bakimliyiz
Sponsor Reklamlar
Geri git   Bakimliyiz.Com > MÜZİK DÜNYASI > Türküler > Türkü Hikayeleri

Kadın Portalı Kayıt Ol İletişim Forumları Okundu Kabul Et
Alt 27-02-2009, 11:06   #1 (permalink)
 
Bkmlyz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Kara Koyun Türküsünün Hikayesi

Kara Koyun Türküsünün Hikayesi

Sürüden ayrılma karakoyunum
Sulağa sarılma karakoyunum
Gördünse darılma karakoyunum
Kanlım olma karakoyun dön geri!

Karakoyun da karakoyun. Kanlı canlı. Atik. Ama kindar. Çobana kin tutmuş bir kez. Derler ki karakoyun gözünü çobanın kucağında açmış. Kuzuluğu çobanın kollarında geçmiş. Onun sevgisiyle şımarmış onun azarlarıyla üzülmüş. Günlerden bir gün de çobanı ağasının kızı Gülhanım ile öpüşürken görmüş. Kinlenmiş. Kin o kin. Sürüp gelmiş. Gelmiş de çobanın ölüm kalım gününe dayanmış.

Olay çok eski. Yozgat'lılar "Bizde geçti" Çukurovalılar "Bizde geçti" der. Nevşehir'in Akpınar'lıları da kendi yörelerinde geçtiğini söyler olayın. Önemli mi? Önemli olan olayın halkın diline dolanıp ilden ile dilden dile dolaşıp günümüze dek gelmiş olması. Bir de şu var ki; bu türkü ötekilerden farklı olarak yalnızca kavalla çalınıp söyleniyor. Ağzı dili kaval oluyor bu türkünün. Biz diyelim Ahmet siz deyin Mehmet. Adı önemli değil. Çoban kendisi. Günlerden bir gün bir Türkmen obasına gelip iş istemiş. Oba Beyi durumuna bakmış temiz yüzlü dürüst bir insan: Yanına alıp sürüyü teslim etmiş. Çoban da yakışıklı. Genç. Boypos yerinde. İşi gücü koyunlar. Sabahın erinde dağ yolunu tutuyor akşamın geç vaktine kadar şu yamaç senin bu yamaç benim dolaşıp duruyor. Koyunlarının sağlığıyla seviniyor onların hastalığıyla üzülüyor. Bir koyunun tırnağına taş batsa uykusu haram oluyor. Sabaha dek kırk kere kalkıp bakıyor kırk türlü ilaç sürüyor yaraya iyi olana dek omuzunda getirip ***ürüyor koyunu. Avucunda ot yedirip külahında su içiriyor. Ha! Bir de şu var çok iyi kaval çalıyor çoban. Zaman zaman diğer çobanlarla düzenlenen yarışmalarda hep birinci oluyor. Kavalıyla yürütüyor koyunları kavalıyla durduruyor.

Çoban bu! Kavalı da ortada. Bir de Oba Beyi'nin kızı var. Adına Gülhanım derler. Diğer çobanlar bir övgülüyor bir övgülüyor ki Gülhanım'ı; çobanın içini bir ateş yakıyor. Daha tanımıyor oysa. Görmüşlüğü de yok. Şundan ki kendisi çok erken alıyor koyunları ağıldan çok geç dönüyor. El ayak çekilmiş oluyor o zamana dek. Ama gün gün de büyüyor içinde Gülhanım. Günlerden bir gün akşam karanlığı basmadan dönüyor obaya. Yanında diğer çobanlar da var. Ağır ağır sürüyü indiriyorlar ağıla. Tam çeşmenin yanından geçerken bir fısıltı tutuyor çobanları. İşaretle Gülhanım'ı gösteriyorlar. Çoban başını çevirip bir bakıyor ki ne görsün. Ay parçası gibi bir kız. Kırmızı basma fistan. Uzuna yakın boy. Saçları da dizinde. Parlak ela gözler. Başında bir sıra altın dizili. Çoban ufaktan kavala sarılıyor Gülhanım'ı görünce. Bir başlıyor üflemeye ki Gülhanım sesin geldiği yana başını çevirmeden geçemiyor. Gün o gün; saat o saat! İçinden bir şeyler kaynayıp akıyor ikisinin de. Diyeceksiniz biri ağanın kızı biri çoban. Ama gönül ferman dinler mi? Göz görüp gönül sevmeye görsün bir kez.

Günler günleri aylar ayları eskitiyor. Oba koşullarında görüşüp gönüllerini hoşediyorlar. En güzeli de çobanın akşam sürüyü ağıla getirmesi. Kavalıyla her demek istediğini iletiyor Gülhanım'a çoban. Artık öylesine tanıyor çobanın kavalını Gülhanım çok uzaklardan bile kavalla dediklerini bir bir anlıyor. Diyelim çoban sürüyü tepeden bayıra indiriyor kavalına da üflüyor bir yandan. Elin diliyle dediklerini o kavalıyla söylüyor. Aslında söyleyenden çok dinleyende keramet Dinleyen de öylesine alışmış ki kavalın sesine şıp diye anlıyor kavalın dilini.

Günler böyle geçip gidiyor. Hani çıkıp Oba Beyi'ne "Böyleyken böyle. Gülhanım'ı Allah'ın emriyle bana ver" dese güler adam. "Ben ki koskoca Karakeçili Aşireti'nin beyiyim kızımı çobana verecem. Güler elin adamı be!" demez mi? Der elbette. Devir eski devir. Değer ölçüleri böyle. Zenginin kızı zengine çobanın kızı çobana. Yani ki "Bu iki genç birbirine yakışıyor. Parası malı mülkü de önemli" değil denmez. Çoban da bunlan bildiği için gidemez kızın babasına. Bir gün beş gün derken günler geçip gider. Gizli gizli bakışırlar. O kadar!

Bir akşam üstü çoban koyunları sağılımdan alıp gece yayılımına çıkarır. Yayılım yeri de çok uzak değildir köye. Bir yandan koyunları yayar bir yandan veryansın eder kavala. Gülhanım da yatağının içinde bir o yana döner bir bu yana. Çobanın kavalıyla anlattıklarını dinler. Derken ses kesiliverir birden. Gülhanım daha bir kulak kabartır. Daha dikkatli dinler. Iıh. Ses yok Herhalde uykuya daldı der keser umudunu yatar yatağa. Ama kulağı yine kaval sesindedir. Çoban derseniz sürüyü otlağa yayıp yan gelmiştir bir kayanın dibine. Keyfince Gülhanım'a çalıp söylüyordur kavalıyla. Birden karabaş köpeğin havlaması hızlanır. Derken canhıraş sesi duyulur köpeğin. Sonra da hepten susar. Çoban fırlar yerinden. Kavalını bırakıp silaha sarılır. Ama firsat kalmaz. Dokuz kişi birden sarar çevresini. Elini kolunu bağlayıp koyarlar bir kenara. Sürüyü dehleyip ***ürmek isterler. Ama bir tek koyun yerinden kıpırdamaz. Meleyip bağırmaya başlarlar. Çoban dayanamaz "Benim koyunlar alışıktır. Kavalımla onlara yol vermezsem şurdan şuraya gitmezler. Kollarımı çözerseniz kavalımla yola düşürürüm sürüyü" der. Elini çözerler. Kavalını verirler. Çoban başlar üflemeye. Başlar üflemeye ya bir yandan koyunları kımıl kımıl kımıldatır; öte yandan durumu Gülhanım'a bildirir. Şöyle der kavalıyla çoban:

Dokuz atlı geldi sürüyü bastı
Kıl bağı çok sıktı kolumu kesti
Kara köpeciğim kanları kustu
Sürünüz gidiyor ulaşın beyler.

Gülhanım fırlar yatağından birden. Kulak kabartır. Çobanın söylediklerini anlayıp babasına koşar. "Baba baba sürüyü uğrular bastı. Köpeği öldürüp çobanı bağladılar. Sürüyü önlerine katıp ***ürüyorlar. Acele önlerini çevirirseniz kurtarırsınız. Yoksa elinizi yuyun sürüden" der. Babası oğullarını atlarına bindirip vurur özengiyi. Şura senin bura benim derken kavalın sesini duyarlar. Yolun kuytu yerini seçip pusu kurarlar. Tam uğrular önlerinden geçerken üstlerine atlayıp ver ederler dayağı. Kimi sağa kimi sola kaçıp kaybolur uğruların. Sürüyü önlerine katıp obaya dönerler. "İyi hoş. Ama bu işin içinde bir bit yeniği var" der babası. "Nasıl oldu da uğruların sürüyü bastığını köpeği öldürdüğünü bildin." Gülhanım ilkin hık mık eder. Sonunda boynunu büküp "Çoban kavalıyla anlattı bana" der. "Kaval konuşur mu?" diye karşı çıkar babası. Gülhanım "Bizim çobanın kavalını ben anlarım" der. Babası işin içinde iş olduğunu sezinler. Çağırır çobanı yanına "Tez zamanda obayı terket. Sen kim oluyorsun ki benim kızıma göz koyuyorsun" diye küplere biner. Çobanın boynu eğik. Ne desin. Suspus olur. Çevreden olaya tanık olanlar durumu obanın yaşlılarına iletir. Yaşlılar bir araya gelip duruma el koyarlar. "Dur" derler Oba Beyi'ne. "Böyle kaldırıp atamızsın bu adamı. Bir fırsat verelim ona. Oba törelerine uygun olarak sorgulayalım". Üç kişilik bir oba meclisi kurarlar. Bu meclis ne derse o olacak. Çağırırlar Oba Beyi'ni de çobanı da. İlk çoban anlatır. "Göz gördü gönül sevdi" der. "Gönül ferman dinlemiyor ki" der. Şunu der bunu der. Sonunda "Gülhanım'ı gördüm vuruldum. O da bana vuruldu. Ben onu sevdim o da beni sevdi. Bugüne dek yüreklenip Tanrı buyruğuyla isteyemediysem suç benim değil kötü törelerin. Kusur ettiysem bağışlayın. Meclisiniz ne karar verirse boynum kıldan ince" der saygılar meclisi çekilir. Söz Oba Beyi'ne gelince; "Ben ki bu obanın beyiyim. Ağasıyım ünüm şanım yerinde. Gözüm nuru kızımı dengimde birine vermek isterim" der. Daha başka şeyler de der ya sonunda "Benim aklımın almadığı bir kaval meselesi var. Bu işin içindeki bit yeniği kafamı bozuyor. Nasıl oluyor da kavalıyla konuşabiliyor. Nasıl oluyor da kızım bunları anlıyor. Aklım almıyor. Bu danışıklı döğüş gibi geliyor bana. Beni rezil etmek için uydurdular bunu. Aslında hırsız da sürünün çalınması da bir oyundu gibi geliyor bana. Ama yüce meclisiniz ne karar verirse razıyım" deyip noktalar sözlerini. Meclistekiler verir kafa kafaya. Doluya koyarlar almaz; boşa koyarlar dolmaz. Sonunda şöyle bir karar verirler. Çoban koyunlarına üç gün üç gece tuz yalatacak. Sonra da suyu geçirecek. Suyu geçecek koyunlar ama bir tek damla su içmeden. Eğer üç gün üç gece yaladığı tuza rağmen koyunlar su içmeden çayı geçerse kızla evlenecek çoban. Yok koyunlardan bir tanesi bile su içerse çoban davayı kaybedecek. Obayı terkedecek. Çoban da Oba Beyi de karara "evet" demiş. Ve üç gün üç gece koyunlara tuz yalatmışlar. Üç gün sonunda ihtiyar meclisi Oba Beyi ve çoban gelmişler çayın kenarına. Bir yandan da koyun sürüsü koyverilmiş ağılından. Koyverilmiş ki aman aman. Yazın sıcağında güneş tepeden vurur. Üç gün üç gece de tuz yalamış ki koyunlar; yürekleri yanıyor. Bir damla suya hasret. Bir koşu yönelmişler çaya. Koyunlar çayırı bir yakasından gelir; çoban çayın öbür yakasında. Ve elinde kavalı çobanın. Elinde kavalı ki tüm umudu kavalında.

Bir de Karakoyun var sürünün içinde elinde doğmuş çobanın. Karakoyun yaman koyun. Leb demeden leblebiyi anlıyor. Kaval sesine de bir alışkın ki Karakoyun eh! Ne demek istediğini anlar çobanın. Ve de nerde duyarsa duysun tanır kendi çobanlarının kaval sesini. İşte suyu içirmemek için bir kavalına bir de Karakoyuna güveniyor çoban.

Ne zaman ki sürü yamaçtan görünmüş elindeki kavalı ufaktan ufaktan ağzına ***ürmüş çoban. Başlamış üflemeye. Çoban üflüyor kavalını ve sürüdeki her bir koyuna ayrı ayrı yalvarıyor. Ne dediğini neler söylediğini koyunlar bir bir anlıyor. Şöyle yalvarıyor çoban koyunlara:

Koyun seni yedi yıldır güderim
Sizi kor da nerelere giderim
Gülhanım'ı yedi yıldır severim
Bildin mi sevdiğimi Alakoyunum.

Ben sürümü yaydım yaydım getirdim
Keyfi yetti argacına yatırdım
Bacın sağdı ben südünü ***ürdüm
Ablanı seveyim Ağcakoyunum.

Ak taşlara tuzunuzu ekerim
Siz yedikçe melül melül bakarım
Ben aşkımla yüreğimi yakarım
Gördün mü sevdiğimi Karakoyunum.

Çoban bunları dillendiriyor kavalıyla ya koyunlar üç gündür tuz yalamış. Bir tek damla su içmeden tam üç gün üç gece tuz yalamış koyunlar. Yürekleri yanıyor. Bir de güneş var ki tepede; fırın gibi ortalık. Yürek yanığı bir yandan; güneş bir yandan. Çay da bir akıyor ki şırıl şırıl. Çoban yine Karakoyuna dil eder kavalını...

Karakoyun sana tuzlar yalattım
Yalattım da ciğerciğim doğrattım
İşte seni su başına ilettim
İçme koyun içme haydi dön geri

Sözümü tutmanın şimdi tam yeri.
Tanla gelir sarı çanın avazı
Kimi allar giymiş kimi kırmızı
Dönüp kılsam ben bir sabah namazı

İçme kayun içme haydi dön geri
Sözümü tutmanın şimdi tam yeri.
Eğilip içenler onup yetmesin
Yedip güden çoban gayri gütmesin

Yaydığı yerlerde otlar bitmesin
İçme koyun içme haydi dön geri
Sözümü tutmanın şimdi tam yeri.

Koyunlar iniyor tepeden ama ne iniş! Yürümüyor koşuyorlar; koşmuyor uçuyor koyunlar. Koyunların yüreği yanık. Çoban korkulu. Ver ediyor kavala. Bir bir adlarını sayıp döngeri etmek istiyor koyunları.

Hangi çoban size kaval çalacak
Taze çimen mor sümbüller solacak
Gülhanımın gönlü öksüz kalacak
Kanlım olma Akkoyunum dön geri.

Ak koyunum koyunların beyidir
Karakoyun yüreğimin yağıdır
Yaylası da Üçkapılı Dağıdır
Kanlım olma Alakoyun dön geri.

Sürü suya yaklaştıça yaklaşıyor. Girdiler girecekler. Karakoyun duruyor birden. Kulak veriyor kaval sesine. Biraz daha yalvarmalı biraz daha umutlu çalmaya başlıyor çoban. Kaval kavallıktan çıkmıştır artık. Kaval kaval değil doğa yaratığı bir dil olmuştur. Bir dil olmuştur ki koyunların anladığı lisandan konuşur. Ağlar. Yalvarır. Umutlanır. Velhasıl her bir duyguyu alır çobandan ***ürür Karakoyun'un kulağına koyar.

En çok Karakoyuna güvenmektedir çoban. En çok da Karakoyun'dan korkmaktadır. Neden derseniz. Karakoyun kinci koyun. Yaman koyun Karakoyun. Sürü kendi başına gidiyor Karakoyun kendi başına. Ayrılıyor sürüden bir koşu varıp suya ulaşıyor. Uzatıyor kafasını suya. Uzatıyor ki içti içecek suyu. Çoban daha içten daha yalvarmalı üflüyor kavalını.

Sürüden ayrılma Karakoyunum
Sulağa sarılma Karakoyunum
Gördünse darılma Karakoyunum
Kanlım olma Karakoyun dön geri.

Kuzunu taşıdım bahar çağında
Gezdirdim otlattım Çiçekdağı'nda
Kurutma gülümü gönül bağımda
Kanlım olma Karakoyun dön geri.

Karakoyun meler. Zıplayıp çıkar çayın kıyısına. Ve fırlayıverir birden sürünün önüne. Öyle bir yay çizer ki koyunların önünde hızları kesilir. Yavaşlar dururlar birden. Sonra Karakoyun önde sürü peşinde ağır ağır girerler suya. Girerler ki bir tek koyun kafasını uzatmaz suya. Karakoyun tırnak tırnak atar suyu. Boz bulanık olur suyun yüzü.

Güneş bir yandan üç gün üç gecelik tuz yalayış bir yandan. Susuzluk bir yandan. Dayanamaz koyunlar susuzluğa. Ama Karakoyun durur mu? Öyle çekip çevirir ki sürüyü bir teki bile suya uzatmaz kafasını. Vurur geçerler suyu. Çobanda bir heyecan bir telaş bir sevinç. Hepsi karışır birbirine.

Oba Beyi şaşkın. İhtiyar meclisi hafiften sevinçli. Karakoyun sürünün başında. Çoban bu kez yalvarmayı bıralap bir minnetle dillendirir ki kavalı; neler der neler demek ister onu kendisi bir de kavalını anlayanlar bilir.

Böyleyken böyle. Çoban kazanır davayı. Gülhanım'a kavuşur. Ancak Oba Beyi kızıyla çobanı evlendirmeden önce sorar: "Doğruluğunu yiğitliğini kanıtladın oğul. Ama anlamadığım bir şey var. Karakoyun neden diğer koyunlardan aynldı ilkin. Kinli kinli suya girdi. Sonra sana bakıp da suyu içmekten vazgeçti". Çoban yeniden sarılır kavala soruyu kavalıyla cevaplar.

Yıllar var ki koyunları güderim
Akşam gelir sabahları giderim
Koyun gibi aşkımı da güderim
Bağışla suçumu beylerin beyi.

Eridim su gibi ama akmadım
Ne çiçeğe ne çimene bakmadım
Geceleri ışık bile yakmadım
Bağışla suçumu beylerin beyi.

Gülhanım aşkında bana adaştı
Kapandı gözümüz gönlümüz taştı
Bir gündü dudağım biraz yaklaştı
Bağışla suçumu beylerin beyi.

Sel oldu çağlattı Karakoyunum
Yüreğim dağlattı Karakoyunum
Bunları anlattı Karakoyunum
Bağışla suçumu beylerin beyi

Der ve kavalı bir yana atıp eline sarılır Oba Beyi'nin. Oba Beyi de kucaklar çobanı. Gülhanım derseniz sevincinden uçuyor. Sonunda onlar da erer muradına.




Kaynak:
Yaşar Özürküt
Öyküleriyle Türküler -1
İstanbul-1999


Bkmlyz isimli Üye şimdilik offline konumundadır  





Hızlı Cevap

Doğrulama Sorusu
Mesajınız:
Yazı şeklini sil
Kalın
Eğik yazı
Altı çizik

Grafik ekle
Alıntı yap [QUOTE]
 
Alanı Küçült
Alanı Büyült

Seçenekler
Stil


Kara Koyun Türküsünün Hikayesi

Kara Koyun Türküsünün Hikayesi konusu, Türküler / Türkü Hikayeleri forumunda tartışılıyor.


Konu etiketleri: mor koyun türküsünün hikayesi, kara koyun hikayesi, mor koyun hikayesi, kara koyun türküsünün hikayesi, karakoyun hikayesi, karakoyun türküsünün hikayesi, mor koyun türküsü hikayesi, kayunun hikayeleri, kara koyunu suya indirme, kara basmanın hikayesi, kavallı türküler, morkoyun türküsünün hikayesi, kara koyun etli olur türküsünün hikayesi, mor koyun türküsünün yöresi, kara koyun hikayesi özeti,

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Misket Türküsünün Hikayesi Bkmlyz Türkü Hikayeleri 34 09-01-2017 11:36
Teyyareci Türküsünün Hikayesi Bkmlyz Türkü Hikayeleri 6 15-12-2016 05:11
Pos Pos Köprüsü Türküsünün Hikayesi Bkmlyz Türkü Hikayeleri 0 27-02-2009 11:00
Karadır Bu Bahtım Kara Türküsünün Hikayesi Bkmlyz Türkü Hikayeleri 0 27-02-2009 10:51
Sunam Türküsünün Hikayesi Bkmlyz Türkü Hikayeleri 0 26-02-2009 11:24

Üye olmadan soru sorabilirsiniz!

Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Saat şuan 02:09 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.
Web Stats