bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > MÜZİK DÜNYASI > Türküler > Türkü Hikayeleri

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 26-02-2009, 11:51   #1 (permalink)
 
Bkmlyz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart İnsan Kısım Kısım Türküsünün Hikayesi

İnsan Kısım Kısım Türküsünün Hikayesi

Derleyen: Şarkışlalı Aşık Hüseyin
Ne haldayım ala gözün süzenler
Ne olur suna boylum gör beni beni
Eşinden ayrılıp yaslı gezenler
Her sabah her akşam der beni beni


Der ya! İnsan eşinden ayırılır da "vay beni beni" diye yakınmaz mı? Döğünüp yakınmakla kalmaz insan az buçuk şairliği âşıklığı varsa; saza söze döker içini. Tıpkı Hüseyin gibi. Hüseyin garip bir köy çocuğu. Sivas köylerinden birinde doğmuş. Askere gidene dek hiç ayrılmamış köyünden. Ne zamanki askerliğini yapmış dönmüş köye anası çekmiş dizinin dibine. "Bak oğul gayrı zamanıdır; seni everelim. Tez zamanda torun ver bana. Evimiz şenlensin" demiş. Ana sözü ata sözü. Ne desin Hüseyin. Bulmuş dengince birini evermiş Hüseyin´i. İyi ama geçim zor. Tarla takım hak getire. Şu kapı senin bu kapı benim. Irgatlık tutmaklık karın doyurmuyor ki. Üç günlük yiyecek çıkıyor sonrası yok. Birgün anasına "Bak ana ikiydik üç olduk. Yakında dört olacağız. Bu geçim geçim değil birşeyler yapmak gerek. Ben gurbete çıkıp iş tutmak istiyorum. Üç-Beş kuruş biriktirir de bir kaç dönüm tarla edinirsek bir güvenimiz olur. Eker biçer geçinir gideriz". Anası "hık-mık" etmiş ilkin bakmış ki Hüseyin kafasına takmış bir kere. "Yolun açık olsun oğul. Sağlıkla git sağlıkla gel" demiş. Hüseyin anasıyla karısıyla vedalaşıp tutmuş gurbetin yolunu. Şurası senin burası benim derken varıp İstanbul´a ulaşmış. Ulaşmış ya ha deyince iş bulamamış. Ekmek aslanın ağzında. Sokaklar işsiz dolu. Bir hemşehrisinin kaldığı hana yerleşmiş Hüseyin. Handakilerin çoğu gurbetçi. Çoğu da işsiz. Hazırdan yiyorlar. İlkin ufak tefek günlük işler bulmuş Hüseyin. Boğaz tokluğuna çalışıyor nerdeyse. Elinde avucunda birşey kalmıyor. Bir dolu iş değiştirdikten sonra bir fabrikaya girmiş işçi olarak bir gün beş gün bir ay beş ay. Değişen birşey yok. Hüseyin üç kuruş biriktirip bir yana atmaktan öte geçim sıkıntısına düşmüş bir de. Sıla özlemi bir yandan; geçim derdi bir yandan. Bir de yalnızlık sarmış ki duygularını. Eh!.. Milyonluk bir kent; bir tek de Hüseyin. Yollar sokaklar insen seli. İnsanlar şen insanlar şakrak. Bir tek Hüseyin garip. Boynu bükük Hüseyin arada bir mektup yazıyor köyüne. Bir iki satır da onlardan geliyor. Ama yetmiyor ki! Geçim bir yandan sıla özlemi bir yandan. Bir de on dönümlük tarla var ki gönlünde. Şöyle güzelinden sulusundan. Taşı eksen bitirir cinsinden. Sözün özü karma karışık Hüseyin´in kafası. Bir dalıyor. Kayboluyor. Gidiyor köyüne. Elleri dolu dolu. Anası karısı hısım akrabası bir güzel karşılıyor. Sarmaş dolaş. Giysilik kumaşlar pabuçlar urbalar. Tarlalardan tarla beğeniyor. On dönüm. Ama tarla! Taşı eksen bitirir cinsinden. Kolları sıvıyor. Bir ekin ekiyor. Bir ekin ki o yörede görülmemiş. Boy dersen insan kaybolur içinde. Başaklar koca koca. Bir gür bir iştahlı ki gören maşallah demeden geçmiyor. Çok yoruluyor Hüseyin. Ter alnından şıpır şıpır damlıyor. Ama olsun. Emek olmadan yemek olmazmış. Böyle demiş atalarımız. Olsun! Ter olsun. Ter iyidir. Ter malı haller "Ter.. Ter" diye inlerken Hüseyin bir eli de otomatik dokuma aracının kolunda bir ileri bir geri gidip gelmektedir. Birden öylesine "ter" diye bağırır ki yanından bir el uzanır Hüseyin´in omuzuna. " Ne o Hüseyin gardaş hasta mısın? Kendi kendine konuşup duruyorsun. Hem hiç bu kadar terlemezdin çalışırken. Bir şeyin mi var?"

Hüseyin ayıkır birden "Şey birşeyim yok be bacı. Memleketi düşünüyordum da." Gün o gün!. saat o saat. Artık Hüseyin de bir dost edinmiştir. Milyonluk kentte yalnız değildir artık. Derdini anlatacağı yardım anlayış göreceği bir dostu olmuştur. Hüseyin´in de. Bir dost ki tertemiz. İyi. Doğru. Çalışkan. Bir dost ki sıcaklık veriyor insana. Yanında huzurlu oluyor insan. Leb demeden leblebiyi anlayıp elini uzatıyor Hüseyin´e. Gün günü ay ayı eskitiyor. Geçen her günle dostlukları daha da pekişiyor Hüseyin´le komşu makinada çalışan işçi kadının. Dostluk öylesine gelişiyor ki gün geliyor Hüseyin onsuz; o Hüseyin´siz olamayacağını anlıyor. Uzun sözün kısası evleniyorlar. İyi ama Hüseyin evli zaten. Köyünde bekleyeni var. Ama gönül ferman dinler mi? Kimbilir gönül mü ferman dinlemedi yoksa Hüseyin aradığını bulduğu için mi başka şeyi düşünemedi orası kayıp? Bir de şu var ki köyünde evlenirken hiçbir tercihi olmamıştı Hüseyin´in. Yani "şu kız mı bu kız mı" denmemişti. "Dengi dengine" demişti anası o kadar. Hiç tanımadığı huyunu suyunu bilmediği biriyle evlendirilmişti Hüseyin. Bütün bunları bir yana itmiş miydi? Anasından köyünden kopmuş muydu Hüseyin?. İşte orasını bilmiyoruz işin. Eğer köyünden anasından karısından kopsa öyküsünü sunduğumuz türkü olmayacaktı bugün. Anasını karısını köyünü birbir anlatmış Hüseyin Suna´ya. Suna da hiç birine olmaz dememiş. "Senin köyün benim köyüm. Senin anan benim anam sayılır. Karınla da bacı kardeş gibi geçinip gideriz. Köyün şartları dersen seninle olduktan sonra her güçlüğü yenerim ben" der. Eee devir de eski devir. Arkadaş sen resmen evlisin. Bir daha evlenemezsin. Yasaktır diyen yok. Sırt sırta bir süre daha çalışıp köye dönmüşler. Dönmüşler ya Suna İstanbul kızı. Ne de olsa konuşması giyinişi davranışı değişik. Kendisi iyi hoş! Öyle kendini beğenmiş cinsinden değil. Zaten öyle olsa kalkar alıştığı çevreyi bırakıp köyün şartlarına razı olur muydu? Olurdu ya da olmazdı! Sorun o değil. Asıl sorun kentte doğmuş büyümüş kızın köy şartlarına tez zamanda uyamaması. Almış ortalığı bir dedikodu: "Hüseyin"in İstanbul´lu avradı çarşaf giymiyor. Hüseyin´in avradı ite köpek diyor. Hüseyin´in avradı aşağı Hüseyin´in avradı yukarı. Bir iki olsa neyse ne! Gün yok ki yeni bir dedikodu gelmesin Hüseyin´in kulağına. Doluya koymuş almamış boşa koymuş dolmamış. İnsan çeşittir demiş. Kısım kısımdır demiş. Her insan doğduğu büyüdüğü yerin şartıyla oluşur demiş. Ama dinleyen kim? Her önüne gelen veryansın ediyor Hüseyin´in İstanbul´lu karısına. Hüseyin´se duygulu bir insan. Sanatçı yanı da var biraz. Sazı dinlenir sözü sohbeti yerinde. Ama ne etmişse alamamış dedikoduların önünü. Uykuları kaçar olmuş. Hayal meyal düşlerle uyanır olmuş. Uyanmak için uyumak gerek. Uyuyamıyor ki Hüseyin. Giriyor yatağa çıkıyor yataktan. Kirpik kirpiğe değmiyor. Hayal mi düş mü karmakanşık duygular içinde. "Bu böyle sürüp gidemez birşeyler yapmak gerek" diyor ve kararını veriyor. "Haydi İstanbul´a gidiyoruk. Ananı babanı göresmişsindir. Aylar geçti görmedin onları" diyor Suna´ya. Suna itiraz edecek oluyor. "Değmez o yolu çekmeye. Hele yaz olsun. Gidip gelmesi kolay olur" diyorsa da Hüseyin kararlı. Artık bu huzursuzluğa bir son verecek. Kalkıp düşüyorlar yola. İlçeye gelip biniyorlar trene. İkinci istasyona geldiklerinde Hüseyin´in bir elinde sazı bir elinde su testisi iniyor aşağı. Su doldurup geleceğini söylüyor. İniş o iniş. İki dakika. Üç dakika geçiyor Hüseyin yok. Tren usul usul hareket ediyor yine ortalıkta yok. Suna bir bekliyor iki bekliyor sarkıyor pencereden çevreyi gözetliyor Hüseyin yok. Arka kapılardan binmiştir deyip oturuyor yerine. Aşağıda Hüseyin trenin hareketiyle çıkıyor gizlendiği yerden. Alıyor sazını eline. Oturuyor bir taşın üstüne. Vuruyor tellerine sazın. Vuruyor ki kızgın öfkeli özlemli. Yalvarıyor mu bir şeylere baş mı kaldırıyor orası kayıp!

İnsan kısım kısım yer damar damar
Kaşlann lamelif gözlerin kamer
İnce bel üstüne olayım kemer
Yakışır güzelim gör beni beni

Hüseyin der İstanbul´a gideyim
Değmen bana bu dertten öleyim
Güzelim kapına köle olayım
Müşteri bulursan ver beni beni

Ve avuçlayıp yüreğini koyuyor ortaya. Köle olup satılmaya razı. Ama ayrılmak gelmiyor içinden Hüseyin´in. Ayrılmak gelmiyor ya Suna´yı trene bindirip İstanbul´a gönderen de kendisi. Oturup ağıdını yapan da. Ne diyelim. Diyeceğimiz şu; kara tren almış götürmüş Suna´yı İstanbul´a. Hüseyin de dönmüş köyüne. Dönmüş köyüne ama hali hal değil Hüseyin´in. İçine kapanmış. kimseyle konuşmuyor. Eski neşesi bitmiş Hüseyin´in. Bir tek dostu bağlaması. Çekiyor döşüne çalıyor söylüyor. O kadar. Günde özlem dolu sevgi dolu bir kucak türkü kalıyor Hüseyin´in günden de eriyip akıyor. Rengi soluyor. Benzi atıyor. Çok geçmeden de genç yaşta göçüp gidiyor dünyadan. Ardında tümü de özlem dolu sevgi dolu bir kucak türkü kalıyor Hüseyin´in.


Alıntı.


Bkmlyz isimli Üye şimdilik offline konumundadır  





Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


İnsan Kısım Kısım Türküsünün Hikayesi

İnsan Kısım Kısım Türküsünün Hikayesi konusu, Türküler / Türkü Hikayeleri forumunda tartışılıyor.


Konu etiketleri: kara tren türküsünün hikayesi, kara tren türküsünün hikayesi vikipedi, zahidem türküsünün hikayesi, kara tren türkü hikayesi, kara tren türküsünün hikayesi uzun, insan kısım kısım yer damar damar sözleri türküsünün ortaya çıkışı, kara tren türküsünün yöresi neresidir, kara tren sözleri ve öyküsü, kara tren türküsünün yazarı, trenle işcili damar sozler,

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Hekimoğlu Türküsünün Hikayesi CooLKadin Türkü Hikayeleri 8 08-03-2017 10:13
Zahidem Türküsünün Hikayesi CooLKadin Türkü Hikayeleri 1 16-09-2012 01:37
Yörük Ali Türküsünün Hikayesi Bkmlyz Türkü Hikayeleri 0 26-02-2009 11:35
Bir Ataş Ver Türküsünün Hikayesi Bkmlyz Türkü Hikayeleri 0 26-02-2009 11:31
Sunam Türküsünün Hikayesi Bkmlyz Türkü Hikayeleri 0 26-02-2009 11:24

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 01:51 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats