bakimliyiz
Konu etiketleri: nihat genç biyografi, nihat genç kimdir, nihat genç evli mi, nihat genç evlimi, nihat genç biyografisi, nihat genç kim, nihat genç kiminle evli, nihat genc biyografi, nihat genç eşi, nihat genc kimdir, nihat genç evli, nihat genc evli mi, nihat genç kimle evli, nihat gençin eşi, nihat genç in eşi,
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > GENEL KÜLTÜR > Biyografiler > Türkiye'den Biyografiler

Kadın Portalı Kayıt Ol Reklam Verin İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 01-07-2008, 08:06   #1 (permalink)
 
elif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Nihat Genç Biyografi-Nihat Genç Kimdir?





Nihat Genç 1956 yılında Trabzon’da doğdu. 20 yaşında Ankara’ya yerleşti. Sağlık Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı’nda 9 yıl memurluk yaptı. Gençlik yıllarında gazete ve dergilerde teknik eleman olarak çalıştı. Gençlik yıllarından bugüne siyasi dergiler edebi dergiler ve son olarak Leman dergisinde yazmayı sürdürüyor. Bir ara Akşam gazetesinde yazdı. Skyturk isimli televizyon kanalında Serdar Akinan ile program yapmaktadır.

ESERLERİ
•Amerikan Köpekleri (2004)
•Arkası Karanlık Ağaçlar (2001)
•Bu Çağın Soylusu (1991)
•Dün Korkusu (1989)
•Edebiyat Dersleri (2004)
•Hattı Müdaafa (2005)
•İhtiyar Kemancı (2002)
•Karanlığa Okunan Ezanlar (2006)
•Kompile Hikayeler
•Köpekleşmenin Tarihi (199 Nihat Genç Biyografi-Nihat Genç Kimdir?
•Memleket Hikayeleri
•Modern Çağın Canileri (2000)
•Nöbetçi Yazılar (2004)
•Ofli Hoca / Şeriatta Ayıp Yoktur
•Soğuk Sabun


HAKKINDA YAZILANLAR

NİHAT GENÇ: 'Her ideolojinin bir Sevr'i oluştu'
Söyleşen EROL ELMAS
Yarın Dergisi

NİHAT GENÇ 1956 Trabzon doğumlu... Ofli Hoca Şeriatta Ayıp Yoktur(Hikaye) Bu Çağın Soylusu Dün Korkusu Dar Alanda Tufan Soğuk Sabun(Roman) Komik Hikayeler One Man Show Köpekleşmenin Tarihi Modern Çağın Canileri(Deneme) isimli kitapları ve Leman Dergisi’ndeki yazılarıyla tek başına bir ekol bir ordu...Yüreği ve kalemi dışında hiçbir şeyi yok. Sert ve soylu bir kavga veriyor. Selam diyoruz Nihat Genç’e sadece selam..

YARIN-En sonda sorulacak soruyu en baştan soralım. Dergimizi nasıl buldunuz?

NİHAT GENÇ- Genel görünümünü Nazi mimarisine benzettim. Eğlencesi eksik. Her çıkış her iddiayı uzun süre takip ederim. Kimdir bunlar ne yapmak istiyorlar. İşte birazcık umutlandım. Görevlerimden biri bu kim ne yapıyor. İnanılmaz kalleşçe bir medya işgaline karşı bu dergilere normalden daha fazla güveniyor vaha olarak görüyorum. Umut olarak görüyorum.YARIN- En kısa şekliyle Nihat GENÇ kimdir?

NİHAT GENÇ- Yazdım çizdim Nihat diye göründüm.Hala eski bir daktiloyla yazıyorum. Romantik. Nostaljik olduğundan değil. Bir bilgisayar parasını daha denk getiremediğimden. Her ay kırk-elli sayfa kitap yazısı. Gazete yazısı değil kitap yazısı. Hatta edebiyat yazısı. Edebi metin dramatik bir yapı. Çatışma. Hikaye örgüsü.

YARIN- Bir hafta gibi kısa sürede haftalarca sekmeden peş peşe hikayeler yazıyorsunuz?

NİHAT GENÇ- Ben çocukken sahilde yunuslar kovalar hamsiler karaya vururdu. Zibil gibi hamsi. Zibil gibi denirdi. Eline sepet çamaşır leğeni alan sahile koşar doldururdu. Sert siyâsi rüzgarlar esiyor; her taraf hikaye kaynıyor yunuslar hâla kovalıyor. Hangi birine uzansam elim gözüm acıyor. Ancak teknik tarafı daha önemli.Gençken Kemal Tahir’in karısı Fatma İrfan’a mektuplarını okumuştum. İlk eseri Göl İnsanları’nı 27 kez temize çektim diyor. Korktum. Herhalde ben yazar olamam dedim. İlk kitaplarımda öyle yerler var ki otuz kırk kez temize çekildi. Vaktim olsa temize çeke çeke en âlasını yaparım. Vaktim yok; hikaye bitmiyor bobinler dönüyor. Ekmek parası göndermek zorundayım. Nereye kadar gidecek… Bildiğim çok yorgunum.

YARIN- Bu kadar kitabınız çıktı peş peşe baskılar yaptı. Hâlâ param yok mu diyorsunuz karnınız doymuyor mu?

NİHAT GENÇ- Karnımı doyuruyorum kiramı veriyorum. Allah’a şükür edebiyatla karnını doyuran birkaç kişiden biriyim. Ama param hiç yok. İletişim’den dokuz Leman’dan bir kitap. Hepsi beş baskıyı devirdi. Yedi –sekiz baskıya gelenler... Telif paralarını dört eşit takside bölüp yüzelli-ikiyüz milyon gibi parçalar halinde alıyorum. Daha bir milyar gibi bir parayla bütün bütün tanışmadım. Medyada hiç ismim geçmediği halde dört kitabım korsanda. Korsanlar hayat hikayemi bilse bana acır satmazlar. Onların da derdi ekmek parası. Bana yazık oluyor. Ben ideolojik destek almadım medya desteği almadım. Bunu edebiyatın kelimelerin onuru ve soyluluğu için yapmak zorundaydım. Kelimelerden başka kimseye güvenmedim ve sonunda tek başına bir yazar olarak kaldım. Bu çok mutluluk verici bir şey. Devletten tek istediğim kitaplarımı sebilleştirmesin. Ben öldükten sonra değil Türkiye’de dünyada zaten sebilleşecek ama şimdilik ölü değilim. Kahvaltıya kiraya para lâzım.

YARIN- Bu kadar okunmayı nasıl başardınız? Gerçekten; edebiyat dergileri uzun yıllar ambargo koydu. Medya adınızdan hiç söz etmedi ama üniversitelerde Anadolu’da çok okunuyorsunuz.

NİHAT GENÇ- Türkiye son yirmi yılda lâik –şeriat ve Kürt sorununa kilitlendi. Gına geldi. Aynı yılışık isimler ekranda. Aynı üslupsuz seviyesizler aynı şeyleri yazıyor. Bir dallama cenneti medya. Ben bir kenara çekilip bulaşmadım. Otu böceği kavak ağacını ormanları ırmakları yazmaya başladım. Bu tartışmalar başlarken yeni doğmuş çocuklar artık üniversiteye gelmişti ve herkes ülkesini merak ediyordu. Yaşadıkları toprağı öğrenmek. Bu toprağın maddi manevi kaynaklarını süsleyerek; coşarak koşarak anlattım. Tarihçi değilim ama maganizel tarihçilik yapabilirdim yaptım. Tarihi sevdirmeye çalıştım. Ziraatçı botanikçi değilim ama; akasya çınar selvi ağaçları tepemizdeydi merak edip anlattım. Küçük küçük de olsa taşla böcekle ağaçla kültürümüz ve ruhumuz arasında ilişkiler kurmaya çalıştım. İlmihal tartışmaları ya da teorik tartışmalar çok şeyi kotarır kavramlaştırır. Çok ihtiyacımız vardır ama anlamlandırmak için güçlü ve sert coşkun bir edebiyat olmazsa olmazdır. Ben edebiyatı ve kelimelerin gücünü gösterdim. Kelimelerin büyüsü nerelere kadar uzanıyor. Uzandıkları yere kadar gittim. Okuyucuyu da peşimden sürükledim.

YARIN- Nerelere kadar uzanıyor?

NİHAT GENÇ- Mahkemelere ağır cezalara da ulaşıyor. Ancak Yunus gibi yerlere de… Whitman gibi Vergilius gibi kırlara bayırlara. Dosto gibi çatışma halinde kaynaşan çağlaşan insan ruhlarına. Şunu söylemek istiyorum; değişen ülke sokak değil.Teknik değişimler kolaydır. İşte Japonlar fabrikalarını gelir açar. Yüz kanal izlersin. İnsan ruhundaki değerlerindeki sarsıntıların maliyeti ise; hem yüzlerce yıl sürer hem de yazarın görevi önce budur. Sert değişimler karşısında bir tarih bir kültür tamamen kökünden değişiyor. Milyon çağlardır alet yapmaya düşünmeye çalışan insanoğlunun en temel güdüleri değişmekte. İnsanoğlunun en sert mutasyonu son iki yüzyıldadır. Son iki yüzyıl. sanki başka bir tür insan indi gezegenimize. Hayal kurması çalışması korkuları şehir âdetleri her şey kökünden değişiyor. Artık bambaşka bir gelenekten bambaşka bir tarihten söz etmeye başladık. Akşam değişti ikindi değişti. Tanrı tasavvuru değişti. Gece değişti.

YARIN- Bu büyük değişim nereye kadar sürecek?

NİHAT GENÇ- İşte anti depresyon hapları prozaclar. İnsanı her an dinlenmiş rahat ve güler yüzlü yapan haplar veriyor. Yani; beynin ahlâkla siyâsetle vicdan azabıyla doğru söylemek doğru yaşamakla derdi ortadan kalkıyor. Diyelim Cavit Çağlar gibi yüzlerce insan. Hiç sıkılmıyor çünkü hap kullanıyor mutlu oluyorlar. Tarih boyu hırsızların yalancıların nedamet getireceği kan tutacağını bekledik durduk. Artık haplar kurtardı onları. Başka tür insanla karşı karşıyayız. Kimse hayattan özür dilemek insanlardan sorumlu olmak kimse tabiattan hatta kendinden sorumlu olmak istemiyor. Her şey beyin dünyasının hapla düzenlenmesi şeklinde gelişiyor. Artık kendi yok Tanrı yok ahlâk yok Tanrı’ya ihtiyacı yok. Tanrı’nın cennet-cehennemine ateist olduğu için değil; Tanrı’yla hiç yüzleşecek durumu olmadığı için inanmıyor. Ya da inanıyor ama öyle haplaşmış beyinle; yeni bir dünya başlıyor yeni bir tarih.

YARIN- Daha yakın daha reel sorunlara inelim. Kendinizi siyâsi olarak; sağda mı solda mı görüyorsunuz? Ya da hâla bu kavramların bir önemi kaldı mı?

NİHAT GENÇ- Büyük değişim her şeyi sil baştan yapıyor. Ya da yok ediyor. Karşısına geçip “dur bir saniye” diyorsunuz. “Kardeşim beni bir dinler misiniz?”diyorsunuz. Sürüklenen almış başını giden sele kapılmış hayatlara panikle ancak bu kadarını yapabiliyoruz. “Bir saniye dur be kardeşim bir dinle…” İşte bu bir saniyeyi eleştirel kullanmak istiyorsun. Bu aslında hayata hazırlanmış bir istek değil. Bu sadece kendi şaşkınlığınızı aşma çabası. Şaşırdığım için can havliyle “dur yahu bir saniye”… Ve olup bitene eleştirel dünden bugünden geldik. Nereye gidiyoruz?...dan sorular yöneltiyorum. Eleştirel sorular. Tabii eleştirel olmak solcu olmak anlamına gelmez. Ama solcu olmanın spekülatif rahatlığı vardır. Ona buna laf yetiştirmekte daha özgür kılar seni. Hızla alt-üst olan bir toplumda bir tarafa geçmek zaten şaşkınlığın ifadesidir. Her şeye acil karar veriyorsun. Bilinçle düşünceden geçmiş kararlar değil. Ama bakıyorsunuz ki; altta kalanların canı çıkıyor. İşkenceye uğruyor sahipleri hiç yok avukatları hiç yok tamamen kimsesizler. Üstlerinden vahşi kapitalistler dozerlerle geçiyor. Hemen atılıyor “yapmayın kardeşim! Bir saniye acıyın bu insanlara; hayat böyle olmamalı” diye bağırıyorsun. Bu ani “bir saniyeler” solculuk mu? Son iki yüzyılda öğrendiğimiz solculuk değil. Çünkü; teoriden sınıftan emperyalizm teorilerinden süzülmüş bir tepki değil. Etten kemikten bir insan olarak dayanamayıp verdiğimiz duygusal bir tepki. Ben sol düşünce tekniğinden gelmiş biri değilim. Etten kemikten bir insan olarak kendi duygularımla şu “bir saniyelerle” bir yere düştüm. Bu bir saniyelerimle bir yığın düşünce birikti. Belki; konvansiyonel solcularla aynı kapıya çıkar sonuçta diyeceksiniz. Aynı kapıya çıkıyor “evet” ama aynı partilere çıkmıyor. Bu yüzden sol partilerin tarihten gelenekten değil şimdi ki tepkilerden yeniden kurulması lâzım. Zangır zangır acılardan yeni partiler…

YARIN- Gelenekten gelen partilerle derin bir derdiniz mi var?

NİHAT GENÇ- Evet… Taşları yerine koyamıyorlar. ‘Artık değer’ kadar hatta ondan da sert anti-depresyon prozac toplumun içine düştük. Evet; ortak yanımız altta kalanın yanındayız. Ama; biz neden yan yana gelemiyoruz? Yan yana gelemeyişimizin sebebi kişisel ve partisel dedikodulardır. Bu kadar kişiselleşmiş partilerle gençlik bu karmaşıklığı çözümleyemez. Aksine; dünyadan uzaklaştırıp bir düşünce tembelliği bir kavanoz içi dünya rahatlığı veriyor onlara.

YARIN- Türkiye neden kendini tüketen ve giderek kendisi de tüketilen bir ülke haline geldi? Bunun ideolojik hareketlerin geri çekilmesiyle bir ilgisi var mı?

NİHAT GENÇ- İnsan terbiyesiyle ilgili. İdeolojik hareketler kendi görüşleriyle ilgili bir âhlak ilan etti. Bu âhlak; insanı tabiatı Tanrı’yı kuşatan âhlaktı. Çok değerli vazgeçilmezdi. Ama nihayetinde ideolojik bir zarf içindeydi. İdeoloji iktidar hevesi yüzünden kendi âhlakını tartışmaya açmadı. Hiç açmıyor. Meselâ; sağ ideolojiler. Özellikle İslâmcılar holdingleşen Enver Örenler’e tek laf etmedi. Sonunda koca Türkiye rezaletiyle başlarına düştü; hepsi kepaze oldu. Acilen sınıfsız yurtsuz âhlakı bulmak zorundayız ideoloji dışı. Bağımsız ve eleştiren; sorumlu toprağı seven öğrenmek isteyen âhlaklı insanlara ihtiyacımız var. İdeolojilerin âhlakı çok yara aldı. Almanya yenilince Osmanlı’nın da yenilmesi gibi. Bizim âhlakımız yenilmiş gibi davranmaya başladı. Liberaller vahşi kapitalistler. Bu komik. İnsan tabiat evren tanrı hepsi burada. Hâla iç içe yaşıyoruz. Hepsine karşı ruhlarımıza çeki düzen vermeliyiz.

YARIN- Anadolu topraklarında ilahlar neden hep kurban istiyor? Bu topraklarda ölüm arzusunun yaşam arzusuna galebe çalmasını nasıl anlamalıyız?

NİHAT GENÇ- Anadolu toprakları üzerine konuşmak çok zor. Diyelim 9. 10. ve 11. asırlarda çok coşkulu insan kültürü vardı. At üstünde durmaksızın koşan esrar içen dua eden dans ederek zikir eden kendinden geçmiş insanlar. Şehirleri koruyup haraç alan bu insanlar üç kıtaya saldırdı. 14. 15. ve 16. asırlarda yani Osmanlı-İstanbul iktidarını kurunca Anadolu’da isyan kültürü hakim oldu. Önce Alevi Baba İshak İsyanları peşinden Celaliler. 17. yüzyıldan sonra Anadolu’ya hakim insan tarzı; bastırılmış sessiz yoksul açlıktan ve sefaletten ölen çaresiz insanlar. Oysa; 17. yüzyıldan sonra İstanbul’a bir yönüyle dingin sâkin mutlu refah ve âsude insanlar hâkim oldu. Diğer yönüyle; bu sefil Anadolu’dan alttan gelenlerin karıştırdıkları kazanlar. Bence; Anadolu yüzyıllardır İstanbul’dan iktidar istiyor. Bugün İstanbul iktidarı dört-beş holdingdir. Yüzyıllardır bu sistem değişmedi. İç savaştan çıkardığı dersleriyle en azından modernizmin TV görüntüsüyle Anadolu artık kolay kolay bir kan kardeş kavgasına giremez. Yakın tarihteki kan davalarının sebebi; kapalı kasabaların ve kapalı cemaatlerin gençliği hızla tedrisata ve etki altına alabilme başarılarıydı. Ve gençliği ikna edecek tarihsel bir çarpıklık ortadaydı… Bu tarihsel geri kalmışlık giderilmese de 16 17 ve 18 yaşındaki çocukları kandırmak güçleşiyor.

YARIN- Türkiye’nin soğuk savaşında kurbanların karabudun olmasının diyalektiği nedir? Ak budun yaşam arzusu kara budun ise düğüne gider gibi ölüme gitmek mi?

NİHAT GENÇ- Karabudun; diyelim asırlar boyu isyan etti ayaklandı. Ya da Osmanlı iktidarına asker verdi. Karabudun kalabalıktı gençti öfkeliydi atları ve okları vardı. Ama son iki yüzyıldır; atların ve okların yerine yazarları matbuat geçmeliydi olmadı. Karabudun bir nevi intikam alır gibi çakallaştı. Ağanın beyin köpeği mafyanın tetikçisi oldu. İktidarların bekçisi oldu. İdeolojik hareketlerin kitlesi oldu. Karabudun yüzyıllardır sahipsizliğe dayanamadı. Bu halkın bozulması demek. Artık kaynaşan kıvıllaşan can havliyle ona buna saldıran kalabalıktan söz edebiliriz. Haklı demek çok zor. Sağ iktidar elli yıldır karabudunla ayakta; onu cahil tutarak. Artık karabudun demiyoruz “çakal kültürü” diyelim. Yine fedakar sadık ama hepsi geçimini sağlamak için artık ağanın beyin eşkıyalığını yapıyor. Hatta en acı şey karabudunun kendi yetiştirdiği evlâtları yazarları; ağaya paşaya kapıkulu olmuş durumda.

YARIN- Türkiye hangi koşullarda barışa ve esenliğe ulaşabilir?

NİHAT GENÇ- Etrafı ve içimizdekileri çok uzun süre daha düşman hain ilân etmeye devam edeceğiz. Nerdeyse her ideolojinin kendine has bir “Sevr” haritası oluştu. Bir konferansa giderken “özür dilerim kendi Sevr haritamı göstermeyi unuttum.” deyip espri yaptım. Sevr haritası göstermeden hiç kimse konuşamıyor. Türkiye Sevr haritası göstererek ayakta duruyor. Ama mutluluk diye bir şey hâla var. Bunun yolu askerî ikna etmek. Askerîn yüzyıllık hastalıklarını ve saplantılarını tedavi etmek. Meselâ; asker cumhuriyete ve Anadolu’nun bütünlüğüne zeval gelmeyeceğini bizleri açık yüreklilikle tanıyıp inanabilmeli. Askere; onlardan daha sert bir özlemle bu toprağın bekçisi bizler olduğunu anlatabilmeliyiz. Biz anlatamayınca TÜSİAD anlatıyor ve her darbe sonrası Türkiye pastalarını TÜSİAD yiyor.

O halde? Biz ne istiyoruz; gelir dağılımı sosyal sigortalar bireyin gelişimi… Bunlara inandıralım askerî. Cumhuriyete zeval gelmeyecek. Bize güvenin. Elimizden iktidarı her sefer asker alıyor. Yine gidip sağ iktidarlara TÜSİAD’a teslim ediyor. Asker bizden öyle korkuyor ki; gidiyor milyar dolarları dünyanın en büyük silahlarına yatırıyor. Bizim kuşak askere düşman büyüdü. Askerle aramızda bitmeyen bir nefret bitmeyen bir sürtüşme var. TÜSİAD bunun farkında… İçimizde askere nefret beslemeyen kalmadı. Bu nefreti hızla dargınlık ve küslük düzeyine çıkarmalıyız. Bizim kuşak ancak; düşmanlık ve nefreti dargınlığa dönüştürme gayretiyle önümüzdeki kuşakları askerle konuşabilir bir seviyeye getirebilir. TÜSİAD’ın korkusu bu medyanın korkusu bu; bizim kuşak askerle konuşup halkın yanına askeri alabilir mi? Bu yüzden TÜSİAD yalakalıkla askerîn Türkiye’nin değirmenini döndürdü. Bizim acil sıkıntımız politika yapamayışımız yani; yalakalık yapamayız. Onur gibi gurur gibi hastalıklarımız var. Ülke sevgimizi halk sevgimizi; onurla gururla ve hiç yalan söylemeden anlatarak îkna edebilmeliyiz.

YARIN- Türk edebiyatı neden özgünlükten yoksun kaldı? Evrensel eserler yaratamamanın edebi bir anlamı da var mı?

NİHAT GENÇ- Evrensel eserler evrende de yaratılamıyor. Edebi bir anlamı var şüphesiz. Medya dili konuşma dili çeviri dili eserlere hâkim olmaya başladı. Oysa; güçlü eserler ortaya koyabilmek için kültürün içinde gizlenmiş derin dil yapılarına uzanmamız gerekiyor. Böyle olduğunda da çeviri imkânsızlaşıyor. Sadece çok satmak çevrilmek isteyen uyanıklar yazarlık yapıyor. Şöyle de söyleyebiliriz; artık dünyada dünya çapında eserler evrenselleşmeyecek. Çünkü; o kültürün orijinal eseri olacak. O kültür dilinin özel şahikâsı. Sorunuzun ilk bölümüne gelince. Türk edebiyatından söz etmek gittikçe imkânsızlaşıyor. Holding edebiyatı başladı bile.

Holdingler kendi yazar sözlüğünü kendi edebiyat tarihini çoktan yazmaya başladı. Özgünlük kelimesini sevmem kullanmam ama şöyle diyebiliriz. Bağımsız yazar yetiştirme kapasitemiz ölmüş durumda. Bu edebiyat zaten çok zor bir zanaat. Şimdi ölüyor. Sebebi: bağımsız dik kafalı yazara kimse tahammül edemiyor. Edilmeyince edebiyat kurulmaz. Dandik; çevre feminizm eşcinsellik. Beyoğlu’nu kurtaralım mevzularının suyunun suyundan binlerce işe yaramaz tartışma roman edebiyat çıkmaz buradan.

YARIN- Nihat GENÇ neden karamsar? Bu karamsarlık bu ülkede umudun tükenmesi mi? Bugün bir yazınızda anlattığınız Medine Müdafaası koşullarından daha beter bir durumda mıyız? Eğer değilse hâla bir yol var mı?

NİHAT GENÇ- Hâlâ sabah oluyorsa umut var demektir. Nihat GENÇ hiç karamsar değil.Yanlış okunuyor olmalıyım. Eleştirel kültürü karamsar diye okumak hatadır. Üstelik ben; naracı bir edebiyat yapıyorum eyvallahı olmayan bir edebiyata çalışıyorum. Demek ki; kelimelerime ve kendime güveniyorum. Bu umutsuzluk değil;aksine coşkuyla kılıç sallama nal seslerinin coşkusudur. Meselâ; derginiz bir umuttur.Burada onlarca zeki genç adam tanıdım. Her biri çok değerli bir yol haritası koymuş önüne. Ben kendime güvenimi inşa için yazar olmadım. Başkalarına güvenimi tazelemek için başkalarına güveni inşa için; başkalarının filozofisini yapmaya çalışıyorum. Çünkü hepimiz netameli ideolojilerden geliyoruz. Birbirimize fazlasıyla eğlenip dalga geçtik. Hızla ideoloji dışını güçlendirelim. O’cu Bu’cu değiliz; bizi sakatlayan şey bizim güvenimizi sarsmaktı. Yüzelli yıllık Batı’cılık macerasından hepimiz büyük sakatlıklarla çıktık. Ülkemizin üstünde devasa büyüklükte bir siyasî ekonomik travma duruyor. Acilen toprağımıza kendimize bölüşümümüze ve kardeşliğimize itimadı yeniden sağlamalıyız…

__________________
Kaçtım şehir şehir çok uzaklara
Boşuna gurbet acısı tattım.
Oyalandım durdum seni unutmak için
Kendimi boşuna aldattım....

elif isimli Üye şimdilik offline konumundadır  




Etiketler
nihat genc biyografi, nihat genc, nihat genc kimdir

Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Nihat Genç Biyografi-Nihat Genç Kimdir?

Nihat Genç Biyografi-Nihat Genç Kimdir? konusu, Biyografiler / Türkiye'den Biyografiler forumunda tartışılıyor.



Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Arif Nihat Asya Biyografi-Arif Nihat Asya Kimdir? elif Türkiye'den Biyografiler 0 30-06-2008 10:07
Nihat Malkoç Biyografi-Nihat Malkoç Kimdir? elif Türkiye'den Biyografiler 0 30-06-2008 02:38
Nihat Behram Biyografi-Nihat Behram Kimdir? elif Türkiye'den Biyografiler 0 29-06-2008 11:49
Nihat Sami Banarlı Biyografi-Nihat Sami Banarlı Kimdir? elif Türkiye'den Biyografiler 0 29-06-2008 11:48
Nihat Erim Biyografi-Nihat Erim Kimdir? elif Türkiye'den Biyografiler 0 26-06-2008 12:33

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:33 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats