ün  son günleri ile ilgili anıları
Bu koma bir gece sürmüş ertesi sabah Atatürk etrafındakilere : “Ben dün gece ne oldum?” diye sorup “”Ben asıl dün gece hasta idim. Adeta değişmiş bir başka adam olmuştum” demişti.


Atatürk'ün  son günleri ile ilgili anıları
Karnında tekrar ve hızla artan suyun basıncından büyük bir ızdıraba düşen Atatürk şiddetli bir ısrar ile üçüncü defa suyu aldırtıktan bir gün sonra son komasına girdi


Atatürk'ün  son günleri ile ilgili anıları
”Büyük kurtarıcı sakinadeta uyur gibidir Ara sıra küçük çırpınışlarla yatağından sıçrıyor. Sadece bir saniye sonra tekrar sükunete kavuşuyor.


Atatürk'ün  son günleri ile ilgili anıları
Yavaş yavaş hançeresinde kesik hırıltılar başlıyor ve yüzü gitgide siyahlaşıyor. Gözleri kapalı ve göğsü sürekli olarak inip kalkıyor.


Atatürk'ün  son günleri ile ilgili anıları
10 Kasım günü saat 9’u çalıyor.Atatürk’ün ancak 5 dakikası kalmıştır. Biraralık kapalı gözlerini birdenbire açıyor başını seri bir hareketle sağa doğru çeviriyor.


Atatürk'ün  son günleri ile ilgili anıları
Bu O’nun bize son bakışıdır.Ağır ağır yatağına yaklaşıyoruz. Ben hıçkırıklarımı zaptedemiyerek ölüsü üzerine kapanıyorum.


Atatürk'ün  son günleri ile ilgili anıları
Ve talihsiz elemle O’nun şimdi yuvaları içinde yarı açık duran ‘asuman’ rengi gözlerini kapatıyorum


Atatürk'ün  son günleri ile ilgili anıları
Biraz sonra doktor Mehmed Kamil gelip beyaz bir tülbentle O’nu çenesini bağlıyor Umumi Katibi gelip elini öpüyor ve biz kendisini takip ediyoruz.” (5)


Atatürk'ün  son günleri ile ilgili anıları
Kaynak: Asırlar boyunca İstanbul ansiklopedisi- (345) Ordinaryüs Profesör M. Kemal Öke “Edebi Şefimizin Son Günleri” Cumhuriyet 1938


Я isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alt 30-11-2011, 02:50   #5 (permalink)
Я
 
Я - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

Atatürk’ü 71 yıl önce kaybettiğimiz şu saatlerde okuduğum bir anıyı paylaşmak istedim.

Doktor Hasan Şevki Arıkal Atatürk’e ait dinlediği bir anıyı şöyle anlatmaktadır:

“1938 yılı İstanbul Tıp Fakültesi asabiye kliniğinde stajyer öğrenciyiz. Öğretmenimiz Profesör Hayrullah Diker’i ilk günü görebilmiştik. Çünkü Atatürk’ün danışma doktoru olarak Dolmabahçe Sarayında bulunuyordu.

10 Kasım 1938 günü sabahı öğretmenimiz saraydan dünyadaki en büyük varlığını kaybeden her Türk gibi çıkmış yüzünün bütün hatlarında en derin teessürü gizleme çabasında gözleri nemli yorgun ve bitkin sınıfın kapısından içeri girerek oturduğu zaman biz her şeyi onun halinden anlamış hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştık.

Uzun bir sessizlik içindeyken bir arkadaşımız:

- Öğretmenim bizim için tarihi bir bilgi olacak Atamızın hastalığından ve acı sonuç için bir açıklama yapar mısınız?...

- Hastalık bildiğinzi gibi seyretti çocuklar. Ben onu değil de beni yaşamımda en çok duygulandıran ve tanık olduğum bir olayın anısını siz gençlere açıklamak isterim!. Dedi sonra da ekledi:

- Atatürk çok ağır hasta idi biz bütün doktorlar artık kımıldamasına bile izin vermiyorduk.

Cumhuriyet Bayramı günü idi. Ulus radyodan onun güç ve irade dolu sesini duymak arzusu ve hevesiyle bekleşirken o enerjisiz yatıyor sanıyorduk.

Geçit törenine hazırlanan ve Boğaziçindeki okullarından vapura binen Kuleli Askeri Lisesi öğrencileri Dolmabahçe Sarayı önüne gelmiş bekliyorlardı. Bandoları çalarken: “Atatürk’ü!...Atamızı görmek istiyoruz!...” sesleri göklere yükseliyor sarayda Atatürk’ün yattığı odanın cam duvarlarında yankılar yapıyordu. Öğrenciler hep bir tarafa yığıldığından vapur devrilip batmak tehlikesi bile geçiriyordu.

Çok kısa bir sürede bu sesler bir uğultu bir gök gürültüsü halini alıyor denize düşen bir iki öğrenciyi kurtarmaya çalışıyorlardı. Hepsinin başı gözleri pencerelerde. Bütün kalpler tek bir şey Ataları Atatürk için çarpıyor…

Atatürk bize sordu:

- Dışarıda ne var?

Cevapladık:

- Kuleli Lisesi öğrencileri geçit törenine giderlerken sizi görmek istiyor fakat bu olanaksız hareket etmemelisiniz!...dedik. Fakat öğrencilerin bu ısrarlı istekleri Atatürk’e sanki bir an için güç vermişti önerimize karşı koydu. Pencereye gitmek istediğini ve nedenini kesik kesik şöyle açıkladı:

- Hayır ben bugüne kadar bu bando ve asker sesinden güç ve ilham aldım yaşadım. Ben gene onunla yaşayabilirim. Onları yakından bir kez daha görmeli ve doya doya bir kez daha seyretmeliyim!...diyerek kalan son enerjisini toplamaya çalışıyordu. Bu duygusal ve içten isteğine karşı koyamazdık arzusu yerine getirilecekti. Ona yardım ederek pencerenin yanındaki koltuğa oturtup tülü araladık.

Atatürk’ün Dolmabahçe Sarayı penceresinden son defa olarak nemli gözlerle güneş başı Türk gençliği üzerinde doğuyor…

Bu pencereden güneşin doğuşu bir anda vapurta kıyametler kopardı…Öğrenciler hep bir ağızdan “Dağ başını duman almış” marşını gür ve erkek sesleriyle gırtlaklarını yırtarcasına söylüyorlardı. Atatürk mırıldandı:

- Bu bayramlar ve yarınlar sizindir..Güle güle çocuklar!...

Göz yaşları içinde ölüm yatağına döndü…Sanki Türk gençliği ile vedalaşmış helallaşmıştı. Bu onlarla son karşılaşması oldu.

Bu yüce dahi böylece son enerjisini çok sevdiği yurt ve bağımsızlığını kendilerine emanet ettiği çok değer verdiği Türk gençliğini son bir defa daha görebilmek için harcamıştı.

kaynak: blog.milliyet.com.tr/psychiatrist


Я isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alt 15-05-2012, 06:25   #6 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart Gömüleceği yer

Atatürk'ün gömüleceği yer ve toprak:
O'nun kabri Ankara'da olacaktır. Fakat bu şehrin neresinde? Çünkü O' nun en son kuvvetli isteği bir an önce Ankara'ya dönebilmekti. Biri Büyük Millet Meclisi'nden İstasyon'a inen cadde üzerindeki yuvarlak yer diğeri Çankaya'daki yeni köşkün mermer havuzu. Bu yerler şu nedenle konuşulmuştur:
Bir akşam Atatürk'ün etrafında toplananlar arasında O'nun ölümlü oluşu üzerinde durulmuş ve özellikle kendisi 1926 suikast girişiminden sonra söylediği cümleyi tekrar etmişti. "Benim naçiz vücudum bir gün elbette toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." dedikten sonra "Milletim beni istediği yerde yatırsın yeter ki beni unutmasın" demişti. Meclisin altındaki yuvarlak yeri ortaya atan kişiye ise "iyi ve kalabalık bir yer fakat ben böyle bir arzumu milletime vasiyet edemem". Ancak gene o akşam ileri sürülen bir fikrin kendisini çok duygulandırdığını bugün bile hatırlıyorum.
Memleketin bütün sınır boylarından getirilecek toprak üzerinde yatmak. Recep Peker hararetle bu fikrin sembolik savunmasını yapmıştı.

Atatürk böyle bir fikrin uygulanmasından ancak ölümlü vücudu için hoşlanacağını ve gurur duyacağını anlatırken bana bakarak: "Bunu unutma!" demişti.

Prof. Dr. Afet İNAN

Kaynak: Ulus Gazetesi 25.06.1950


 




Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Atatürk'ün son günleri ile ilgili anıları

Atatürk'ün son günleri ile ilgili anıları konusu, LakLak Bölümü / Soru Cevap forumunda tartışılıyor.


Konu etiketleri: atatürk ün son günleri ve ölümü ile ilgili anıları, atatürk ün son günleri ve ölümü ile ilgili anılar, atatürk ün son günleri ile ilgili anıları, atatürkün anıları, atatürk ün son günleri, atatürk ün son günleri ile ilgili anılar, atatürkün resimli anıları, atatürkün anıları resimli, atatürkün son günleri ve ölümü ile ilgili anılar, atatürk ün dolmabahçe anıları, atatürk anıları resimli, atatürkün ölümü ile ilgili anılar, atatürk ün gözü, atatürk son günleri, atatürk ün anıları resimli,

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Atatürk'ün kişisel özellikleri ile ilgili kompozisyon örneği elif Eğitim ve Öğretim 37 09-11-2016 09:22
Atatürk'ün güzel sanatlarla ilgili sözleri nelerdir? elif Güzel Sözler 0 21-06-2011 12:50
Düş Zamanı Anıları nimlahza Tarihi Gizemler 0 11-12-2008 06:03
iki Gelinin Anıları - BALZAC nimlahza Kütüphanemiz 2 06-09-2008 10:32
Bir Geyşanın Anıları - Arthur GOLDEN nimlahza Kütüphanemiz 2 06-09-2008 10:31

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 01:15 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats