bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > GENEL KÜLTÜR > Eğitim ve Öğretim > Türkçe ve Edebiyat

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et

 

LinkBack Seçenekler Stil
Alt 29-12-2013, 07:24   #1 (permalink)
Я
 
Я - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Deneme Örnekleri Kısa

Deneme Örnekleri Kısa - Kısa ve Güzel Denemeler

DİLİMİZ ÜZERİNE - Nurullah Ataç

Dilimiz konuşma dilimizden çok yazı dilimiz yıllardan beri yüzyılı aşkın bir zamandan beri durmadan değişiyor. Değişmesini bir dileyen oldu bir buyuran oldu diye değil değişmesi gerektiği için değiştirmek zorunda olduğumuzdan içimizden duyduğumuz için değişiyor. Elimizdeki dille dünden kalan dille istediğimizi söyleyemediğimiz istediğimiz gibi söyleyemediğimiz için değişiyor. Bu değişme bir bakıyorsunuz hızlanıyor çok kimseleri şaşırtacak başlarını döndürecek kadar hızlanıyor; bir bakıyorsunuz ağırlaşıyor artık duracak sanıyorsunuz. Ama durmuyor. Durdurmak kimsenin elinde değil; durdurabilsek çoktan durduracaktık. Yazarlarımızın çoğu ta başlangıçtan beri bu değişmeye sinirleniyor bu değişmeyi istemiyor. Kimi öfkelenip bağırıyor. Sonra öfkeleneni de eğlenip alay edeni de değişmeye uyuyor dilini değiştiriyor bir gün önce istemediği yeni dille yazıyor.

Türkçe'de yazı dilimizden Arap dilinin Fars dilinin kurallarına göre kurulmuş isim sıfat takımlarının nasıl kaldırıldığını bir düşünün. Yazarlarımız en ünlü yazarlarımız karşı koymak için neler yapmadılar! "Terkipler kalkarsa Türkçe yazı yazılamaz... Dilimiz çirkinleşir..." dediler:

Genç Kalemciler'e ters baktılar saldırdılar. Genç Kalemciler'e yenildi bozuldu ezildi sandık. Bir de baktık ki onların dediği oluvermiş terkipler ortadan kalkıvermiş. Dilimize bir güzellik verdikleri söylenen o terkipler bize bir çirkin görünüverdi!

O kelimeleri atacak olursak birbirimizle anlaşamayacakmışız; yeni kelimeler uydurma imiş kimse bilmiyormuş. Doğrusu biz eski kelimeleri bilmiyoruz da asıl yeni kelimeleri biliyor asıl onları anlıyoruz. Bunu görmek istemiyorlar.

Yazarlarımızın çoğunun yeni dile karşı koymaya kalkmalarının dil için de o yazarlar için de büyük bir kötülüğü oluyor. Dil için de kötülüğü oluyor çünkü yeni dil yazarların yani kendisini asıl kullanacak kimselerin payı olmadan kuruluyor; bu yüzden birtakım zevksizliklerin önüne geçilemiyor. Yazarlarımız için kötü oluyor çünkü yarın onlar küçük düşecekler. Bu dili ister istemez kullanacaklar daha doğrusu isteyerek ötedenberi istediklerini sanarak kullanacaklar.

Bunun böyle olacağına hiç şüphemiz yok. Çünkü bu iş şunun bunun istemesiyle buyurmasıyla olmuyor; bu iş yüz yıldan beri bütün ulusun buyurmasıyla oluyor. Türk topluluğu yeni bir dil arıyor istediğini istediği gibi söyleyecek kafa dili olabilecek bir dil arıyor. Yazarların buna karşı koymaları değil bunu anlayıp o dilin kurulmasına çalışmaları gerekir.

____________

ÖLÜM ÜSTÜNE - Montaigne

Madem ki ölümün önüne geçilemez ne zaman gelirse gelsin. Sokrates’e; “Otuz zalimler seni ölüme mahkum ettiler” denildiği zaman: “Tabiat da onları!” demiş.
Bütün dertlerin bittiği yere gideceğiz diye dertlenmek ne budalalık!
Nasıl doğuşumuz bizim için her şeyin doğuşu olduysa ölümümüz de her şeyin ölümü olacaktır. Öyle ise yüz sene daha yaşamayacağız diye ağlamak yüz sene evvel yaşamadığımıza ağlamak kadar deliliktir. Ölüm başka bir hayatın kaynağıdır. Bu hayata gelirken de ağladık eziyet çektik bu hayata da eski şeklimizden soyunarak girdik.
Başımıza bir defa gelen şey büyük bir dert sayılmaz. Bir anda olup biten bir şey için bu kadar zaman korku çekmek akıl karı mıdır? Ölüm uzun ömürle kısa ömür arasındaki farkı kaldırır çünkü yaşamıyanlar için zamanın uzunu kısası yoktur. Aristo Hypanis ırmağının suları üstünde bir tek gün yaşıyan küçük hayvanlar bulunduğunu söyler. Bu hayvanlardan sabahın saat sekizinde ölen genç akşamın saat beşinde ölen ihtiyar sayılır. Bu kadarcık bir ömrün bahtlısını bahtsızını hesaplamak hangimizi gülünç etmez? Ama edebiyetin yanında dağların şehirlerin yıldızların ağaçların hatta bazı hayvanların ömrü yanında bizim hayatımızın uzunu kısası da o kadar gülünçtür.
Tabiat bunu böyle istiyor. Bize diyor ki: “Bu dünyaya nasıl geldiyseniz öylece çıkıp gidin. Ölümden hayata geçerken duymadığımız kaygıyı ve korkuyu hayattan ölüme geçerken de duymayın. Ölümünüz varlık düzeninin dünya hayatının şartlarının biridir. (İnsanlar birbirini yaşatarak yaşarlar ve hayat meşalesini koşucular gibi birbirlerine devrederler – Lucretius).
Yaşadığınız her an hayattan eksilmiş harcanmış bir andır. Ömrünüzün her günkü işi ölüm binasını kurmaktır. Hayatın içinde iken ölümün de içindesiniz çünkü hayattan çıkınca ölümden de çıkmış oluyorsunuz. Yahut şöyle diyelim isterseniz; hayattan sonra ölümdesiniz ama hayatta iken ölmektesiniz. Ölümün ölmekte olana ettiği ise ölmüş olana ettiğinden daha acı daha derin daha can yakıcıdır.
Hayattan edeceğiniz kârı ettiyseniz doya doya yaşadıysanız güle güle gidin.
“Niçin hayat sofrasından karnı doymuş bir davetli gibi kalkıp gidemiyorsun? Niçin günlerine yine sefalet içinde yaşanacak yine boşuna geçip gidecek daha başka günler katmak istiyorsun? Lucretius.”
Hayat kendiliğinden ne iyi ne fenadır ona iyiliği ve fenalığı katan sizsiniz.
Bir gün yaşadıysanız her şeyi görmüş sayılırsınız. Bir gün bütün günlerin eşidir. Başka bir gündüz başka bir gece yoktur. Atalarınızın gördüğü torunlarınızın göreceği hep bu güneş bu ay bu yıldızlar bu düzendir.

____________


KİTAPLIK VE OKUMA - Montaigne

Evde bulunduğum zaman hayatım daha çok kitaplığımda geçer; oradan ev işlerini yönetmek imkanını da bulurum. Giriş kapısının hemen üstündeyim; hem bahçeyi kümesi avluyu görürüm hem de evimin öteki bölümleri içinde sayılırım. Hiçbir düzene uymadan hiçbir amaç gütmeden bir bu kitabı bir şu kitabı karıştırırım; zaman olur hayal kurarım zaman olur kurduğum hayalleri ya kendim yazarım ya da bir aşağı bir yukarı dolaşarak başkasına yazdırırım.
Kitaplığım bir kulenin üçüncü katındadır; birinci katta tapınak ikinci katta da yalnız kalayım diye sık sık yattığım bir oda ile eklentileri kitaplığın üstünde ise büyük bir sandık odası vardır. Eskiden kitaplık evimin lüzumsuz yeriymiş. Bense hayatımın çoğu günlerini günlerimin de çoğu saatlerini burada geçiriyorum.
Kitaplığım yusyuvarlak bir oda; masamla sandalyemi alacak kadar yer var; bir bakışta kitaplarımın tümünü birden görebileceğim şekilde düzenlenmiş beş raflı dolaplar çember halinde duvarları kaplar. Odanın on altı adım çapında boşluğa bakan çok geniş ve çok güzel manzaralı üç penceresi var. Kışın daha az bulunurum bu odada; çünkü adından da anlaşılacağı gibi evim bir tepenin üstündedir; hiçbir odası da bu oda kadar yer almaz; bir gayret sarfetmemi gerektirdiği ıssız bir yerde olduğu için hoşuma gider; böylece hem çalışmamın verimli olmasını sağlar hem de topluluktan beni uzak tutar. Oturduğum yer böyle bir yer işte; orada tam bir egemenlik kurmaya yalnız orasını karımdan da çocuklarımdan da toplum hayatının geleneklerinden de uzak tutmaya çalışırım. Başka nerde olursa olsun egemenliğim sözde kalır: aslında zaten şüpheli bir egemenliktir bu. Evinde kendi kendisiyle başbaşa kalacak kendi kendine övgüler söyleyecek şundan bundan kaçıp gizlenecek bir yeri olmayan kişi benim gözümde zavallının biridir. Gösterişe düştün olanların bu huyları çok pahalıya oturur onlara; Pazar yerlerindeki heykellere benzerler de ondan: “Büyük başın derdi büyük olur”.
Gençken gösteriş olsun diye okurdum; sonradan biraz da kendimi yetiştirmek için okumaya incelemeye başladım; şimdi ise vakit geçirmek oyalanmak için yapıyorum bu işi; çıkarımı sağlamak aklımdan bile geçmedi. Kitaba karşı içimde beni paradan çıkartan aşırı bir sevgi vardı; yalnız kendi ihtiyacımı karşılamak için değil üç adım uzaktaki çevremi doldurmak süslemek içindi bu sevgi; bir hayli oluyor onu da bıraktım.
Seçmesini bilen için kitabın çok hoş meziyetleri vardır; ama her nimet bir zahmet karşılığıdır; bu zevk de ötekiler gibi belli ve arık değildir; kendisine öz çok ağır yükleri vardır; okudukça ruh gelişir ama kalıp benim hiçbir zaman yüzüstü bırakmadığım kalıp hareketsiz kalır yıkılır ezilir büzülür. İhtiyarlığa yöneldiğim şu anda fazla okumak kadar zararlı kaçınılması bunun kadar gerekli bir şey bilmiyorum ben.

____________

HAYAT VE EDEBİYAT - Mehmet Fuat Köprülü

Hayatın en önemli gerçeği samimiliktir. Bu itibarla hayat ile bağı olan edebiyat mutlaka samimi bir edebiyattır denilebilir. Hayatı en gizli en karışık yönleriyle anlatmayan duygularımızı tıpkı hayatta olduğu gibi saf ve derin bir şekilde duyurmayan elemlerimizi felaketlerimizi açık açık yansıtmayan bir edebiyat hayat ile ilgisiz ve sahte bir edebiyattır. Öyle bir edebiyat kelimeleri dizip onları işleyen pek hünerli kuyumcular çıkarabilir. Belki onlar çok süslü çok göz alıcı şeyler yapabilirler. Fakat ne yazık ki bütün bu sahte ürünler muntazam kış bahçelerinde yetişen iri yapraklı parlak renkli çiçeklere benzer. Uzaklığından dolayı bize çok çekici çok harikulade görünen o meçhul sıcak iklimlerin bu göz kamaştıran ürünleri nasıl açık bir havaya sert bir rüzgara dayanamazsa hayat ile ilgisi olmayan böyle bir edebiyat da zamanın sonsuz kasırgaları önünde süpürülüp gitmeye mahkumdur. Halbuki bedii his hislerimizin en ilahi ve en samimisidir. Akşam rüzgarı ile inleyen bir çam ormanının karanlık hışırtıları ne kadar tabii ise ruhun güzellik karşısında duyduğu hisler de hayatın en derin ve anlaşılmaz köşelerinden birdenbire fırlayıp çıktığı için her şeyden çok samimidir. İşte bunun gibi milletler için de “güzel” ve “iyi” telakkilerinden daha “milli” hiçbir şey yoktur. Bir toplumu başkalarından ayırmak isterseniz onun din ve ahlak hakkındaki güzellik hakkındaki samimi duygularını arayınız. Çünkü bunlar doğrudan doğruya ruhundan koptuğu için hayatının en samimi taraflarıdır.

Yüksek ve hakiki sanat asıl ona derler ki hayatı bütün genişliği ve bütün samimiliğiyle okuyucuya duyurabilsin. Ancak yapmacığın bittiği yerde sanatın başlayabileceğini nedense hala anlayamadık!

____________


SEVGİ ÜZERİNE SÖZLER - Nurullah Ataç

Sevgi yalnız insana vergi olmasa da insanın gene en ulu duygusudur. Anamızı babamızı kardeşlerimizi çoluğumuzu çocuğumuzu görünce içimizin titremesi onları anarken yüreğimizin ya kaygılı bir sevinç ya sıcak bir üzüntü ile çarpması dünyamızı genişletiverir. Bir kendimiz için yaşamaktan öz tasalarımızın çemberinden kurtuluruz. Bir de gönülden kimseye bağlı olmayan kimseyi aramayan özlemeyen bir kişi düşünün; akıllı olsun doğru olsun acımak nedir isterseniz onu da bilsin siz gene bir ürpermez misiniz? Bütün üstünlükleri o yalnızlığı ile sanki yok oluvermez mi?… Doğum ile ölüm arasındaki yolu acılarla da zevklerle de zenginleştiren hep o sevgi kendimizden başka kimselerle ilişiğimiz olduğu duygusudur. Yoksa var olduğumuzu bile anlamaz düşsüz bir uykudan uyanmaksızın geçer giderdik.

Sevgi özcülükten başka bir şeydir mi demek istiyorum? İnsanoğlunda ne vardır ki kökü özcülükte olmasın? Anamızla babamızı kardeşlerimizle çocuklarımızı düşünürken severken de kendimizi düşünmüş kendimizi sevmiş olmuyor muyuz? Hepimiz iki büyük korkunun ölüm korkusu ile yalnızlık korkusunun zincirlerine vurulmuş değil miyiz? Onları bir başımıza taşımadığımız için onları unutabilmek için türlü işleri türlü duyguları yaratmışız. Sevgi de kendimizi avutmak içindir. Seveceğiz sevmeye inanacağız ki sevilelim; yani bizi düşünen ölmemizi istemeyen bizim ölmemizden belki bizim kadar korkan kimseler bulunsun. Böylece korkularımızı birleştirirsek önüne geçilmez diye titrediğimiz sona belki karşı koyar onu hiç olmazsa geciktiririz. Hiçbiri elimizden gelmese de bari bizi ananlar gerçek yaşamamız bittikten sonra da bizi düşüncelerinde yaşatacak varlığımızı kendi varlıklarında sürdürecek kimseler olur ya!…

(…) Yalnızlık korkusu ile ölüm korkusundan büsbütün kurtulmuş toplum içgüdüsünü yenmiş bir kişi bulunur da o başkalarını severse ancak onun sevgisi gerçek bir sevgi yalın bir sevgi olabilir. Bizimki bir yalandır kendimizin de irkildiğimiz asıl yüzümüzü kendimizden de saklayan bir perdedir.


Я isimli Üye şimdilik offline konumundadır  

Alt 25-03-2014, 01:17   #2 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

Ünlü yazarlardan olmayan denemeler yayınlasanız


 

Alt 23-04-2014, 09:20   #3 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart sevgi

lütfen bana yardımcı olun


 
Alt 11-10-2014, 04:14   #4 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

çok yardımcı oldunuz teşşekkür ederiz


 
Alt 21-10-2014, 05:57   #5 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

yaptığınız örnekler işime yaramadı


 
Alt 25-11-2014, 12:06   #6 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

teşekkürler kısa deneme örnekleri vermişsin.z


 
Alt 29-11-2014, 11:57   #7 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

gerçekten çok güzel denemeler


 
Alt 01-01-2015, 08:31   #8 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

Çok güzeldi ancak keşke daha kolay kelimeler kullansaydınız.Yine de çok teşekkürler :D


 
Alt 20-03-2015, 11:49   #9 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

ünlü yazarlarımızdan olmayan denemeler yazsaydınız keşke ama güzel :D


 
Alt 08-12-2015, 09:30   #10 (permalink)
Misafir
Avatar Yok
 
Standart

ya bu gerçekten işe yarıyormu


 




Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Deneme Örnekleri Kısa

Deneme Örnekleri Kısa konusu, Eğitim ve Öğretim / Türkçe ve Edebiyat forumunda tartışılıyor.


Konu etiketleri: deneme örnekleri, kısa deneme örnekleri, deneme örnekleri kısa, deneme örneği, deneme ornekleri, deneme ornegi, kisa deneme ornekleri, kısa denemeler, deneme örneği kısa, kısa deneme örneği, deneme örnegi, kısa deneme yazıları, deneme yazıları örnekleri, deneme ornekleri kisa, ünlü yazarların deneme örnekleri,

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Kısa Fabl Örnekleri elif Eğitim ve Öğretim 10 15-02-2016 06:30
Kısa deneme yazıları ebush Eğitim ve Öğretim 26 02-12-2015 08:29
Dostluk ile ilgili deneme örnekleri Kayıtsız Üyenilsu Soru Cevap 1 29-12-2013 07:15
Deneme Örnekleri elif Türkçe ve Edebiyat 0 29-02-2012 04:26
Deneme Nedir?-Deneme Hakkında elif Türkçe ve Edebiyat 0 24-06-2009 04:13

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 08:11 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats