bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > GENEL KÜLTÜR > Eğitim ve Öğretim > Türkçe ve Edebiyat

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 19-01-2012, 11:43   #1 (permalink)
 
elif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart "K" Harfiyle Başlayan Deyimler

"K" Harfiyle Başlayan Deyimler

Kabak (birinin) başına (başında) patlamak: Birçok kimsenin ilgili olduğu olaydan yalnızca bir kimse zararlı çıkmak; beklenmediği hâlde bir işin zararlı sonucuna katlanmak.

Kabak tadı vermek: Bıktırmak usanç vermek tatsız olmaya başlamak."Senin bu konuşmaların da artık kabak tadı vermeye başladı."

Kabına sığmamak: Sevinç ve heyecanından taşkın hareketlerde bulunmak.

Kabir azabı çekmek: Çok sıkılmak eziyet çekmek."Kabir azabı çekmeye daha ne kadar devam edeceğiz."

Kabuğuna çekilmek: Tek başına kalmak dış dünya ile ilgisini kesmek kimse ile görüşmemek."Geçirdiği kazadan sonra iyice kabuğuna çekildi."

Kaçın kur`ası: Aldatılması güç kurnaz; gün görmüş geçirmiş; tecrübeli."O kaçın kur`ası boşuna uğraşma sen onu kandıramazsın."

Kafadan atmak: Bir konu üzerinde inceleme yapmadan rast gele konuşmak."Derse hiç çalışmadığın belli öyle kafadan atıyorsun ki..."

Kafadan kontak (sakat): Düşüncesiz delice işler yapan aklı kıt."Bırak şu elindeki baltayı kafadan kontak mısın nesin?"

Kafa dengi: Davranışları anlayışları dünya görüşleri birbirine uymuş kimselerden her biri."Kafa dengi bir arkadaşa öylesine ihtiyacım var ki."

Kafa patlatmak: Bir konu üzerinde pek çok düşünmek zihin yormak."Bu makine üzerinde az kafa yormamışsın öyle karışık ki."

Kafa tutmak: Karşı gelmek direnmek boyun eğmemek."Her önüne gelene kafa tutmakla bir yere varacağını mı sanıyorsun?"

Kafası almamak: 1. Anlayıp kavrayamamak. 2. Zihin yorgunluğundan ötürü anlayamaz olmak. 3. Olabileceğine inanmamak."Boşuna nefes tüketme kafası almaz onun."

Kafası işlemek (çalışmak): Bir konu üzerinde kavrayışı çok iyi olmak.

Kafası kazan (gibi) olmak (veya kafası şişmek): 1. Zihni yorulmak. 2. Gürültülü patırtılı şeyler dinlemekten rahatsız olmak yorgunluk duymak."Kesin artık şu makinenin sesini kafam kazan gibi oldu."

Kafası kızmak: Çok öfkelenip sinirlenmek."Kafamı kızdırmadan çekip gidin buradan."

Kafasına dank etmek (demek): Çoktandır anlayamadığı bir meseleyi bir olay sebebiyle birden bire kavramak doğruyu yakalamak.

Kafasına koymak: Bir şeyi yapmaya kararlı olup zamanını beklemek."Yarın onunla görüşmeyi kafama koydum."

Kafası yerinde olmamak: 1. O anda kafası çok yorgun olmak. 2. Başka şeyler düşündüğünden o anda konuşulana hemen intibak edememek."Kusura bakmayın ne söylediğinizi anlayamadım kafam yerinde değildi de."

Kafese girmek: 1. Hapse girmek. 2. Aldatılmak hile yoluyla kendisinden çıkar sağlanmak oyuna gelmek."Zavallı kafese girmekten kurtulduğunu sanmıştı."

Kafese koymak: Tuzağa düşürüp çıkar sağlamak.

Kâğıda dökmek: Düşüncelerini duygularını yazıya geçirmek.

Kâğıt üzerinde kalmak: Yapılması kararlaştırıldığı hùlde uygulanmamak; konuşulan kararlaştırılan yazıda kalmak."O kadar yol yapımı sulama kanalı hep kâğıt üzerinde kaldı."

Kalbini kırmak: İncitmek küstürecek kadar üzmek gönlünü kırmak gücendirmek."Onu kalbini kırmadan uyarmaya çalış."

Kalburla su taşımak: Verimsiz verim alınamayacak olmayacak bir işle uğraşmak.

Kalbur üstü: Benzerleri arasında üstün seçkin görünür.

Kaldırım mühendisi: İşsiz güçsüz sokaklarda dolaşan kimse.

Kaale almamak: Önemsiz görmek sözünü etmeye değer bulmamak."O kaale alınacak bir insan değil."

Kalem efendisi: Kalemde çalışan görevli yazman.
Bilgicik.Com Türkçe Edebiyat Roman Özetleri Duvar Yazıları Atasözleri Hızlı Okuma Özlü Sözler Türk
Kalem oynatmak: 1. Yazı yazmak. 2. Bir yazıyı düzeltmek. 3. Bir yazıda değişiklik yapmak."Ben senin gibi kalem oynatmayı beceremiyorum."

Kaleyi içinden fethetmek: Karşı taraftan birinin yardımını alarak davasını kazanmak.

Kalıbını basmak: Bir şeye bütün içtenliği ile güvenmek bir şeyi doğrulamak."Kalıbımı basarım ki o bu işi yapmamıştır."

Kalıbının adamı olmamak: Görünüşünden bekleneni yapamaz olmak umulanı ortaya koymamak.

Kalıptan kalıba girmek: 1. Sık sık iş değiştirmek. 2. Çıkar sağlamak için değişik kılıklara girmek.

Kalp kazanmak: Güzel bir davranış ve sözle birilerinin sevgisini kazanmak ilgisini çekmek."Bir demet çiçekle annemizin kalbini kazanabiliriz."

Kambersiz düğün olmaz (olur mu?): "Bir toplantı eğlence veya iş en çok ilgili kişiler bulunmadan yapılırsa tadı çıkmaz" anlamında alay yollu kullanılır.

Kambur üstüne kambur (kambur kambur üstüne): "Sıkıntı üstüne sıkıntı terslik üstüne terslik borç üstüne borç aksilikler birbirini kovalıyor" anlamında kullanılır.

Kanadı altına almak: Korumak gözetmek himayesi altına almak."Yeğenini kanadının altına aldı."

Kan ağlamak: Büyük bir üzüntü içinde olup yakınmak."Dört çocuk tek başıma kaldım çaresizim içim kan ağlıyor ama kimseye açılamıyorum."

Kana susamak: Birini öldürme hırsı içinde olmak."Bırak elindeki bıçağı dedim ama dinletemedim kana susamış gibiydi."

Kanat germek: Birini korumak gözetimi altına almak.

Kan başına sıçramak (beynine çıkmak): Çok sinirlenmek öfkelenmek"Kan başına sıçramıştı sağa sola bağırıp duruyordu."

Kancayı takmak: Bir kimsenin zararı kötülüğü için uğraşmak.

Kan çıkmak: Cinayet işlenmek kan dökülmek."Şu adamı ***ürün gözümün önünden yoksa kan çıkacak."

Kandilli temenna: Eli yere kadar uzatarak yapılan selâmlama.

Kan dökmek: Ölüme yol açmak yaralanıp ölmek veya birini yaralayıp öldürmek.

Kan gövdeyi ***ürmek: Çok kan akıtılmış olmak çok insan öldürülmek."Düşmanla göğüs göğüse gelmiştik biliyordum ki birazdan kan gövdeyi ***ürecek ve pek çoğumuz ölecekti."

Kan gütmek: Kan dökerek öç almayı istemek.

Kanı ağır: Davranışları yavaş sevimsiz konuşması insana sıkıntı veren hoşa gitmeyen kimse.

Kanı bozuk: Soysuz iğrenç işler yapmaktan geri durmayan."Toplum bu kanı bozuk insanlardan temizlenmelidir."

Kanı kaynamak: 1. Hareketli coşkun olmak. 2. Birine içten bir sevgi beslemek yakınlık duymak."Çocuğa ilk rastladığımda kanım kaynamıştı."

Kanına girmek: 1. Birini öldürtmek veya öldürmek. 2. Bir şeyi harcamak ziyan etmek.

Kanına susamak: Belâsını aramak kendisinin öldürülmesine yol açacak bir davranışta bulunmak."Kanına mı susadın sen o katilin üstüne böyle gidilir mi hiç!"

Kanını emmek: Hiç insaf etmeden sömürmek varını yoğunu elinden almak."Yıllardır kanımızı emiyor bu soysuz herifler!"

Kanı pahasına: Yaralanmayı veya öldürülmeyi göze alarak."Kanım pahasına da olsa o adamlara buradan adımlarını attırmayacağım."

Kanı sıcak: Sevimli kendisini sevdiren sempatik sıcakkanlı.

Kanıyla ödemek: Yaptığı işin cezasını hayatıyla ödemek."Yaptığını kanıyla ödettiler zavallıya."

Kan kusmak: Çok eziyet sıkıntı çekmek.

Kan kusturmak: Çok büyük sıkıntı ve eziyet çektirmek."Bana kan kusturmaya yemin etmişler haydi görelim."

Kanlı bıçaklı olmak: Birbirlerinin kanını dökecek birbirlerini öldürecek kadar birbirlerine düşman olmak."Küçücük bir tarla yüzünden kanlı bıçaklı olduk."

Kanlı canlı: Sağlıklı sapasağlam dinç ve diri olduğu yüzünden belli olan."Kanlı canlı oluncaya kadar hastanede tutuldum."

Kan ter içinde kalmak: Çok yorgun terli bitkin ve perişan durumda olmak."Elindeki kazmayı bırakmaya niyetli değildi kan ter içinde kalmış bedenini doğrultarak yüzüme baktı."

Kan tutmak: 1. Kan görünce bayılmak. 2. (Adam öldüren kimse korku ve heyecandan) şok geçirmek kaçamamak olduğu yere yığılıp kalmak.

Kapağı atmak: Sıkıntılı bir yerden kurtulup rahat edeceği bir yere kavuşmak; uygun bir yere yerleşmek işe girmek."Evimize kapağı attık mı tamam gel keyfim gel o zaman."

Kapalı kutu: İçinde ne sakladığını belli etmeyen niteliği gizli kalan.

Kapı dışarı etmek: Kovmak dışarı atmak."Ben de bu evin insanıyım beni kapı dışarı edemezsiniz!"

Kapı kapı dolaşmak: 1. Ev ev gezmek her eve uğramak. 2. Hemen her devlet dairesine başvurmak."Kapı kapı dolaştı ne var ki bir iş bulamadı."

Kapı komşu: Bitişikte oturan komşu evleri yan yana olan ailelerden her biri."Kapı komşum öyle iyi bir insan ki.."

Kapısında büyümek: Birinin evinde eğitim görüp yetişmek."Onun kapısında büyümüştü ona bu kötülüğü nasıl yapmıştı aklı almıyordu."

Kapısını aşındırmak: İstediğini elde edinceye kadar birinin yanına çok sık gidip gelmek.

Kapı yoldaşı: Herhangi bir yerde aynı hizmette bulananlardan her biri.

Kapıyı açmak: 1. Başlama. 2. Bir işte birilerine örnek olmak."Açık artırmada kapı bir milyon liradan açıldı."

Karaborsa: Piyasada olmayan malın gizlice el altından yüksek fiyatla alınıp satılması."Karaborsacılar toplumun kanını emiyorlar."

Kara cahil: Hiçbir şey bilmeyen çok bilgisiz."Onun kara cahil birisi olduğunu ilk konuşmamızda fark etmiştim."

Kara çalı: İki kişi iki dost arasına girerek arayı bozan kimse.

Kara çalmak: Birine iftira etmek leke sürmek haksız yere suçlamak."Kadıncağıza yok yere kara çaldılar."

Kara gün: Sıkıntılı üzüntülü büyük bir yasa düşülen gün."Allah kimseye kara gün göstermesin."

Kara gün dostu: Yalnız iyi günlerde değil sıkıntılı üzücü düşkünlük günlerinde de insanın yardımına koşan dostunu yalnız bırakmayan kimse.

Kara haber: Ölüm veya felâket haberi çok üzücü haber."Fatma kadına bu kara haberi vermeye kimse yanaşmadı."

Karalar bağlamak (giymek): Bir felâket dolayısıyla yas tutmak siyah elbise giymek ya da siyah örtü bağlamak.

Kara liste: Zararlı görülüp cezalandırılmaları öldürülmeleri düşünülen kimseler hakkında tutulan liste."Köy muhtarını da kara listeye almışlar."

Karaman`ın koyunu sonra çıkar oyunu: "Dış görünüşe aldanmamalı bir kişi ya da iş olağan görünebilir ancak altından neler çıkabileceği hiç belli olmaz o sonra görünür." anlamında kullanılır.

Karar kılmak: Dönüp dolaşıp o şeyin üstünde durmak onu tercih etmek birçok şeyi deneyip onu seçmek."Ben bu elbisede karar kıldım."

Karda gezip izini belli etmemek: Kimsenin sezemeyeceği biçimde gizli bir iş çevirmek uygunsuz işler yapmak."Onun ne biçim bir insan olduğunu bana sorun; o karda gezer izini belli etmez biridir."

Kargacık burgacık: Eğri büğrü kötü okunması güç çarpık düzensiz (yazı).

Kardeş payı yapmak: Eşit oranlarda bölmek taksim etmek paylaştırmak."Çok açtılar buldukları ekmeği oracıkta kardeş payı yaptılar."

Karga tulumba etmek: Birkaç kişi birini kollarından bacaklarından tutup havaya kaldırmak."Hep birlikte babalarını karga tulumba edip havuzun başına getirdiler."

Karınca duası gibi: Çok küçük sık ve okunaksız birbirine girmiş (yazı).

Karınca yuvası gibi kaynamak: Çok kalabalık ve hareketli olmak (bir yer)."Pasajın girişi âdeta karınca yuvası gibi kaynıyordu."

Karınca kararınca: Az önemsiz ve küçük de olsa gücü yettiği kadar elinden geldiğince."Caminin yapımına karınca kararınca o da katkıda bulunmaya karar verdi."

Karman çorman: Karmakarışık çok karışık düzensiz alt üst olup birbirine girmiş."Ortalık karman çormandı nereden işe başlayacağını bilemiyordu."

Karnı geniş: Hiçbir şeyi tasa etmeyen titizlenmeyen gamsız umarsız.

Karnı karnına geçmek: Çok acıkmak çok zayıflamış olmak."Günlerdir ağzına bir lokma koymamıştı karnı karnına geçmiş ve bitap düşmüştü."

Karnım tok: "O sözlerine kanmıyorum önem vermiyorum" anlamında kullanılır."Geç babam geç bu sözleri karnımız tok bu sözlere paradan söz et sen verecek misin vermeyecek misin?"

Karnı tok sırtı pek: Geçimi iyi hâli vakti yerinde para sıkıntısı olmayan birinin yardımına ihtiyaç duymayan (kimse)."Herkesin karnı tok sırtı pek olacaktır bize güvenin!"

Karnı zil çalmak: Çok acıkmış olmak."Bugün hiçbir şey yiyemedim karnım zil çalıyor!"

Karşı çıkmak: 1. Gelenleri karşılamak üzere yola ya da kapı önüne çıkmak. 2. İleri sürülen fikrin tutulan yolun yanlış olduğunu söylemek."Her fikrime karşı çıkmak zorunda mısın?"

Karşı durmak: Bir güce boyun eğmemek direnmek."Düşmana karşı durmak boynumuzun borcudur."

Karşı koymak: Engel olmaya çalışmak direnmek güç kullanarak dayanmak boyun eğmemek."Hırsızlar polise silâhla karşı koymaya çalıştılar."

Kasıp kavurmak: 1. Bir afet çok zarar vermek mahvetmek. 2. Baskı yaparak kıyıcı davranışlarda bulunarak bir topluluğu ezmek; zulmetmek ortalığı korku ve dehşet içinde bırakmak."Eşkıyalar ortalığı kasıp kavurmaya başladılar!"

Kaş göz etmek: Kaş ve göz hareketleriyle bir işaret vermeye istediğini bu yolla anlatmaya çalışmak."Kalabalıkta kaş göz ederek Hasan`ı çağırmayı düşündü."

Kaşıkla yedirip sapıyla göz çıkarmak: Bir iyilik yaptıktan sonra bu iyiliği hiçe indirecek bir kötülük yapmak.

Kaşla göz arasında: Çok çabuk kimsenin sezmesine fırsat vermeyecek kadar az bir zaman içinde."Kaşla göz arasında kapıverdi mendili."

Kaşlarını çatmak: Kızgın öfkeli ve sinirli olduğunu kaşlarını birbirine yaklaştırarak göstermeye çalışmak."Bana öyle kaşlarını çatıp durma!"

Kaş yapayım derken göz çıkarmak: İşi düzelteyim bir iyilik yapayım derken büsbütün bozmak ve büyük bir zarar vermek.

Katı yürekli: Acımasız merhametsiz acı veren şeylere aldırmayan."Onun gibi katı yürekli bir insan daha görmedim desem yeridir."

Kayıtsız kalmak: Umursamamak önem vermemek ilgi göstermemek."Onun bu kötülüklerine kayıtsız kalmak mümkün mü?"

Kazan kaldırmak: Yönetime karşı topluca karşı gelmek baş kaldırmak."Maden işçileri kazan kaldırmış diyorlar."

Kazık yutmuş gibi: Dimdik (duran oturan yürüyen).

Kazın ayağı öyle değil: "Durum mesele senin sandığın gibi değil" anlamında kullanılır.

Keçileri kaçırmak: Düşünme yeteneğini kaybetmek aklını oynatmak delirmek bunalım içinde olmak"Doktor keçileri kaçırmış diyorlar!"

Kedi ciğere bakar gibi (bakmak): İmrenerek iştahla ele geçirme isteği ile bakmak.

Kedi gibi dört ayak üstüne düşmek: En zor en tehlikeli durumdan zarar görmeden kurtulmak.

Kedi olalı bir fare tuttu: İlk defa neden sonra kendisinden beklenen bir iş yapabildi."Temsilcimiz nihayet kedi olalı bir fare tuttu yüklü bir iş yakaladı."

Kefeni yırtmak: Ağır bir hasta ölüm tehlikesini atlamak."Üzülmeyin kefeni yırttı büyük anneniz."

Kel başa şimşir tarak: Pek çok ihtiyaç giderilmeyi beklerken gereksiz özenti ve gösterişi belirtmek için kullanılır.

Keli görünmek: Bir kabahati kusuru ortaya çıkmak."Kelinin görünmeyeceğini sanıyordu şapşal!"

Kel kâhya: Bilgisi olsun olmasın her işe karışan burnunu sokan.

Kelle ***ürür gibi: Gerekli olmayan bir acelecilikle bir şey ulaştıracakmış gibi çok hızlı koşarak.

Kelleyi koltuğuna almak: Ölümü göze alarak bir işe kalkışmak."Kelleyi koltuğuna alıp düşman karşısına çıkmak her babayiğidin harcı değil."

Kemerleri sıkmak: Tutumlu davranmak açlığa ve susuzluğa katlanmak."Kemerleri sıktıra sıktıra millette hâl bırakmadılar."

Kem küm etmek: Anlatmak istediğini açık seçik ifade edememek bir soru karşısında bocalayıp cevap bulamayarak anlamsız sözler söylemek."Kem küm etme de ne söyleyeceksen söyle çabuk!"

Kendi hâlinde: Sessiz hiçbir şeye karışmayan karışmak istemeyen sakin (kimse)."Yazık olmuş kendi hâlinde biriydi kimsenin etlisine sütlüsüne karışmazdı."

Kendi göbeğini kendi kesmek: İstediği yardım gelmeyince kendi işini kendi yapmak durumunda kalmak."O her zaman kendi göbeğini kendisi kesmiş kimseden yardım beklememiştir."

Kendi kendine gelin güvey olmak: Başkalarının ne diyeceğini hesaba katmadan bir işi sadece kendi başına tasarlayıp olmuş sayarak sevinmek."Kendi kendine gelin güvey olmayı bırak bakalım kız ne diyecek bu işe."

Kendi kendini yemek: İstediği iş olmadı diye gizli gizli üzülmek kaygı duymak."Kendi kendimi yedim bitirdim bu iş yüzünden."

Kendinden geçmek: 1. Kendini kaybetmek bayılmak bilinci işlemez olmak. 2. Sevindirici bir olay karşısında coşkuya kapılmak duygulanmak."Dün gece bizim adam yine kendinden geçti hastaneye zor yetiştirdik."

Kendinden pay (paha) biçmek: Bir durumu kendi durumu ile ölçüştürmek.

Kendine gelmek: 1. Sarhoşluktan bayıldıktan sonra ayılmak. 2. Aklı başına gelmek. 3. Bozuk olan durumu düzelmek."Oh nihayet kendine geldi bizim adam!"

Kendine yedirememek: Yapılan bir işi onur kırıcı görüp kişiliğine dokunmuş sayarak tepki göstermek; kendisinin başkasına yapması söz konusu olan işi kişiliği için uygun görmeyip yapmamak.

Kendine yontmak: Ortaya çıkan fırsattan yararlanıp başkalarını düşünmeyerek hep kendi çıkarını sağlayacak yönde hareket etmek."Hep kendine yontma biraz da bizi düşün biz de insanız!"

Kendini ağır satmak: Kendisinden yapılması istenen işi birçok ricadan birçok ısrardan sonra yapmayı kabul etmek."Kendini ağır satmakla adam olduğunu mu kanıtlayacak?"

Kendini alamamak: İstemeyerek bir işi yapmak durumunda kalmak yapmamayı edememek kendini tutamayıp yapmak."Ona bir tokat atmaktan kendimi alamadım işte!"

Kendini ateşe atmak: Bilerek zor ve tehlikeli bir işe girişmek."Kendisini ateşe atmasına izin mi vereceksiniz?"

Kendini bulmak: 1. İyi bir duruma kavuşmak. 2. Kişilik kazanıp olgunluğa erişmek. 3. Farkında olmadan bir yere ulaşmış olmak."Nihayet kendimi buldum bundan böyle ekonomik sıkıntı çekmeyeceğim."

Kendini dev aynasında görmek: Kendisini olduğundan büyük bir adam sanmak; üstün yetenekli güçlü görmek."Kendini dev aynasında görmekten ne zaman vaz geçeceksin ha!.."

Kendini dinlemek: 1. Önemsiz küçük rahatsızlıkları büyütmek; hastalık kuruntusu içinde bulunmak. 2. Yalnız sakin kalmak."Uzun bir süre kendimi dinledim olup biteni tekrar tekrar gözden geçirdim."

Kendini göstermek: 1. Ortaya çıkmak belirmek. 2. Beğenilecek takdir edilecek niteliklerini ortaya koymak; gücünü göstermek."Uzun bir aradan sonra sergi açmaya kendini göstermeye karar verdi."

Kendini kaptırmak: Bir şeyin etkisinden kendini kurtaramamak."Bu yaştan sonra kendimi sigaraya kaptıracağım hiç aklıma gelmezdi doğrusu."

Kendini kaybetmek: 1. Düşüp bayılmak. 2. Kızgınlık öfke yüzünden ne yaptığını bilmeyecek hâle gelmek."Bir iki söz söyledikten sonra kendini kaybetti oraya yığılıverdi."

Kendini toplamak: 1. Kötü bozuk olan durumunu düzeltmek. 2. Bir konu üzerinde dikkatini yoğunlaştırmak. 3. Şişmanlamak."Bizim oğlan kendini iyice toparladı şimdi ev almayı düşünüyor."

Kendini tutamamak: Bir durum karşısında sessiz ve heyecana kapılmadan durmayı başaramamak kendine hâkim olamamak."Kendimi tutamadım ben de ağlamaya başladım."

Kendini vermek: Bir şeye bütün varlığıyla bağlanmak başka şeylerle ilgisini kesip yalnızca onunla ilgilenmek bir şeyi tüm gücüyle yapmaya çalışmak."İşe henüz kendini vermiş sayılmaz."

Kendi payıma: "Bana gelince bana kalırsa fikrime göre bana sorarsanız" anlamlarında kullanılır.

Kendi yağıyla kavrulmak: Elindekiyle yetinmeye kimseye muhtaç olmadan yaşamaya çalışmak; ihtiyaçlarını kendi karşılayarak kimseden yardım istememek."Nasıl olalım kendi yağımızla kavrulup gidiyoruz işte..."

Kene gibi yapışmak: Yakasını bir türlü bırakmamak; istenmediği hâlde çıkar sağladığı için birinin peşini bırakmamak."Kene gibi yapışmıştı adamın yakasına peşini bir türlü bırakmıyordu."

Kesenin ağzını açmak: Bol para harcamaya başlamak."Babam kesenin ağzını açtı nihayet."

Keyfinin kâhyası (olmamak): Birisine karışmaya hakkı olmamak istediği gibi yaşamasına engel olmamak."O benim keyfimin kâhyası olamaz ben dilediğim gibi yaşarım karışamaz bana!"
Bilgicik.Com Türkçe Edebiyat Roman Özetleri Duvar Yazıları Atasözleri Hızlı Okuma Özlü Sözler Türk
Keyif çatmak: Neşeli olmak hoş ve eğlenceli zaman geçirmek."İşi nihayet bitirmiştik sıra şimdi keyif çatmaya gelmişti."

Keyif ehli: Rahatına düşkün kimse zevkinden bol bol yararlanan."Oldukça rahat keyif ehli bir insandı."

Kılı kırk yarmak: Titizlenmek çok dikkat ederek en ince ayrıntılarına kadar incelemek önemle üstünde durmak."Bir malı almadan önce kılı kırk yararcasına evirir çevirir ve öyle alırdı."

Kılına dokunmamak: Bir kimseye zarar verebilecek en ufak davranıştan bile kaçınmak."İnan anne kılına bile dokunmadım kardeşimin!"

Kılını bile kıpırdatmamak (veya oynatmamak): Bir durum karşısında en küçük bir tepki bile göstermemek ilgisiz kalmak harekete geçmemek."Onca insan üstüme yürüdü ama o kılını bile kıpırdatmadı."

Kıl payı (kalmak): Çok az az bir fark (kalmak)."Araba o hızla virajı alamadı uçuruma yuvarlanmasına kıl payı kalmıştı."

Kıran girmek: 1. Daha önce bulunan şey bulunmaz olmak. 2. Hayvanlar ya da insanlar arasında öldürücü bir hastalık yayılmak."Kıran girdi bütün koyunlar telef oldu."

Kırık dökük: 1. Eski çürük sağlam olmayan değersiz (şey). 2. Düzgün olmayan parça parça dağınık (söz)."Şu kırık dökük eşyaları ortadan kaldırın hemen!"

Kırıp geçirmek: 1. Yakıp yıkarak baskı yaparak öldürerek büyük zarar vermek. 2. Çok sert davranarak darıltmak. 3. Garip olan söz ve davranışlarıyla herkesi güldürmekten katıltmak.

Kırk dereden su getirmek: Birini kandırmak için çok dolambaçlı gerekçeler ileri sürmek ikna edebilmek için çok uğraşmak."Ne inatçı adammış bir evet demek için kırk dereden su getirtti bana."

Kırklara kırışmak: Bir kimse artık ortalıkta görünmez olmak.

Kırk tarakta bezi bulunmak: Birbirinden farklı birçok işle uğraşmak birçok ilişkisi bulunmak gizli ilişkileri olmak."Ne iş yaptığı belli değil kırk tarakta bezi var adamın."

Kısmeti açılmak: 1. Kazancı artıp bolluğa erişmek. 2. Bir kızı isteyenlerin çoğalması."Bu miras kızın kısmetini de açtı hani!"

Kısmetini (nimetini) ayağıyla tepmek: Kavuşacağı iyi bir durumu kıymetini bilmeyerek reddetmek; istememek değerlendirememek.

Kıssadan hisse almak: Bir olaydan anlatılan bir hikâyeden ders almak.

Kıt kanaat (geçinmek): Yoksulluk içinde zar zor ve güçlükle (geçinmek)."Bir zamanlar biz de kıt kanaat geçiniyorduk."

Kıvamına gelmek (bulmak): En uygun zamanında olmak gerekli ve istenilen şartlar yerine gelmek istenilen duruma gelmek.

Kıyamet kopmak: 1. Kıyamet günü gelmek. 2. Bir yerde çok gürültü ve patırtı kavga telâş olmak."Kıyamet günü gelecek ve insanlar sonunda hesaba çekilecekler."

Kızarıp bozarmak: Utanarak renkten renge girmek kimi duyguların etkisiyle yüzünün rengi değişmek."Pot kırdığını anlayınca ne yapacağını şaşırdı kızarıp bozaran yüzünü kapatmaya çalıştı."

Kızıl (kızılca) kıyamet kopmak: Bir meselede büyük aşırı gürültülü bir kavgaya yol açmak; yüksek sesli tartışma başlatmak."Sizin bostanlara su vermeyeceğim deyince kızılca kıyamet koptu."

Kilit noktası: Bütün işlerin çözümlenmesi ona bağlı olan önemli unsur üzerinde durulması gereken en önemli nokta makam veya yer.

Kimseye eyvallah etmemek: Kimseden yardım ve iyilik beklememek kimsenin minneti altına girmemek."Bu yaşa kadar kimseye eyvallah etmedim bundan sonra da edecek değilim."

Kim vurduya gitmek: Bir kargaşa anında ve kalabalık arasında kimin tarafından vurulduğu veya dövüldüğü belli olmamak.

Kirişi kırmak: Kaçıp gitmek bulunduğu yerden gizlice ve çabucak ayrılmak."Kavga başlayınca kirişi kırarım diye düşündü."

Kirli çamaşırlarını ortaya dökmek: Ayıp suç ve kusurlarını gizli kalmış yolsuzluklarını açığa çıkarmak; açıklamak söylemek."Kirli çamaşırları ortaya dökülünce ne yapacağını şaşırdı."

Kitaba el basmak: Elini kutsal kitap olan Kur`ân-ı Kerim üzerine koyarak yemin etmek.

Kitabına uydurmak: Kanunî olmayan bir işi kimi boşluklardan yararlanarak kanunî imiş gibi göstermek."İşi kitabına uydurmuşlar çok zengin olmuşlardı."

Kof çıkmak: İşe yaramadığı sanıldığı gibi olmadığı boş ve değersiz bir kişi olduğu anlaşılmak.

Kokusu çıkmak: Gizli yapılmış bir iş daha sonra herkes tarafından bilinir olmaya başlamak."Bu işin kokusu çıkar diye korkuyorum."

Kolaçan etmek: Çevresini ya da kendisinden istenilen yeri dolaşıp ne var ne yok diye bakmak olup biteni anlamak amacıyla dolaşmak."Bir kişi etrafı şöyle bir kolaçan etsin de gelsin."

Kol kanat olmak: Yardım etmek gözetmek bir kimseyi koruyuculuğu altına almak.

Koltukları kabarmak: Kendisine ya da yakınlarına yapılan övgüden ötürü kıvanç duyup büyüklenmek böbürlenmek."Oğlun oldukça becerikli dedikleri zaman koltuklarım kabardı doğrusu."

Kolu kanadı kırılmak: Çaresiz duruma düşmek bir şey yapamaz hâle gelmek."Kolu kanadı kırılmış bir vaziyette dolaşıyordu."

Korktuğu başına gelmek: Endişe duyduğu kaygılandığı olmasını istemediği şeyle karşı karşıya gelmek."Korktuğum başıma geldi ne yapacağım şimdi ben!"

Koyun kaval dinler gibi: Düşünmeden hiçbir şeyi anlamadan ne denildiğini kavramadan dinlemek."Beni koyun dinler gibi dinleyip çekip gittiler."

Kozunu paylaşmak: Aradaki anlaşmazlığı zora başvurarak üstün olan güce dayandırarak çözümlemek sona erdirmek."Onunla kozunu paylaşmaya can atıyordu."

Kök salmak: 1. Bir yere iyice ayrılmamacasına yerleşmek. 2. İyice tutunmak köklenmek sağlamlaşmak yayılmak."Onun sevgisi içine iyice kök salmıştı."

Kök söktürmek: Uğraştırmak güçlük çıkarmak engel olmak."O takıma kök söktürmeye yemin ettik."

Köküne kibrit suyu dökmek: Bir daha belirmeyecek ortaya çıkmayacak biçimde yok etmek ortadan kaldırmak.

Köprüleri atmak: Girişilen başlanılan bir işten vazgeçmeye ya da geri dönmeye imkânı kalmayacak şekilde kesin bir davranış göstermek; ilişkileri bir daha kurulamayacak biçimde bozmak.

Kör değneğini beller gibi: Bir değişiklik yenilik düşünmeden hep aynı biçimde davrananların durumunu anlatmak için kullanılır.

Kör dövüşü: Sonuç alınamayacak ve birbirini engelleyecek biçimde bir birinden habersiz düzensiz ve uyumsuz çabalama.

Kör kadı: Sözünü esirgemeyen; doğru bildiğini hatır gönül dinlemeden her yerde herkesin yüzüne karşı söyleyen.

Köstek olmak: Engel olmak."Sen köstek olma yeter."

Körü körüne: Düşünüp taşınmadan nasıl sonuçlanacağını hesaplamadan dikkat etmeden."Bu işe öyle körü körüne giremem anladın mı?"

Köşe bucak: Göze çarpmayan önemsiz yer.

Kötüye kullanmak: Suiistimal etmek yetkisini yanlış bir yolda kullanmak istenilmeyen yolda yararlanmak."Benim yumuşaklığımı kötüye kullandı."

Kraldan çok kralcı olmak: Birinin davasını ondan daha çok savunur olmak.

Kucak açmak: İhtiyaç sahibi birine sığınacak yer vermek onu korumak."Muhtaçlara kucak açmak insanlık görevidir."

Kumkumav gibi: Yapayalnız tek başına.

Kulağı delik: Olup bitenleri çabuk haber alan hemen her şeyden haberi olan."Hasan mı ne kulağı delik adamdır o ne öğreneceksen ona sor."

Kulağı kirişte (olmak): Söylenecek sözü gelecek haberi dikkatlice (beklemek)."Kulağınız kirişte olsun ne duyarsanız iletin hemen."

Kulağına çalınmak: Bir söz bir haber başkasına söylenirken kendisi de şöyle böyle duymak. o"Senin şehre gideceğin kulağıma çalındı ne diyorsun?"

Kulağına kar suyu kaçmak: Rahatını bozan bir haber işitmek sıkışık bir duruma düşmek.

Kulağına küpe olmak: Başına gelen bir işten gördüğü olaydan ders alıp hiç unutmamak."Umarım bu iş senin kulağına küpe olur da aynı hataya bir daha düşmezsin."

Kulağını açmak: Bütün dikkatini vererek dinlemek söylenenlere dikkat etmek."Kulağını aç da beni iyi dinle!"

Kulağını bükmek: Dikkatli olması için uyarıda bulanmak.

Kulağını çekmek: 1. Uyarmak için hafif bir ceza vermek. 2. Ceza olarak kulağını büküp çekmek."Şimdi bana kulağınızı çektireceksiniz!"

Kulak asmamak: Aldırıp önemsememek dinlememek."Kulak asma sen onun söylediklerine."

Kulak dolgunluğu: Duya duya elde edinilen yarı buçuk bilgi.

Kulak kabartmak: Çaktırmadan belli etmemeye çalışarak dinlemek."Dayanamayıp yanındakilerin konuşmalarına kulak kabarttı."

Kulak kesilmek: Çok iyi bütün dikkatini vererek dinlemek; dikkatini toplayarak duymaya çalışmak."Ne konuştuklarını merak ediyordum yanlarına yaklaşarak kulak kesildim."

Kulaklarını çınlatmak: Birini iyi duygularla anmak.

Kul hakkı: İslâm dinine göre insanların birbirleri üzerindeki hakları."Öte dünyaya kul hakkıyla gitmem inşallah."

Kul köle (veya kurban) olmak: Tam bir doğruluk içinde gönülden bağlanmak bağlılığın gerektirdiği fedakârlığı yapmaya hazır olmak.

Kulp takmak: Bir kusur bir bahane bulmak.

Kumpas kurmak: Birini aldatmak için tuzak kurmak gizli bir iş düzenlemek.

Kundak sokmak: 1. Yangın çıkarmak için bir yere tutuşmuş yağlı bez parçası koymak. 2. Ara bozacak bir söz ya da davranışta bulunmak.

Kurban olayım: 1. Aşırı sevgi ve hayranlık anlatmak için kullanılır. 2. Yalvarmak için söylenir."Kurban olayım yavruma dokunmayın!"

Kurşuna dizmek: Ölüm cezasını askerî bir birliğin attığı kurşunlarla yerine getirmek sıkılan kurşunlarla öldürmek."Bütün köy halkını kurşuna dizdiler!"

Kurtlarını dökmek: Öteden beri yapmak istediği şeyi bol bol yapıp hevesini almak."Bu akşam biraz kurtlarımızı dökelim ne dersin?"

Kurt masalı okumak: İnandırıcı gereksiz asılsız sözler (söylemek).

Kuru iftira: Hiçbir kanıtı olmayan suçlama."Allah kuru iftiradan korusun hepimizi!"

Kuru kalabalık: 1. Yararsız kırık dökük eşya. 2. Hiçbir işe yaramayan insan topluluğu."Bu kuru kalabalığa güvenip de sakın yola çıkma."
Bilgicik.Com Türkçe Edebiyat Roman Özetleri Duvar Yazıları Atasözleri Hızlı Okuma Özlü Sözler Türk
Kuru kuruya: Boşuna boş yere.

Kuru sıkı: 1. Korkutmak amacıyla söylenen sözler blöf. 2. Yalnız barutla sıkılanmış tüfek veya fişek dolgusu.

Kuş beyinli: Akılsız aptal ahmak.

Kuş kadar canı olmak: Küçük cılız zayıf çelimsiz bir vücuda sahip olmak.

Kuş sütüyle beslemek: En pahalı değerli az bulunur besinlerle yiyip içirmek.

Kuş uçmaz kervan geçmez: Çok ıssız sapa kır insanın uğramadığı yer."Başını alıp kuş uçmaz kervan geçmez bir diyara gitti."

Kuş uçurmamak: Hiç kimsenin geçmesine kaçmasına izin vermemek; imkân tanımamak bunun için çok dikkatli davranmak."Sıkı gözcülerdir kuş uçurtmazlar merak etme!"

Kuvvetten düşmek (kesilmek): Gücü iyice azalmak.

Kuyruğuna basmak: Birini tahrik etmek incitip saldırmasına yol açmak.

Kuyruklu yalan: İnsanın kanması için süslenmiş büyük yalan."İnanmayın ona söyledikleri kuyruklu yalandan başka bir şey değil!"

Kuyruk sallamak: Yaltaklanmak birisine yaranmak için yapmacık davranışlarda bulunup şirin görünmeye çalışmak."Bütün gece boyunca şirket müdürüne kuyruk sallayıp durdu."

Kuyusunu kazmak: Birinin kötü duruma düşmesi felâkete uğraması zarar görmesini sağlamak için zemin hazırlamak tuzak kurmak."Adamın kuyusunu kazıp da elinize ne geçecek."

Küçük dilini yutmak: Çok şaşmak hayrete düşmek donakalmak hiçbir şey söyleyemez hâle gelmek."Ne o dostum küçük dilini mi yuttun?"

Küçük düşürmek: Onurunu kırmak birilerinin yanında itibarını sarsmak ve değerini düşürmek."Dikkatli ol bir pot kırıp da kendini küçük düşürme sakın."

Küçük görmek: Önemsememek değer vermemek."Hasmınızı sakın küçük görmeyin çocuklar!"

Külâhıma anlat: "Söylediklerin hiç de inandırıcı değil sana inanmıyorum" anlamında kullanılır.

Külâhını ters giydirmek: Çok kurnaz olmak; oyuna getirmek kendisine iyi davranmayanları bir hile ile yaptıklarına pişman etmek.

Külâhları değişmek: "Araları bozulmak bozuşmak" anlamında tehdit olarak kullanılır."Hareketlerini düzeltmezsen külâhları değişiriz ona göre!"

Kül kedisi: 1. Çok üşüyen ateşin yanından ayrılmayan (kimse). 2. Uyuşuk miskin rahatına düşkün tembel.

Kül kesilmek: Heyecan ve korkudan yüzünün rengi atmak solmak."Katili karşısında görünce yüzü kül kesildi."

Kül olmak: 1. Bir şey bütünüyle yanmak. 2. Varını yoğunu yitirmek elinde bulunanlar yok olmak. 3. Büyük bir felâkete uğrayıp çok üzülmek.

Külünü (göğe) savurmak: Bir şeyi tamamiyle bitirip yok etmek harcayıp tüketmek telef edip bir şey bırakmamak.

Kül yutmamak: Oyuna gelmemek tuzağa düşmemek kurnazca yapılan bir hileye aldanmamak."Bana kül yutturamazsınız diyemem ama yeterince dikkatli olduğumu söyleyebilirim."

Künyesi bozuk: Eskiden kötü durumları görülmüş olan kötü işlere girmiş bulunan."Künyesi bozuk diye bu adama hiç kimse iş vermeyecek mi?"

Küplere binmek: Haddinden fazla öfkelenme kızmak sağa sola ateş saçmak."Yeni saatimi kırdığımı öğrenen annem küplere bindi."

Küpünü doldurmak: Eline geçen fırsatları değerlendirerek çok para biriktirmek."Küpünü doldurmayı becerebilenlerden olamadım hiç."

Kürek kadar (pabuç kadar) dili olmak: Hemen her söze cevap yetiştirmek büyüklerine karşı saygısızca karşılıklar verir olmak.


elif isimli Üye şimdilik offline konumundadır  





Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


"K" Harfiyle Başlayan Deyimler

"K" Harfiyle Başlayan Deyimler konusu, Eğitim ve Öğretim / Türkçe ve Edebiyat forumunda tartışılıyor.



Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
"Alacaklı ve Borçlular" için oldukça önemli bir konu "İCRA TAKİP YOLLARI" Jülyet Kadın ve Hukuk 12 19-11-2015 07:55
"Keşke"'yi "İyiki"'ye Çevirme Oyunu ´ λŋтiьioтiף ´ Forum Oyunları 18 06-03-2014 01:10
Yaşamı ertelemeyin, beklediğiniz "o gün" işte "Bugün!" nurküllü İlişkiler, Duygular ve Hayatın İçinden 2 23-02-2011 10:58
Bu SaaTTeN SONRa "DÖN"mÜ..??"HoŞÇaKaL" Mı..?? DeMeLiYim..?? bayrak_007 Resimli Şiirler 1 05-12-2008 02:37
"Allah beni unuttu", "Burası Allah’ın unuttuğu yer!" gibi ifadeleri kullanmak doğru m elif Dini Bilgiler 0 15-07-2008 05:13

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 10:35 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats