bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > GENEL KÜLTÜR > Biyografiler > Türkiye'den Biyografiler

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 30-06-2008, 11:43   #1 (permalink)
 
elif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Molla Gürani Biyografi-Molla Gürani Kimdir?

Osmanlı âlimlerinden ve büyük velî. Dördüncü Osmanlı şeyhulislâmı. İsmi Ahmed bin İsmâil bin Osman Gürânî lakabı Şerefüddîn Şihâbüddîn ve Molla Gürânî'dir. Daha çok Molla Gürânî lakabıyla tanınıp meşhûr oldu. 1410 (H.813) senesinde Sûriye'nin Gürân kasabasına bağlı bir köyde doğdu. Doğduğu yere nisbetle "Gürânî" denilmiştir.

Molla Gürânî küçük yaşta Kur'ân-ı kerîmi ezberledi. Sarf nahiv beyân meânî gibi âlet ve kırâat ilmini öğrendi. Sonra ilim öğrenmek için Bağdât Diyarbakır Hıns ve Hayfa şehirlerine gitti. On yedi yaşında iken de Şam'a gidip bir müddet oradaki âlimlerden ders alıp ilim tahsîl etti. Şam'dan Kâhire'ye gitti.Kâhire'de zamânın âlimlerinden ders alarak; kırâat tefsîr hadîs ve fıkıh ilimlerini öğrendi ve bu ilimlerde icâzet aldı. O devrin en meşhûr âlimi İbn-i Hacer Askalânî'den hadîs ve fıkıh ilmine dâir eserler okudu. Bu hocasından okuduğu eserler arasında Sahîh-i Buhârî ve fıkıh ilminde meşhûr eserler vardı.Hadîs ilminde İbn-i Hacer Askalânî'den icâzet aldı. Molla Gürânî bu şekilde çalışarak tahsîlini tamamladıktan sonra; tefsîr kırâat hadîs ve fıkıh ilimlerinde değerli bir âlim olarak yetişti.Yavaş yavaş tanınmaya ve Kâhire'deki medreselerde ders vermeye başladı. Memlûk Devleti hükümdarları ile devletin ileri gelenlerinin kurdukları ilim meclislerine katılıp münâzaralara girdi. İlmi ve fesâhati güzel konuşmasıyla kısa zamanda tanındı. Hattâ Kâhire'de herkese açık bir ders verdi. Dersini dinleyen âlimler onun ilimdeki üstünlüğünü takdîr ettiler. Hocası İbn-i Hacer Askalânî ona icâzet verdikten sonra Sahîh-i Buhârî'yi gâyet güzel bir mahâretle okuttuğunu bizzat görüp şâhid oldu. Bundan sonra hayâtının bir bölümünü Kâhire ve Şam taraflarında geçirip İstanbul'a geldi. İstanbul'a gelişi hayâtında değişikliğe yol açtı. Önce Şâfiî mezhebindeydi. Sonradan Hanefî mezhebine geçti.

Molla Gürânî'nin İstanbul'a gelişi şöyle vukû bulmuştur: O devrin meşhûr Osmanlı âlimlerindenMolla Yegân hacca gittiğinde Kâhire'ye uğradı. Orada Molla Gürânî'yi tanıyıp onun dîne bağlılığını ve ilimdeki yüksek derecesini görünce İstanbul'a getirmek istedi. Lütuf ve iltifât göstererek istanbul'a gelmesini söyledi. O da bu teklifi kabûl edip Molla Yegân ile birlikte İstanbul'a geldi. Meşhûr âlim MollaYegân hacdan dönüp İstanbul'a gelince Sultan İkinci Murâd Hanın otağına gidip bir sohbet yaptı. Sohbet sırasında Pâdişâh; "Gezip gördüğün yerlerden bize ne armağan getirdin?" diye sordu. Bunun üzerine Molla Yegân; "Tefsîr hadîs ve fıkıh ilminde iyi yetişmiş bir âlim getirdim" dedi. "Şimdi nerededir?" deyince; "Bâb-üs-seâdede beklemektedir" dedi. Bunun üzerine Pâdişâh onu içeri getirmelerini söyledi. Molla Gürânî içeri girip selâm verdi el öptü. Sohbet sırasında Molla Gürânî'nin konuşması ve hâli pâdişâhın hoşuna gitti. Onu önce dedesi Murâd-ı Hüdâvendigâr Gâzî'nin eski kaplıcadaki medresesine sonra da Yıldırım Medresesine müderris tâyin etti. Böylece bir müddet bu vazifede bulundu.Bundan sonra da Sultan İkinci Murâd Hân Molla Gürânî'yi oğlu Şehzâde Mehmed'in yâni Fâtih'in yetiştirilmesi ile görevlendirdi.

Şehzâde Mehmed (Fâtih) bu sırada Manisa'da emîrdi. Babası İkinci Murâd Hân oğlunun (Fâtih'in) yetişmesi ve eğitilmesi için pekçok âlimi ona hoca olarak göndermişti. Fakat Şehzâde Mehmed zekî ve celalli olduğundan giden hocalar onu bir türlü derse yanaştıramamıştı. Bu sebeple pâdişâh İkinci Murâd Hân oğlunu yetiştirecek heybetli bir muallim arıyordu. Molla Gürânî'nin heybetli ve vakûr bir âlim olduğunu görerek sert tutumunu duyup bu iş için onu tâyin etti. Onun iyi bir eğitimden geçmesini istediğini söyleyip gerekirse dövebileceğini de işâret etti. Bunun üzerine Molla Gürânî Manisa'ya gönderildi. Molla Gürânî Şehzâde Mehmed'in (Fâtih'in) yetişmesi için ona ders vermeye başladı. Gördüğü gevşeklik karşısında vakûr ve sert tutumuyla Şehzâde Mehmed'in hırçınlığını yatıştırdı. Hattâ ders sırasında; "Darabtühû te'dîben" Terbiye etmek eğitmek için onu dövdüm mânâsındaki Arabca cümleyi dil bakımından incelettirdi tahlîl ve tercüme ettirdi. Bu tutum karşısında Şehzâde Mehmed derslere devâm edip kısa zamandaKur'ân-ı kerîmi hatmetti ve ilim öğrendi. Pâdişâh İkinci Murâd Hân oğlu Şehzâde Mehmed'in Kur'ân-ı kerîmi hatmettiğini öğrenince çok sevinip hocası Molla Gürânî'ye fazla mikdârda mal ve parayı hediye gönderdi.

Fâtih Sultan Mehmed Hanın yetişmesinde Molla Gürânî'nin büyük emeği geçti. Bu bakımdan Fâtih şehzâdeliğinden beri hocasını çok sever saygı ve hürmette kusûr etmezdi.

Babası İkinciMurâd'dan sonra tahta geçen Fâtih Sultan Mehmed Han Molla Gürânî'yi vezîr yapmak istedi. Molla Gürânî bu teklifi kabûl etmeyip; "Huzûrunuzda size devlet işlerinde çok hizmet edenler vardır. Onların ciddî çalışmaları sonunda vezîrliğe sadr-ı a'zamlığa kavuşmak ideallerine bağlıdır. Vezîriniz onlardan başkası olursa kalbleri kırılır ve sultânımıza zarar gelir" dedi. Sultan bu sözü beğendi ve onu kadısker yapmak istediğini bildirince bunu kabûl etti. Kâdılığa başlayınca ayrıca müderrislik görevini de yürüttü. Daha sonra Bursa evkâf idâresi vazifesi ve kâdılık vazifesi ile Bursa'ya gönderildi. Bursa'da bir müddet bu vazifeleri yaptı. Sonra bâzı sebeplerle Anadolu'dan ayrılıp Mısır'a gitti

Molla Gürânî Mısır'a vardığında Mısır Sultânı Kayıtbay'dan tam bir kabûl ve çok ikrâm hürmet gördü. Bir müddet sonra Fâtih Sultan Mehmed Hân Mısır Sultânı Kayıtbay'a Molla Gürânî'yi göndermesini ricâ etti. Kayıtbay Fâtih Sultan Mehmed Hanın bu ricâsını Molla Gürânî'ye bildirerek; "Gitme ben sana onunkinden daha çok ikrâm ve ihtirâm ederim" dedi. Molla Gürânî; "Evet inanıyorum sizden çok fazla ikrâm gördüm. Ancak benimle onun arasında baba ile oğul arasındaki gibi büyük bir sevgi vardır. Aramızdaki bu hâdise ise bir başka şeydir. Bu sebepten o tabiî olarak kendisine meyledeceğimi bilir. Eğer ona gitmezsem sizin tarafınızdan gönderilmediğimi zanneder ve aranıza bir düşmanlık girebilir." cevâbını verdi. Sultan Kayıtbay bu cevâbı beğendi ve kendisine çok para ve yolda lâzım olabilecek eşyâları verip büyük hediyelerle Fâtih Sultan Mehmed Hana gönderdi.

Molla Gürânî İstanbul'a gelince Sultan ona çok hürmet gösterip ikinci defâ Bursa kâdılığına tâyin etti. Sonra yeniden Kadıaskerliğe getirildi. Bu arada müderrislik ve eser yazmakla da meşgûl iken 1480 (H.885) senesinde Şeyhülislâmlık makâmına getirildi. Fâtih Sultan Mehmed Hân ona; maaş hizmetçi ve diğer yardımları yanında çok hediyeler vererek ikrâm ve hürmet gösterdi. Sekiz sene Şeyhülislâmlık yaptı ve hakka adâlete uymakta titizlik göstererek gayet güzel bir şekilde vazifesini yerine getirdi.

Fâtih Sultan Mehmed Hana çok nasîhat eder işlerinde yardımcı olurdu. Ona karşı duyduğu samîmi sevgi ve alâka sebebiyle yeri geldikçe tenkid etmekten uyarmaktan çekinmezdi. Hattâ giydiği ve yediği şeylere dikkat etmesini dâimâ dînin emirlerine uygun olmasını isterdi. Nasîhatlerini sert sözlerle söylemekten çekinmezdi.

Molla Gürânî; heybetli vakûr sarsılmaz bir ilim haysiyetine ve ahlâkına sâhipti. Uzun boylu gür sakallı doğru ve açık sözlüydü. Vezîrleri adlarıyla çağırır Sultanın huzûruna girince yüksek sesle selâm verip müsâfeha yapardı.Dâvet edilmedikçe ve bayram günlerinden başka zamanlarda saraya gitmezdi. Bir defâsında bir Arafe günü Sultan Molla Gürânî'ye bir haberci göndererek; "Yarın bayramı kutlamak üzere teşrif etsin geç kalmasın." diye haber yollamıştı. Molla Gürânî gelen haberciye; "Yağışlı günlerdir her yer çamur. Gelirsek kılık kıyâfet değiştirmek îcâb eder. Yarın bizi bağışlasınlar. Biz uzaktan duâ ederiz. Bayramı uzaktan kutlayalım." dedi. Haberci dönüp bu sözleri pâdişâha iletince Pâdişâh; "Biz onların gelmesi ile bayram yaparız. Her şeye rağmen gelmelerini bekliyoruz." dedi.Üzerlerinin çamur olmaması için de sarayın selâmlığına kadar at ile girmesine izin verildi. Bunun üzerine dâveti kabûl etti. Molla Gürânî devrin âlimlerine mütevâzî davranır ve onlara karşı kıskançlık göstermezdi. Hattâ resmî vazifelerde kendinden daha üst makamlara çıkan âlimleri takdîr ederdi. Müderrislikden resmen ayrıldıktan sonra da ilim öğretmeye devâm etti. Pekçok âlim yetiştirdi. Osmanlı âlimleri arasında ahlâkının üstünlüğü ilmî hususlarda tâvizsiz olan ve ilme çok önem veren bir âlim bilinip öyle tanındı. Günlerini hep ders vermekle kitap yazmakla ve ibâdetle geçirirdi. Bir defâsında talebelerinden biri bir gece onun konağında kalmıştı. Hocası Molla Gürânî yatsı namazından sonra Kur'ân-ı kerîm okumaya başladı. Başından başlayıp devamlı okurken talebesi bir müddet sonra uyuyakaldı. Sabaha doğru uyanınca hocası Molla Gürânî'nin Kur'ân-ı kerîm okumaya devâm ettiğini gördü. Sabahleyin o talebe bu durumu hizmetçilere anlatınca hizmetçileri; "O her gece böyle Kur'ân-ı kerîm okur ve bunu hiçbir sebeple terk etmez." demiştir. MollaGürânî ayrıca çok hayır ve hasenât yapmıştır. Dört câmi bir Dâr-ül-hadîs medresesi bir hamam ve binâlar yaptırmıştır.

Molla Gürânî vefât ettiği 1488 (H.893) senesinin bahar mevsiminde bir bahçe satın aldı. Kışa kadar o bahçede kaldı. Vezîrler haftada bir bu bahçede ziyâretine gelirlerdi. Kış geldiğinde iyice hâlsizleşti. İstanbul'daki konağına göçtü. O günlerde bir sabah namazını kıldıktan sonra kendisine bir yatak hazırlanmasını istedi. Yatak hazırlandı. Kuşluk namazını kıldıktan sonrakıbleye dönerek sağ yanı üzerine yattı. O gün kendisinden Kur'ân-ı kerîmi kırâat ilmini öğrenen hâfızların yanında toplanmasını istedi. Bu arzusu üzerine talebelerine haber gönderildi.Onlar da yanına toplandılar. Talebelerine; "Üstünüzde olan hakkımı ödeme zamânı bu gündür. İkindi vaktine kadar benim üzerime Kur'ân-ı kerîm okumaya devâm ediniz ikindiden fazla uzamaz." dedi. Hâfız talebeleri Kur'ân-ı kerîm okumaya başladılar. Vezîrler durumu öğrenince yanına geldiler. Vezîrler arasındaki Dâvûd Paşa Molla Gürânî hazretlerini çok sevdiği için hâlini görünce dayanamayıp ağlamaya başladı. MollaGürânî onun ağladığını görüp; "Niye ağlar durursun ey Dâvûd!" dedi. Dâvûd Paşa; "Sizi böyle zayıf görünce kendimi tutamadım." dedi. Bunun üzerine; "Ey Dâvûd kendi hâline ağla! Ben dünyâda rahat ve huzûr içinde yaşadım. Allahü teâlâdan ümîdim odur ki ömrümün sonunda da son nefeste de selâmet üzere olurum." dedi.Sonra vezîrlere dönüp; "Benden Bâyezîd'e (İkinci Bâyezîd Hana) selâm söyleyin ve deyin ki Adâlet üzere olsun kulları himâye beldeleri muhâfaza etsin. Namazımı bizzat kendisi kıldırsın ve borçlarımı defnimden önce ödesin" dedi. Sonra; "Size vasiyetim olsun! Beni kabrin yanına koyunca ayağımı tutun ve beni kabrin başına çekin sonra kabre koyun." dedi. Öğle namazını îmâ ile kıldı. Sonra; "İkindi ezânı ne zaman okunacak?" dedi. İkindi vakti gelince müezzinin ezân okumasını bekledi. Müezzin Allahüekber diye ezân okumaya başlayınca Molla Gürânî hazretleri; "Lâilâhe illallah" diyerek vefât etti.

Sultan İkinci Bâyezîd Hân namazında bulundu ve borçlarını ödedi. Cenâze namazı çok kalabalık olup İstanbul ahâlisi onun vefâtından dolayı gözyaşı döktü. Cenâzesi kabrin başına getirilince vasiyetine rağmen kimse ayağından tutup çekmeye cesâret edemedi. Cenâzesini bir hasır ile kabrin yanına çektiler ve kabre indirip defnettiler. KabriAksaray-Topkapı arasındaki eski tramvay yolunun sol tarafında bulunan kendi yaptırdığı câminin önündedir.

Arabca kaynaklarda "Diyâr-ı Rûm'un Anadolu'nun âlimi" olarak zikredilen Molla Gürânî kıymetli eserler yazmış olup eserleri şunlardır:

1) Gâyet-ül-Emânî fî Tefsîr-i Seb'il-Mesânî
2) El-Kevser-ül-Cârî alâ Riyâd-il-Buhârî; Hadîs-i şerîf kitaplarının en kıymetlisi olanSahîh-i Buhârî'ye yazdığı şerhdir.
3) Şâtıbiyye Kasîdesi'nin Ca'berî şerhine güzel bir hâşiye yazmıştır.
4) Keşf-ül-Esrâr an Kırâat-il-Eimmet-il-Ahyâr
5) Şerh-i Cem'ul-Cevâmi': Usûl-i fıkha dâirdir.
6) Arûz ilmiyle ilgili bir kasîde.
.
1) Mu'cem-ül-Müellifîn; c1. s.166

2) El-A'lâm; c.1 s.97

3) Tam İlmihâl Seâdet-iEbediyye; (49. Baskı) s.1112

4) Ed-Dav-ül-Lâmi; c.1 s.241

5) Şakâyık-ı Nu'mâniyye Tercümesi (Mecdî Efendi); s.102

6) Tabakât-üs-Seniyye fî Terâcim-il-Hanefiyye; c.1 s.280

7) Esmâ-ül-Müellifîn; c.1 s.135

8) Keşf-üz-Zünûn; c.1 s.553 646 899; c.2 s.1190 1486

9) Tâc-üt-Tevârih (Ulemâ kısmı)

10) Osmanlı Müellifleri; c.2 s.1

11) İzâh-ul-Meknûn; c.2 s.92

12) Brockelmann; Sup-2 s.319

13) Devhat-ül-Meşâyıh; s.10

14) Rehber Ansiklopedisi; c.12 s.184

15) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.12 s.298



Osmanlı Devletinin dördüncü şeyhülislâmı ve Fâtih Sultan Mehmed Hanın hocalarından. İsmi Ahmed bin İsmâil bin Osman Gürânî olup lakabı Şerefeddîn ve Şihâbeddîn�dir. 1410 (H.813) yılında Sûriye�nin Gürân kasabasına bağlı bir köyde doğdu. Doğduğu yere nisbetle Gürânî denildi. 1488 (H. 893) yılında İstanbul�da vefât etti. Kabr-i şerîfi Aksaray-Topkapı arasındaki kendi yaptırdığı câminin önündedir. Molla Gürânî daha küçük yaşta kendi memleketinde ilk tahsîlini yaptı. Bundan sonra Bağdat Diyârbakır Hıms ve Hayfa şehirlerine ve on yedi yaşında da Şam�a gidip tanınmış âlimlerin derslerine devâm ederek ilmini arttırdı. Şam�dan Kâhire�ye gitti ve o devrin en meşhûr âlimi İbn-i Hacer Askalânî�den hadîs ve fıkıh ilmine dâir eserler okudu. Bu hocasından okuduğu eserler arasında Sahîh-i Buhârî ve fıkıh ilminde meşhûr eserler vardı. Molla Gürânî bu minval üzere tahsilini tamamladıktan sonra; tefsir kırâat hadis ve fıkıh ilimlerinde değerli bir âlim olarak yetişti. Yavaş yavaş tanınmaya ve Kâhire�deki medreselerde ders vermeye başladı. Memlûk Devleti hükümdâr ve devlet ileri gelenlerinin kurdukları ilim meclislerine katılıp münâzaralara girdi. İlmi ve fesâhati güzel konuşmasıyla dikkat çekip tanındı. Hattâ Kâhire�de herkese açık bir ders de verdi. Dersini dinleyen âlimler onun ilimdeki üstünlüğünü taktir ettiler. Sahîh-i Buhârî�yi gâyet güzel bir mahâretle okuttuğunu bizzât görüp şâhit olan hocası İbn-i Hacer Askalânî ona icâzet verdi. Bundan sonra hayâtının bir bölümünü Kâhire ve Şam taraflarında geçirip Anadolu�ya geldi. Anadolu�ya gelişi hayâtında başka bir safha olmuştur.
Molla Gürânî�nin Anadolu�ya gelişi şu şekildedir: O devrin meşhur Osmanlı âlimlerinden Molla Yegân hacca gittiğinde Kâhire�ye uğradı. Orada Molla Gürânî�yi tanıyıp onun dîne bağlılığını ve ilimdeki yüksek derecesini görünce Anadolu�ya getirmek istedi. Lütuf ve iltifât göstererek berâber gelmesini söyledi. O da bu teklifi kabûl ederek Molla Yegân ile birlikte geldi. Meşhur âlim Molla Yegân hacdan döndüğünde Sultan İkinci Murâd Hanın otağına gidip bir sohbet yaptı. Sohbet sırasında Pâdişâh; �Gezip gördüğün yerlerden bize ne armağan getirdin� diye sordu. Bunun üzerine Molla Yegân; �Tefsir hadis ve fıkıh ilminde iyi yetişmiş bir âlim getirdim� diyerek hiçbir milletin kültür târihinde görülmeyen durumu bildirdi. Sultan; �Şimdi nerededir?� deyince �Dışarıda beklemektedir� cevâbını verdi. Bunun üzerine Pâdişâh onu içeri getirmelerini söyledi. Molla Gürânî içeri girip selâm verdi. Sohbet sırasında Molla Gürânî�nin konuşması ve hâli Pâdişâh�ın hoşuna gitti. Onu hemen dedesi Murâd-ı Hüdâvendigâr Gâzinin eski kaplıcadaki medresesine müderris tâyin etti. Daha sonra Yıldırım Medresesine müderrislikle vazîfelendirildi. Bir müddet bu vazîfede kalan Molla Gürânî Sultan İkinci Murâd Hanın oğlu Şehzâde Mehmed�in yâni Fâtih�in yetiştirilmesiyle görevlendirildi.
Fâtih Sultan Mehmed Hanın yetişmesinde Molla Gürânî�nin büyük emeği geçti. Bu bakımdan Fâtih şehzâdeliğinden beri hocasını çok sever saygı ve hürmette kusûr etmezdi.
Babası İkinci Murâd�dan sonra tahta geçen Fâtih Sultan Mehmed Han Molla Gürânî�yi vezir yapmak istedi. Molla Gürânî bu teklifi kabul etmeyip; �Huzûrunuzda size devlet işlerinde çok hizmet edenler vardır. Onların ciddî çalışmaları; vezirliğe sadrâzamlığa kavuşmak ideallerine bağlıdır. Vezîriniz onlardan başkası olursa kalpleri muğber olur ve sultânımıza zarar gelir.� dedi. Sultan bu sözü beğendi ve onu Kazasker yapmak istediğini bildirince bunu kabul etti. Ayrıca müderrislik vazifesini de yürüttü. Daha sonra evkâf idâresi ve kâdılık vazîfesi ile Bursa�ya gönderildi. Bursa�da bir müddet hizmet etti. Ancak bâzı sebeplerle Anadolu�dan ayrılıp Mısır�a gitti.
Molla Gürânî Mısır�a vardığında Mısır Sultânı Kayıtbay�dan tam bir kabûl ve pek çok ikrâm hürmet gördü. Bir müddet sonra Fâtih Sultan Mehmed Han Mısır Sultânı Kayıtbay�a Molla Gürânî�yi göndermesini ricâ etti. Kayıtbay Fâtih Sultan Mehmed Hanın bu ricâsını Molla Gürânî�ye bildirerek; �Gitme ben sana onunkinden daha çok ikrâm ve ihtirâm ederim.� dedi. Molla Gürânî; �Evet inanıyorum sizden çok fazla ikrâm gördüm. Ancak benimle onun arasında baba ile oğul arasındaki gibi büyük bir sevgi vardır. Aramızdaki bu hâdise ise bir başka şeydir. Bu sebepten tabiî olarak ona meyledeceğimi bilir. Eğer ona gitmezsem sizin tarafınızdan gönderilmediğimi zanneder ve aranıza düşmanlık girebilir� cevâbını verdi. Bu cevâbı çok beğenen Sultan Kayıtbay kendisine çok para ve yolda lâzım olabilecek eşyâları verip büyük hediyelerle Fâtih Sultan Mehmed Hana gönderdi.
Molla Gürânî İstanbul�a gelince Sultan ona çok hürmet gösterip ikinci defâ Bursa Kâdılığına sonra yeniden Kazaskerliğe tâyin etti. Müderrislik ve eser yazmakla meşgûl olan Molla Gürânî 1480 (H. 885) senesinde Şeyhülislâmlık makâmına getirildi. Fâtih Sultan Mehmed Han ona; maaş hizmetçi ve diğer yardımları yanında pek çok hediye vererek ikrâm ve hürmet gösterdi. Sekiz sene Şeyhülislâmlık yaptı ve hakka adâlete uymakta titizlik göstererek gâyet güzel bir şekilde vazîfesini yerine getirdi.
Fâtih Sultan Mehmed Hana çok nasîhat eder işlerinde yardımcı olurdu. Ona karşı duyduğu samîmi sevgi ve alâka sebebiyle yeri geldikçe tenkit etmekten uyarmaktan çekinmezdi. Hattâ giydiği ve yediği şeylere dikkat etmesinde dâimâ dînin emirlerine uygunluk isterdi. Nasîhatlerini sert sözlerle söylemekten çekinmezdi.
Molla Gürânî; heybetli vakûr sarsılmaz bir ilim haysiyet ve ahlâka sâhipti. Uzun boylu doğru ve açık sözlüydü. Vezirleri adlarıyla çağırır Sultan�ın huzûruna girince yüksek sesle selâm verip müsâfaha yapardı. Dâvet edilmedikçe ve bayram günlerinden başka zamanlarda saraya gitmezdi.
Müderrislikten resmen ayrıldıktan sonra da ilim öğretmeye devâm etti. Pek çok âlim yetiştirdi. Günlerini ders vermek kitap yazmak ve ibâdetle geçirirdi. Çok hayır ve hasenâtta bulundu. Vakıf olarak; dört câmi bir dârülhadîs medresesiyle bir hamam ve binâlar yaptırmıştır.
Molla Gürânî vefât ettiği senenin bahar mevsiminde bir bahçe satın aldı. Kışa kadar o bahçede kaldı. Vezirler haftada bir bu bahçeye ziyâretine gelirlerdi. Kış geldiğinde iyice hâlsizleşti. İstanbul�daki konağına göçtü. O günlerde sabah namazını kıldıktan sonra kendisine bir yatak hazırlanmasını istedi. Yatak hazırlandı. Kuşluk namazını kıldıktan sonra kıbleye dönerek sağ yanı üzerine yattı. O gün kendisinden Kur�ân-ı kerîm ve kırâat ilmini öğrenen hâfızların yanında toplanmasını istedi. Bu arzusu yerine getirildi. Yanına toplanan talebelerine; �Üstünüzde olan hakkımı ödeme zamânı bu gündür. İkindi vaktine kadar benim üzerime Kur�ân-ı kerîm okumaya devâm ediniz ikindiden fazla uzamaz.� dedi. Talebeleri Kur�ân-ı kerîm okumaya başladılar. Durumu öğrenen vezirler de yanına geldi. Bunlar arasında bulunan Dâvûd Paşa Molla Gürânî hazretlerini çok sevdiği için hâlini görünce dayanamayıp ağlamaya başladı. Molla Gürânî bu hâli görünce; �Niye ağlar durursun ey Dâvûd!� dedi. Dâvûd Paşa; �Sizi böyle zayıf görünce kendimi tutamadım� cevâbını verdi. Bunun üzerine; �Ey Dâvûd! Kendi hâline ağla! Ben dünyâda râhat ve huzûr içinde yaşadım. Allahü teâlâdan ümîdim odur ki ömrümün sonunda ve son nefesimde de selâmet üzere olurum� dedi. Sonra vezire dönüp; �Benden Bâyezîd�e (İkinci Bâyezîd Han) selâm söyleyin namazımı bizzât kendisi kıldırsın ve borçlarımı defnimden önce ödesin� dedi. Sonra; �Size vasiyetim olsun! Beni kabrin yanına koyunca ayağımı tutun ve beni kabrin başına çekin sonra kabre koyun� buyurdu. Öğle namazını îmâ ile kıldı. Sonra; �İkindi ezânı ne zaman okunacak?� dedi. İkindi vakti gelince müezzinin ezân okumasını bekledi. Müezzin Allahü ekber diye ezân okumaya başlayınca Molla Gürânî hazretleri; �Lâilâhe illallah...� diyerek vefât etti.
Sultan İkinci Bâyezîd Han namazında bulundu ve borçlarını ödedi. Cenâze namazı çok kalabalık olup İstanbul ahâlisi bu büyük âlimin vefâtına ziyâdesiyle üzüldü. Cenâzesi kabrin başına getirilince vasiyetine rağmen kimse ayağından tutup çekmeye cesâret edemedi. Cenâzesini bir hasırla kabrin yanına çektiler ve kabre indirip defnettiler.
Arapça kaynaklarda Diyâr-ı Rum yâni Anadolu�nun âlimi olarak zikredilen Molla Gürânî kıymetli eserler yazmış olup eserleri şunlardır: 1) Gâyet-ül-Emânî fî Tefsîr-i Seb�il-Mesânî 2) El-Kevser-ül-Cârî alâ Rıyâd-il-Buhârî: Hadîs-i şerîf kitaplarının en kıymetlisi olan Sahîh-i Buhârî�ye yazdığı şerhtir. 3) Keşf-ül-Esrâr an Kırâat-il-Eimmet-il-Ahyâr 4) Şerh-i Cem�ul-Cevâmî�: Usûl-i fıkha dâirdir. 6) Arûz ilmiyle ilgili bir kasîde.

.


elif isimli Üye şimdilik offline konumundadır  




Etiketler
molla gurani biyografi, molla gurani, molla gurani kimdir

Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Molla Gürani Biyografi-Molla Gürani Kimdir?

Molla Gürani Biyografi-Molla Gürani Kimdir? konusu, Biyografiler / Türkiye'den Biyografiler forumunda tartışılıyor.



Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Gün Sazak Biyografi-Gün Sazak Kimdir? elif Türkiye'den Biyografiler 0 30-06-2008 04:45
Abay Biyografi-Abay Kimdir? elif Türkiye'den Biyografiler 0 30-06-2008 04:31
Hamdi Koç Biyografi-Hamdi Koç Kimdir? elif Türkiye'den Biyografiler 0 30-06-2008 01:51
Can Kıraç Biyografi-Can Kıraç Kimdir? elif Türkiye'den Biyografiler 0 27-06-2008 08:42
Ümit Özdağ Biyografi-Ümt Özdağ Kimdir? elif Türkiye'den Biyografiler 0 26-06-2008 01:57

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 06:39 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats