bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > GENEL KÜLTÜR > Eğitim ve Öğretim > Tarih

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 06-06-2013, 10:05   #1 (permalink)
 
elif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Cahiliyye Dönemi Hakkında Bilgi

Cahiliyye Dönemi Hakkında Bilgi


Bilgisizlik gerçeği tanımama. İslâm tam bir aydınlık ve bilgi devri olduğu için Arabistan’da İslâmiyet’in yayılmasından önceki devre daha dar anlamı ile Hz. İsa’dan sonra peygamberimizin gelmesine kadar geçen zamana “cahiliyye” devri adı verilmiştir. Cahiliyye insanın Allah’ı gereği gibi tanımaması ona kulluk etmekten uzaklaşması onun ilâhî hükümlerine değil de kişinin kendi hevâ ve hevesine uyması insanların koyduğu emir ve yasaklara siyasî sistem ve düşüncelere inanmasıdır. Kur’an-ı Kerîm’de: “Onlar hâlâ Cahiliyye devri hükmünü mü istiyorlar? Gerçeği bilen bir millet için Allah’dan daha iyi hüküm veren kim var?” (el-Mâide 5/50) buyurulur. İslâm’ın hakim olmadığı ortamlar Cahiliyye çağlarıdır. Çünkü ilâhî bilginin kaynağından yoksun olan ortamlardır. İslâm’ın gelişinden önceki dönemde yaşayan müşrikler Allah’a isyan etmiş onun hükümlerine sırt çevirmiş bir toplum olarak son derece ilkel ve cahil hayat sürüyorlardı. Cahiliyye Arapları’nın sürdüğü hayattan ve içinde yaşadıkları ortamdan bazı örnekleri şöyle sıralamak mümkündür:
Putlara Taparlardı
Cahiliyye insanları Allah’ın varlığını kabul etmekle beraber putlara taparlardı. Onlar putlarının Allah katında kendilerine şefaatçı olacaklarına inanırlar ve: Biz onlara ancak bizi daha çok Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” (ez-Zümer 39/3) derlerdi.
İçki İçerlerdi
Şarap içmek adeti çok yaygındı. Şairleri her zaman içki ziyafetinden bahseder içki şiirleri edebiyatlarının büyük bir kısmını teşkil ederdi. Hatta Enes b. Mâlik (r.a.)’in bildirdiğine göre İslâm’da içki Mâide Suresi’nin doksan ve doksanbirinci ayetleriyle kesin olarak haram kılınmış Hz. Peygamber (s.a.s) tellal bağırttırarak bunu ilân ettiğinde Medine sokaklarında sel gibi içki akmıştır (Müslim Eşribe 3).
Kumar Oynarlardı
Cahiliyye çağında kumar da çok yaygındı. Cahiliyye Arapları kumar oynamakla övünürlerdi. Öyle ki kumar meclislerine katılmamak ayıp sayılırdı. Onların şairlerinden biri karısına şöyle vasiyette bulunur:
“Ben ölürsem sen aciz ve konuşma bilmeyen iki yüzlü ve kumar bilmeyen birini isteme.”
Tefecilik Yaparlardı
Tefecilik almış yürümüştü. Para ve benzeri şeyleri birbirlerine borç verirler; kat kat faiz alırlardı. Borç veren kimse borcun vadesi bitince borçluya gelir: “Borcunu ödeyecek misin yoksa onu artırayım mı?” derdi. Onun da ödeme imkânı varsa öder yoksa ikinci sene için iki katına üçüncü sene için dört katına çıkarır ve artırma işlemi böylece kat kat devam ederdi. Tefecilik ve faizin her çeşidini haram kılan Allah özellikle Araplar’ın bu kötü âdetlerine dikkati çekerek “-Ey iman edenler! Kat kat faiz yemeyin.” (Âli İmrân3/130) buyurmuştur.
Faiz Oranları Çok Büyüktü
Faizcilik Araplar arasında o kadar yerleşmişti ki ticaretle onun arasını ayıramıyorlar; “Faiz de tıpkı alış-veriş gibi” diyorlardı. Bunun üzerine inen ayette: “Allah alış-verişi helâl faizi ise haram kılmıştır. ” (el-Bakarâ 2/275) buyrulmuştur.
Fuhuş Cok Büyük Orandaydı
Cahiliyye Araplar’ı arasında fuhuş da nadir şeylerden değildi. Cariyelerini zorla fuhuşa sürükleyenler vardı. Kur’an-ı Kerîm’de bu hususa işaretle: “İffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. ” (en-Nûr 24/33) buyurulur.
Kocanın birkaç metresi olduğu gibi kadının da başkalarıyla ilişkide bulunması bazı çevrelerce nefretle karşılanmayan bir davranıştı. Fuhuşla ilgili Cahiliyye Araplarının şu adetlerini zikredebiliriz:
Kadın âdetinden temizlendikten sonra kocası ona “şu adama git ve ondan hamile kal” derdi. Kadın istenilen adamla beraber olduktan sonra kocası hamileliği belli oluncaya kadar ona yaklaşmazdı. Sonra yaklaşabilirdi. Bu iyi bir çocuğa sahip olmak için yapılırdı.
Sayıları üç ila on arasında değişen bir grup erkek kadının evine girerek sırasıyla hepsi de onunla cinsi münasebette bulunurdu. Kadın hamile kalıp da doğum yaparsa doğumdan bir kaç gün sonra bu erkekleri çağırır erkekler de zorunlu olarak bu davete iştirak ederlerdi. Sonra onlara: “Olanları biliyorsunuz doğum yaptım” içlerinden birine işaret ederek “çocuğun babası sensin” derdi. O da bundan kaçınamazdı.
Bazı fuhuş yapan kadınlar da tanınmaları için kapılarına bayrak asarlardı. Bu tür kadınlardan biri doğum yaptığı zaman teşhis heyeti toplanıp çocuğun kime ait olduğunu tespit ederdi. O da çocuğun babası olduğunu kabul etmek zorunda kalırdı. (Buhârî Nikah 36)
Kadına değer verilmez hak ve hukuku tanınmaz adeta bir eşya gibi telakki edilip miras alınırdı. Biri ölüp karısı dul kalınca ölenin varislerinden gözü açık biri hemen elbisesini kadının üzerine atardı. Kadın daha önce kaçıp bu halden kurtulamazsa artık onun olurdu. Dilerse mehirsiz olarak onunla evlenir dilerse onu bir başkasıyla evlendirerek mihrini almaya hak kazanır ve kadına bundan bir şey vermezdi. Dilerse kocasından kendisine kalan mirası elinden almak için onu evlenmekten menederdi. Bunun üzerine inen ayette: “Ey inananlar! Kadınlara zorla mirascı olmaya kalkmanız size helâl değildir. ” (en-Nisâ 4/19) buyurulmuştur. (Şevkânî Fethu’l-Kadir I 440).
Yiyeceklerin bazısı yalnız erkeklere ait olup kadınlara yasak ediliyordu. “Onlar: Bu hayvanların karınlarında olan yavrular yalnız erkeklerimize mahsus olup eşlerimize yasaktır. Ölü doğacak olursa hepsi ona ortak olur” dediler (En’âm 6/139)
Kızları Diri Diri Topraga Gömerlerdi
Cahiliyye Arapları’nın kötü adetlerinden biri de kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeleriydi. Onlar bunu namuslarını korumak veya ar telakki ettikleri için bazıları da sakat ve çirkin olarak doğduklarından yapıyorlardı. Kur’an-ı Kerîm’de şu ayetlerde buna işaret edilir: “Onlardan birine Rahman olan Allah’a isnat ettikleri bir kız evlâd müjdelense içi öfkeyle dolarak yüzü simsiyah kesilirdi. ” (ez-Zuhruf 43/17) ” Diri diri toprağa gömülen kız çocuğunun hangi suçla öldürüldüğü sorulduğu zaman… ” (Tekvir 81/8-9) “Ortak koştukları Şeyler müşriklerden çoğuna çocuklarını öldürmeyi süslü gösterirdi. “(el-En’âm 6/137)
Ekin ve hayvanlarını iki kısma ayırıyor bir kısmını Allah’ın böyle emrettiğini sanarak Allah’a veriyor ve bir kısmını da Allah’a eş koştukları putlarına ayırıyorlardı. Onlar bu batıl inanç ve adetlerinde biraz daha ileri giderek Allah’ın payına düşeni alıyorlar onu eş koştukları putların payına ekliyorlardı. Ama putlarının payından alıp öbürüne ilâve ettikleri görülmüyordu. “Allah’ın yarattığı ekin ve hayvanlardan O’na pay ayırdılar ve kendi iddialarına göre: “Bu Allah’ındır Şu da ortak koştuklarımızındır” dediler. Ortakları için ayırdıkları Allah için verilmezdi. Fakat Allah için ayırdıkları ortakları için verilirdi. Bu hükümleri ne kötüydü!” (el-En’âm 6/136).
Bir kısım hayvanlarla ekinlerin bazısını dilediklerinden başkasına yasaklıyorlardı. Ayrıca bir kısım hayvanlara binerken ve keserken Allah’ın adının anılmasına engel oluyorlardı. (el-En’âm 6/138).
Bunun dışında hayvanlarla ilgili şu adetleri de vardı:
Deve beş batın doğurup beşincisinde erkek doğurursa kulağını çentip serbest bırakırlardı. Artık ona binmeyi ve sütünü sağmayı haram kabul ederlerdi. Buna “Bahîra”* derlerdi.
Saibe; dileği yerine gelen kimsenin putlara adadığı deve idi. Buna da binilmez ve sütü sağılmazdı.
Vasîle; koyun dişi doğurursa kendileri için; erkek doğurursa putları için olurdu. Şayet biri erkek biri dişi olmak üzere ikiz doğurursa dişinin hatırı için erkeği de kesmezler ve buna “Vasîle” derlerdi.
Hâm; bir erkek devenin soyundan on döl alınırsa onun sırtı haram sayılır su ve otlakta serbest bırakılırdı. Kimse ona dokunmazdı.
Bütün bunlardan başka müşrikler atalarından devraldıkları birtakım adetleri devam ettirme konusunda direniyor ve hatta bunların bazılarının kendilerini Allah (c.c.)’a daha çok yaklaştırdıklarını ileri sürüyorlardı.
İbn İshak şunları aktarıyor: “Kureyş ya Fil olayından evvel veya daha sonra meydana geldiğini tahmin ettiğim bir bid’at ortaya çıkardı ki tarihte (Hums) diye anılıp asalet-i diniye iddiasından ibarettir.” Bunlar: “Biz İbrahim’in evladıyız ehl-i Harem biziz Beyt’in sahibiyiz Mekke’nin de sâkini bulunuyoruz. Arap kabilelerinden hiçbir kabîle bizim sahip olduğumuz bu şeref ve itibara sahip değildir. Binaenaleyh biz bu müstesna mevkiimizin şeref ve itibarını korumalıyız. Bundan sonra Harem haricinde hiçbir şeye tazim etmeyip bütün ihtiramatımızı Harem dahilinde hasretmeliyiz. Meselâ Arafat’ta halk ile bir sırada yan yana omuz omuza durup vakfe etmek sonra halk ile geri dönüp gelmek bizim kadrimizi tenzil eder” diyorlardı.
İbn İshâk devamla: “Kureyşliler bu asalet fikrini ortaya koydu ve uygulamaya da başladı. Arafat’a çıkmayı Arafat’tan ifazâyı terk ettiler. Herkes Arafat’ta vakfe ederken bunlar Müzdelife’ye giderler orada dururlardı. Ve “Biz ehlullahız Harem-i Şerif’in hâdimleriyiz” diyerek diğerleriyle eşitliği kabul etmezlerdi. Fakat bunlar Arafat’ta vakfe etmenin İbrahim (a.s.)’in dini muktezası olduğunu biliyorlardı. Kinâne ile Hüzâaoğuları da bu hususta Kureyş’e iltihak etmişlerdi.
Bunlar hac için umre için gelen bedevîlere müdahaleye kadar ileri gitmişlerdir. Harem hâricinden gelen herkesin Beyt’in ilk tavafı Siyab-ı Hums ile tavaf etmelerini kararlaştırdılar ve uyguladılar. Bu kararın neticelerinden biri: Kim ki adi bir elbise ile gelip tavaf ederse tavaftan sonra o elbiseyi çıkarıp atması zarûrî idi.
Bu kararların ikinci neticesi ise; asilzadelere mahsus bir elbisesi olmayan bedevî erkeklerin çıplak; kadınların da yalnız önü yırtmaçlı kısa iç gömleği ile tavafa mecbur edilmesidir.
Bu ve bunun gibi pek çok âdetler yürürlükte idi. Rasûlullah (s.a.s)’a iletilinceye kadar da bu âdetler yürürlükte kalmaya devam etti. Daha sonra da A’râf suresinin 26 27 28 31 ve 32. ayetlerinde çıplak tavaf ile birlikte diğer bid’atler de yasaklanmıştır.
Ebû Hüreyre (r.a.)’den gelen bir rivayete göre Ebû Bekr es-Sıddık (r.a.) Vedâ Hacc’ından (bir sene) evvel Hz. peygamber tarafından Hac Emîri* olarak (Mekke’ye) gönderildiğinde Ebû Bekr de Ebû Hureyre’yi Kurban Bayramı’nın ilk günü Mina’da büyük bir cemaat içinde halka (şu iki maddeyi) ilâna memur kılmıştır. (Ebu Hüreyre): “Ey Nas! İyi biliniz bu yıldan sonra müşriklerin haccetmeleri çıplakların da Kâbe’yi tavaf etmeleri yasaktır” demiştir. (Sahîh-i Buhâri Tecrid-i Sarih Tercümesi VI13) Fakat onlar bunu kabule yanaşmamışlar atalarını körükörüne taklide çalışmışlardır. “Onlara: Allah’ın indirdiğine ve peygambere gelin dendiği zaman: Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter’ derler. Alaları bir şey bilmeyen ve doğru yolu da bulamayan kimseler olsalar da mı?” (el-Mâide 5/104). İslâm topluma hakim olunca bütün bu cahilî sistemin ilkel davranışlarını tamamen yasaklamıştır” (el-Mâide 5/103).
Bütün bunlara baktığımızda Cahiliyye’nin bir inanma biçimi olduğunu görüyoruz. Cahiliyye; bir şeyi gerçeği dışında bilmek anlamak ve buna göre amel etmek demektir. Bu duruma göre Cahiliyye; insanın ve toplumun İslâm öncesi ve İslâm dışı bir yaşayış biçimiyle yaşaması demektir. Doğru yolun zıddı ilmin aksi olan eskiyen ve değişken olan bölgelere kavimlere ve anlayışlara göre kurulan her türlü İslâm dışı rejimler; cahilî sistemler ve hükümlerdir.


elif isimli Üye şimdilik offline konumundadır  





Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Cahiliyye Dönemi Hakkında Bilgi

Cahiliyye Dönemi Hakkında Bilgi konusu, Eğitim ve Öğretim / Tarih forumunda tartışılıyor.



Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Medine Dönemi Hakkında Kısa Bilgi elif Soru Cevap 3 26-10-2014 07:28
İkinci Meşrutiyet Dönemi Hakkında Bilgi elif Genel Kültür Paylaşımlarınız 0 29-05-2013 09:10
Abbasiler Dönemi hakkında bilgi ebush Eğitim ve Öğretim 0 24-05-2013 08:42
İkinci Selim dönemi hakkında bilgi elif Tarih 0 21-06-2011 04:27
İntrauterin Dönemi Hakkında Bilgi elif Çocuk Sağlığı ve Eğitimi 0 13-06-2011 01:53

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 08:02 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats