bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > GENEL KÜLTÜR > Eğitim ve Öğretim > Türkçe ve Edebiyat

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 28-04-2010, 10:19   #1 (permalink)
 
mormavi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Arrow H...ile Baslayan Deyimler Ve Anlamlari

Ha Hoca Ali ha Ali Hoca: Farklı gibi gösterilen iki şeyin gerçekte hiçbir değişikliği yoktur "ikisi de birdir" anlamında kullanılır.

Ha babam (ha): 1. Devamlı olarak hiç durmadan. 2. Karşısındakinin çabasını gayretini artırmak için kullanılır."Ha babam ha az kaldı bitireceğiz işi."

Habbeyi kubbe yapmak: Önemsiz küçük bir şeyi büyütüp mesele çıkarmak."Söyle ona habbeyi kubbe yapıp durmasın ne olmuş çocuk biraz geç kalmış da!"

Haber uçurmak: Çabucak gizlice haber göndermek."Hemen haber uçurun köye kaymakam bu gece misafir olacakmış!"

Ha bire: Durmadan arka arkaya sürekli olarak ara vermeden."Tarlada bir adam ha bire çalışıyordu."

Hacet kalmamak: Gereği olmamak lüzumu kalmamak."Seni çağırmaya hacet kalmadı."

Hacı ağa: Özellikle büyük kentlerde gereksiz yere çok para harcayan taşralı bilgisiz zengin."Ne bu israf! Hacı ağa mısın sen?"

Haddine mi düşmüş!: "Onun bunu yapmaya yetkisi yoktur; böyle bir işe nasıl hangi yetenekle girişir? Bu işi yapması imkânsızdır" anlamında kullanılır."Haddine mi düşmüş ki ona söz söyleyebilsin."

Haddini bildirmek: Yetkisi dışındaki işlere karıştığı için sert bir karşılık vererek onu cezalandırmak yola getirmek uslandırmak yetki sınırını bildirmek."Haddini bildirin şu serseme de bir daha onun bunun malına el uzatmasın."

Haddini bilmek: Kendi değer ve yeteneğini bilmek üstün görmemek kendi yapabileceği şeylerin ötesine geçmemek."Merak etme sen o haddini bilen bir çocuktur."

Haddi zatında: Aslında."Haddi zatında sen ona hakkını vermemiştin ki!"

Hafife almak: Küçümsemek önem vermemek"Beni hafife alıyorlar ama yanılıyorlar."

Hak getire: "Yoktur bulunmaz Allah vermemiştir" anlamında kullanılır."Öyle bir diyardayız ki su ve yiyecek Hak getire."

Hak kazanmak: Davasında haklı olduğu meydan çıkmak emeğinin karşılığını alabilecek duruma gelmek."Emekliliğe yedi yıl sonra hak kazanacağım."

Hakkı geçmek: 1. Birisinin payından bir başkası almış olmak. 2. Bir şeyde veya bir kimsede emeği bulunmak."Komşumun çok hakkı geçmiştir bana onunla mutlaka helâlleşmeliyim."

Hakkından gelmek: 1. Güç bir işi başarı ile sonuçlandırmak. 2. Öç almak yenmek veya cezasını vermek."Siz onu bana bırakın hakkından gelmesini bilirim."

Hakkını helâl etmek: Geçen hakkını emeğini bağışlamak."Annem inşallah hakkını helâl eder bana."

Hakkını vermek: 1. Bir şeyin lâyıkıyla yapılması için ne gerekiyorsa ondan kaçınmamak. 2. Birinin çalışmasını gereğince değerlendirmek hakkı olan şeyi vermek."Çalıştırdığın kişinin hakkını vermek zorundasın."

Hakkını yemek: Birinin hakkı olan şeyi vermemek onu kendisine maletmek."Dürüst ol milletin hakkını yeme yoksa boğazında kalır."
Hakk-ı sükût (sus payı): Bir konu üzerinde konuşmaması bildiği şeyi söylememesi karşılığında bir kimseye sağlanan yarar.
Hak yolu: Cenab-ı Allah`ın insanlara kitapları ve peygamberleri ile bildirdiği dünya hayatında tutmaları gereken yol yaşama düzeni doğru ve haklı yol.

Hâlden anlamak: Bir kimsenin içinde bulunduğu zor durumu kavrayarak anlayıp sezerek hoşgörülü olmak anlayış göstermek."Dedem hâlden anlayan birisidir bize iyi davranacağına eminim."

Hâle yola koymak: Düzenlemek tertiplemek iyi işler bir duruma getirmek."Hele şu işleri bir hâle yola koyalım o zaman tatilini de düşünürüz."

Hâli vakti yerinde: Zengin oldukça varlıklı para durumu iyi."Hasan efendiler mi? Hâli vakti yerinde insanlardır onlar."

Halis muhlis: Saf katışıksız temiz eksiksiz içinde yabancı madde bulunmayan."Halis muhlis bir zeytin yağı satarız biz."

Halka verir talkını kendi yutar salkımı: Kendi verdiği öğütlere kendisi uymaz.

Hallaç pamuğu gibi atmak: Bir arada toplu bulunan şeyleri ya da kimseleri dağıtmak parçalamak; bu yolla sağa sola her birini bir yana atmak."Sizin takımı hallaç pamuğu gibi atacağız sahadan."

Halt etmek: Yakışıksız davranmak uygunsuz bir söz söylemek veya kötü bir şey yapmak."Halt etmişsin bir de utanmadan anlatıyorsun."

Ham ervah: Çiğ adam; yersiz ve yakışıksız sözleri davranışları olan kaba kimse.

Hangi dağda kurt öldü?: Kendisinden hiç umulmayan beklenilmeyen bir kimsenin olumlu davranışı görüldüğünde; "Nasıl oldu da böyle güzel bir iş bir iyilik yaptı?" anlamında söylenir.

Hangi rüzgâr attı?: "Nasıl oldu da gelebildin? Hiç görünmüyordun sen de gelir miydin?" anlamında uzun süre bir yerde görünmeyen kimse için kullanılır.

Hangi taşı kaldırsan altından çıkar: 1. Hemen her işte parmağı vardır. 2. Her işten anlar her işe karışır ya da her işten anladığı izlenimi verir.

Hanım evlâdı: Nazlı büyütülmüş zora gelmeyen çıtkırıldım kimse."Amma hanım evlâdıymışsın çekil şuradan ben yaparım."
Hapı yutmak: Kötü bir duruma düşmek zarar ve ziyana uğramak."Hapı yuttuk desene!"

Haram olmak: Bir şeyden gerektiği gibi yararlanamaz olmak."Senin yüzünü görmek bana haram oldu."

Haram para: Dinî bakımdan yasaklanmış yollardan elde edilen para."Haram parayla ekmek alınmaz."

Haram yemek: Dinî inançlara aykırı olarak kazanç sağlamak haksız olarak bir şeye el atmak."İnsan ol haram yemek insana kâr getirmez."

Harfi harfine: Tastamam uygun tıpatıp gerçekte olduğu gibi."Söylediklerimi harfi harfine yerine getirdin mi?"

Har vurup harman savurmak: Hesapsızca düşüncesizce harcamak; malını parasını ölçüsüzce bol bol harcayıp tüketmek.

Hasret çekmek: Özlem duymak epeydir ayrı kaldığı yere ya da kimseye kavuşma isteği içinde olmak."Yıllardır yurdumun hasretini çekiyorum."

Hasret gitmek: Özlediği sevdiği bir yere ya da kimseye kavuşamadan ölmek.

Hasret kalmak: Özlemini duyduğu şeye uzun zaman kavuşamamak."Hasret kaldım deresine tepesine..."

Hastası olmak: Bir şeye çok düşkün olmak."Bizim oğlan köpek hastası hiç kapıdan eksik etmiyor."

Haşir neşir olmak: Aralarında bulunduğu kimselerle kaynaşmak bir arada bulunup uğraşmak; kimi işlerle ilgilenip durmak."İnsanlarla haşir neşir olmayı sevdiğim söylenemez."

Hatır belâsı: Sayılan ve sevilen kimse için katlanılan sıkıntı."İnan bu işi hatır belâsına yapıyorum."

Hatır gönül tanımamak (bilmemek): 1. İsterse en sevdiği ve saydığı olsun gücenmesini göze alarak doğru bildiğini yapmak. 2. Kırıcı davranışlarda bulunmak.

Hatırı kalmak: Gücenmek kırılmak."Eğlenceye onu da çağıralım ki hatırı kalmasın."

Hatırından çıkmamak: Sevdiği saygı duyduğu birinin istediği bir şeyi yapmayı reddedememek gönlünü kırmaktan çekinmek.
Hatırı sayılır: 1. Önemli saygı değer saygın (kimse). 2. Oldukça çok."Babam hatırı sayılır bir kimsedir."

Hava almak: 1. Temiz havalı bir yere çıkarak dolaşmak dinlenmek ciğerlere temiz hava çekmek. 2. Eline bir şey geçmemek umduğunu bulamamak. 3. İçine hava girmek."Haydi kıra çıkıp da biraz hava alalım."

Hava basmak: 1. Büyüklenmek kibirlenmek olduğundan fazla görünmeye çalışmak. 2. Bir şeyin içine hava doldurmak."Amma da hava basıyorsun onları korkutacağını mı sandın.?"

Havada kalmak: 1. Yüksek bir yerde durmak. 2. Sonuca bağlanamamak. 3. Bir iddia dayanaksız olduğundan ispat edilememek."Yaptığımız bütün iş havada kaldı."

Havadan sudan konuşmak: Öylesine gelişigüzel rastgele konuşmak.

Hava hoş: Şu ya da bu şekilde olması arasında bir fark olmamak.

Havanda su dövmek: Bir işle boşuna uğraşmak."Senin yaptığına havanda su dövmek derlerbırak artık şu işle uğraşmayı."

Hava parası: Bir yeri tutmak kiralamak ya da bir şeyi elde etmek için değeri dışında açıktan verilen para."Yeri bize verecekler ama bir milyon lira hava parası istiyorlar."

Havsalası almamak: Aklı kabul etmemek."Nasıl yaparsın bana bunu hâlâ havsalam almıyor."

Hayal kırıklığı: Gerçekleşmesi istenilen veya umulan bir şeyin gerçekleşmemesinden duyulan üzüntü düş kırıklığı.

Hayal meyal: Belli belirsiz açık seçik belli olmayan bulanık (bir şekilde hatırlanan)."O olayı hayal meyal hatırlıyorum."

Hayatını kazanmak: Çalışıp elde ettiği para ile geçimini sağlamak."Ben iyi ya da kötü hayatımı kazanıyorum sen kendi işine bak."
Hayatını yaşamak: Canının istediği gibi hayatını sürdürmek."Bana karışmaya hakkınız yok bırakın beni artık hayatımı yaşamak istiyorum."
Hayat memat meselesi: Sonucu çok tehlikeli olan ölüm kokan bir durum."Artık burada kalamam iş hayat memat meselesine döndü."
Hayat pahalılığı: Yiyecek içecek ve giyecek gibi geçim için gerekli olan maddelerin pahalı olması."Hayat pahalılığından herkes şikâyetçi olmaya başladı."

Hayırdır inşallah!: 1. Anlatılan bir rüyayı iyiye yormak için söylenir. 2. Şaşma heyecan ve merak uyandıran durumlar karşısında söylenir.
Hayır işlemek: Dine ve insanlığa uygun iyi davranışlarda bulunmak."Hayır işle ki öbür dünyada kurtuluşa eresin."

Hayır kalmamak: İşe yarar beğenilecek bir yanı ve tarafı kalmamak."Bu arabalarda hayır kalmamış yenilerini almamız gerekecek."
Hayır sahibi: İyiliksever yardımsever kimse."Şu yoksullara uzanacak bir hayır sahibi kalmadı mı acaba?"

Hayra yormak: Bir rüya ya da olayı iyi ve yararlı bir durumun işareti görmek.

Hazıra konmak: Hiçbir emek sarf etmeden çaba göstermeden başkasının emeği ile ortaya çıkmış olan şeyden yararlanmak."Hazıra konarak yaşamayı kural edinmiş bu adam."

Hazır bulunmak: 1. Bir yerde kendisi bulunmak var olmak. 2. Bir yere hemen gidecek bir şeyi anında yapacak durumda olmak."Yarınki toplantıda sen de hazır bulunmalısın."

Hazırdan yemek: Yenisini kazanmadan elindekini harcamak."Hemen her gün bir bahane buluyor çalışmıyor ve hazırdan yiyiyordu."
Helâl süt emmiş olmak: İyi huylu doğru yoldan sapmayan temiz bir kişi."İnanmıyorum onun yaptığına o helâl süt emmiş birisidir."
Helâl olsun (Helâl ü hoş olsun): 1. Bunu sana gönül hoşluğu ile veriyorum hiç pişman değilim Allah bunu sana bağışladığıma şahit olsun. 2. "Aferin takdire değer iş yapıyorsun" anlamında kullanılır.

Hele şükür!: Allah`a hamdolsun beklediğimiz sonuç gerçekleşti.

Hem kel hem fodul: "Bu kadar kusuruna bu yeteneksizliğine rağmen bir de övünüyor üstünlük taslıyor" anlamında kullanılır.

Hem nalına hem mıhına (vurmak): Birbirine zıt olan iki yanı da desteklemek."Ben hem nalına hem de mıhına vuran adamlardan korkarım."
Hem suçlu hem güçlü: Gerçekte kendisi suçlu olduğu hâlde suç işlememiş gibi davranan ve karşısındakini suçlamaya çalışan kimse.
Hem ziyaret hem ticaret: Bir yeri veya kimseyi ziyarete giden kimsenin bu görüşmeden yararlanarak başka bir işi de yapması durumunu anlatmak için kullanılır.

Her kafadan bir ses (çıkmak): Bir konu üzerinde herkesin istediği gibi rastgele konuşması ve bu konuşmalardan bir sonuç alınamaması."Ortalık kızıştı her kafadan bir ses çıkmaya başladı kimin ne dediği anlaşılmaz oldu."

Her telden çalmak: Pek çok konuda bilgi sahibi olmak içinde bulunduğu ortamın şartlarına göre her çeşit iş yapabilir olmak.

Hesaba çekmek: Bir kişiyi bir makamı yaptığı işler üzerine açıklama ve savunma yapmaya çağırmak."Sakın oraya gitme seni hesaba çekecekler."

Hesaba dökmek: Bir konu ile ilgili işlemlerin hesabını kâğıt üzerinde yapmak.

Hesaba katmak (almak): Bir işi yaparken ya da yürütürken bir başka şeyi de göz önünde bulundurmak."Hasan`ı da hesaba katalım az zorluk çıkarmayacaktır bize."

Hesaba (kitaba) gelmez: 1. Beklenmedik umulmadık. 2. Sayılmayacak kadar çok pek fazla sayısız.

Hesabı kesmek: Alış verişi ya da ilgiyi kesmek."Dükkân sahibi uzun zamandır borcunu ödemeyen müşterisinin hesabını kesti."

Hesabını bilmek: Boş yere para harcamamak tutumlu davranmak."Her ev kadını hesabını bilmek zorundadır."

Hesabını görmek: 1. Alacağını ödeyip ilişkisini kesmek. 2. Cezalandırmak vücudunu ortadan kaldırmak ya da öldürmek."Çabuk şu adamın hesabını görün!"

Hesap açmak: 1. Hesap defterinde bir kişiye alış veriş için alacağını borcunu kaydetmek üzere bir yer ayırmak. 2. Bankada gereğinde çekilmek üzere yatırılan para için işlem yapmak. 3. Birine kredi açmak birine borçlanma imkânı tanımak.

Hesap etmek: 1. Kazançla gideri karşılaştırıp bir sonuca ulaşmak. 2. Düşünmek tasarlamak ayrıntıları gözden geçirip ihtimalleri değerlendirmek."Hesap etmeden sakın işe girişmeyin!"

Hesap görmek: Taraflarca alacakla vereceği karşılaştırıp ödeşmek."Çok uzadı hesap görmek için ne zaman bir araya geleceğiz?"

Hesap kitap: Düşünüp taşındıktan sonra hesap sonunda."Hesap kitap baktım işler kötüye gidiyor; hemen sizi çağırdım."


mormavi isimli Üye şimdilik offline konumundadır  





Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


H...ile Baslayan Deyimler Ve Anlamlari

H...ile Baslayan Deyimler Ve Anlamlari konusu, Eğitim ve Öğretim / Türkçe ve Edebiyat forumunda tartışılıyor.



Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
G...ile Baslayan Deyimler Ve Aciklamasi mormavi Türkçe ve Edebiyat 0 28-04-2010 10:18
D...ile Baslayan Deyimler Ve Aciklamasi mormavi Türkçe ve Edebiyat 0 28-04-2010 10:15
C...ile Baslayan Deyimler Ve Aciklamasi mormavi Türkçe ve Edebiyat 0 28-04-2010 10:15
B...ile Baslayan Deyimler Ve Aciklamasi mormavi Türkçe ve Edebiyat 0 28-04-2010 10:14
A..ile Baslayan Deyimler Ve Aciklamasi mormavi Türkçe ve Edebiyat 0 28-04-2010 10:12

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 02:02 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats