bakimliyiz
Konu etiketleri: büyük hun devletinin özellikleri, asya hun devletinin özellikleri, asya hun devleti özellikleri, büyük hun devleti özellikleri, asya hun devletinin kültürel özellikleri, asya hun devleti nin siyasi hayatı, asya hun devletinin genel özellikleri, asya hun devletinin önemli özellikleri, asya hun devleti nin siyasi özellikleri, hun devletinin özellikleri, asya hun devletinin önemli devlet adamları, asya hunlarının özellikleri, asya hun devleti genel özellikleri, asya hun devleti ve özellikleri, asya hun devleti önemli devlet adamları,
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > GENEL KÜLTÜR > Eğitim ve Öğretim > Tarih

Kadın Portalı Kayıt Ol Reklam Verin İletişim Forumları Okundu Kabul Et

 

LinkBack Seçenekler Stil
Alt 11-04-2010, 10:37   #1 (permalink)
Я
 
Я - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Asya Hun (Büyük Hun) Devleti'nin Özellikleri

Asya Hun (Büyük Hun) Devleti

  • Merkez Ötügen olmak üzere Orhun ve Selenga nehirleri çevresinde kuruldu.
  • Tarihte bilinen ilk Türk devletidir. Devletin kurucusu ve ilk hükümdarı Teoman'dır.
  • Çinlilere karşı seferler yaptılar Çinliler de bu seferleri durdurmak için Çin Seddi'ni yapmak zorunda kalmışlardır.
  • Teoman'ın oğlu Meta Han döneminde; diğer Türk devletlerine de örnek olacak "onluk sistem"e dayalı ilk düzenli Türk ordusu kuruldu.

Asya Hun Devleti'nin Yıkılışı
  • Mete Han'ın ölümünden sonra oğulları ülkeyi iyi yönetemediler.
  • Çin entrikaları ve bu devletle yapılan savaşlar ülkeyi zayıflattı.
  • İpek Yolu'nun Çin kontolüne geçmesi nedeniyle Hun ekonomisi bozuldu.
  • Artan Çin baskısı nedeniyle ülke iyice zayıflayarak Doğu ve Batı olarak ikiye ayrıldı.

Я isimli Üye şuanda  online konumundadır  

Alt 11-04-2010, 10:38   #2 (permalink)
Я
 
Я - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

Büyük (Asya) Hun İmparatorluğu

Türk göçlerinin doğu yönünde devam ettiği asırlarda Çin'de kurulan Chou devletinin (M.Ö. 1050-256) Türklerle ilgisi üzerine dikkat çekilmiş hükümdar sülalesinde Gök dini Güneş ve yıldızların kutlu sayılması gibi inançlarla askerî kuvvette harp arabalarının bulunması ve devletin daha çok Türklerle meskûn bölgede (Şensi Batı Şansi Kansu) kurulmuş olması çeşitli ilim dallarından bazı bilginleri bu hanedanın aslen Türk olabileceği veyahut devlette Türk unsurunun hakim bulunduğu düşüncesine sevk etmiştir. Bununla beraber aslında daha ziyade Türk kültürü tesiri fazla belirli bir Çin devlet ve cemiyeti gibi görünen Chou devletine ait bu faraziye kesinlik kazanıncaya kadar Asya Türk tarihini Hunlarla başlatmak yerinde olacaktır. Çin kaynaklarında M.Ö. 4. asırdan itibaren Türklerle birlikte Moğol Tunguz soyundan bazı grupların başındaki "Kuzey Barbarları Hanedanı"nı belirlemek üzere Hiungnu (Hsiungnu) diye anılan kütlenin hangi soydan oldukları hakkında türlü görüşler ileri sürülmüştür. Bu görüşlerde eskiden Çin kaynaklarının Hiungnularla ilgili olarak verdikleri örf adet ve ekonomik faaliyetlere ait iyi incelenmemiş bilgi dikkate alınmış son zamanlarda ise hayli ilerleyen dil ve kültür araştırmaları esas teşkil etmiştir. Bunlara göre Hiungnular Türk'tür (J. De Guignes 1757; J. Klaproth 1825; F. Hirth 1899; J. Marquart 1903; P. Pelliot 1920; 0. Franke 1930; Gy. Nemeth 1930; McGovern 1939; R. Grousset 1942; W. Eberhard 1942; B. Szasz 1943; L. Bazin 1949; F. Altheim 1953; H.V. Haussig 1954; W. Samolin 1958; 0. Pritsak 1959; G. Clauson 1960 vb.). K. Shiratori önce Türk kabul etmiş sonra da Moğol olduklarını söylemiştir. L. Ligetiye göre Hiungnuların kimliğini tespit etmek müşküldür. A. V. Gabain Türk-Moğol karışımı oldukları fikrindedir. Her ne kadar Hiungnuların büyük imparatorluğunda Türkler yanında Moğol Tunguz vb. yabancı kavimlerin de yer almaları tabiî ise de devleti kuran ve yürüten asıl unsurun Türk olduğunda şüphe yoktur. Bu devlette aslında orman kavmi olan Moğol ve Tunguz değil Türk bozkır kültürü hakim olup Gök Tanrı'ya inanılıyor (aslında totemci olan Moğollara "Tanrı" sözü sonra Türklerden intikal etmiştir); aile "baba hukuku" üzerine kurulu bulunuyordu.

Nihayet Hiungnu devletinde idareci zümre ve hanedanın dili Türkçe idi. Siyasî ve kültürel münasebetler vesilesi ile Çin yıllıklarında Hiungnu dilinden zapt edilen Tanrı kut börü il (el) ordu tuğ kılıç vb. kelimeler Türkçe olup Türk dilinin en eski yadigârlarındandır. Ve nihayet devletin sahipleri kendilerine Türkçe'de "kavim halk" manasında olan "Hun" (Khun=/tü/ı) diyorlardı. "Hun" adı bir görüşe göre M.Ö. 1. bin başlarında "Kwan Gun" 5. asırdan önce "Kun" 4. ve 3. asırlarda ise "Khun" telaffuz edilmişti. Ağırlık merkezinin Orhun-Selenga ırmaklan ve Türklerce kutlu ülke sayılan Ötüken havalisi Orhun ırmağı üzerindeki Karakum ile Ordos bölgesi arasında bulunduğu anlaşılan Hun siyasî birliğinin kesin tarihini M.Ö. 4. asırdan itibaren takip etmek mümkün olmaktadır. Hunlarla ilgili en eski yazılı vesika olarak M.Ö. 318 yılında yapılan bir anlaşma zikredilmiştir. O zaman Chou iktidarının zayıflaması sonucu meydana çıkan 14 kadar büyük derebeyliğin mücadele sahası olan Çin'de birbirleri ile savaş halindeki bu feodal "muharip devletler"den Ch'in (Ts'in)'in gittikçe kuvvetlenmesinden endişelenen komşu beş "krallık" (derebeylik) zikredilen yılda Hun birliği (Hiungnu) ile ittifak antlaşması yapmıştı. Hunlar daha sonra Çin topraklarında baskıyı artırdılar. Mahallî hanedanlar uzun müdafaa savaşları sırasında korunmak maksadı ile meskûn sahaları ve askerî yığınak yerlerini surlarla çeviriyorlardı. Chou'lardan iktidarı M.Ö. 256'da tamamen devralan Ch'in devletinin (Şensi'de) ünlü hükümdarı Shihhuangti (M.Ö. 247-210) kuzey taarruzlarına karşı sınırlarını büsbütün kapamak için surların iç kısımlarını yıktırarak elde ettiği malzeme ile dış surları birbirine bağlamak ve boş yerleri tamamlatmak sureti ile meşhur Çin Seddi’ni (15 m. yükseklik 9 m. genişlik düz bir hat halinde uzunluk:1845 km.) meydana getirdi (M.Ö. 214). Böylece Çinlilerin en tesirli korunma tedbirini aldıklarına kanaat getirdikleri bu sırada iki mühim hadise vukua geldi: Çin'de uzun müddet dirayetli imparatorlar yetiştiren Han sülalesinin (İlk Han M.Ö. 206-M.S. 22 İkinci Han M.S. 24-220) kurulması ve Hun devletinin başına da Mo-tun'un (veya Maotun Mavdun; eski okunuşlar: Moduk Meitei Mote Mete) geçmesi (M.Ö. 209).

Çin kaynaklarında Hunların Tuku (=Türk?) adlı aile veya kabilesine mensup olduğu bildirilen Mo-tun (Beğtun) kendi oğlunu tahta getirmeyi tasarlayan üvey *******n teşviki ile babası T'uman tarafından tahttan mahrum bırakılması teşebbüsü karşısında emrindeki demir disiplin altında yetiştirilmiş 10 bin atlı ile katıldığı bir sürek avında Tuman'ın öldürülmesi üzerine Hun hükümdarı ilan edilerek (M.Ö. 209-174) Hun dilinde "imparator" manasında "sonsuz genişlik yücelik ululuk" ifade eden ve Asya Türk devletlerinde 6 asır kadar kullanılan Tanhu (türlü okuyuşlar: Tanju Jenuye Şanu ve son olarak aynı Çince işaretin bugünkü söylenişi ile Şanyü Şany) unvanını aldı. Devletini yeniden düzenledi ve kendisini iyi tanımadıkları anlaşılan Tunghuların (doğudaki Moğol-Tunguz kabileler birliği) ısrarla toprak talepleri karşısında savaş açarak onları perişan etti. Böylece hakimiyetini kuzey Peçili'ye kadar genişlettikten sonra Orta Asya'da Tanrı dağları Kansu havalisindeki Hind-Avrupa menşeli sanılan Yüeçileri (Yüehch'ih) mağlup etti (M.Ö. 203). O sırada Hun devleti "Sol Bilge eligi"nin Shangku'da "Sağ Bilge eligi"nin Shangkün'de (Şensi) ikamet ettiği tahmin edildiği bu dönemde Mo-tun daha sonra Çin topraklarına yöneldi 3 yıl kadar sürdüğü anlaşılan (201-199) bu savaşlarda Mai Taiyuan bölgelerini zapt etti. Han sülalesinin kurucusu imparator Kaoti'nin (M.Ö. 206-195) 320 bin kişilik ordusunu Paiteng'de bozkır usulü sahte ric'at gösterisi (Turan Taktiği) ile çember içine aldı. İmparator bozkır bölgelerinin Hun devletine terki yiyecek ve ipek verilmesi ve yıllık vergi şartları ile kendini ve ordusunu kurtarmağa muvaffak oldu. Doğu Asya tarihinde iki büyük devlet arasında akdedilmiş ilk milletlerarası mukavele olduğu belirtilen bu antlaşma (M.Ö. 201) gereğince Mo-tun'un bir Çin prensesi ile de evlenmesi sonucu Çin ile dostluk havası içinde imparatoriçe Lü (M.Ö. 195-179) ve imparator Wenti (M.Ö. 179-157) zamanlarında da devam etmiş olan ticarî münasebetler geliştirilirken Mo-tun Baykal gölü kıyılarından İrtiş yatağına kadar olan bozkırları ve daha batıdaki Tingling'ler bazı Ogur (Hochieh = 0k'ue) kollan ile meskûn araziyi kuzey Türkistan'ı zaptetti ve oradaki Yüeçi'lerin komşusu Wusun'ları himayesine aldı. Bu suretle Büyük Hun hükümdarı o çağda Asya kıtasında yaşayan Türk soyundan hemen bütün toplulukları kendi idaresinde tek bayrak altında toplamış oluyordu. İmparatorluk sınırlarının doğuda Kore'ye kuzeyde Baykal gölü ve Ob İrtiş İşim nehirlerine batıda Aral Gölüne güneyde Çin'de Wei ırmağı - Tibet yaylası - Karakurum dağları hattına ulaştığı bu tarihlerde Hunlara tabi olanlar arasında Moğollar Tibetliler Tunguzlar ve Çinliler de vardır. Mo-tun tarafından Çin hükümetine gönderilen M.Ö. 176 tarihli mektuptan anlaşıldığına göre yalnız İç Asya'da Türk devletine bağlı kavim ve şehir devletçiklerinin sayısı 26 idi ve hepsi Tanhu'nun ifadesi ile "yay geren"lerle "tek bir aile" halinde birleşmişlerdi.

Mo-tun M.Ö. 174 yılında öldüğü zaman sivil ve askerî teşkilatı iç ve dış siyaseti dini ordusu harp tekniği ve sanatı ile yüksek vasıflı bir cemiyet halinde daha sonraki bütün Türk devletlerine örnek olan tarihi kesin ilk Türk siyasî teşekkülü olan "Büyük Hun Devleti" kudretinin zirvesinde bulunuyordu. Görüldüğü üzere bu devlet idaresindeki kısıtlı tarım sahalarına karşılık daha ziyade otlağı bol besiciliğe elverişli bozkırlar bölgesinde kurulmuştu. Ekonomisinin temeli başta at olmak üzere hayvan yetiştiricilik idi. Buna göre sosyal durumu da toprağa bağlı "köylü" kültüründeki geniş arazi sahibi Çin "gentry" tabakası ile köle sınıfından çok farklı idi. Ne malikanelere ne de toprak kölelerine rastlanmayan Hun bölgelerinde halk kan akrabalığı ile birbirine bağlı ailelerin meydana getirdiği sosyal ve siyasî birlikler olarak disiplinli ve kendilerini müdafaa için daima silahlı kabileler (boylar) halinde yaşıyor ve devlet bu kabile birliklerinin (budunlar) kendi aralarında sıkı işbirliği yapmalarından doğuyordu. Devlet bu kuruluşu icabı ve bilhassa ordunun Mo-tun tarafından tanziminden sonra merkezden idare edilen bir "askerî teşkilat" niteliği kazanması sebebi ile askerî karakterde idi ve gerekli şartlar (bozkırda eğitilmiş olmak at ve silah) hazır olduğu için de fütuhata açıktı. Bu yönden de "köylü" Çin devletinden ayrılıyordu. Çin'de esas rejim "feodalite" olduğu halde Hun devletinde merkeziyetçilik dikkati çekecek kadar belirli idi. Küçük memurlar ve bazı müşavirler belki Çinli idi fakat emirlerindeki silahlı kuvvetlerle aynı zamanda birer kumandan olan bütün yüksek görevliler ile birinci derecede sorumlu makam sahipleri hep Hun asıldan oldukları gibi devlet teşkilatının da (mesela sağ-sol veya doğu-batı taksimatı vb.) Çinlilik ile hiç ilgisi yoktu. Mo-tun tarafından gerçekleştirilen ve toplulukta kabilecilik gayretlerini kırarak adeta devlete millî topluluk havasını getiren ordudaki 10'lu tertip de Türk idi. Esasen devletin millî karakterinin korunmasına dikkat edildiğine dair bazı davranışlar göze çarpıyordu: Mesela Paiteng'de imparator idaresindeki Çin ordusunu kuşatan Mo-tun'un Çin içlerine dalarak bozkırdan uzaklaşmasına zevcesi ve herhalde devlet meclisi tarafından engel olunmuştu. İnanç yönünden de ne Moğol totemciliği ne de Çin toprak tanrıcılığı ile ilgisi bulunan bozkır Türk Gök-Tanrı itikadındaki Hun devletinin meydana gelişinde "Çin imparatorluğu"nun model olduğuna dair yaygın görüş normal ölçülerdeki karşılıklı kültür tesirleri dışında doğru sayılmamalıdır. Zira bu düşüncenin gerekçesinde ileri sürülen "Hiungnu hükümdarının tıpkı Çin imparatoru gibi Gök'ün (Tanrı'nın) oğlu olarak görünmek ve Çin'dekine benzer saray erkânına sahip olmak lüzumu" Hun devleti için zarurî değildi. Önce devlet Çin topraklarında değil "Hiungnu"lar sahasında kurulmuştu; dolayısıyla Çin meşruiyet prensiplerini bu devlette aramakta isabet yoktur. İkincisi Mo-tun'un "Gök'ün oğlu" diye bir unvan takındığı şüphelidir çünkü onu tavsif eden: T'engli Koto (aynı Çince işaretin bugünkü söylenişi ile Ch'engli kut'u) tabirindeki şimdiye kadar "oğul" manasına geldiği sanılan ikinci kelimenin "kut" (siyasî iktidar) demek olduğu anlaşılmıştır. Üçüncüsü Çin devletinde "Gök'ün oğlu" kavramı da aslen Çin değil Türk menşelidir. Bütün bunlardan dolayı Mo-tun zamanında kesin şeklini aldığı görülen Büyük Hun devleti etnik yönden ve hakimiyet anlayışı sosyal yapısı idarî ve askerî kuruluşları (sosyo-politik üniteler devlet meclisi = toy sağ sol teşkilatı bilge elig'ler vb.) dini ve dünya görüşü ile Türk milletinin tarih ve kültüründe feyizli etkilerini iki bin yıl sürdüren bir ana kaynak durumundadır. Bu itibarla Türk ve dünya tarihinde çok büyük önem taşır.

Mo-tun'un oğlu tanhu Kiok (Chiyü /Kök?/ veya Laoshang M.Ö. 174-160) Hun İmparatorluğunun bu büyüklüğünü muhafaza etmeğe çalıştı. Yurtlarından oynattığı Yüeçilerin Afganistan'a giderek Baktria (Belh) bölgesinde vaktiyle İskender tarafından kurulmuş olan Grek hakimiyetine son verdikleri tarihte (M.Ö. 166) kalabalık ordusu ile Çin'e girerek başkent Ch'angan yakınındaki imparator sarayını yakan Kiok bu seferdeki gayesine uygun olarak Çin ile iktisadî ilişkilerini dostane bir şekilde sürdürmek için bir Çin prensesi ile evlendi. Şüphesiz Çin sarayı ile devam ettirilen akrabalık siyasî mahiyette bir davranıştan ibaretti. Fakat bu suretle ileride Çin ile temas halindeki hemen bütün Türk devletleri bakımından kötü neticeler verecek olan bir çığır derinleştirilmiş oldu. Çünkü hanedanlar arasındaki bu yakınlaşmalar her zaman Çin hile makinesinin harekete geçmesi için fırsat teşkil etmekte idi. Hun merkezinde Çinli prensesin himayesinden faydalanan Çin diplomat ve vazifelileri Hun imparatorluğu topraklarında serbestçe gezip dolaşıyorlar Türkler ve tâbi kavimler arasında kötü propaganda yapıyorlar devleti sinsice kuvvetten düşürmeğe çalışıyorlardı. Bundan başka ticaret malı olarak memlekete sokulup Hun ileri gelenleri arasında revaç bulan Çin ipeği lüks zevki yolu ile rehaveti arttırmakta idi. Kiok devrinde fazla hissedilmeyen bu menfî durumlar onun oğlu Künçin (Chünch'en) zamanında (M.Ö. 160-126) gerçek bir huzursuzluk kaynağı olarak kendini gösterdi. Keza Han sülalesine damat olan bu tanhu babası ve dedesi ölçüsünde dirayetli ve asker ruhlu bir hükümdar olmadığı için Hun iktidarında sarsıntılar belirdi. Çinlilerin bu devirde (imparator Chingti 157-141) sınır boylarında ufak çaptaki akınları durdurduğu görülüyordu. İlk defa imparator Wuti (M.Ö. 141-87) kalabalık ordular teşkil ederek Hun hakimiyetinin yıkılmasını hedef tutan planlarını tatbike girişti. Propagandayı arttırdı. Gayelerinden biri de Çin için büyük gelir kaynağı olan ipeğe batı bölgelerinde yeni pazarlar bulmak ve İç Asya-İran üzerinden Akdeniz kıyılarına ulaşan meşhur "İpekyolu"nuemniyet altına almaktı. Dolayısıyla Orta ve Batı Asya'da yabancıların kudretini kırması lâzımdı. Bilindiği gibi aşağı yukarı M.S. 1. bin sonlarına kadar Türk-Çin mücadelelerinin temel sebeplerinden biri bu kervan yoluna hakimiyet meselesi olmuştur. Wuti'nin İpekyolu üzerindeki memleket ve kavimleri öğrenmek ve Hunlara karşı onlarla işbirliği sağlamak maksadı ile batıya gönderdiği yüksek rütbeli bir asker olan Çangk'ien'in (Changch'ien) gizli vazifesini yaparken Hunlar tarafından bir süre gözaltında tutulmasına rağmen buralarda geçirdiği uzun müddet içinde (M.Ö. 138-126) edindiği bilgiyi temaslarını ve hükümete tavsiyelerini ihtiva eden mühim rapor imparatoru memnun etmiş ve sonraki Çin siyaseti için başlıca rehber vazifesini görmüştür. Bu arada Çinliler çok ehemmiyetli bir başarı daha elde etmişlerdi ki o da ordularını Türk usulüne göre yetiştirmeleri ve Hun silahları ile teçhiz etmeleri idi. Daha Mo-tun'dan çok önceleri 318 andlaşması ile ilgili olup Hunlara karşı askerî gücünü takviyeye çalışan Chao (Şansi'de) krallığında Wuling (M.Ö. 325-298) zamanında başlayıp daha sonra Kuzey Çin'de feodal hükümetlerin yerini alan büyük Ch'in devletinin imparatoru Shihhuangti zamanında hızla devam eden bu askerî ıslahat hareketleri Han imparatoru Wuti'nin kumandanlarından Weits'ing ile Hun tarzında 140 bin kişilik bir süvari kuvveti çıkaran Ho K'üping tarafından büyük başarıya ulaştırılmıştı. M.Ö. 127-117 yılları arasında Ordos'daki Hunlara karşı kazandıkları zaferler Hun ağırlık merkezinin Gobi'den kuzeye Orhun nehri bölgesine kaymasına sebep olmuştu.

Hunlar artık eskisi gibi değildiler. Akınları duraklamış bilhassa Tanhu Tsütihoü (Chut'eho) zamanından itibaren (M.Ö. 101-96) 40 yıl devamınca zengin güneybatı topraklarının (Tanrı dağları Cungarya Turfan Yarkent Kuça vb.) düşman istilasına uğraması ile devlet geliri azalmış o zamana kadar Çin'den vergi ve hediye olarak sağlanan malî destek kesilmişti. İç huzursuzluk idarecilerle başbuğların arasını açmağa yönelen kesif Çin propagandası ile gittikçe derinleşiyordu. Hun prenslerinin birbirleri ile olan anlaşmazlıkları mücadeleyi şiddetlendirdi. İktisadî darlık ve askerî güçsüzlük karşısında maddî yardım temin edilir düşüncesi ile çıkar yol olarak Tanhu Hohanyeh'in (M.Ö. 58-31) Çin himayesini isteme meyli durumu büsbütün karıştırdı. Sol Bilge eliği (Sol kanat kralı) olan Çiçi (Chihchih Tsitki) bu kardeşinin tanhuluğunu tanımadı. Mesele Hun devlet meclisinde (Türkçesi: toy) ağır münakaşalara yol açtı. Hohanyeh'in teklifi; istiklâlin feda edilmesini "gülünç ve utanç verici" bir davranış sayan ve kendilerinden ülkenin devralındığı atalara karşı hürmetsizlik kabul eden Çiçi taraftarlarınca reddedildi. Tanhu'nun fikrinde direnmesi Hunları ikiye ayırdı (M.Ö. 55). Devlet birliğinin parçalanması ile Çin üzerindeki Hun tehdidi ortadan kalktığı için Doğu Asya tarihinde bir dönüm noktası olan bu yıllarda Hun prensleri arasında iyice alevlenen açık mücadele sonunda rakiplerini mağlup bu arada tanhuluk merkezini de işgal ederek Hun imparatoru durumuna yükselen Çiçi karşısında Hohanyeh kendine bağlı kütlelerle birlikte desteğini sağladığı Çin'in kuzeybatı sınır bölgesine (Ordos Pingçu) çekildi (M.Ö. 54).

Devletini güçlendirmek ve iktisadî imkanlara kavuşturmak bakımından hakimiyetini batıya doğru yaymağı uygun gören Çiçi Tanhu M.Ö. 51'de harekete geçti. Önce Tanrı Dağları kuzeyi Isık Göl havalisindeki Wusun'ların mukavemetini kırdı; Tarbagatay bölgesindeki Ogurları daha kuzeydeki Kırgızları ve İrtiş etrafındaki Tingling'leri tabiiyetine aldı. İki yıl içinde kazandığı bu başarılardan sonra Wusun akınlarının tedirginliğinden kurtulmak isteyen Kangkü (Çu Güney Kazakistan bozkırı Maveraünnehir) kralının arzusu üzerine bu devleti himaye etmek vesilesi ile Aral Gölüne kadar bütün batı bölgesini idaresi altına alarak geniş Orta Asya Hun İmparatorluğunu ihya etti. Çiçi hükümetinin kuzey Moğolistan'daki ağırlık merkezini de Çu-Talas nehirleri arasına kaydırarak orada etrafı surlarla çevrili yeni bir başkent inşa ettirdi (M.Ö. 41) ki böylece mevkii dolayısıyla İran Afganistan Hindistan Doğu ve Orta Avrupa kıtaları bakımından Asya tarihinin bundan sonraki gelişiminde sürekli tesiri görülecek olan Türkistan sahasına Türk halkının iyice nüfuzunu sağlamış oluyor (Batı Hunları) ve Fergana Baktria (Belh) havalisini kendine bağladıktan sonra Çin kaynaklarına göre Ansi bölgesini yani güneybatı sınırları ta Anadolu'ya kadar uzanan Parth İmparatorluğunun kuzeydoğu kısmını zaptetmek için planlar hazırlıyordu.

Fakat Çiçi'nin hakimiyeti uzun sürmedi. Topraklan çok genişti ve Hun devleti bu bölgelerde henüz iyice yerleşmiş idarî nizamı kurmuş tâbi kütleler ve komşuları ile normal münasebetlerini geliştirmiş değildi. Çiçi'nin harekâtını adım adım takip eden Çin Wu'sun'ları Kangkü devletini kendine çekmeği bildi ve derhal saldırıya geçti. Etraftan aldıkları yardım ve 70 bin kişi civarındaki orduları ile baskın şeklinde Hun topraklarına girerek süratle ilerleyen Çinliler tarafından kuşatılan Talas ırmağı üzerindeki surlu Hun başkenti tamamıyla tahrip edildi (M.Ö. 36). Başkentte hayrete değer bir müdafaa yapılmış sokaklarda kanlı savaşlar verilmiş hatta tanhuluk sarayı içinde oda oda çarpışılmış ve Çiçi oğlu ve hatunlar dahil saray mensuplarından 1518 kişi ellerinde kılıç devletleri uğruna hayatlarını feda etmişlerdi.

Çiçi'nin batıya uzaklaşmasından sonra kendini toplayan ve Çin hükümeti ile anlaşma yaparak (M.Ö. 43) devlet meclisinin kararı ile başkentini Orhun bölgesine nakleden fakat M.Ö. 36'dan itibaren tekrar Çin tâbiliğine giren Hohanyeh'e (ölm. M.Ö. 31) bağlı kütleler onun evlatları tarafından bir müddet idare edildikten sonra tekrar toparlanmağa başlamışlar ve kudretli bir devlet adamı olduğu anlaşılan Yu (Hotodzsisi) Tanhu zamanında (M.S. 18-46) Çin'e karşı istiklallerini elde ederek doğuda Mançurya'ya batıda Kaşgar'a kadar olan geniş bölgeyi tekrar idarelerine almağa muvaffak olmuşlardı. Fakat Yu'nun ölümünden itibaren iç anlaşmazlıklara düşmeleri ve uzun süren kıtlık yıllarının sebebiyet verdiği çok sayıda hayvan kırımı ile ülkede baş gösteren açlık Hunları müşkül duruma soktu. Yu'nun oğlu Tanhu P'unu'ya karşı mücadele açarak kuzeydeki Hun kabileleri arasına çekilen Pi'nin (P'unu'nun yeğeni) orada kendini tanhu ilan etmesi hadisesi (M.S. 48) Hunları tekrar ve artık bir daha birleşememek üzere ikiye ayırdı: Kuzey Hunları (Kuzey veya Dış Moğolistan'da) ve Güney Hunları (Güney veya İç Moğolistan'da).

Böylece M. 48'de ayrı siyasî vasıfları kesinlik kazanan iki Hun devleti arasındaki büyük fark güneydekinin Çin tabiiyetini devam ettirmesi Kuzey devletinin ise istiklalini daima koruması idi. Bundan başka Güney Sibirya Cungarya ötesine kadar Batı ve İç Asya'da iktisadî ehemmiyeti bilinen bütün şehir devletleri de Kuzey Hun Devletinin idaresinde idi. Dolayısıyla siyasî ve askerî Çin saldırılarının ana hedefini teşkil ediyordu. Daha Hun İmparatorluğunun bölünmesi ile sonuçlanan iç mücadeleleri ustaca istismar eden Çin Hunlara bağlı doğudaki Moğol-Tunguz karışımı Wuhuan ve Sienpi (Hsienbi) kütlelerini kışkırtmış bunların sürekli baskıları neticesinde Hun Devleti Doğu Moğolistan'da kontrolü kaybederken batı bölgesinde de tahrikçi Çin siyaseti ile karşılaşmıştı. Bu sebeple en tesirlisi Yarkent Krallığı olmak üzere Şanşan (Loulan Lobnor'un güneyi) Turfan vb. bölgelerdeki ayaklanmalar ile uğraşmak zorunda kalındı (46-60 yılları). Hun Devletinin buralarda bilhassa Çin'in sömürücü tutumu ile Yarkent kralı Kien'in çok merhametsiz davranışından perişan düşen halk tarafından kurtarıcı gibi karşılanması ve duruma hakim olduktan sonra yeniden baskı altına aldığı Çin'i sınır kasabalarında serbest ticarete mecbur etmesi (61-65) Çin'i tam kararlılık içinde ve doğrudan doğruya askeri harekâtla Hun Devletini çökertmek hazırlığına sevk etti. İmparator Mingti (58-75) Ç'engti (75-89) ve Hoti (89-105) devirlerinin ünlü generali Pan Ç'ao'nun yüksek kumandasında kalabalık Çin ordularının 30 yıl süren harekâtı sonunda Kangk'ü'ye kadar (Kaçgar Hami Yarkent Hoten dahil) sayısı 50'yi bulan zengin ve kervan yolu üzerinde olduğu için iktisadî yönden önemli şehir Çin idaresine geçti. Bilhassa 73-74 89-90-91 yılları harekâtında ağır kayıplara uğrayan Hunlar İç-Asya'da hakimiyetlerini kaybederken doğuda da Sienpi'lerin hücumlarına (en şiddetlisi 89-91 arasında) maruz bulunuyorlardı. İki cephede sürekli savaşlar vermek zorunda kalan Kuzey Hun Devleti son tanhuların başarılı müdafaalarına rağmen kuvvetten düştü durum aleyhte gelişti. Hakimiyetlerini Güney Sibirya'ya ve Cungarya'ya kadar genişletmeğe muvaffak olan Sienpi'lerin hükümdarı Tanshihhuai (aş. yk. 147-156) tarafından nihayet saf dışı edilen Kuzey Hunlarının (ihtimal Tanhu Avitokhol zamanında) toprakları düşman kabilelerin istilasına uğradı. Siyasî iktidarlarının zayıflamağa yüz tuttuğu tarihlerde esasen memleketi terk etmeğe başlayan Hunlardan (büyük çapta göçler 91'de ve 155'e doğru) Kuça civarında kalan Yüepan-Yüebanlar dışındaki kalabalık kütleler batıya çekilmişlerdi ki bunların şimdiki Güney Kazakistan bozkırındaki soydaşlarına (Çiçi Hunları) katıldıkları anlaşılmaktadır.

M. 48'den beri Çin sınır bölgesinde yaşayan ve kuzeyden gelecek saldırılar için Çin'in ileri karakolu bir tampon devlet durumunda olan Güney Hunları da pek huzurlu değildi. Kukla tanhulara karşı Hun kabileleri sık sık başkaldırıyorlardı. 94 124 ve 140 yıllarında görülen ayaklanmalar güçlükle bastırılmış bunları 153 158 isyanları takip etmişti. Bu senelerde Kuzey Moğolistan'ı işgal eden Sienpi'ler güneye doğru baskılarını artırarak Hun devleti için tehlikeli olmağa başladılar (177'den itibaren). 188'de Çin hükümetince tayin edilen tanhunun tamamen Çin'e teslim olma kararı üzerine Hunlar tarafından öldürülmesi devleti başsız bıraktı. Kabileler diğer tayinli iki tanhuyu da tanımadılar ve dağınık kabile hayatına döndüler. Son tanhunun Çin başkentinde hapsedilmesi ve ülkenin 5 eyalete bölünerek Çinli askerî valilerin gözetimine verilmesi ile Güney Hun Devleti de sona erdi (M. 216).
Bununla beraber Sienpi baskısı yüzünden bilhassa 3. yy.'ın 2. yarısında güneye gelmek suretiyle Çin'de sayıları gittikçe artan Hunlar Çin idaresi altında ve Çinli halk arasında varlıklarını korumayı bildiler. Çin'de Han sülalesi iktidarının zayıflamağa yüz tuttuğu tarihlerde (180'den itibaren) birbirleri ile mücadeleye girişen generallerin tutumu büyük değişiklik meydana getirmiş siyasî birliğin parçalanmasına yol açmıştı ("16 Devlet" devri). Sui hanedanının birliği ihya ettiği 589 yılına kadar süren bu devrede Türk kütleleri başta Tabgaç (Wei) sülalesi olmak üzere müstakil devletler kurmuşlar ve Han iktidarının son bulması ile M.S. 220'lerde tekrar sahnede görünen Güney Hun kabile başbuğlarının idaresinde nüfuzlarını artırarak zamanla hemen bütün Kuzey Çin'i Türk hakimiyetine almayı başarmışlardı. Bunu sağlayan kuvvet yukarıda zikredilen asî generallerden biri olan Ts'ao Ts'ao'nun savaşlarında yardımları olduğu için Şansi bölgesine yerleştirdiği 19 Hun kabilesi idi. Kalabalık olan ve her fırsatta Çin idaresine başkaldıran (meselâ 271 294 296 yıllarında) bu Türk kütlesi millî benliğini koruyor ve eski tanhu ailesi mensuplarına karşı saygı beslemeye devam ediyordu.

19 kabileden biri T-opa (Tabgaç) biri de büyük Tanhu Mo-tun ailesinin indiği Tuku veya T'uko idi. Hun Tuku (T'uko) başbuğu eski tanhular neslinden ve Hun elig'lerinden olan Liu Yüan (Liu bu devirde Tuku ailesine Çinlilerin verdiği addır) çetin bir hürriyet mücadelesi verdikten sonra dikkat çekici bir siyasî kavrayışla 500 sene önceki atalarının eski Han sülalesi ile olan dostluklarını ve "kardeş"liklerini de ileri sürerek ve hatta kendi sülalesine "Han" adını vererek bu Çin bölgesinde (merkez: P'ing ç'eng) Türk devletini kurmağa muvaffak oldu (304-329. 1. Chao). Çin başkenti Loyang'ı zapt etti (311). Kendisinden sonra Çin'in öteki başkentini de ele geçiren kardeşi Liu Ts'ung'un geliştirdiği bu siyasî hakimiyet şuuru; idare başbuğ aileleri arasında el değiştirmesine rağmen devam etti (başlıca Hun sülaleleri: 2. Chao: 329-351 Hsia: 407-431 Kuzey Liang: 401-439 ve bunun devamı: Lou-lan krallığı 442-460; Turfan civarında). Aynı şuur Tsükü (Chuch'ü) Mengsün tarafından kurulmuş olan son Hun devleti "Kuzey Liang"ın 439 yılında Tabgaç hükümdarı T'aivvu'nun baskısı ile başkent Gutsang işgal edilerek yıkılması üzerine buradan kaçıp kurtulduğu anlaşılan Türk Açına [Asena Bozkurt] ailesinin temsil ettiği büyük Göktürk Hakanlığı'na ulaştı.

Çin sahasında Hun adı altındaki siyasî hayatları böylece tarihe karışmakla beraber M.Ö. 1. asırda Çi-çi iktidarının yıkılması neticesinde etrafa dağılmış olarak Sogdiana'nın (Seyhun-ötesi) doğusunda Kafkaslar'ın kuzeyinde hatta Dinyeper nehri civarında ve bilhassa Aral Gölünün doğu bozkırlarında varlıklarını devam ettiren Türk kütleleri oradaki diğer Türk zümreleri ve 1. asır sonlarından 2. asrın yarısına kadar doğudan gelen Hun kalıntıları ile çoğalmışlar ve uzunca bir müddet sakin bir hayat yaşamak suretiyle güçlerini artırmışlardır. Bunların büyük ihtimalle iklim değişikliği yüzünden veya son yıllarda gelişen yeni bir görüşe göre 110-350 yıllarında doğudan gelen Uar-hun baskısı karşısında batıya yöneldikleri ve sonra Avrupa Hun İmparatorluğu'nu kurdukları anlaşılmaktadır. Bu kütlelerin batıya Sibirya’ya doğru Çin sahasından uzaklaşmalarından dolayı haklarında 2 asır gibi uzun bir süre yazılı bilgi bulunamadığı gerekçesine dayanılarak Hiungnularla aynı kavim sayılamayacakları yolundaki bazı iddialara rağmen Atilla zamanında bütün Avrupa'da Türk hakimiyetini gerçekleştirenlerin bu Asya Hunları neslinden oldukları çeşitli vesikalarla belgelenmektedir.


Prof. Dr. İbrahim KAFESOĞLU
TÜRK MİLLİ KÜLTÜRÜ

Я isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alt 01-01-2012, 02:32   #3 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

offf ama bu çok uzun

 
Alt 03-01-2012, 09:59   #4 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Soru Asya Hun Devleti (Büyük Hun Devleti)

Asya hun devletinin genel özellikleri hakkında bilgisi olanınız varsa lütfen acilen yardım ediniz

 
Alt 05-01-2012, 04:37   #5 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

bu çok uzun olmuş galiba bide hun devletini yöneten kişiye ne deniliyor ?

 
Alt 10-01-2012, 10:29   #6 (permalink)
Я
 
Я - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

Alıntı:
Misafir´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
bu çok uzun olmuş galiba bide hun devletini yöneten kişiye ne deniliyor ?
Çin kaynaklarında Hun (Hiung-nu) devletinin yöneticileri Tanhu (Şanyu) olarak anılmaktadır. Bu kelimenin kumandan kağan han ya da imparator gibi bir anlamı olduğu tahmin edilir.

Tanhu sözcüğü bir unvan olarak "sonsuz genişlik" anlamına gelmektedir. Hükümdarlık da kut anlayışı egemendi. Hükümdarlığın tanrıdan geldiği görüşü vardı. Ülke töre hükümlerine göre yönetilirdi. Tanhunun görevi; ülkede dirliği sağlamak adaleti gerçekleştirmek orduyu komuta etmek meclisi yönetmek olarak sıralanabilir.Hükümdarın eşine "ka-tun" (hatun) denirdi ve hatun yönetimde söz sahibiydi. Hükümdarlık babadan oğula geçmektedir. Ülke oğullar arasında doğu batı ve merkez olarak miras bırakılmaktaydı. Doğu Güneş'in doğduğu yön olması dolayısıyla Türkler'de kutsal görülürdü ve ülkenin doğusunu yönetmek üstünlük belirtisiydi. Ülkenin batısını yöneten tanhu doğudaki tanhuya bağlı idi.

Я isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alt 14-02-2012, 06:55   #7 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

daha kısası yok mu?

 
Alt 01-01-2013, 12:22   #8 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

daha kısa ve özü yokmuydu

 
Alt 21-02-2013, 08:19   #9 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

Daha güzelleri yokmu

 
Alt 28-11-2013, 09:22   #10 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

orta asya hun devleti benim ödevim bu oluyo dimi

 




Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Asya Hun (Büyük Hun) Devleti'nin Özellikleri

Asya Hun (Büyük Hun) Devleti'nin Özellikleri konusu, Eğitim ve Öğretim / Tarih forumunda tartışılıyor.



Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Asya Kızılcahamam Termal Otel/ ANKARA Bkmlyz Türkiyeden Tatil Yerleri ve Oteller 0 23-07-2008 09:42
Asya Biyografi-Asya Kimdir? elif Türkiye'den Biyografiler 0 08-07-2008 01:57
Arif Nihat Asya Biyografi-Arif Nihat Asya Kimdir? elif Türkiye'den Biyografiler 0 30-06-2008 10:07
Büyük Hun İmparatoru Attila Biyografi-Büyük Hun İmparatoru Attila Kimdir? elif Türkiye'den Biyografiler 0 27-06-2008 11:34
Asya Beyoğlu Hayal Kahvesi'nde! Bakimliyiz E - Kolay Eğlence 0 12-05-2008 11:10

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:46 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats