bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > GENEL KÜLTÜR > Eğitim ve Öğretim > Tarih

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 09-04-2011, 07:07   #1 (permalink)
 
nimlahza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Şeyh Safi (I.Safi)

Dünyada büyük bir Kızılbaş devletinin kurulmasına neden olan değil Tekkesi’nin kurucu pirlerinden olan Şeyh Safi Sah İsmail’in atasıdır. Kısa adı Şeyh Safi olarak güncelleşen ve uzun adıyla Ebul Safıyyıiddin İshakı Erdebili olarak Türk toplumunda izleri silinmeyen bu Horasan Ereni. Anadolu’nun dışında Iran’ın Erdebil kentinde tekkesini kurmuş ve bu tekke Erdebil Tekkesi adıyla Türk ve Alevi düşüncesinin yayılmasına gelişmesine katkı sağlamıştır. Kuşaklar değiştikçe gelişen ilerleyen toplumlara öncülük yapan ve büyük bir devlete dönüşen. bu tekkenin kurucusu Şeyh Safi 1252’dedoğmuştur.
Çoğu kaynak Şeyh Safı’nin Sünni olduğunu öne sürmekte olsa daasil Alevi düşüncesinin büyük bir kaynağını oluşturan bu ocağın Halvetiye ve Kalenderiye tarikatlarını birleştirerek Safaviye veya Erdebiliye adlarıyla bilinen büyük tekkenin ortaya çıkmasında ve evlatlarını da da bu doğrultuda yetiştirmiştir. Onu Sünni birisi olarak göstermek için bu ocağın geçmişinde ve yaşamında herhangi bir ipucu bulmak olası değildir. Bu tür değerlendirmeler her pir için yapılmaktadır.
Erdebil Tekkesi’ni kuran Şeyh Safayeddin ceddini ondokuzuncu göbekten yedinci İmam Kazım Musa’ya ulaştırır bu soyu soylu biçimde devam ettirmiştir. Hatta kendisine şerif soyundan diyenlere büyük Şeyh şu yanıtı vermiştir: “Bizde Seyitlik var fakat Alevi yahut şerif olduğumuzu (yani İmam Hüseyin yahut Hasan soyuna mensup bulunduğumuzu) sormadım” demektedir.
Çeşitli araştırmacılar Şeyh Safi’nin kimliği konusunda kendi taraflarına çekmek için büyük umar harcamaktadır. Özellikle İranlı araştırmacılar bu büyük dedeyi Fars kökenli göstermekte olup bazı araştırmacılar ise onun Kürt kökenli olduğunu söylemekteler.Şeyh Safi’nin Firuz Şah torunlarından olduğunu ardından Güney Arabistan’dan Azerbaycan’a göçtüğü ve Kürt kökenli olduğu yönünde bilgileri de verilmektedir. Biz bu Alevi büyüğünün kimliğini Kürt Türk Fars ya da Arap olmasını değil pirin doğup büyüdüğü Erdebil kentinde kurduğu büyük üniversitesinin (tekkenin) yetiştirdiği öğrencilerinin (dervişlerin) Anadolu ve Türk topraklarında devamlı faaliyet gösterdikleri Alevi kültürünün oluşumunda katkı sağladığı yanıyla ilgilenmekteyiz.
Şeyh Safiyiddin Erdebili Moğollar’ın bulunduğu bölgede kendisine inananlar gün geçtikçe çoğalmaya ve ünü ise uzak bölgelere yayılmaya başladıkça Moğol yönetiminden gerekli ilgiyi de görmüştür. 1334 tarihinde Şeyhin ölümüyle birlikte Erdebil’i1 postuna oğullarından sırasıyla Şadraldin (posta oturma süresi 1334-1393 torunu Hoca Ali (posta oturma süresi 1392-1429) Hoca Ali’nin Erdebil postunda oturmasıyla bu tekken in yaşamında okulunun bilimsel olarak Aleviliğin’ bütünlüğüne ve Alevi felsefesinin Anadolu Aleviliği ile aynı paralelde gitmesine neden olmuştur. Çünkü Hoca Ali Hacı Bektaş Veli dergahıyla ilişkilerine önem vermiş sürekli iletişim kurarak Hacı Bektaş felsefesini Erdebil’e taşımıştır. Hatta Timur’un Anadolu’da Osmanlı Devleti’ne yaptığı o büyük saldırı sonucunda Yıldırım Beyazıt’ı yenmesiyle birlikte Anadolu’da yaşayan Tekke Hamit ve Karaman Türkmenlerinden Alevileri tutsak yaparak yanında götürmesi ve Hoca Ali’nin bu Türkmenleri bağışlatıp yanında bırakması sonucu Türkmen nüfusunun ve Anadolu Alevi bilincinin de buralara Anadolu dışına taşınmasına neden olmuş ve bu sonuç gelecekte Şah İsmail’in büyük bir devlet kurmasının temellerini oluşturmuştur. Hacı Bektaş öğrencilerinin Erdebil Tekkesi’nin çehresini değiştiren bu topluluğu daha doğrusu bu dervişler birer Alevi misyoneri olarak Erdebil Tekkesi’nde bir Kızılbaş devletinin oluşmasına katkı sağlamıştır. Hoca Ali’den sonra Erdebil Tekkesi’ne oğlu İbrahim oturmuştur. (Süresi : 1429-1447)
Bu dönemler içerisinde Erdebil’in adı Orta Asya içlerine ve Anadolu’ya kadar yayılmış Osmanlı padişahlarına her yıl buradan değerli hediyeler gönderilmiştir. Osmanlı padişahlarının payitahtı bu dönemlerde Bursa idi. Ve Osmanlı devlet yapısı Alevi- Kızılbaş bilincine ters olmayıp halen kuruluşunda büyük emeği geçen Alevi Horasan Erenleri nin izleri silinmemişti.
Poştnişinliğin babadan oğula geçme geleneği Erdebil’de kurumlaşması Hoca Ali’nin torunu Şeyh Cüneyd’le birlikte tekke siyasi bir hüviyete bürünerek gelecekteki devletin temellerini sağlamlaştırdı. Şeyh Cüneyd’in posta oturma süresi 1449-1456 gibi yedi yıllık bir süreyi kapsamaktadır. Şeyh Cüneyd Aleviliği tamamıyla kurumlaştırma yolunda Anadolu’dan büyük destek görmüş Hacı Bektaş düşüncelerine büyü önem vermiştir. Anadolu ile ilişkilerini sıkı bir biçimde geliştirmiş buradaki tekkeler ile sürekli iletişim halinde bulunarak okullar arası birliğin fikir birliğinin gelişmesine neden olmuş kopukluğu gidermiştir.
Şeyh Cüneyt taraftarlığının günden güne çoğalmasıyla ve gelecekte siyasi bir çizgi izlemesi sonucu bu ülkeden sürgün edilmiş ve yedi yıllık sürede Anadolu‘da Karamanoğulları ile Osmanlı topraklarında bulunmuş faaliyetlerini buralarda sürdürmüştür. Anadolu’da kendi görüşleri doğrultusunda bir beylik oluşturmak istemesi bunu başaramaması hatta Trabzon’da Rum devletini ortadan kaldırarak kendine bir devlet yaratmak isteme düşüncesi de gerçekleşememiştir.
Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan’ın kız kardeşiyle evlenerek bu ülkede serbestçe dolaşma ve siyasi örgütlenmeyi geleceğe yönelik oluşturmuştur. 1460 tarihinde Gürcülere karşı 12.000 kişilik müridiyle büyük bir baskın düzenlemiş olmasına karşın başarılı olamamış ve bu tarihte ölmüştür. Daha sonra Uzun Hasan’ın kız kardeşinden doğan oğlu Şeyh Haydar Erdebil postunun sahibi olmuştur. Şeyh Haydar da babası gibi yine bir devlet kurma ve gücünü artırmak amacıyla dayısı Uzun Hasan’ın kızıyla evlenerek arkasına büyük bir siyasi güç katmıştır.
Şeyh Haydar müritlerine 12 dilimli kızıl bir taç giydirerek onların her yerde belli olmalarını sağlamış ve taraftarlarına da Kızılbaş adını vermiştir. Babasının öcünü almak için askerlerini toplamasıyla birlikte Şirvan hükümdarına savaş açmış ve bu savaşta başarılı olmadan ölmüştür. 9 Temmuz 1488 ve ardından 17 Temmuz 1488 tarihinde ise Safavi Kızılbaş Devleti’ni kuracak olan Şeyh Haydar’ın oğlu Şah İsmail dünyaya gelmiştir. ‘Şeyh Haydar’ın müritleri onun yeni doğan oğlu İsmail’i kaçırmış onun öldürülmesini engelleyerek tam bir Anadolu Türk Kızılbaşı gibi yetiştirmişler ve babası Şeyh Haydar’ın ideallerini gerçekleştirecek durumda bir devlet kurma gücünü elde etmişlerdir.
Şah İsmail de bütün dedeleri gibi aynı davayı takip etmiş çok genç yaşta Erdebil postunun sahibi olmuştur. Babasının müritleri İsmail’i en güzel biçimde yetiştirmişler gözünü budaktan esirgemez yaptığı her şeyi bilinciyle yapar durumdadır İsmail. 12 yaşlarındadır. Bu yaşta bütün müritlerine hükmetmesini sözünü dinletmesini onları yönlendirmesini kısa sürede kavramıştır.
Bu yaşta Glan’dan ayrılıp dedelerinin kurmuş olduğu Erdebil Tekkesine hareket etti. Buranın valisi İsmail ve adamlarını Erdebil’e sokmak istemedi. İsmail Hazar kıyısında Ercuvan denilen yerde adamlarıyla birlikte kışı geçirdi. Yıl 1500. Amacı Anadolu’ya geçmekti. Adamlarına haber göndererek Erzincan’da buluşmalarını söyledi. Bütün Anadolu kısa sürede Erzincan’a akın etmişti adeta.
Şeyh Safi tekkesinin Anadolu üzerindeki etkisi böyleydi. Burada toplanan çeşitli boydan Türkmenler doğru Şirvan’a hareket ettiler. Şirvan Şahı’nı bu inançlı topluluk kısa sürede ortadan’ kaldırdı. Dur durmak bilmeyen İsmail taraftarları kısa sürede önlerine gelen orduları yenerek Erdebil topraklarına hakim oldular. Bu 12 dilimli Kızılbaş ordusu 1501 tarihinde yeni bir devletin oluşumunu tamamlayarak bu Kızılbaş devletine atasının adı olan Safi’den dolayı Safavi Devleti adını koydu İsmail. Kendisi de Şeyhlikten Şahlık koltuğuna oturdu.
Erdebil postunun sahibi olan Şah İsmail küçük bir tekkeden büyük bir devlet çıkmasının noktasını koyarken kendisi Aleviliğin adet erkanının gelenek ve göreneklerini Hacı Bektaş ve tüm Horasan Erenlerinin felsefesine sadık kalarak yerine getiriyor ve yeni kurallar koyuyordu. Aynı zamanda da bir hükümdardı. Bu hükümdarlığın başkenti Tebriz’di. Kızılbaşlık bu tarihten sonra toplumsal bilinçten siyasal bilince ulaşarak kocaman bir devlet oluyordu. hem de Oşmanlı Türk devleti Farsça ve Arapça’yı resmi dil olarak yürütürken ‘Şeyh Safi’den gelip Şah İsmail’le noktalanan Safavi Türk-Kızılbaş devletinin resmi dili ve konuşma dili tümüyle arı Terkçeydi.
Biz konumuz gereği yeniden Şeyh Safi’nin yaşamına dönelim.1252’de Erdebil’de ölen Şeyh Safiyiddin ailenin yedi çocuğundan beşincisidir. İlk eğitimini Erdebil’de görmüş küçük yaşlarda eğitime büyük ilgi duymuştur. Erdebil’de bilgilerinin yetersizliğini görünce Şiraz’a gitti. Orada bulunan en büyük tasavvuf hocalarından ders aldı. Şeyh Rüknettin Beyzavi ve Amr Abdullah gibi dervişlerden ders alma fırsatını buldu. Ardından Hazar kıyısında yerleşik olan Şeyh Zahid’e gitti. Bu şeyhin adını ve ününü bildiği için oralarda dört yıl kadar Şeyhi aradı. Bulunca da bu şeyhle birlikte 25 yılını geçirdi. Şeyh ölünce onun postuna oturdu. Bu yaşa gelinceye kadar tasavvuf bilgisini geliştirdi Bilgi ve ‘yetenekleri kısa sürede çevresine yayıldı. Yayıldıkça da müritleri çevresinde büyü kalabalıklar oluşturmaya başladı. Gerek İlhanlı (Moğol) hanı Olcaytu gerek bölgenin diğer hükümdarları onun ünü karşısında bu büyük ilgi duymaya başlamışlardı. Moğol veziri Reşidüddin’in kendi Şeyh Safiyittin’in yakın müritlerindendi. Zaman zaman Şeyhinin tekkesine bol armağan1ar ve şarap gönderiyordu. Tekkenin gelirlerinin büyük bir bölümünü bu vezir sağlıyordu. Erdebil Tekkesi’nin kurucusu Şeyh Safi zamanının büyük bir bölümünü kendi müritleri arasında geçirmekteydi. 1335 tarihinde ölümü sonucu yerine Erdebil postuna oğlu Sadreddin Musa babasının büyük bir türbesinin yapımını on yıl gibi bir sürede tamamlayarak bugüne ulaşan görkemli bir şaheser yaratmıştır.
“Baba ordularının dağılışından sonra Anadolu ‘da tutunan Türkmen oymaklarından ve şeyhlerinden başta Şah İsmail’in büyük ceddi Şeyh Safi dahi bir takım şeyhler ve dervişlerle Kıpçak ve çevresine irşat için gitmişlerdir.”2
Şeyh Safıyittin Erdebili çalışmaları ile tasavvuf düşüncesi ve Aleviliğinin gelişmesinde büyük katkılar sağlamıştır. Bu katkıları sağlarken de kendisi gibi büyük ün yapan bir çoğu Anadolu topraklarında bulunan çağdaşı Horasan Erenleri’yle de iletişimi kesmemiş o birlikte hareket ederek bilgi alışverişinde bulunmuştur. Onun yarattığı bir küçük tekke Aleviliğin bir mabeti olarak ününü günümüze taşımıştır. Ancak gerek Osmanlı devlet yapısı gerekse Cumhuriyet tarih anlayışı ne yazık ki bu kocaman Türk’ devletini görmezlikten gelmektedir.
Aleviliğin kaynaklarından bir kısmını oluşturan şüphesiz ki Şeyh Safi Buyruğu adıyla bulunan bu yapıttır. Şeyh Safi tarafından hazırlanan Aleviliğin inançsal sistemlerine ilişkin bu görüşler 13. yüzyıla aittir.
Anadolu Erenleri adıyla bilinen pirlerin birçok eserlerinin olduğu r gerçektir. Ancak bugün gün yüzüne çıkartılabilenler çok azdır. Aleviliğin yazılı kaynakları ortadan kaldırılmıştır. Bu eserlerin uzun araştırmalar sonucu gün yüzüne çıkartılarak Alevilik tarihine ışık tutacağını umuyorum.
ŞEYH SAFİ BUYRUĞU’NDAN*
Bir talib bir kimse ile musahip olsalar gerektir ki mürşitlerin buyruğunca yola gidip birbirleri arasında baş ve canlarını esirgemeyeler.Eğer esirgerlerse musahipliğe layık değildirler. Musahip şudur ki yola gide Erenlerin izini izleye mürşidin razılığını gözleye. Ve de bir kişinin musahibi yoldan çıksa onu bırakıp yolda olanla yola gitmesi uygundur üstat nutkundan böyle buyurmuştur.Musahip olanlar birbirinin derdiyle dertlenmeli ilgilenmelidir.
Musahip olanlar hem -dert gerektir.
Garimin görünce kalmaya cana.”
Musahibin musahibden dalda (gizli) yeri olsa musahip değildir; mürşitlerin kavli böyledir. Böyle olan musahibin yolu murtad (yoldan erkandan çıkmıştır. Böyleleri ne pir ne murebbi ne de musahib olurlar talibi eğitemezler yolsuz ve erkansızdırlar. Şurası iyi bilinmelidir ki:
Eğer bir kimse MUHAMMED-ALİ kavliyle özünü bir kamil mürebbiye ve musahibe bağlayıp yola gitmese o kişinin yediği ve içtiği tümüyle haramdır.
Mürşid-i kamil şudur ki:
Talibin ayinesini (gönlünü) silip temizleye ve pırıl pırıl eyleye; her ne sorunu varsa yol içinde (Buyruğa erkana uygun olarak) çözümleye terbiye (eğitim) ile onu Hakk’a (ve gerçeğe) eriştire; talibe matlubunu (dilediğini gerçekler yolunda istediği şeyleri (bilgileri) göstere; yeteneği varsa talibi dostuna eriştire; gönlündeki muradını ve dileğini hasıl ede...
Ve eğer bu dediğimiz gibi olmazsa Hakk’a talib olup yola gelmezse dünyada ve Ahrette yüzü karadır Erenler zümresinden değildir mahşer gününde On iki imam efendilerimizin huzurunda mahcup (utanmış hacil) olur ve hakkın cidarını görmekten. mahrum kalır.
Hazret-i Emir-el-Mü’mümin ve İmam-ül-Müttektn Esedtullah-ül Galib Ali b. Ebü Talib Kerrem-Allahü veche buyurur ki:
“Her bir kişide yedi kal’a vardır. Her bir kal’a dört kat hisar burcuyla çevrilidir ve
on iki burcu vardır hepsi EDEB üzerinedir. Eğer o burçlara iblis (şeytan) girerse elbette gönül tahtında oturursa o kişi cehennem ateşine müstahak ölür. Çok sakınmak gerek bu edepiere sahip çıkmalı iblise uymamalıdır.”
Bunun için erenlerin edeb ve erknını biz bu kitabın (Buyruğun) içinde yazdık ki erenler muhib olan talibler okuyup gereğince amel edeler ve her okudukça bu zaifi hayır duadan unutmayalar. Bir kişinin ömrü Nuh Peygamberin ömrü kadar olsa bu menakıbı Şerif’i yazıp tamam edemezler. Çünkü Evliya Menakıbı’nın sonu ve batın ilmini nihayeti yoktur. Bu denli olduğu da taliblere ancak bir irşad içindir. Her şeyhe ve halifeye ve Pir’e lazım olan şudur ki:
Cuma geceleri geldikte çırağını uyarıp gücü yettiği kadar Allah rızası için ve Muahammet Ali ve On iki imam ve On dört masum paklar ve geçmiş pirler ve beş kademler ruhu için atası ve anasının canı için yemek yedire ve yemekten sonra cemaat dağılmadan bu evliya’nın buyruğu okuna talibler ve muhibler dinleyeler güçleri yettiğince edebinden ve erknından öğrenip amel edeler. Kişi bilmediğini öğrenmek gerektir. Fakat erkan erenleri bu kutsal Buyruk Kitabı’nı her önüne gelenin yanında okumayalar ve rastgele kişilere vermeyeler göstermeyeler yalnızca Erenlere muhib olanların yanında okuyalar.
Hz. İmam Hasan efendimiz buyurur ki;
Dört şey kişiyi saklar dört türlü şeyden korur:
Birincisi evli olmak yani şeriat evine girmektir ki fesat işlerden (ahlak bozukluğundan) saklar; ikincisi cömertlik yapmak ki iki cihanın iffetlerinden saklar; üçüncüsü güvenilirlik ki hıyanetten saklar; dördüncüsü haram (günah) olan şeylerden sakınma ki bütün belalardan saklar.
Ve İmam Hüseyin efendimiz buyurur ki;
Dört şeyi terk etmek insani güvenli kılar:
Birincisi hışım (kızgınlık hiddet); ikincisi gazap; üçüncüsü ucüb (kibir kendini beğenmişlik); dördüncüsü tembellik.
Ve mam Zeynel-Abidin efendimiz buyurur ki;
Dört şey insanı çeşitli hastalıklardan korur:
Birincisi az yemek; ikincisi az konuşmak; üçüncüsü az uyumak; dördüncüsü kimsenin gönlünü yıkmamak.
Ve İmam Muhammed Bakır efendimiz buyurmuştur ki;
Dört şey insanı dünyada ve Ahrette aşağılık (hor) eder:
Birincisi acı söz söylemek; ikincisi yaranız huy; üçüncüsü halkın gıybetini (arkasından söz söyleme) yapmak; dördüncüsü yüzü sert (katı hiddetli) olmak.
Ve İmanı Cafer-i Sadık efendimiz buyurur ki;
Dört şey olgunluğun belirtisidir:
Birincisi dostlara mürüvvet (yiğitlik insanlık) göstermek; ikincisi düşmanlar ile budara kılmak (için ve düşmanlığı gizleyip görünüşte dostluk göstermek); üçüncüsü gazap (kızgınlık) zamanında sabır göstermek; dördüncüsü acı söze tahammül etmek.
İmam Musa Kazım efendimiz buyurur ki; dört şeyin sonu tehlikelidir:
Birincisi başıboşluk ki sonu maskaralıktır; ikincisi şunu bunu azarlamak ki sonu pişmanlıktır; üçüncüsü büyüklenmek ki sonu utanmaktır; dördüncüsü tembellik ki sonu horluk (aşağılanmak)tır ki meyvesi güvenli olmaktır; üçüncüsü cömertliktir ki meyvası ululuktur; dördüncüsü şükürdür ki meyvesi zenginliktir.
İmam Muhammed Taki efendimiz buyurur ki;
Dört şeyden dört şey meydana gelir: .21
Birincisi dilenmekten aşağılık doğar; ikincisi şımarıklık (hafiflik)ten ayrılık doğar; üçüncüsü işin sonunu düşünmemekten rezillik doğar; dördüncüsü ulular ve beyler ile düşmanlıkta inat etmekten helak olma doğar.
İmam Aliyyün-Naki efendimiz buyurur ki;
Dört şey iyi Adettir:
Kanaat müşavere (danışma) kızgınlık zamanında öfkesini yenmek herhangi hayırlı bir hizmet karşısına çıktığında yapmak.
İmam Hasan Askeri efendimiz buyurur ki;
Dört şeyi geri döndürmek olmaz:
Birincisi söylenmiş söz; ikincisi başa gelen kazA; üçüncüsü atılmış ok; dördüncüsü geçen ömür.
İmam Muhammed Mehdi efendimiz buyurur ki;
Dört şey mutsuzluk belirtisidir:
Birincisi suali reddetmek; ikincisi dünyaya tapmak; üçüncüsü cahiller ile Konuk Defteri etmek; dördüncüsü Ailesini ve yakınlarını hoş tutmamak.
Hz. Selman-ı Farisi buyurur ki;
Dört şeyin bekası (sürekliliği) olmaz:
Zalim padişahın ikiyüzlü sevgilinin muhabbeti haram mal kazanmak dönen devran ve geçici zaman.
Hasan-ı Basri hazretleri buyurur ki; Dört şeyyücelik verir:
Dünya yüceliği mal ile; Ahret yüceliği amel ve ilim ile; hoca katında kavlile; insanların yüceliği cemalullah kemalullah ve cennet yüceliği yetenek ile bulunur.
Hz. İmam Cafer-i Sadık efendimiz buyurur ki; Cehennem halkının belirtisi dört türlü şeydir:
Birincisi yüzü ekşi ola; ikincisi dili acı ola; üçüncüsü gönlü katı ola; dördüncüsü cimri ola.
Dört şey ise cennet halkının belirtisidir:
Birincisi güler yüzlü olmak; ikincisi tatlı dilli olmak; üçüncüsü yumuşak gönüllü olmak; dördüncüsü cömert olmak.
Ve Hz. İmam Ali buyurur ki;
Dört Kitab’da dört nesne vardır. Her kim onun hükmünü yerine getirse dünyada ve Ahirette kurtuluşa erer. Tevrat’ta yazar ki: “Her kim kanaat ederse ganimet bulur.”’ Ve Zebur’da yazar ki: “Çok konuşmayan kurtuldu.” Ve Incil’de yazar ki: “Her kim bir tarafa çekilip yalnızlığı seçerse esenlik bulur.” Ve Kur’dn-ı Mecid”de buyurur ki:
“Her kim Allah Taala hazretlerine tevekkül eder sığınırsa bütün dileklerine erişir.”
Ve Şeyh Cüneyd-i Bağdadi buyur ki;
Dört nesne insanın kurtuluşuna sebeptir:
Birincisi’ Hak Taa1a’nın farizasını (buyruklarını) yerine getirmek; ikincisi Resulullah’ın yoluna uymak; üçüncüsü atanın ve ananın gönlünü hoş tutmak; dördüncüsü halka şefkat göstermek.
Ve yine dört nesne insana bağıştır:
Allah tarafından devranı (yaşamı) iyi olmak;’ kardeşleri şefkatli olmak; ömrü hoşluk (mutluluk) içinde geçmek; münasip (güzel) bir makamda bulunmak.
Ve Ebu Ali Sina der ki; ‘
Dört şey insanı velayete (evliyalığa) eriştirir:
Birincisi sık saklamak; ikincisi malını Hak yolunda harcamak; üçüncüsü sözünde durmak; dördüncüsü kulluğunun gereğini (ibadetini) yapmak.
Ve de Hallac-ı Mansur der ki;’
Hakkı bilmeğe dört nesne sebep olur:
Birincisi açlık; ikincisi halvette (yalnız olarak bir köşeye çekilip ibadet etmek Hak ile gizli konuşmada) bulunmak; üçüncüsü uykusuzluk; dördüncüsü az konuşmak.
Ve İbrahim Ethem Hazretleri buyurur ki;
Dört yerde dört uzvu korumak gerektir:
Birincisi büyükler katında elini; ikincisi bilginler katında dilini; üçüncüsü namahremler katında gözünü; dördüncüsü veliler (Tanrı dostu erenler) katında gönlünü.
Ve Nuh Peygamber hazretleri buyurur ki;
Dört nesne vardır ki her kim Adet edinse azaba düşer:
Birincisi haset; ikincisi büyüklenmek; üçüncüsü hırs; dördüncüsü cimrilik.
Ve Battal Gazi der ki; Dört nesnenin sonu yaramazdır:
Birincisi bir padişah ki adaletli davranmaya; ikincisi bir dost bir dostundan incine; üçüncüsü bir yaramaz kişi ile musahip oluna; dördüncüsü seviyorum diyenlerin sevgisine güvene.
16.yy.da Safaviler adıyla bir Türk Kızılbaş devleti kuran Şah Safi’nin torunu Şah İsmail (Şah Hatayı) Erdebil Tekkesi’nin doruk noktasıdır. Şimdi onun şiirlerinden seçmeleri okuyarak Erdebil Tekkesi hakkında bir yargıya varalım.

Alıntı.


nimlahza isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Teşekkür Edenler:
Я (13-04-2011)





Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Şeyh Safi (I.Safi)

Şeyh Safi (I.Safi) konusu, Eğitim ve Öğretim / Tarih forumunda tartışılıyor.



Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
İbrahim Safi resimleri nimlahza Ünlü Ressamlar ve Resimleri 0 23-03-2011 01:04
Şeyh! nimlahza Komik Resimler 1 20-09-2010 10:27
Baş derbendi (kuşu ağacı, ermeni safi) daywest Alternatif Tıp 0 09-09-2010 11:42
Şeyh Bedrettin İsyanı nimlahza Tarih 0 12-11-2008 11:32
Cemal Safi Biyografi-Cemal Safi Kimdir? elif Türkiye'den Biyografiler 0 01-07-2008 10:02

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 02:24 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats