bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > Bakimliyiz.com Özel > LakLak Bölümü > Soru Cevap

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et

 

LinkBack Seçenekler Stil
Alt 21-02-2012, 05:56   #1 (permalink)
Я
 
Я - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart İslam dininin doğduğu sırada arap yarımadasındaki sosyal ve kültürel hayat nasıldı?

İslam dininin doğduğu sırada arap yarımadasındaki sosyal ve kültürel hayat hakkında neler söyleyebiliriz?

Araplar İslamiyet öncesi Arap Yarımadası'nda göçebe olarak yaşıyorlardı. Geçimlerini ise hayvancılıkla sağlıyorlar ayrıca bazı Araplar da Arabistan'ın iç kesimindeki vahalarda tarımcılık yapıyorlardı. Bunların yanında önemli geçim kaynaklarından biri de çöl adeti olan kervan soygunlarıydı. Arapların İslam öncesi örgütlenme biçimleriyse "Bedevi klasik" sistemidir.

Bu sisteme göre kabilenin saygın üyelerinden oluşan bir meclis bulunurdu. Kabile yaşamında kurallar daha çok ataların adetlerine göre şekilleniyordu ve toprakta özel mülkiyet yoktu. Otlaklar su başları hatta yer yer sürüler kabilenin ortak malı durumundaydı. Mekke ise bulunduğu konum itibarıyla ticaret merkezi halini almış ve burada yerleşik hayata geçilmeye başlanmıştır. Yerleşik yaşam ticaretin gelişmesi ve bu yolla edinilen kişisel servet kabile yaşantısının çöküşünü hızlandırıyordu. Kabile bağları gevşedi. Kabileler arası dayanışmanın yerini ticari kaygılar ve daha fazla kazanma anlayışı aldı. Mekke'nin gitgide şehirleşmesi kabile üyeleri ve kabileler arasında doğan hiyerarşi nedeniyle burada ayrı bir yönetim biçimi ortaya çıktı. Bu yönetim biçiminde şehir bir meclis tarafından yönetiliyordu. Meclis ise yetkileri babadan oğula geçen ve yetkili olanların yetki alanları birbirinden ayrı on reisten meydana geliyordu.

Tapınan Kabe sayesinde Mekke kutsal kent kabul ediliyordu. Şehir yönetimi tarafından ticaretin gelişmesi için kabileler arasında barış ilan ediliyor ve bu dönemde kabileler Mekke'deki tapınağı ziyaret ederek hac ziyaretlerini yerine getiriyorlardı. Ekonominin temelini oluşturan kervanlara yani ticarete yönelik soygun ve talanlar bu dönemlerde azalsa da devam ediyordu. Süren savaşlar ve parçalanmaya yüz tutsa da kabilecilik ticaretin ve toplumsal yaşamın önündeki en büyük engeldir. Yaşamı ve kabileler arası ilişkileri düzenleyecek bir örgüte ihtiyaç duyulmaktaydı. Bu örgütte devlet olacaktı.

Arabistan'da Kabile yaşamı kökünden sarsılıyordu. Ama gelişen bir kölecilik yaşanmıyordu. İlkel komünal toplumdan sonra doğal gelişim seyri içinde yaşanacak evre köleci toplumdu. Oysa Arabistan'da köleci ilişkiler gelişmemiş yani köle emeği toplumsal üretimin ve gelişimin temelini hiçbir zaman oluşturmamıştır. Sosyal yaşam içerisinde köleler ve köle sahipleri bulunmasına karşın köleler daha çok ev işlerinde kervanların korunmasında ve cariye olarak kullanılmaktaydı. Üretimde köle emeğinin kullanılması çok ender görülen bir şeydi.

Dinsel anlamda ise İslamiyet öncesi egemen olan din putperestlikti. Her kabilenin her biri bir tanrıyı simgeleyen çok sayıda putu vardı. Putlar genellikle kadın kuş aslan vb. şekillerde tasvir edilmişti. Tüm kabilelerce kutsal kabul edilen Kabe'nin içi putlarla doluydu. Arabistan'da Kabe dışında bu dönemde yüz kadar daha tapınak bulunuyordu. Yahudilik ve Hıristiyanlık da zamanla tüccarlar aracılığıyla Arabistan'a girmişti. Ancak Araplar kendilerine yabancı gördükleri bu dinlere ilgi göstermemişlerdi. Bu dinler Arabistan'da tek tük taraftar bulmaktan öteye gidememişti. İslamiyet Hıristiyanlıktan farklı olarak bu tarihsel koşullar içerisinde var oldu. Hıristiyanlık doğduğunda Roma devleti Köleci bir devletti. Hıristiyanlık da bu köleci devletin otoritesini reddederek ezilen kesimlere umut taşıyarak var olmuştu. Oysa İslamiyet'in çıktığı koşullarda Arap Yarımadası'nda kabile ilişkileri yıkılmaya yüz tutmasına karşın hala egemendi. Bu nedenle de gelişim çizgisi Hıristiyanlıktan farklı bir hat izleyecekti.

kaynak: Prof. Dr. Hüseyin Elmalı Yeni Ümit Sayı: 60 Haziran-2003


Я isimli Üye şimdilik offline konumundadır  

Alt 21-02-2012, 05:58   #2 (permalink)
Я
 
Я - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

İslam Dininin Doğduğu Sırada Arap Yarımadasındaki Sosyal Durum

a. Aile: Cahiliye Arapları arasında aileyi oluşturma ve aile kurma düzeni de karmakarışıktı. O gün yaygın olan başlıca evlenme çeşitlerini kısaca şöyle sıralamak mümkündür:

1. Erkeğin evlenmek istediği kızı velisinden istemesi suretiyle.

2. Değişik erkeklerle fuhuş yapan kadının doğan çocuğunun o erkeklerden birine ait olduğunu söylemesiyle.

3. Bir kadının gizlice ilişkide bulunduğu erkekten çocuğu olmasıyla.

4. Erkeğin ilişki kurduğu başkasına ait cariyeden çocuğu olunca onu satın alması yoluyla.

Bunlardan başka kadınların değiştirilmesi (Be'l nikahı) kızı ve akrabalarından bir kadını başka birinin kızı ve akrabası olan bir kadına karşılık vererek o kadını almak yoluyla (Sığar nikahı) bir kadını geçici bir zaman için kiralamak şeklinde daha da çirkin olanı istibda' nikahı dedikleri| bir erkeğin doğacak çocuk daha iyi olsun diye karısını hayızdan temizlendikten sonra beğendiği başka bir erkeğin çadırına göndermesi yoluyla. İslâm bütün bunların hepsini ortadan kaldırmış ilk nikah şeklini ıslah ederek kabul etmiştir.

Bir erkek istediği kadar kadınla evlenir istediği zaman onu boşardı. İslâmiyet geldiği zaman nikahında on tane eşi olup evliliğin dörtle sınırlanmasıyla diğer eşlerinden ayrılmak zorunda kalan bazı sahabilerin adları kaynaklarımızda zikredilmektedir.

Diğer taraftan iki kız kardeşle birden evlenme âdeti olduğu gibi üvey anneyle de evlenme âdeti vardı. Kocası ölen kadın üvey oğullarına miras olarak kalırdı.

Bir cahiliye Arabı karısını boşar veya ölürse bu adamın büyük oğlu bu kadınla evlenmek istediği zaman elbisesini kadının (üvey annesinin) üzerine atar bu suretle mehir vermeye lüzum kalmadan o kadın onun karısı olurdu. Bu üvey oğul isterse onunla evlenir isterse satar mihrini kendisi alırdı. Ancak kadın çabuk davranarak üzerine elbise atılmadan kendi kabilesine kaçabilirse bu durumdan kurtulabilirdi.

İslâm çok sayıda böyle üvey annesiyle evlenmiş kişilerin evliliğine son vermiştir. Bu hususta Kur'ân–ı Kerim'de şöyle buyurulmaktadır:

"Daha önce geçen durum bir tarafa bundan böyle babalarınızın nikâhladığı kadınları artık nikâhlamayın. Hiç şüphe yok ki bu Allah'ın gazabına sebep olan bir hayasızlıktır. Ne iğrenç bir yoldur o!" (Nisa 4/22)

Hattâ bunlardan Manzur b. Zabbân üvey annesi Müleyke bint Hârise ile evliyken Hz. Ömer'in onları ayırması üzerine Müleyke'yi pek seven belli ki İslâm'ı da iyice içine sindirememiş olan Manzur'un bir şiirinde şöyle dediği rivâyet edilmektedir:

"Dikkat edin Müleyke ve şarap benden gittikten sonra artık bugün ben zamanın ne yaptığına aldırmıyorum." (Kal'acî 24)

Kız çocuklarının olmasını ayıp görürler onların doğumundan utanç duyarlardı. Savaşmadığı saldırılara karşı obayı koruyamadığı erkekler gibi çalışıp kazanamadığı bir saldırı anında düşman kabilelerin eline esir düşecekleri tecavüze uğrayıp fuhuş yaptırılacakları gibi düşüncelerle kız çocukları olunca çok kızarlar öfkelerinden çıldıracak hâle gelirlerdi. Kur'ân–ı Kerim bunlardan kız çocuğu olan birisinin nasıl bir halet–i ruhiye içerisine girdiğini Nahl sûresinde çok veciz bir şekilde anlatmaktadır:

"Onlardan birine bir kızının dünyaya geldiği müjdelenince öfkesinden ve üzüntüsünden yüzü mosmor kesilir. Müjdelendiği bu kötü haberin etkisiyle utanıp eşinden dostundan saklanmaya çalışır. Şimdi ne yapsın! Hor hakir itilip kakılan bir belâ olarak onu hayatta mı bıraksın yoksa toprağa mı gömsün ne yapsın? diye kara kara düşünür! Dikkat ediniz ne fena hükümlerdi verdikleri bu hükümler!" (Nahl 16/58–59)

Göçebe Araplar yaşamasını istedikleri kızlarına yünden örülmüş bir cübbe giydirerek onlara deve koyun güttürürlerdi. Öldürmek istedikleri kızlarını ise bazen doğar doğmaz öldürürler bazen de altı yaşlarına geldiğinde onu güzel elbiseler giydirip akrabalarına götüreceklerini söyleyerek çölde önceden hazırladıkları çukura atar üstünü toprakla örterlerdi. Doğar doğmaz öldürecekleri zaman da doğum yapmak üzere olan kadın bir çukur kazar orada doğum yapar doğan çocuk kız ise o çukura gömer erkek ise alır büyütürdü.

Kur'ân–ı Kerim'de Tekvir sûresinde bazı Arapların kız çocuklarını diri diri gömme şeklindeki vahşi âdetlerine işaret edilmekte ve bunun hesabının mutlaka sorulacağına dikkat çekilerek bunu yapanlar tehdit edilmektedir. Allah Teâla o sûrede kıyametin dehşetli olaylarından bahsederken bu hâdiseyi de o dehşetli olaylar içerisine alarak şöyle buyurur:

"Diri diri gömülen kız çocuğuna hangi suçtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman." (Tekvir 81/8–9)

Kur'ân–ı Kerim'den anladığımıza göre kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesinin en birinci sebebi malî ve ekonomik idi. Fakirlikten dolayı aile fertlerinin az olması isteniyordu. Bu konuda da bir çifte standart uygulanıyor erkekler aile bütçesine katkıda bulunur ümidiyle bırakılıyor kızlar ise öldürülüyordu. Kur'ân–ı Kerim bu düşüncenin çok yanlış ve bu işin büyük bir günah olduğu şöyle dile getirir:

"Fakirliğe düşme endişesi ile evlâtlarınızı öldürmeyiniz. Onların da sizin de rızkınızı veren Biz'iz. Şüphesiz ki onları öldürmek büyük bir suçtur." (İsra 17/31)

Dârimî'nin (v. 255/869) kaydettiğine göre bir gün bir Müslüman bu çirkin fiili kendisinin cahiliye döneminde nasıl işlediğini Resûlüllah'a şöyle anlatmıştır:

"Ey Allah'ın Resûlü biz bir cahiliye toplumuyduk. Putlara tapar çocuklarımızı öldürürdük. Benim küçük bir kızım vardı ve beni çok severdi. Öyle ki onu çağırdığım zaman koşa koşa yanıma gelirdi. Bir gün yine onu çağırdım ve koşa koşa yanıma geldi. Sonra beraberime alarak yolda rastladığımız bir kuyuya onu elinden tutarak attım. Kulaklarıma gelen son sözleri 'babacığım babacığım' çığlıklarıydı."

Bunları duyunca Resûlüllah'ın (s.a.s.) gözlerinden yaşlar süzüldü. Bunun üzerine orada hazır bulunanlardan biri "Ey filan! Sen ne yaptın? Resulüllah'ı üzdün." dedi. Resûlüllah (s.a.s.)

"Ona engel olmayın neler hissettiğini anlatsın. O kendisini ilgilendiren bir şeyi soruyor."

dedi ve adama 'Bu olayı bir daha anlat.' diye buyurdu. O şahıs bu olayı bir daha anlatınca Resûlüllah (s.a.s.) mübarek sakalı ıslanıncaya kadar ağladı. Daha sonra adama

"Bunu cahiliye döneminde yaptığın için Allah seni affetti. Kendi hayatına yeniden başla." buyurdu. (Darimî Sünen 1/3–4).

Tabiî bu işten üzüntü duyanlar engel olmaya çalışanlar da o dönemde yok değildi. Bunlardan biri meşhur şair el–Ferazdak'ın (115/733) dedesi Sa'sa'a ibn Nâciye el–Mucâşi'î (9/630) idi. Peygamberimize (asm) gelerek "Ya Resûlüllah! Ben cahiliyede bazı iyi işler yaptım. Bunlardan birisi de 360 kız çocuğunu diri diri toprağa gömülmekten kurtardım ve her çocuğu kurtarmak için iki deveyi karşılık verdim. Bana bunun için mükâfat var mı?" diye sordu. Resûlullah (s.a.s.): "Evet vardır. Bunun mükâfatı Allah'ın seni İslâm nimetine kavuşturmasıdır." buyurdu.

Kabilecilik: Araplarda aileden sonra en büyük sosyal grup kabileydi. Kabile Arap'ın her şeyiydi. Kabilenin şerefi ve yüceliği onun da şanı ve şerefiydi. Bir Arap kabilesi için hiçbir fedakârlıktan kaçınmazdı. Birbirlerine karşı kabileleriyle övünürlerdi. Genelde malı ve çocuğu en çok olan ve kabilenin yaşça da en büyüğü kabile reisi olurdu. Kabile diğer kabilelere karşı üyelerinin her türlü eylemlerinden sorumluydu. Cahiliye Araplarınca kabile bağımsız bir siyasî birlik olarak kabul edilirdi. Kabile fertlerini aşırı gittikleri zaman cezalandırır gerekirse kabile dışı ilân ettiği gibi başka kabileden kendilerine sığınan birisini de himayesi altına alabilirdi.

Kötü alışkanlıklar: Cahiliye döneminde şarap içmek ve kumar oynamak gibi kötü alışkanlık ve âdetler çok yaygındı. Kumarı hem de kabilenin en şereflileri ve zenginleri oynayabilirlerdi.

İç savaşlar: Birçoğu kan davası olmak üzere bazıları da sudan sebeplerle kabileler arasında çıkan savaşlar bitmek tükenmek bilmezdi. Bu savaşlardan 40 yıl devam edenlerinin olduğu rivâyet edilir. (Ebû Ubeyde Eyyâmü'l–Arab) Kabileler arasındaki savaşlarda haklıya haksıza bakılmaz herkes kendi kabilesinin yanında yer alırdı. Prensip şu idi: "Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et." (Daha sonra Peygamberimiz (asm) bunu hadis–i şeriflerinde zikrederek Arapların cahiliye dönemindeki anlayışlarının yanlış oluğunu vurgulamış zalim kardeşe yardımın onu zulmünden vazgeçirmek olduğunu buyurmuştur. (Meydanî 3/373 vd.)

Bunların yanında Araplar arasında cömertlik yardımseverlik yiğitlik komşu haklarını gözetme gibi bazı iyi âdetler de yok değildi.


Я isimli Üye şimdilik offline konumundadır  

Alt 19-01-2013, 08:44   #3 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

gerçekten çok teşekkürler ödevime çok yaradı.


 
Alt 19-01-2013, 08:48   #4 (permalink)
uyuyan güzel
Avatar Yok
 
Face25 ödev

çok teşekkürler işime çok yaradı.


 
Alt 11-02-2013, 09:39   #5 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

hiç işime yaramadı


 
Alt 16-02-2013, 03:54   #6 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

kısaca dedik yaaa


 
Alt 23-02-2013, 04:59   #7 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

bu ne yaa


 
Alt 25-02-2013, 09:02   #8 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Face11 bu ne yaaa

Hiç işime yaramadı


 
Alt 15-07-2013, 02:14   #9 (permalink)
OSMANN
Avatar Yok
 
Face22 Işime çok yaradı

çok tşkr edrm allah razı olsun


 
Alt 16-09-2014, 04:30   #10 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

bu ne ya çok uzun bu iyi ki kısaca dedik ha


 




Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


İslam dininin doğduğu sırada arap yarımadasındaki sosyal ve kültürel hayat nasıldı?

İslam dininin doğduğu sırada arap yarımadasındaki sosyal ve kültürel hayat nasıldı? konusu, LakLak Bölümü / Soru Cevap forumunda tartışılıyor.


Konu etiketleri: islam dininin doğduğu sıralarda arap yarımadasındaki sosyal ve kültürel hayat, islam dininin doğduğu sıralarda arap yarımadasındaki sosyal ve kültürel hayat kısaca, islam dinin doğduğu sıralarda arap yarımadasındaki sosyal ve kültürel hayatı, islam dini doğduğu sıralarda arap yarımadasındaki sosyal ve kültürel hayat, islam dininin doğduğu sırada arap yarımadasındaki sosyal ve kültürel hayat, arap yarımadasındaki sosyal ve kültürel hayatla ilgili neler söylenebilir, islam dininin doğduğu sıralarda arap yarımadasında sosyal ve kültürel hayat, cahiliye dönemi arap yarımadasının sosyal ve kültürel ortamı, kabile hayatı ve sosyal sınıflar, islam dininin doğduğu sıralarda arap yarımadasındaki sosyal ve kültürel hayatla ilgili neler söyleyebilirsiniz, islam dininin doğduğu sıralarda arap yarımadasındaki sosyal ve kültürel hayatı, islam dinini doğduğu sıralarda arap yarımadasındaki sosyal ve kültürel hayat, islamın doğduğu ortamda kültürel ve sosyal durum, arap yarımadasındaki sosyal ve kültürel hayatla ilgili neler söyleyebiliriz, islam dininin doğduğu sıralarda arap yarımadasındaki sosyal ve kültürel,

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Avrupada Feodalizm ve Sosyal Sınıflar Nasıldı? elif Tarih 0 04-02-2011 05:58
İslam Devletlerinde Ekonomik Hayat Я Tarih 0 19-04-2010 11:27
İslam Devletlerinde Sosyal Hayat Я Tarih 0 19-04-2010 11:27
İslamiyet'in Doğuşu Sırasında Arap Yarımadası'nın Durumu Nasıldı? Я Tarih 0 12-04-2010 03:27
İslam Çupi Biyografi-İslam Çupi Kimdir? elif Türkiye'den Biyografiler 0 01-07-2008 11:21

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 06:13 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats