bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > GENEL KÜLTÜR > Eğitim ve Öğretim > Türkçe ve Edebiyat

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 28-04-2010, 10:20   #1 (permalink)
 
mormavi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Arrow I-i...ile Baslayan Deyimler Ve Anlamlari

Icığını cıcığını çıkarmak: 1. Her yanını ellemek didiklemek. 2. Bir meseleyi en ince ayrıntılarına kadar soruşturmak incelemek."İyice ıcığını cıcığını çıkardınız meselenin."

Ikınıp sıkınmak: Bir işi yapabilmek için kendini çok zorlamak."Ikınıp sıkındı ama bir çare bulamadı."

Isıtıp ısıtıp önüne koymak: Daha önce meydana gelmiş bir olayı ya da bir işi bir düşünceyi yeniden sık sık tekrarlamak.

Iska geçmek: 1. Hedefe isabet ettirememek vuramamak. 2. Üzerinde durmamak önem vermemek atlamak."Bu sefer de ıska geçersen kaybedeceksin."

Iskartaya çıkarmak: İşi yaramaz değersiz bularak bir yana atmak."Beni hiç kimse ıskartaya çıkaramaz."

Işığı altında: Bir durum veya düşüncenin konuyu aydınlatmasından yararlanarak onu göz önünde tutarak.

Işık tutmak: 1. Karanlık bir yeri ışıkla aydınlatmak. 2. Bilgisiyle düşüncesiyle bir konuya açıklık getirmek tutacağı yolu göstermek."Kutlu Peygamber hemen her konuda ışık tutardı çevresindeki insanlara."


İbret almak: Kötü bir olaydan etkilenerek ders almak."Görmesini bilseydi ibret alırdı her hâlde."

İcabına bakmak: 1. Gereğini yerine getirmek. 2. Yok etmek ortadan kaldırmak."O adamın icabına bakarız merak etme sen."

İç çekmek: Üzüntüyle göğüs geçirmek derin derin soluk alıp hıçkırıkla ağlamak."Yavrucağın iç çekişi dayanılır gibi değildi."

İç etmek: Eline geçen bir şeyi sahibine bildirmeden kendisine mal etmek ortadan kaldırıp kimseye göstermemek."Babasına bildirmeden o kadar parayı iç etmiş."

İç gıcıklamak: 1. Huylandırmak. 2. İstek uyandırmak.

İçi açılmak: Sıkıntısı dağılıp gitmek ferahlamak."Denizi kuşları ağaçları seyre dalarım böylelikle içim açılır rahatlarım."

İçi cız etmek: Ansızın içi sızlamak çok üzülmek."O zavallı ihtiyarı birden bire karşımda görünce içim cız etti."

İçi çekmek: Canı arzu etmek istek duymak.

İçi çıfıt çarşısı: 1. Başkaları için daima art niyet besleyen içinden türlü kötülükler geçiren. 2. Çok karışık.

İçi dışı bir: İkircikli olmayan iki yüzlü davranmayan düşündüğünü açıkça söyleyen özü sözü bir olan."İçi dışı bir olan insanlara her zaman güvenebiliriz."

İçi dışına çıkmak: 1. Kusmaktan ötürü çok fena olmak. 2. Bindiği taşıtın çok sarsılması yüzünden bedenî rahatsızlık duymak.

İçi erimek: Kaygı duymak çok üzülmek.

İçi geçmek: 1. İstemediği hâlde uyuya kalmak. 2. İşe yaramaz duruma gelmek. 3.Yaşlılıktan zayıflıktan gücü azalmış olmak; hiçbir şeye ilgi duymamak."O artık içi geçmiş bir ihtiyardır."

İçi gitmek: Çok fazla istek duymak."Vitrindeki kızarmış tavuklara içim gidiyordu ama param olmadığı için alıp yiyemiyordum."

İçi içine sığmamak: Çok heyecanlanmak coşkunluk duymak ve sevincini belli etmekten kendini alamamak."Annemi karşımda görünce ne yapacağımı şaşırdım içim içime sığmıyordu koşup boynuna sarıldım."

İçi kabarmak (kalkmak): 1. Midesi bulanmak. 2. Duygulanıp heyecanlanmak. 3. Taşkın bir ağlama duygusu içinde olmak."Ne berbat bir koku içimiz kabarmadan kalkalım buradan."

İçi kan ağlamak: İçten büyük bir üzüntü duymak; dıştan belli etmeyerek çok acımak."Çocuğunun yüzüne bakarken içim kan ağlıyordu."

İçi kazınmak: Çok acıktığından ötürü midesinde eziklik duymak."Sabahtan beri açtı içi kazınıyor ama belli etmemeye çalışıyordu."

İçinden gülmek: Birisine sezdirmeden içten içe gülmek eğlenmek.
Bilgicik.Com Türkçe Edebiyat Roman Özetleri Duvar Yazıları Atasözleri Hızlı Okuma Özlü Sözler Türk
İçinden okumak: 1. Dudaklarını kıpırdatmadan hiç ses çıkarmadan okumak. 2. Ses çıkarmadan sövmek beddua etmek."Hikâyeyi şimdi de içinizden okuyacaksınız."

İçinden pazarlıklı: Sinsi yapacağı kötülükleri sezdirmeyen."Senin gibi içten pazarlıklı adamlarla iş yapmam ben."

İçine atmak: 1. Derdini sıkıntısını kimseye söylememek. 2. Kendisine yapılan kötülüğe karşı sesini çıkarmamakla beraber bunu unutmamak."O her şeyi içine atar bir gün kanser olacak diye korkuyorum."

İçine dert olmak: Yapmak istediği bir şeyi yapamadığı için kaygılanıp üzüntü duymak."Hastahanedeki arkadaşımı ziyarete bir türlü gidemedim bu da içime dert oldu."

İçine doğmak: Malûm olmak bir işin olduğunu ya da olacağını sezinlemek tahmin etmek."Onun bize geleceği sanki içime doğmuştu."

İçine işlemek: Duygulanmak etkilenmek dokunmak."Babamın o etkili sözleri âdeta içime işlemişti sanki."

İçine çekilmek (kapanmak): Duygularını kimseye açmamak çevresindeki kişilerle ilişkisini kesmek yalnızlığa gömülmek."Kardeşinin ölümünden sonra içine çekildi kimseyle görüşmüyor."

İçine kurt düşmek: Kuşkulanmak kendisine zarar geleceğinden şüphe etmek."Tilkiyi civarda dolaşırken gördüğü andan itibaren içine kurt düşmüştü."

İçine sindirmek: Benimsemek iyice kabul etmek.

İçine sinmemek: 1. İçi rahat etmemek yaptığı şeyden memnun olmamak. 2. İstediği gibi olmadığı için rahatlık mutluluk duymamak; tadına varamamak."İşi bitirdim ama hiç de içime sinmedi."

İçine sokacağı gelmek: Birini aşırı ölçüde çok sevmek.

İçine yedirememek: Benimsememek kabul edememek.

İçini dökmek: Dertlerini sıkıntılarını üzüntülerini anlatmak."Şu koca dünyada içimi dökecek bir insan bulamadım."

İçini kemirmek: Bir üzüntü ve düşünce dolayısıyla rahatsızlık duymak."İçini kemiren bu düşünceden kurtulmak istiyordu."

İçini (bir) kurt yemek: Sürekli olarak bir kaygı içinde olmak.

İçi parçalanmak (paralanmak): Birine acıyarak çok üzülmek."Onun bu hâlini gördükçe içim parçalanıyor."

İçi rahat etmek: Endişelenecek bir durum bulunmadığını öğrenerek sıkıntıdan kurtulmak rahatlamak."Ne yapayım ben anneyim onlar sağ salim dönerlerse içim rahat edecektir ancak."

İçi sızlamak: Bir şey veya kişinin içine düştüğü durum sebebiyle üzülmek.

İçi titremek: 1. Çok üşümek. 2. Çok istek duymak. 3. Bir zarar gelecek korkusu içinde bulunmak."Hava iyice soğudu içim titremeye başladı haydi içeri girelim."

İçi yanmak: 1. Çok susamak. 2. Büyük bir acı sebebiyle çok fazla üzülmek."Sanki yalnız onun içi yanıyordu."

İçler acısı: Oldukça üzücü çok acıklı.

İçli dışlı olmak: Teklifsiz çok samimi sıkı fıkı senli benli olmak."Biz Fatma`yla iyice içli dışlı olduk."

İçtikleri su ayrı gitmemek: Sıkı fıkı dost samimi arkadaş olmak; birbirlerinden saklayacakları bir şeyleri bulunmamak.

İdare etmek: 1. Yönetmek çekip çevirmek. 2. Tutumlu olmak kullanmak. 3. Elvermek yetmek yetişmek korumak kurtarmak. 4. Hoş görmek göz yummak. 5. Örtbas etmek."Bu ayakkabıyı bu fiyata veremem çünkü idare etmez."

İfade vermek: Sorguya cevap vermek.

İflâhını kesmek: Gücünü tamamiyle yok edip bir daha karşı koyamayacak düzelemeyecek iş yapamayacak duruma getirmek."Ben adamın iflâhını keserim anladın mı?"

İfrit olmak: Çok öfkelenmek; aşırı ölçüde kendini kaybedecek kadar sinirlenip kızmak."İfrit oluyorum şu adamın hareketlerine."

İğne atsan yere düşmez: Çok kalabalık yürünecek gibi değil.

İğne ile kuyu kazmak: Zor denecek bir işi yetersiz araç ve gereçlerle başarmaya çalışmak.

İğne ipliğe dönmek: Aşırı derecede zayıflamak kilo vermek."O iri yarı adam hapisten çıktı ki iğne ipliğe dönmüş."

İğneli söz: Dokunaklı kırıcı üzücü söz."O iğneli sözlere ben bile dayanamazdım doğrusu."

İki ahbap çavuşlar: Hemen her yerde birlikte görülen birbirlerinden ayrılmayan iki arkadaş dost.

İki arada bir derede (kalmak): Sıkışık zor şartlar altında (kalmak).

İki ayağını bir pabuca sokmak: Bir kimseyi bir işi yapması için zorlamak sıkıntıya sokmak.

İki cami arasında kalmış beynamaza dönmek: İki yoldan hangisini tutacağını; şöyle mi böyle mi yapacağını bilememek; şaşırıp bir şey yapamaz olmak.

İki cihanda yüzü ak olmak: Doğru ve faziletli yaşayıp dünya ve ahrette mükâfat görmek.

İki çift söz etmek: Bir araya gelip birkaç söz söylemek."Ne zamandır seninle bir araya gelip de iki çift söz edemedik."

İki eli kanda olsa: Ne kadar önemli olursa olsun elindeki iş hiç bırakılamayacak derecede olsa bile."Söyleyin ona iki eli kanda olsa da durmasın gelsin."

İki eli (birinin) yakasında olmak: Ahrette hesap gününde ondan davacı olmak; hakkını istemek.

İki gözü iki çeşme: Sürekli çok ağlayarak."Kadıncağız iki gözü iki çeşme ağlayıp duruyormuş."

İkili oynamak: Birbirine karşı olanlardan hem birini hem ötekini çıkarı için destelemek."Sendika başkanı ikili oynuyormuş."

İki paralık etmek: Değerini onurunu çok düşürmek."Seni arlanmaz utanmaz seni beni iki paralık ettin senin yüzünden topluma çıkamaz oldum!"

İki rahmetten biri: Ağır hasta olan birisi için "ya şifa ya ölüm" anlamında kullanılır.

İki sözü bir araya getirememek: Düşüncelerini duygularını düzgün bir biçimde anlatamamak güzel konuşma becerisinden yoksun olmak.

İki yakası bir araya gelmemek: Geçim sıkıntısı içinde olmak ve borçtan kurtulamamak gelir ve giderini denkleştirememek."Bilmiyorum ne zaman iki yakamız bir araya gelecek."

İleri geri konuşmak: Yersiz kırıcı yaralayıcı biçimde konuşmak.

İleri gitmek: Söz ve davranışta ölçü dışına çıkmak; gereksiz aşırı davranışta bulunmak ve haddi aşmak."O saygısız adamın daha fazla ileri gitmesine fırsat verilmemelidir."

İlk göz ağrısı: 1. İlk doğan çocuk. 2. İlk sevgili.

İmana gelmek: 1. Hak dini olan İslâm`ı kabul etmek. 2. En sonunda doğruyu söylemek. 3. Önceden kabul etmediği şeyi sonradan kabul edip uymak."İmana gel tövbe et ki öbür dünyada mutluluğa eresin."

İnce eleyip sık dokumak: Titizlik göstermek bir şeyi en ince ayrıntılarına kadar araştırmak gözden geçirmek."O kadar da ince eleyip sık dokunacak bir iş değil kaygılanma."

İn cin top oynamak: Issız sessiz olmak bir yerde hiçbir canlı yaratık bulunmamak."Adada in cin top oynuyordu sanki."

İncir çekirdeğini doldurmaz: Çok az veya pek önemsiz."Ne akılsız adam bunlar kavga etmelerine sebep olan mesele incir çekirdeğini doldurmaz bile ayırın şunları."

İnme inmek: Felç olmak bedenin bir yeri hareketsiz ve duygusuz duruma gelmek."Adamın sağ yanına inme inmiş diyorlar."

İnsan eti yemek: Birini çekiştirmek.

İnsan evlâdı: İyi anlayışlı ahlâk sahibi insan."İnsan evlâdı olmasaydı tanımadığı birine onca yardım yapar mıydı?"

İnsan hâli: Olabilir doğaldır hoş karşılamak gerekir.

İnsanlıktan çıkmak: 1. Çok zayıflamış bir deri bir kemik kalmış olmak. 2. İnsanî niteliklerini yitirmek insana yakışmayacak davranışlarda bulunmak.

İnsan sarrafı (olmak): İnsanların karakterini çabucak anlayacak duruma gelmiş (olmak)."Dedem insan sarrafıdır onu bir görse ne biçim bir adam olduğunu hemen anlayıverir."

İpe çekmek: Asarak öldürmek.

İpe un sermek: İstenilen işi yapmamak için birtakım bahaneler sebepler ileri sürmek güçlük çıkarmak engeller göstermek.

İpi koparmak: Bağlı bulunduğu yer ya da kişi ile ilişkisini kesmek aradaki anlaşmazlığı artırmak.

İpin ucunu kaçırmak: Bir yeri yönetmede veya bir şeyi kullanmada gereken ölçüyü kaçırıp artık duruma hâkim olamamak; çıkmaza girmek."Biraz daha dikkatli olmalıyız yoksa ipin ucunu kaçıracağız."

İpi sapı yok: Birbirini tutmaz yersiz anlamsız işsiz yersiz yurtsuz saçma sapan."İpi sapı yok bu sözlerin daha inandırıcı olmalısın."

İpiyle kuyuya inilmez: Kendisine güvenilmez ona güvenilerek bir işe girilmez."O ipiyle kuyuya inilmez adamla yola çıkmam ben."

İple çekmek: Zamanın gelmesini sabırsızlıkla beklemek çok istemek."Yarını iple çekiyorum."

İpucu vermek: Aranılan şeyi bulmaya yarayan işareti onu açıklamaya yarayan bilgiyi vermek."Bir ipucu vermezsen bu bilmeceyi çözemeyeceğim."

İsabet etmek: 1. Nişan alınan yere değmek rastlamak. 2. Çıkmak. 3. Yerinde iş görmüş olmak."Böyle karar vermekte çok isabet ettiniz."

İskele vermek: Vapura binmek vapurdan inmek için iskeleyi uzatmak.

İsmi var cismi yok: 1. Sözü edilen bir kimse veya şeyin gerçekte var olmadığını anlatmak için kullanılır. 2. Adı olmasına karşılık görevini ve etkinliğini yerine getirmeyen varlığı ile yokluğu arasında bir fark bulunmayan.

İster istemez: 1. Zorunlu olarak elinde olmadan. 2. İstemesi üzerine hiç vakit geçirmeden istediği anda."İster istemez ben de ona bağırdım."

İstifini bozmamak: Bir olay karşısında aldırış etmemek durum ve davranışını hiç değiştirmemek."Karşıma geçmiş avazı çıktığı kadar bağırıyordu bense istifimi bozmadan bekledim."

İş ayağa düşmek: İş sorumsuz yetkisiz ve beceriksizlerin elinde kalmak."Bunlar da işi iyice ayağa düşürdüler."

İş başa düşmek: Beklediği yardım gelmeyince kendi işini kendisi yapmak zorunda kalmak."İş başa düştü desene!.."

İş çatallanmak (çatallaşmak): Bir işin sonuca oluşması konusunda türlü güçlüklerle karşılaşmak ya da çeşitli seçeneklerle yüz yüze gelmek sonuca nasıl ulaştırılacağı bilinemez olmak."İş gittikçe çatallaşıyor sense aldırmıyorsun bile."

İş çığırından çıkmak: Bir iş asıl amaçtan çıkarak düzelmesi güç bir durum almak bir bozukluk ve kargaşalık baş göstermek.

İş inada binmek: Bir işi yapmakta direnmek.

İşi düşmek: Birinin yardımına ihtiyaç duymak."Eh onun da bize işi düşecek bir gün."

İşe koşmak: Birini bir iş yapmak üzere görevlendirmek göndermek.

İşi ağırdan almak: Acele etmemek bir işi yapmak için isteksiz görünmek."Söyle onlara işi ağırdan almasınlar müşteriler mal bekliyor."

İşi azıtmak: Yanlış ve aşırı yollara sapmak."Bu çocuk da işi iyice azıttı."

İşi Allah`a kalmak: Güç şartlar altında beşerden hiçbir yardım umudu kalmamak."Kime baş vurduysa bir sonuç alamadı artık işi Allah`a kalmıştı."

İşi başından aşmak: Pek çok işi olmak iş içinde kaybolmak.

İşi bitmek: 1. Hâli gücü kalmamak. 2. Yaptığı işi sona ermek."Git de bak babanın işi bitmiş mi?"

İşi duman olmak: İşi ve durumu kötü olmak berbat bir durumda bulunmak.

İşi iş olmak: İşi yolunda iyi olmak; hâlinden memnun bulunmak."İşi iş herifin baksana yan gelip yatıyor her gün."

İşinden olmak: Bir süredir yaptığı işi elinden gitmek görevini yitirmek."Haydi canım yoluna git de patronunla kavga etme; yoksa işinden olacaksın."

İşi sıkı tutmak: Gevşekliğe yol açmamak işe gereken önemi vermek ve sağlıklı yürümesini sağlamak.

İşi tıkırında olmak: İşi çok uygun ve iyi olmak."O konuşmayacak da ben mi konuşacağım işi tıkırında adamın."

İşi yokuşa sürmek: Yapılabilir görülebilir işi yapmamak için güçlük çıkarmak bahaneler ileri sürmek.

İşkembeden atmak: Uydurarak söylemek tutarı olmayan sözler sarf etmek."Ona sakın inanmayın işkembeden atıyor."
Bilgicik.Com Türkçe Edebiyat Roman Özetleri Duvar Yazıları Atasözleri Hızlı Okuma Özlü Sözler Türk
İş sarpa sarmak: İş içinden çıkılması zor bir durum almak; engellerle karşılaşmak."İşler sarpa sarmadan çekip gidelim buradan."

İşten el çektirmek: Görevden uzaklaştırmak."Yolsuzluk yaptığı iddiası ile işten el çektirdiler ona."

İş yok: O şeyde yarar yok faydası olmaz."O arabada hiç iş yok almaya değmez."

İte kaka: Zorla güçlükle."Adamı her sabah ite kaka işe ***ürüyoruz."

İtibar kazanmak: Saygınlık görmek kendisine değer verilmek.

İt sürüsü kadar: Gereğinden fazla oldukça çok kalabalık."İt sürüsü kadar adam nasıl başa çıkacağız bunlarla."

İyi etmek: 1. Hastalıktan kurtarmak sıhhatine kavuşturmak. 2. Yerinde bir davranışta bulunmak. 3. Bir şeyi gizlice almak kendisine mal etmek.

İyi gözle bakmamak: Birisi hakkında iyi düşünmemek kötü niyet beslemek."Komşuları ona hiçbir zaman iyi gözle bakmadılar."

İyi gün dostu: Dostlarının sıkıntılı günlerinde onlardan kaçan kimse."Bize iyi gün dostu gerekli değil."

İyi saatte olsunlar: Cinlerden söz edilirken kullanılır.

İzinden yürümek: Birine içten bağlanarak onun başladığı işi aynı anlayışla sürdürmek fikirlerini ve hareketlerini aynen benimsemek.

İzi silinmek: Yok olmak ortadan kaybolmak."Çiçek hastalığının bu kasabada izi silindi hemen hemen çünkü çocuklar aşılanıyorlar."


mormavi isimli Üye şimdilik offline konumundadır  





Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


I-i...ile Baslayan Deyimler Ve Anlamlari

I-i...ile Baslayan Deyimler Ve Anlamlari konusu, Eğitim ve Öğretim / Türkçe ve Edebiyat forumunda tartışılıyor.



Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
H...ile Baslayan Deyimler Ve Anlamlari mormavi Türkçe ve Edebiyat 0 28-04-2010 10:19
G...ile Baslayan Deyimler Ve Aciklamasi mormavi Türkçe ve Edebiyat 0 28-04-2010 10:18
D...ile Baslayan Deyimler Ve Aciklamasi mormavi Türkçe ve Edebiyat 0 28-04-2010 10:15
C...ile Baslayan Deyimler Ve Aciklamasi mormavi Türkçe ve Edebiyat 0 28-04-2010 10:15
B...ile Baslayan Deyimler Ve Aciklamasi mormavi Türkçe ve Edebiyat 0 28-04-2010 10:14

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 12:28 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats